Ana içeriğe atla

Zeynep ve Uzaktan Fırat Üzerine İkili Anlatım

İşte size söylüyorum
Toprağın yorulacağını
Fıratın ordusuyla kah cenge vardığını (kâh uykuya
                                                                       varmıştır)
Zeynebin fakir göğsü cılız bacağı
Fırat cenge vardıkca kabarmış
Uykuya vardıkça kırılmıştır

- Zeynep çık kuyudan
- Ben çıkmam kuyudan

1

Kent kurmaya bir seher vakti
Dualar ederek seyirtiyor
Siyah yanaklı etleri barbar kabartılılar

Geliyorlar bulmaya insanları
Kan damarlarını bağlamaya kırnaplarla

Çün içlerini basıyor halklar
Yağma var içlerini basıyor halklar

Öykü böyle başlasın işte söylüyorum
Önce yeryüzünde yoktunuz - bir kadın ki
Rahminde boğmadı size annenizdir
Buluşunuz değildir anne - doğuranınızdır
( Anne boğmaz doğurur )
Nasıl ki doğdunuz ve buldunuz annenizdir..
... Ve nasıl geçti çocuğan süreleri
Erkeklik ve kadınlık gürlemeleri
Bir av gibi
Göğü mutlu bir nefes yapıp söyleyip
Muhabbetle ölürken
Yepyeni bir anne gerekli

En çalkantılı yönleriyle dünüm
Mağara hummasına tutulmuş
Gerçek mavi ırmağını
Durmayın düşünün

- Düşünün
  Dağların sivri döşlü bir ceylan
  Ormanın ve kara bahtlardan korkan
  (Vuruken korkulsun vurulanın bahtından)
  Bağırana öfkeli yürekler
  Şehre yürüme devleri toplayan
  (Dağlara gitmeli ağaçlara mağaralara ne zaman)
  Düşünün yaylaları ağız'ları dürüst çiçekleri
  Kırları hünerli hayvanları
  insanı hür yatırıp hür kaldıran buğday hakikatını
- Düşünün zekanın doluluğunu - bir emanet olduğunu
- Kullanın çocukluğunuzu
  Bombalığını
  Cepane damlarını
  Diri bedenlerdeki kadınlığı
  Erkekliğin altın çağını
  Ki ölüm bir doku konuğu
  Gibi durmadan geldikce ve göründükce

2

Dağda genç kadın
Güneşe gömleğini açtı
İncecik tüylü kabarcıklı tenini
Kalın bir dudak gezindi ve güneş

Kentte genç erkek
Geceye gömleğini açtı
İnce zehirli morarmış etini
Kalın bir akrep gezindi ve loşluk

Dağda Zeynep kadın
Kuluncunda çıkan kızıl çıban gibi benzeri
Doğurdu bir çocuk

Köylüler ırmağı sıvazlar
Dururlar ay - buğday korosunda
- Ay karınca ad konmaz oğlana
  Mehmet kente çağrılıp
  Afsunlanıp burgaçla kurcalandıkca
  Yüreğinde morarmış kan vurdukca
  Köy kararı ad konmaz oğlana
  Heyda heyda heheyda
Yaşamaklı başın nar gibi
Koy belini toprağa belin çatlasın
Sok gövdeni toprağa toprak çatlasın

Zeynep kadın genç kadın

Başı bir başka yönde
Durur kendi dilinde
- Mehmedim kekliğim
  Katbekat giysilerimdir üstümde
  Bir gün yağ kokarım bir gün bal
  Daya Mehmedim daya dertbükülen bileğini dizime
                                                    ev çeviren dizime
                                                  yıldız güden dizime
Değildir hecin yüzüne yüzüme
Anla yüreğim bir çarpıntı bellemiş
Anla ne demeye bellemiş
Yorgun sığırlar
Geceyi oldurup
Çekip getiren koyunlar
Evi çevirsin korkuları çoğaltsın
Sofraya karşı bir beygir sureti vursun da
Çocuklar sofrada bir çıra gibi yansın da
Anla şu dağla bu dağın yanında
Anla hayatta
Bir gelip gelmemene yaslanmış
Karnım bir dik bayırın
Bir dibinde bir doruğunda
- Bu oğlan senden olan oğlan
  Öteki oğlan senden olan oğlan
  Şu kız kendi kendine doğdu babasız
  Bir kez gel çocuk gözle sen
  Bu gece çocuk düzenleme gecesi
  Çocuklarla sofrada yanıp tutuşma gecesi
  Yemeği dökeni somunu hırsla kapanı
  Kardeşinin gözüne parmak atanı bağışlama gecesi

Susunca Zeynep
Dağdan kentten köyden kasabadan
Bir ışık bir sıcak bir karanlık
Bir çocuk yalvarışı bel burkulması
Bir erkek çaprazı adele kıvranışı
Bir zehir düşünce içine çabalasın
Cesur cesur eşyaya dökülürken kadınlık

