Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Terennüm

Saklayıp kalb-i mükedderde seni Anarım âh ile her yerde seni! Bulurum neşve-yi sâgarda seni. Anarım âh ile her yerde seni! Bülbülü ağlamadan gûş edemem.. Zâr olan gönlümü hâmûş edemem.. Seni bir lâhza ferâmûş edemem.. Anarım âh ile her yerde seni! Her çiçekten alırım nükhetini.. Her fidanda görürüm hey’etini. Söyleyip cûlara keyfiyyetini Anarım âh ile her yerde seni! Recaizade Mahmud Ekrem

Elhân-ı Hazân

Hâl-i bî-reng-i ihtizârında Sonbahârın bu solgun elvâhı Ra’şe-dâr etti kalb-i eşbâhı Kuru yaprakların kenârında! Ey tuyûrun sehâb-ı seyyâhı, Bâd-ı zarın cenâh-ı zârında Sen uçarken, bütün civârında Soluyor kâinâtın ervahı. Bu zaman hissi iştidâd eyler. Her gönül kendi gizli derdinde: Gel… gel ey yâr-ı dem’a-rîz-i keder! Ey gül-i nev-bahârî-i emelim, Gelecek nev-bahârı bekleyelim, Sonbahârın zılâl-ı zerdinde. Cenap Şahabettin

Don Juan

Ey benim münhezim fütâdelerim, Sevdiniz hep sevilmeden beni siz; Yanmak isterdi göğsünüzde serim Ateşimden kül oldu âteşiniz. Dönerek mâzi-yi mükevkebime Ne zaman etmek istesem sizi yâd Getirir hâtırâtınız lebime Gizli bir lezzet-i türâb ü remâd. Sanki âvâre bir güneştim ben Her su üstünde in’ikâs ettim: Dîdeler parladı hayâlimden Kimseden şu’le almadım kendim. Sormadım nefsime ne kıymeti var Avucumdan geçen hazînelerin; Bir açık evde boş duran odalar Bence timsâli oldu sinelerin. Şübhe, kıskançlık, ârzû, hasret Vermeyince biraz elem kalbe Başka bir inhizâm olur elbet Hep nevâziş ve dâimâ galebe! Bir kadından geçince dîgerine Zannederdim ki aşkı bulmuştum; Usanıp bûseden kadın yerine Maraz-i aşka âşık olmuştum. Olmadı bir melikeye bende Mülk-i nisvânda rûh-ı der-be-derim; Şimdi ben kayserin serîrinde Kimsesizlikten ağlayan neferim! Cenap Şahabettin

Unutmalıyım

Uyuyor haste-yi sitem kalbim, Rahm et ey yâdigâr uyandırma; Uyusun iştiyâk-ı rmıztaribim Ey tahassür, dokunma hâtırıma! Kizb-i sevdayı sermedî sandık, İkimiz de bugün peşîmânız; İkimiz bir seraba aldandık, Ayrı hislerle gerçi nâlânız. Şimdi ru’yâ-yı buseden çıktık: Seni ey hüsn-i bî-vefâ artık Ağlaya ağlaya unutmalıyım. Nazm edip ninniler enînimden Zahm-ı kalbimde hiss-i firkati ben Ağlaya ağlaya unutmalıyım! Cenap Şahabettin

Giysû-yı Yâr

Zülfünü bî-nizâm ü bî-pervâ Dağıtır şâne-yî tabîiyyet, Cem’ eder bâ-kemâl-i istiğnâ Lemse-yi şûh-ı bâd-ı nisviyyet… Şimdi bir nefha-yi heves dağıtır, Yine beyhûde topladın, ördün; Ne kadar toplasan perîşândır, Toplanır saçların dağılmak içün… Kaldı gönlüm şu dâm-gâhında, Dâm-ı zülf-i heves-penâhında Ebedî bir esîr-i nahcîrin. Zer-i zülfünde her ham-i sâhir Sanki bir halka-yi muzıyyesidir, Unk-ı ruhumda bağlı zencîrin… Eylerse nasıl hüsn-i hazînin Giysû-yı zerîninle tetevvüc, Eyler şeb-i ekdârımın üstünde temevvüc Bir fecr-i tesellî gibi giysû-yı zerinin. Zülfün arasından bana mutlak Âlem görünür nûr ile memlû; Bir îd-i münevver gibi ey hüsn-i semen-bû Ömrün bana zülfün arasından güler ancak. Ba’zan onu ben rûyuma serper, Okşar, öperim mest ü münevver; Ba’zan o bana râz-ı bahârânı fısıldar. Gönlüm ona her derdini söyler; Her hissimi, her fikrimi dinler Bir mahrem-i rûhumdur o giysû-yı ziyâ-dâr.                 ...

Yakazât-ı Leyliyye

Gel bu akşam da ser-be-ser güzelim, İhtizâzât-ı leyli dinleyelim: Tâ uzaklarda işte bir piyano, Tâze parmakların temâsıyle Ağlıyor bir hazân havâsıyle… Dinle ey yârim işte ağlayan o Gecenin ka’r-ı pür-sükûnunda Zulmet-i ebkemin derûnunda… Gâh onun ihtizâz-ı pestiyle Mütevahhiş, hazin, rakîk ü nizâr Dağılır cevve bir sürûd-ı hezâr. Geh onun irtiâş-ı mestiyle Dolaşır kâinât-ı nâimeyi Bir umûmî şehîk-i tenhâyî… Onu kim dest-i ra’şe-dârıyle Çalıyor, perde perde inletiyor? Onu kim böyle gamla söyletiyor? Tellerin lâhn-ı inkisârıyle Hangi metruke böyle eğleniyor? Hangi mâtem bu sesle söyleniyor?… Gâh olur ince, nâzenîn bir ses. Leyl içinde sürüklenir, inler; Onu zulmet sükût ile dinler. Gâh olur bir figân-ı tîz-i heves; Bütün â’sâb-ı kâinâtı gerer; Kalb-i hâbîde-yî cihân titrer. Sonra bir şübka-yi bükâ olarak Düşer âguş-ı leyl-i târike, Çalışır rûh-ı samtı tahrike… Sonra tedricen alçalıp solarak O kadar pest olur ki öksürerek Zannedersin tebâh olup gi...

Temâşâ-yı Leyâl

Hâlid Ziyâ Bey’e Gel bu akşam da ser-be-ser güzelim Levha-i kâinâtı seyr edelim : Gölge, hep gölge, her taraf gölge, Gölgelerle bütün zemin mestûr; Âsumân yalınızca nîm manzûr, Görülen başlıyor görülmemeğe; Bir dumandan kefenle cism-i cihân, Kalıyor ka’r-ı leyl içinde nihân… Şimdi her gûşe ebkem ü câmid: Ne ağaçlarda zemzemât-ı riyâh, Ne hadâyikte ihtizâz-ı cenâh… Her taraf hufte, her taraf râkid; Sanki engüşt-ber-dehân, melekût Bütün eşyâya der: Sükût, sükût! Bu hiyâbân-ı târ ü nâimde, Camlar üstünde resm eder ancak Dest-i şeb şu’leden birer zambak.. Gelir ancak bu bâğ-ı muzlimde, Gelir enfâs-ı zâr uzaklardan, Tâ uzaklardaki dudaklardan… Bu temâşâya karşı göz yorulur: Hiss eder, seyr edenlerin nazarı En kavi dalda bir elem tavrı! Her şey artık bu dem tanınmaz olur: Rû-yı eşyâya gölgeler, sisler Bir tecâhül nikâbı ferş eyler. Gecenin tûde-yi buhârından Süzülen bir sükût-ı tenhâyî Doldurur hep hayât-ı eşyâyı… Seyr eder bir bulut kenârından Bir hilâlin nigâh-ı tannâzı Kalb-i zulmett...

Bir Yağmur Sonrası

        -Fethi Gemuhluoğlu'na 'Kalbim uçurumlarda açan çiçek.      O kadın bu kalbi nerden bilecek? '                              Şinasi Özdenoğlu  Kalbim! .. O şarkıyı unutmadın mı? Dinmedi mi hala o eski ağrı? Bir küçük şehirde başlayan şarkı... Özlediğin yalnız o şen kadın mı? Kalbim! .. O şarkıyı unutmadın mı? Hafızamda gece bitmek üzeredir. Hatıralar bile şimdi çok uzak. Kalbim, sonsuzluğun aynasına bak! .. Bu garip ve çılgın heyecan nedir? Hafızamda gece bitmek üzeredir. Çocukluğun o şen dünyasındayız. Ölümü tahayyül acayip ve zor. Bir garip rüyada gibi yaşıyor, Vişne dallarında arzularımız. Çocukluğun o şen dünyasındayız. Baharı, yaprağı, çiçeği düşün! Düşün ki hayatta her aşk güzeldir. Ölüm yalnızlığı getiren eldir. Sırrını bilirsin bu son öpüşün. Baharı, yaprağı, çiçeği düşün. Artık beklediğim bir şey kalmadı, Gözlerinin mavi g...

Ellerin İçin Noktürn

Sen, gecelerin ortasında bir ada gibi En son gücümle kıyılarına yaklaştığım Denizlerin ezgisini uzak bir sevda gibi Bir çoban kulübesinde paylaştığım… Yağmur altında dinlediğimiz şarkılar oynak Güneşli havadakiler gamlıydı Öptüğüm zaman gözlerin parlak Okşadığım zamanlar dumanlıydı… Nasıl hatırlamam, yapayalnız kalırım da Ellerini.. Köpükler kadar beyaz Gece söylediğim şarkıdır kaldırımda Öylesine bir şarkı ki, anlatılmaz… Saçlarımdan tutup kör gecelerden Beni sabaha çıkaran ellerin Gömleğime aşk mısraları işleyen Mutlu soframızı kuran ellerin… Ellerin… Ilık çeşmeler misali Anıların havuzunda güller açtıran Avuçlarıma konduğu zaman perişan Doğduğum topraklar kadar sevgili… Dizlerinde o eşsiz günleri geçirdiğim Yaşanmamış zevklerin sofrasındaymış gibi Ey kimsesiz zamanıma dökülen musiki Ey step gecelerinde kalan gençliğim! