Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yangın

Dışarı çıkıyorsanız dikkat! çiçeklerle karşılaşmayın Ya da koklamayın onları, iyisi mi yüzünüzü örtün şapkanızla Ya da düşünmeyin hiç, ben bakın öyle yapıyorum Neden diyeceksiniz, insandaki sevgiliyi eskitiyor bu çiçekler Güneşe benzetiyorlar adamı, masaya vurmuş koyun bulutlarına Pek tuhaf! ben de sahanda yumurtayı kıskanırım Beni seviyorsanız dikkat! köşe başındaki camcıya sorun O ne derse doğrudur, dalga geçmeyin adamla Üstelik beni sevmek haşlanmış pirinçleri beyazlatır Günaydın! Sabahlarınız gibidir beni sevmek, horuzun renkleri gibidir Beni sevdiniz mi yangındır artık parmaklarınız Sizi görmüyor muyum dikkat! trenlere çikolata yediriyorum Bunu her zaman yapıyorum, akılla oynamak yani Öyle trenler var ki insanı şımartıyor Çıkıp kuruluyorum pencere yanına gel keyfim gel Gidip duruyorum böylece, adımı bileceksiniz çok ülkeli adam Üstelik daha kalkma saati gelmeden trenlerin. Sokağa dökülüyorsam dikkat! bu da doğrudur oldukça Bir kanunu vardır belki, ya su içmişimd...

Aşk

Aşk, sanırım insanın en kolay olduğunu sandığı en çetrefil yaşantılarından birisi. Gündelik hayatın en kolay yaraladığı bir duygu. Her zaman biricik olduğundan, hiçbir deneyimin 'ustalık' kazandıramadığı bir güzel acemilik. Başlarken de biterken de acı verir. İnsana insan olduğunu duyumsatan en büyük imkândır. Zaaflarımızı büyüten bir erdemdir. Güçsüz düşürür bu yüzden. Kendisine özgürlük isterken, sevdiğinin üstüne kapanan bir paradokstur. Her şeyin ayak üstü yaşandığı bir dünyada, bu karmaşık duygu da ne yazık ki payını almış ve ikinci cümleden sonra yüke dönüşmüştür. İnsanı hoyrat kılan bir sonuçtur bu. Hemen her ilişkimize yansıyan bir sığlığa, bir saygısızlığa götürür bizi... Aragon diyor ya, 'Aşk, bize güç veren tek özgürlük yitimidir.' İlk gençliğin telaşı geçti. Elli altı yaşımdayım. Aşksız hiçbir iyiliğin, inceliğin ve verimin olamayacağını, belki biraz pahalı, öğrendim. Ne şiir, ne bilim, ne kavga... Nefret bile aşktan doğar. Büyük heyecanların ve yaratıların ...

vâveylâm

kekre bir kapının önündeyim işte böyle çok zaman âh! üvey heveslerin peşinde muhâcir derin yamaçlarda seferi bir halkın öksüzüyüm çıbanlarıma ilişecek gücü bulmak için yol boyunca izler bıraktım çarpık çentikler attım sağ kalan yanlarıma toprakta bir kaç damla erken kan.. yine de kimseye anlatmadım, ilksiniz: düğümüm karardı da her seferinde mecbur kaldım öldürdüğümü sevmeye kekre bir kapının önündeyim işte böyle çok yaz elbet ben de başka aşkların kılıç artığıyım ve ilk gecesinde yarılmış bir kuşatma gibiyim hâlâ.. belki çok erkendi gözlerimi dikip konuşmak için ama beklenir de neden yanıt alınmaz uçurumlardan neden iltimâs geçilir boynun en önce kırılacak yerlerine anlamayacak kadar şaşkındım.. yine de kimseye anlatmadım, ilksiniz: çekilmiş denizler, kapanmış defterlerle geçti de çok yaz bulunamadı safirden el değmedik yerlerim kekre bir kapının önündeyim işte böyle çok gün uzun kandil gecelerinde ağarırken saçlarım işte böyle çok defa bir sürek avının ortasın...

Uğultu

O uğultu işittiğin-benim bekleyişim ve senin gelişin. Benim bekleyişim: Yapışkan nemin birikişi- cırcırböcekleri komşu sesleri-bir durgunluk,ölgün, gelmiş:beni boğacak çullanarak. Senin gelişin: Yapışkan nemin yitişi- cırcırböcekleri komşu sesleri kesilecek- bir esinti,serin, gelecek: bana dokunacak ışıldayarak. Bu uğultu işittiğin-senin gelişin ve benim bekleyişim. Oruç Aruoba

436

Nedense bir anda aklıma gelen ve yazmadığım için daha sonra hatırlayamadığım dizelerin, yazdıklarımdan çok daha iyi olduklarını düşündüm her zaman. Ve bu pişmanlık benzeri ruh hali canımı çok sıktı. Ne olduklarını bile hatırlamıyorum, ne anlattıklarını bile bilmiyorum ama iyi olduklarından emin olabiliyorum ve yaslarını tutabiliyorum. Üstelik bu davranışın iyi veya kötü olduğuna dair hiçbir karara da varamıyorum. Bir ara baktım böyle olmuyor, ışığı söndürmüş ve geceyi kapatmışken bile yatakta aklıma aniden geliveren dizeleri hiç üşenmeden yataktan fırlayıp deli gibi yazmaya koyuldum artık. Ama birkaç dize sonra devamı gelmiyordu onların da. Tıkanıyordum ve bezginlikle yatağıma dönüyordum. Çok rezil bir duyguydu. Artık gelenleri umursamayıp uyumaya çalışıyordum. Belki de hiç olmamaları gerekiyordu ve ben bunu anlayamıyordum. -Bir şeyler değişmiş sanırım. -Hiçbir şey eskisi gibi değil. -… Ne zaman bir giden olsa, o en iyisi oluyor hep. Onu iyi yapan gitmiş olması sanırım. Ben d...

D e n i z d e

Aldanma orada yağmur bekliyor seni: şimşek, yıldırım, fırtına soğuk. Burada ılık güneş, dingin deniz, serin rüzgar aldatmasın seni: Tufan bekliyor orada seni. Aldatma kendini: olmayacak Nuh'un gemisi kurtaracak seni - uçacak güvercini getirecek yaprağı olmayacak. Sular akacak çağlayacak, kabaracak dolduracak her yerini sürükleyip götürecek seni Aldanma orada yıkım bekliyor seni gürültü, çöküntü, göçük deprem. Burada sakin ses, sıcak taş, sağlam duvar aldatmasın seni: Ölüm bekliyor orada seni. Aldatma kendini: olmayacak İbrahim'in koçu kurtaracak seni - indirtecek bıçağını sağaltacak yüreğini olmayacak. Acılar akacak çağlayacak, kabaracak dolduracak her yerini sürükleyip götürecek seni Aldanma aldatma kendini aldatmasın seni burada boşluk - yokluk bekliyor orada seni. Oruç Aruoba

Bağrı yanık bir mermi*

                            *Tüm adam olamayanlara… Yine bir gün böyle yaşıyoruz, ya da sanıyoruz yaşadığımızı Neyi tutsam elimde kalıyor Ellerin hariç Ne çok benziyoruz birbirimize, hiçbir şeyimiz yok Hepimizin de Bundan büyük trajedi aramam, bundan büyük farkı Bir refüjün ortasında kalmış türbe Ve çocuk parkı Neresinden tutarsan tut Sabır dediler oysa çıdam da olurdu Nazari ilimlerin nazarı vurdu Çocuklar birdenbire apansız öldü Aşk stoklayanlar vardı, kıtlık günlerine Bize yalnız bir fesleğenin kokusu kaldı Cümlemizden sokaklar razı İçimde aşıklar atışıyor bazı Eğer beni öpseydin, ben her şeyi göze almıştım; -Buna Fransız olmak da dahil- Bilmedim her ne olduysa kendimden Bilmedim ceremesi nedir yaşamanın Zorla öğrettiler, Her şey yalan… Yortular, gülüşler Nihayetinde, Bir ölüm bu yolculuğu anlamlı kılan… Elbet bir Hızır kolay yetişmiyor En ağır ceza muhabbet Ne ki bunca olanlar, o...

Kırık Ayn'a

Her güne yaşayarak uyanınca Şu ur yok mu kafamda şu ur Senden ordular dört bir yanda Mızrakların ucuna takılmış ayetler gibi Gözlerin Daim hücum halinde, hep sefer Duvardan sökülmüş şiirin bıraktığı iz Susacakların boyunu aştığı vakit Git lakin önce şuraya bir vav çiz Tırnaklarımın içi kan dolu Konuşmak için çok geç vakit Bana bu ölümü lütfeder misin? Ki bana cana kastedecek yar gerek Öfkem:1 ben: 0 Ki bu mısra da bir çok sitemi içinde barındırır Hayal kurduramam sana ve yoktur elimde bir ilaç kırık olanlara Ama istersen sana yeniden hayaller kurmayı öğretebilirim Tatmadığım acılar vitrinlerde boy gösterirken Yaşadıklarım elbet yaşayacaklarımın teminatıdır Şiir yürekten söküldü mü Sakallarım var ve bu beni ölüme daha çok yakıştırır Zaten şu günlerde boş bir sokak bulabilmek de çok zor Bize bu ateşin ilhamını belki bir kıvılcım verir Her ses hançereyi kanırttıkça Müzik defterlerine yeni bir nota eklenir Tüm şiirleri sökeceğim duvarlardan, Kalbimden ve kağıtlar...

Yağmur Mûsıkîsi

Ötelerin gülücükleri gibi damlalar, Dolaşır, ayrı düştüğü deryaları arar. Ses verir ud telleri gibi ince ince, Yerin solukları duyulur yağmur deyince.. Bir şiiri meşk ediyor gibi fasıl fasıl, Süzülür beyaz kelebekler gibi muttasıl... Hep bir mûsikî ritmiyle kulaklarda çağlar, Sanırsın gökler coşmuş da çemenlere ağlar. Her damla veda eder semavî hayatına Ve döner ummanlarla coşan kâinatına. Toz-toprak lâl kesilir ve durup onu dinler; Sarı, yeşil, pembe çiçekleriyle bahçeler, Yağmur mûsıkîsiyle dirilir birer birer, Her damlayla yere sanki bir melek gibi iner.. Gözlere gelip çarpan nakış nakış damlalar, Bu sihirli armonide tüllenir verâlar. Gökler güler ve tebessümler yağar her yana, Duyar bu semavî şiiri herkes kana kana.. Ve yükselir bazen dağlar cesametinde buhar, Yerde yeşili, maviyi, turuncuyu arar.. Her zaman hususî bir lezzetle iner yağmur, Cennet kokularıyla duyulur buhur buhur. Siner her yana ruhları saran bin râyiha, Toprak hayatla tüter, çiçekl...

Yağmur

Küçük, muttarid, muhteriz darbeler Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz Olur dem-be-dem nevha-ger, nağme-sâz Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz Küçük, muttarid, muhteriz darbeler!.. Sokaklarda seylâbeler ağlaşır, Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır. Bulutlar karardıkça, zerrâta bir Ağır, muhtazır dalgalanmak gelir; Bürür bir soğuk gölge etrâfı hep, Nümâyân olur gündüzün nısf-ı şeb. Söner şimdi, manzûr olurken demin Heyûlâsı karşımda bir âlemin Açılmaz ne bir yüz, ne bir pencere, Bakıldıkça vahşet çöker yerlere. Geçer boş sokaktan, hayâlet gibi Şitâbân ü pûşîde-ser bir sabî. O dem leyl-i yâdımda, solgun, tebâh; Sürür bir kadın bir ridâ-yı siyâh. Saçaklarda kuşlar -hazindir bu pek!- Susarlar. Uzaktan ulur bir köpek. Öter gûş-i rûhumda boş bir enîn, Boğuk bir tezâd-ı sükûn u tanîn: Küçük, pür-heves, gevherîn katreler Sokaklarda, damlarda pür-ihtizâz Olur muttasıl nevha-ger, nağme-sâz... Sokaklarda, damlarda pür-ihtizâz Küçük, pür-heves, gevherîn katreler… ...