Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Biri söyletir biri susturur

Ferâgât eyleyip ey Hayretî bu şi'r ü inşâdan Bugün âlemde bî-nâm u nişân olmak diler gönlüm Hayretî Şeyhî bu defteri oda yak var sükût kıl Usanmadın mı şi'r-ü gazelden ne fâide Şeyhî Firkât demidir ko şi'ri, Ahmed Mahşer gününe terâne sığmaz Ahmed Paşa Bin safsata bir mısraı bercesteye değmez İndimde esatir-i Felâtun hezeyandır. Şair o hümadır ki iki âleme pinhan Bir cevvi Mükaddesde hafiyyuttayyarandır. Amma ki bu tarif olunan şairi mahir Nadir bulunur cevheri nayabı zamandır. Yenişehirli Avnî Dedi ki "vasf-ı cemalimde aciz oldu ukûl' Anunçün Ahmed eder fenn-i şi'rden tevbe Ahmed Paşa Ey dil ile söylenen söz Ben ne vakit senden kurtulacağım da Mârifet güneşinin nuru ile gerçek Padişah'ı bulacağım, Dilden de, kıt'adan da, şiirimden de bıktım artık Mevlânâ

Şiir

Sarışın buğdayı rüyalarımızın, Seni bağrımızda eker, biçeriz, Acılar kardeşin, teselli kızın, Zengin parıltınla dolar gecemiz. Sükûtun bahçesi tılsım ve pınar Yıldızdan cümlesi karanlıkların; İklimler dışında ezelî bahar, Mevsimler içinde tükenmez yarın. İçimizde sonsuz çalkanan deniz, Gülümseyen yüzü kaderin bize, Yıldızların altın bahçesindeyiz, Ebediyetinle geldik diz dize. Ahmet Hamdi Tanpınar

Her Şey Şiirdir

Her şey şiirdir, uğultusu rüzgarın Bir ırmağa usulcacık yağan kar Her gece okunan bir dua çocuklukta Gökyüzünde bölük bölük turnalar Her şey şiirdir, sevinç ve kader Dünyada olmak duygusu... Kıyıda, ıssız kayalarda Kendi başına ışıldayan su Her şey şiirdir, şimdi, şu anda Ak kağıt üstünde dolanan elim Karşıki avluda salınan söğüt Yandaki odada uyuyan bebeğim Her şey şiirdir, çağrısı aşkın Bahar toprağından yükselen tütsü Umut ve acı, başlayan ve biten, Yağmurun ve akıp giden hayatın türküsü Her şey şiirdir ve bir gün belki İlk aşkım, ilk göz ağrım şiir Koynunda ona yazdığım mektuplar Bir yerlerden çıkıp gelecektir... Ataol Behramoğlu

Bir Gün

                                 (Ölüm İlişkileri'nde yaşayanlara...) Bir gün, tıpkı karşılaştığımız gece benim olduğun yaşta, bana dönmek isteyeceksin; yüzünde solmuş kaç sabahın birikintileriyle, yorgun olmaktan çok, aşınmış; yüzüme kapattığın onca kapıyı artık omuzlayamadan, seslenmek isteyeceksin. Zamana diş bileyeceksin o gün, belki ilk kez; bir zamanlar dokunulmazlığına inandığın için, yanlış çıkarttığın bütün günahların ağırlığıyla. Hep izlerinin sürdüğün yüz ve ten çizgileriyle insanlara yaş biçtiğin günleri anımsayacaksın, hani titreyen parmaklardaki sıcaklığı hiç duyamadığın. Bir gün, tıpkı karşılaştığımız gecede olduğu gibi, dirseklerimizin birbirine değmesini isteyeceksin, onca çizgi peşinde koşmanın günahını artık en bulanık aynalara bile çıkartamayarak. Yaşamından gelip geçmiş olanları sayacaksın; hep bir iki geceliğine, bedeninde otel gibi kalmış olanları, en kı...

