Ana içeriğe atla

Abbas Kiyarüstemi ile Sinema Dersleri

Size öğretecek hiçbir şeyim yok. Aslına bakarsanız, buna benzer toplantılarda üstlendiğim vazifeyi katiyen öğretmenlik olarak değerlendirmiyorum çünkü bu kelimeden hazzetmiyorum. Kendilerini genç yönetmenlerle konuşurken bulan bazı insanlar itaat edilmesi gereken belli başlı “kurallar"ın var olduğu hususunda diretirler. Ancak sinema belirli bir metodolojiye ya da fikirler dizisine bağlı değildir. Yönetmenlik, diğer pek çok şeyin öğretildiği yöntemle öğretilemez, bu yüzden bu haftanın tartışmasız öğretiler bütünü olarak ele alınmaması gerektiğini söylüyorum. Belli bir yaşa gelmiş olmama rağmen (burada bulunanların hepsinden yaşlıyım) asla tavsiyelerde bulunan ya da insanlara işlerini ne şekilde yapmaları gerektiğini söyleyen birisi olmadım. Vazifem, yalnızca fikir vermek ve pek çok yöntemin arasında olan ve bugüne kadar da gelişmeye devam eden kendi yöntemlerim hakkında konuşmak.

Daha önce bunun gibi pek çok atölye çalışması gerçekleştirdim ve her birinden bir şeyler öğrendim. Böyle günler, tecrübelerimi berraklaştırmamı sağlıyor çünkü bir adım geri atıp tıpkı bir acemi gibi düşünebiliyorum. Ne zaman uzun metrajlı bir film yapsam yapımcının gölgesi ve denetimi altında olurum. Birtakım sorumlulukları omzunuza yükleyen ve dolayısıyla bu arzu her daim içinizde kalsa da deneme yapma fırsatlarını kapatan profesyonel film prodüksiyonlarının pahalı yapıları altında yeni şeyler denemek kolay olmuyor. Ancak burada sizlerle sinema hakkındaki diri ve naif duygularımla yeniden yüz yüze gelme fırsatım var. Siz katılımcılara öğrenci diye hitap etmek istemiyorum, sizi dinlerken ve filmlerinizi izlerken kendi filmlerimi düşünüyorum. Elbette ben de eğitimlere bağışıklık kazanmış değilim. Birkaç sene önce Torino'da yönetmenlerle geçirdiğim zamanın ardından Tahran'a evime döndüm ve üzerinde çalışmakta olduğum filmin sonunu değiştirdim. 

Buradaki vazifem, her birinizin bireysel olarak gruba katacaklarından daha önemli değil. Burada birbirimizi yargılamak ya da beğenilerimizi diğerlerine zorla benimsetmek için bulunmuyoruz. Gayemiz, beraber izleyebileceğimiz filmler yapabilmeniz için sizi harekete geçirmek. Temennim ise bunun bir çeşit sohbet, bir diyalog olması yönünde. Hepimiz zincirin halkasıyız, birbirimizin çalışmaları hakkında fikirlerle doluyuz ve umarım birbirimize karşı empati besliyoruz. Burada mesele, rekabetçi ruhumuzla hareket etmek değil. 

Bir önceki atölye çalışmasının ilk günlerinde, böyle bir odaya girince herkes dışarıda çekimlerle meşgul olur da oda bomboş kalır arzusu içinde olduğumu fark ettim. Bu tür etkinliklerin en moral bozucu yanı katılımcıları işe koyulma konusunda ikna edememektir. İnsanların, onlardan beklediğim şeyin zor olduğunu söylemelerini duymak heves kırıcı. Tıpkı dizine tekme yemek gibi bir his. Yük ne kadar ağır olursa atalet de o kadar yoğun oluyor. Başarısızlık korkusu insanı durdurabiliyor bu yüzden de en az endişeleri olan ve harekete geçme konusunda en güçlü olanlar, katılımcılar arasındaki en deneyimsizler oluyor. Dışarı çıkıp işe koyulmayı daha kolay buluyorlar. Belki de bu hafta onlara öykünmeliyiz, deneyimli olanlar yeni başlayanları örnek almalı.