Köpek evin damına süründükçe
İçeriye bir tüy ısısı uyku kaçıran sıcaklığı
Saldıkça ve Zeynep karnını avuçladıkça
Ve karnı değişip değişip
Bazen bir azık çıkını
Bir tiken çukuru
Bir bal kutusu titreşimleri saldıkça
Çocuk delirmiş gibi fırlar ananın sıcağından
Deşe deşe koşmak için dağdan kentin yollarına

Çocuk Kısık kaya dibinde çarpılır
Köpek çocukla haber salar köpek ırkına
- Durdurun gece hücumlarını
Artık aşk insan kalbine sığmıyor

Kentliler akrebi savuşturdular
Bağırıyorlar güneş - ışık korosunda
- Çocuk Mehmedin dinine bağlansın
Ay gördükçe öfkesi ağalansın
Aşka değdikçe gövdesi
Nar çiçeği gibi patlasın
Şerha şerha yarılsın
Kurtlarla ağız ağıza verip ağlasın
Sabahın çiğini tandır ateşinde dağlasın
Köye gelin geldikçe toprak duvarları baltalasın
Heheyda
Cazgır ve enli bedenler
Harman yerinde kütürdiye dursun
Kıvrılmış ürkek ve atılgan
Dağ gibi güneşe dursun
Terleyen ve soluyan bedenler arasında
( Damlarda seyre durmuş birbirine sokulan
Birbirine dirsek vuran köy kızlarına ait )
salkım salkım memeler

Dügündür sanıyorsun ey güvey
Bir gelin bulundu sana işaret edilenlerden oldun
Bugün bir cennet hüneri kazandın
Anan bacın kurban sana
Toprak damlardan bir kız aldın
Ona selalarla git
Onu besmeleyle değiştir

Düğün
ve işaret
Bir baş çemberiyle atılınca
kovalar birbirini genç kızlar
Her gece karınlarına bir düğüm çalan
ihtiyar kızlar kocamış oğlanlar
Ay koşar mızrak koşar
Söyleşir devrilir birbiri ardına
Er - kız korosu
- Er meydanından damdaki giysilerin içine
  Er kazanlarından hız kazanlarına
  İtişen bir şey oluyor
  Künde ve dönüyor toprak evler
  Durmadan çevriliyor damlar
  Birbiri üstünden ve içinden geçiyor
  Kız kadın ve çocuk yüzleri
  İkinci üçüncü ve beşinci künde
  Yani aynı anda sanki
  Beş künde birden
Ki Zeynep
- Kız çocuk Zeynebin kaderinde kaynasın
Ve kentten köye yalvarış
- Biz bir insan yaylımı
  Bir beşik hatası ekmek pazarlığı
  Bir tarih kurbanı bir bilim yanılması
  Köye inen aç kurtların
  Tenekelerle ürkütülen çakalların akranı
  Çöplerle delinen
  Ceninlirinden bizler onarıldık

- Kentte kaykılan köy bebeleri
  Büyüyüp de kenti bıçkın
  Bir yürek ve lapa beyinlerle
  Tüneklerde gece diplerinde
  El yüz yıkanan park çeşmelerinde
  Sabunsuz kör bıçakla sakal kazırlar
  Bütün bir ekmekle koca bir gün savarlar
  Köyden çıkınca kentte anlamsızdırlar
- Konuşup türkü söyleyip
  Pilli radyo peyda etmeleri
  Uzayıp rursun apartman kapılarına
  Gazete tokmaklarına
  Geceyi nakışlı yorganlarıyla
  Sabaha aktaran köy bebeleri
  Ey kalın ve kocamış bebeler
  Başlarında boncuklu takkeler
  Pazularında topraktan bekçilerle:
- Kız çocuk
  Durmasın ağlasın
  Bırak ağlasında durulsun
  Zeynep kadın ey kadın
  Yolun ayrı yolun ırak
  Bir memendez bir yılan başı
  Birinde bir güvercin yavrusu
- Nasıl ki duyulur yamacı
  Suyun şırıltısı
  Kız çocuk kapanır bakraçlarla toprağa

( Birin ikincisi
sal merhamet bulutlarını- kurut içimizdeki
öfke mayalanmalarını )

Görenler durdular kadınlık korosunda
- Zeynebin başı su çiçeği gibi döner
  Ay çiçeği gibi döner



3

Zeynep kadın dereden yükselen
Haber dolu bir söğüt ağacını
Dallı güllü basmalarıyla karşıladı
yol başında. Tarlaların ve otların
arasında. Yel vurdukca söğüdün
dalına ve yaprağına
Ve Zeynebin karnında bir tabak açılıp kapandıkca
Ve köy isli bebeleriyle tepelerin
ardından koptukça
ve çeşmelerden derelerden su yerine
bebeler ve köpekler aktıkca
Zeynep iki elini bastırır kalçalarına

- Ruhumzun kirlenmesi dolmadı mı
Gövdemizin kıvranması doymadı mı
Bir hınzır uyku bir şeklaban uyanıklık
Bir batında gecenin gündüzün kavranması
Bu nedir böyle gün mü günsüzlük mü
Hangisine kapıldık nerelere atıldık

-İşleyen demiri ve el tırpanlarını
Onlar ne etti nasıl hamle etti
Ruhum Kollarım Günahım sevabım
Ölçülerek tartılacağım

- Gecelerimi ağırlıyamaz oldum
  Yürüyorum
  Benimle adım atan bir şey var
  Ben fakir gövdeli yumuşak etli bir Zeynebim
  Bir köpeğin kanı yürüyor
  Benim kanım yürüyor
  Dişi köpeğin karnı bir anbar
  Benim karnım bir anbar
  Belim bedenimi besliyor arkadan destekliyor
  İşte iz bıraka bıraka yürüyorum toprağı
  Dağları bayırları
  Bir köpek miyim ki benimle
  Soluk alan bir şey var
  Hep köpeğimiz var yanımda
  Çocuklarla oynaşır durur
  Ey Mehmet nerdesin
  Bu köpek senin yerinde

- Yoksa bu köpek ben miyim
  Bu köpek mi benim yerimde

- Ruhum kirlenmeden soluyun beni
  Dinleyin içimle bir soluk verdiğimi
  Duyarsanız ben olurum
  Köpek kendi olur
  Bana göre değil köpeğin aşkı

- Bizi ışığıyla vuracak şimşek nerede
  Beni ben olarak ve köpeği kendi olarak
  Uyuyan ama dik duran heykele ne olacak kim sarsacak
  (- Uyuyan heykele ne oldu kim sarstı)
  / yer oynamış gibi kim sarstı /
  Kılıç çekiyorsunuz ve uzuyor
  Büyüyor ruhun görgüleri

- Sırtınızı köleniz sıvazladı
  Siyah v ebeyaz bilgileri sonsuz olan
  Bir dağı bir dağdan ayıran
  Yani bilen granit yataklarını
  Ruhun içinden dünyaya doğru keşfe yönelen
  Namaz vakitlerini aya ve boşluklara göre derleyen
  Kölenize buyurdunuz bizi
  Eğildik eteğini öptük
  tırnağını ve avuç içlerini öptük
  Efendim büyük efendim
Yüzünüzden var olan hurma dallarının önündeyiz
Yüzünüzden var olan hurma dallarının önündeyiz
Ayın bir muhabbet armağanı olduğu vaktin önündeyiz



4

- Toprağı hazırlayınız çocuklarınıza
  Ve çocuklarınızı ayar ediniz toprağa
  Evi dik
  Karnı tok
  Kanı sağlam tutup
  Göze savrulan toprağa

- Kadını hazırlayınız çocuklarınıza
  Erkeği hazır ediniz onlara
  Öyleki kadın
  Günü saati dolunca doğurunca
  Bin yılı birden doğursun

Sancısı bel ağrısı teri ve kanı
Zorlanan alnı şişen şakağı kadının
- Çocuğun yüceliğiyle avunsun

Gün gelecek
Mızrağın ucunda yeşil renk bir tülbent
Çemberli mermerin dibinde
Balık yiyen balık üreten iki tülbent eri
Balıklar ki harflerdirler
Ağrıyan başları sürtünüp kızışan derileriyle
Kızgın ve diklenen
Ürperen ve aklım geçiren güçleriyle
Yollara devlet resmi çiziliyor

Hayret ve varolma tıkandı
Hayret ve haya tıkandı
Hayret ve hayret ve hayret
İlk kez geriye dönmek gerekiyor

Dağları yokladınız mı dilsiz duranları
Bir de kulak kesilince
Dağ konuşur - Hayır konuşmaz mı

Sonsuza dek kalmaz Fırat bu mağarada
Tanrı elbet kanatlı halketmiştir toprağı da

Taşın kendisine mahsus bir sesi vardır
Nasıl ki kardeşim
Yelelerinden zor çekilen bir at gibi
Gözü en ilerde
Onurlu burnu kaya ve kılıcın çıkardığı kıvılcımlarla çevrili
Gövdesinde en ince sanat gelinleri
                      meseleli
                     endişeli
Koştukça hızlanan hızlandıkça hızlanan
En eski uygarlıklarda hak arayan
Gövdenin labirentlerinde
Cam gibi birden donan
Bütün bir gövde bir hayret
Bir şaşkınlık bir taaccüp gibi donan
Gelinleri ışığa uzayan bir at gibi
Aşk bir at gibi
Fetih bir at gibi
Minyatür bir taç gibi
Çağın ve içimizde balyoz gürültüleri

Cahit Zarifoğlu

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...