Bizsiz Odalar

Belki çoğumuzun yaşamında arkamızdan çok acele toplanmış  ve izlerimizin çabuk yok edildiği  odaların burukluğu vardır. Ahmet Cemal

Vesvese

Sen var ya, nedense beni hep  senden sormalarından  korkarsın. Ahmet Cemal

bu uçurumlar/ bu kan/ bu sancı

erken doğum sancısı dilimdeki acı ruhum karmakarışık düşüyor uçurumlara ellerimde sanığı kaçak yangınlar gözlerimden akan kan karışıyor sulara geçmişini biliyorum tüm ağıtların bu acı/ bu yangın bana kendimden miras ve sürgünüyüm birbirinin ikizi günlerin ve gömütlüğü adresini şaşırmış ölümlerin bugünün çocuklarının yaşayacakları pişmanlıkları taşıyorum içimde bu uçurumlar/ bu kan/ bu sancı ve yarından yansıyan ağıtlar gözlerimde tüm bombalar beynimde patlıyor ölen her çocuk/ gözü yaşlı sevgililer kurşun olup yüreğime saplanıyor erken doğum sancısı dilimdeki acı bilincim/ coğrafyam/ canım sarsılıyor Salim Çalık

Elimden Gelen Bu

Elimden gelen bu ben iki kişiyim Çoğalmak neyse ne azalmak zor Birisi seni her an bırakıp gittiğim Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim Gözlerine kirli bir bulut getirdim Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor Elimden gelen bu ben iki kişiyim Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o Bir yerin üşüse onun sıcaklığı Öbürü en içten çağrını işitmiyor Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o Bakışları kıyısız deniz uzaklığı Elimden gelen bu ben iki kişiyim İkisi birden çıkmaya uğraşıyor Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim Birisi yeni baştan serüvene başlamış Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor Çoğalmak neyse ne azalmak zor Attila İlhan

Cila Kül ve Kefen

I nerde bir boş tarla bulsalar koşup oraya mabetler dikmek için yine de makbuzlar bastırılır pullar satın alınır bu cüzdanlar biletler kimlik kartları nasıl da sağlam onaylatılmış olur nasıl da hıfzedilir koyunlarda uçmuştur avuçlardan bir kez ah, nerde kaldı bütün bu çıbanları iyileştiren ecza nerde kaldı şimdi dünyanın derin, yaralı bir azası gibi kendini eyyuba benzetmek için sahte sabır taşlarına çarpanlar başlarını II Allahım dayanılmaz birşey görüyorum herbiri bir köşesinde kentin bizimkiler piyango satıcıları. namazı üniformalı kasketleriyle kılıyorlar yahut simsiyah sakallı seyyarcılar olarak başları derde girince belediyeyle koşuyor doluşuyorlar cami kıyılarına ince çubukların ucunda oyuncak bayraklar gibi diyanetleri daha gözleri açılmamış bebelere renkli şekerler satıyorlar. kafam kamaşıyor birçok şeyden bu gelen aydınlık değil sanki cilâ bazı cumalar ondan parlıyor ondandır öğretmiyor ürpertiyo...

Yugoslav

Göğsünde mektuplarımı saklayan sevgilimi bilmediniz siz Bilmediniz ne zaman ona baksam elimi kestiğimi Hep benim kanım döküldü, belli olmadan nerede yaşlandığım Boşuna mı bitlendim.. hazmetmek zordur sevdiğinin koynundaki heykeli Ölmese devletin fark etmeyeceği adamların kaderidir kan davası Batı kurtuluştur, terlemeden hayali kurulan bıyık, müstear isimler Ve tedirgindirler sağlık ocağında sıra beklerken bile Kentlerde yarım yamalak insan; köylerde kaçak, köylerde kahraman Büyük günahları var çocukların, uçaklar Allah’tan daha kocaman Bir galip ararlar yarıştırıp atlarla örümcekleri Habersizdirler henüz suikasttan, güneş tutulmasından ve trafolardan Anlamazlar elindeki çiçeği suya hınçla atan kızların öfkesini Bir intihara yakışır haritada bulamayınca ülkesini Yugoslav Çaylaktır, titrer sesi sığındığı ülkede andımızı okurken Kendisinden çok tanınan bülbülün sesiyle helalleşip Giderken küfürleri ezberler hapishane gibi, Belgrad gibi Bülent Parlak