Gerçekleştirdiğim son atölye çalışmasında, otuz kişilik yer için binden fazla başvuru olmuştu ve atölyeye kabul edilmeyen kişilerin bazıları çalışmalara yine de gelmiş, kapıda bekleyerek dinliyorlardı bu yüzden de organizatörler bu kişileri içeri almaya karar verdi. İlk soruları soranlar bu gayri resmi katılımcılar oldu. Dışarı çıkan, film çeken ve çektiklerini herkesle paylaşmak için geri dönen de ilk onlar oldu. Bir kadın, hepimizin hoşuna giden bir kısa film çekmişti. Birileri ona geçmişteki deneyimlerini sordu. "Yolun karşısındaki sandviççide çalışıyorum," diye açıkladı kadın. Bu genç sandviççi, film çekmek için acele ederken görmüş geçirmiş yönetmenler koltuklarından kıpırdamadı bile. 

Burada geçirdiğimiz zamanın odağı, şimdiye kadar öğrendiğiniz bütün numaraları içine tıkıştıracağınız filmler yapmak olmamalı. Başyapıtlar şöyle dursun, tamamen aydınlanmış fikirler, titiz planlamalar gerektiren ve özgeçmişinize ekleyebileceğiniz işler beklemiyorum ben burada. Kusursuz film diye bir şey yoktur, bir öncekinden daha az hatalı olan film vardır. Bir fikir bulmak ve prodüksiyona başlamak en önemli mesele. Daha hızlı ve tam olarak canlanmanızı sağlayacaksa kendinize bir eş bulun veya bir grup oluşturun. Yardım istemeyecek kadar kibirli olmayın. Fikir kimden gelirse gelsin kabul edin. Herkesin, bireysel yeteneklerini ve kaynaklarını bir araya getirmesi genellikle daha verimlidir. Avlanan bir grup, yalnız bir savaşçıdan daha etkilidir. Hızlı olun. Günler, hayal ettiğinizden daha hızlı geçecek. Hızınızı arttırın ve hatalarınızdan ders alın. Elinizdekinden memnun değilseniz bir dakika bile üzülmenize değmez. Hemen onu bir kenara bırakıp baştan başlayın. Memnun kalmadığınız takdirde buruşturup atacağınız kâğıtlar misali filmlere ihtiyacımız var bizim. Küçük projeler, daha büyükleri için tetikte olmamızı sağlar. Kısa film geçici bir çözüm olabilir fakat en azından elimizin altındadır. 

Yalnızca benim değil, etrafınızdaki herkesin söylediklerini dinleyin. Yönetmenlikle ilgili sorunlarınızın bazılarına hep beraber çözüm bulabiliriz. Hiçbir şey tamir edilemeyecek durumda olamaz. Ancak çoğunlukla sorularınızı kendinizin yanıtlayabileceğini zannediyorum. Sorumluluğu üzerimden atmayı katiyen düşünmem fakat sahip olduğumuz dijital kameralar sayesinde yaratıcılığınızı kendi zamanınızda kendi yöntemlerinizle araştırma ve keşfetme fırsatına sahipsiniz. Beraber geçireceğimiz günlerde, öğreteceklerim talep edileni içinizde aramanız hususunda sizi teşvik edeceğim kadar çok olmayacak. 

Ben sinema konusunda resmi bir eğitim almadım, bunun kendine göre birtakım artıları da mevcut eksileri de. Yönetmen olarak çalışmaya başladığım zaman bu mesleğin nasıl işlediğinden bihaberdim, bu da beni korkusuz kılıyordu. Korkulacak şeyin ne olduğunu bilmiyordum. Sinema bölümlerinden mezun olanlar, bu sektörde resmi bir eğitim almış olduğunuz için çok da gururlanmayın. Okul, hiçbir zaman bilgi edinilecek yegâne yer olmamıştır. Birilerinin rehberliği işe yarar ancak bir kitabı okumanızı veya bir film yapmanızı söyleyecek birilerine ihtiyacınız olmamalı. Öğrenmeyi ya istersiniz ya da istemezsiniz. Pek çok insan, dört haftada sindirilip anlaşılabilecek şeyler için dört senelerini heba ediyor. 

Bence en iyi sinema eğitimi, kendi ihtiyaçlarınız ve güdüleriniz doğrultusunda kendi kendinize oluşturduğunuz eğitimdir. Kendinizi izleyerek, gözlerinizi terbiye ederek, tekrar yaparak, dışarı çıkıp film çekerek eğitin. Yavan bir film çekmek zor değil ancak saygın projeler daha karmaşık olur ve genellikle sinema okullarının kaynaklarından çok da yararlanmaz. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın üzerinizden silkip atamayacağınız yükümlülüklerin sonucu olur bu projeler. Sarsılmaz hayallerin ürünüdürler. 

Hikâye dinlemeye bayılırım, umarım ilerleyen günlerde daha az konuşacağım. Sabırsızlanan bir kalabalığa bir hikâye anlatabilme yetisi kadar canlandırıcı çok az yetenek vardır. Bu hikâye her şey hakkında olabilir. Geçen gece yaptığınız âlem, bu sabah yaptığınız sakin kahvaltı, eşinizle aranızda geçen tartışma, işyerindeki bir hadise. Anlatıcı, yönetmen olarak bu gibi olayların bir değeri olmadığını düşünebilirsiniz ama hep birlikte ilk bakışta alelade görünen bir şeyde farklı bir değer bulabiliriz. İyi filmler, en basit ve en küçük anlardan doğar. Yaşamın günlük sıradanlıklarına zinde gözlerle bakın ve aslında bunların ne kadar büyüleyici olduğunu görün. Yönetmen olarak işimiz gözlemlemek, anımsamak ve ekranda tasvir etmek. Ne kadar çok gözlemlerseniz dünyaya o kadar yoğun tanıklık edersiniz ve işiniz de o kadar iyi olur. Eğer içinizde patlamaya hazır hikâyeleriniz varsa bu firsatı değerlendirin ve hikâyelerinizi diğerlerine de anlatın. 

İlerleyen günlerde yapacağınız filmlerin temeli muhtemelen hâlihazırda aklınızdadır: Karakterler, manzara ve senaryo. Benim vazifem, buradaki herkesin vazifesi, bu gibi şeyleri dışarıya çıkarmak. Bazen bir diyaloğun bir bölümü veya aklımdaki bir görüntü bütün esere serpilmiş olabiliyor. Bütün filmlerimin başlangıç noktası, bana anlatılan ya da bizzat şahit olduğum ve bunlardan yaratıcı bir iş çıkarana kadar içimde tuttuğum bir andır. Kafam, henüz boşaltmaya zaman bulamadığım hikâyelerle dolu. Eninde sonunda, içlerinden biri uzaklardan yankılanır ve bazen de alışılmadık şekilde önem arz eder ve belki de filmin kaynağı hâline gelir. 

Yıllardır çalışmakta olduğum Tahran'daki okul için katılımcıları seçerken sinema hakkında ne bildiklerini ya da hayatlarında hiç film yapıp yapmadıklarını sormadım. Bana bir hikâye anlatmalarını istedim. İnsanların ortaya koydukları fikirler ve hikâyelerini anlatma becerileri -dramatik bir etki adına ne zaman durmaları gerektiğini bilmeleri, yeni karakterleri nasıl tanıtacakları, üzerinde durmamaları gerekenleri, öykülerini ne zaman sonlandırmaları gerektiği gibi- bu kişilerin işinin ehli birer yönetmen olup olamayacaklarını anlamanın en iyi yoludur. Anlatıcıyla dinleyicinin arasındaki ilişkiyi anlamak elzemdir. Rumi'nin şiirlerinden birinde, bir kişinin hitabet gücü, hevesi ve gayretinin olup olmadığının dinleyicisi tarafından ortaya çıkarıldığı söylenmektedir. Beni Aslı Gibidir isimli filmi yapmaya iten şey, Juliette Binoche'nin kendisine anlattığım hikâyeye verdiği cevabın yoğunluğu ve coşkusu, gözlerindeki tepki, başının o doğal hareketiydi. Bu hikâyeyi filme dönüştürmek gibi bir niyetim yoktu ve eminim bir başkasına anlatmış olsaydım Aslı Gibidir filmini asla çekemezdim. Bu yüzden, bize fikirlerinizi anlatmaya başlayın ve bekleyin bakalım nasıl cevaplar vereceğiz. Tepkilerimiz, hikâyelerinizin ne denli inandırıcı olduğunu size gösterecektir. 

Tartıştıklarımız ve söylediklerim doğru ya da yanlış değil. Bu, tıpkı bir psikiyatriste gitmek gibi. Konuşuyoruz, fikirlerimizi birbirimize anlatıyoruz. Kendi fikirlerimi size dayatmak için bulunmuyorum burada. Benim fikirlerim filmlerimden başka bir şey değil. Yapabileceğim en faydalı şey, duygularımı açığa çıkarmak ve kendi yöntemlerimi sizlere anlatmak ki bu da sizin işinize yaramayabilir en nihayetinde. Sizden istediğim, kendi sonuçlarınıza varmanız, kendi değerlendirmelerinizi yapmanız ve bir şeyleri başarmanın tek bir yolu olmadığını deneyimlemeniz. Burada hep beraberiz, bu da bu hafta yaşayacağınız sevinçlerin ve talihsizliklerin herkes tarafindan paylaşılacağı anlamına geliyor. Dünyanın dört bir yanından gelip tek bir dille birbirine bağlanmış yoldaşlarız biz. Filmler, bizi sıra dışı bir şekilde birbirimize bağlıyor ve ilerleyen günlerde ortak bir deneyim edinmemizi sağlayacak. Benliğinizi ortaya koyun. Kendinizi ifade edin. Köşelerde oturup kalmayın. Konuşan ilk siz olun. Siz ve fikirleriniz kıymetlisiniz. Bense yalnızca her şeyi birbirine bağlayan metal zincirim. 

Bu gibi atölye çalışmalarının başında genellikle katılımcılardan ne tür filmler beklediğim sorulur. Verebileceğim en faydalı cevap, hem izleme hem de çekme meylimin olduğu film türlerini tanımlamak olacaktır. Beni duygulandıran ve ilgimi çeken her bir hikâyede böyle bir hakikat söz konusudur. Kendi adıma, olayları samimi ve inanılır bir şekilde tasvir eden filmler vardır ve bu filmlerde geri kalan her şey tamamdır. Yalanları tıpkı gerçek hayatta sevmediğim gibi sanatta da sevmiyorum? Filmin 70 mm ile veya bir video kamera ile çekilmiş olması ya da hikâyenin hoyrat hayallerin ürünü olması veya gerçek olayları baştan sona titizlikle temsil etmesi önemli değil. Önemli olan, seyircinin buna inanması. 

Sinema dolandırıcılıktan başka bir şey değildir. Sinema, hakikati asla olduğu gibi vermez. Kelimeden anladığım kadarıyla belgesel, şahit olduğu olaylara hiç müdahale etmeyen kişiler tarafından çekilen bir film türüdür. Belgesel çeken kişi yalnızca kaydeder. Gerçek bir belgesel, koskoca bir filmin dayandırılacağı temel için hakikatin yeterli olmamasından dolayı var olmuş değildir. Film yapımcılığı her daim yeniden yaratımı içerir. Her bir hikâye, hikâyeyi yaratan kişinin izlerini taşıdığından birtakım yalanlar içerir. Bakış açısını yansıtır. Durağan beş saniyelik bir çekim için dar açılı objektif kullanmaktansa hareketli yirmi saniyelik bir çekim için geniş açılı objektif kullanmak sinemacının önyargılarını ortaya koyar. Renkli mi siyah beyaz mı? Sesli mi sessiz mi? Tüm bu kararlar, yönetmenin betimleme sürecine müdahale etmesini gerektirir. 

Bir film, alelade bir hakikatten son derece gerçek dışı bir durum yaratabilir ancak yine de hakikate bağlı kalabilir. Bu, sanatın özüdür. Bir animasyon asla gerçek olmasa da samimi olabilir. İkna edici durumlardaki inandırıcı karakterlerle dolu olan egzotik bir bilim kurguyu iki dakikalığına izlediğimizde tamamen hayal ürünü olduğunu unutabiliriz. Bir dakika önce sahnede ölmüş olan ancak bir dakika sonra karşımızda dimdik durup reverans yaparak alkış alan tiyatro oyuncusuna inanırız. 

Bir filmi beğenip beğenmediğimi söyleyebiliyorum ancak daha derinlere inip sebeplerimi açıklamak kolay olmuyor benim için. 

*

Film yapmadığınız günlerde yönetmen değilsiniz. 

*

Yarısını izlediğim filmlerin muğlaklığını seviyorum. Belirsizlikleri seviyorum. Seyircinin normalden daha fazla çaba göstermesini, gelip geçici karmaşanın tadını çıkarmasını, böylece kendilerini ifade edebilmelerini isteyen bir yönetmenim; bu yüzden de izleyicilerimin bir kısmını kaybediyorum. Benim için film, insanları görmeye ve sorular sormaya, sinemayı yalnızca bir eğlence aracı olmak dışında bir işlevle değerlendirme zahmetini göstermeye ikna etmekle ilgilidir.

Abbas Kiyarüstemi
Sinema Dersleri
Redingot Kitap

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...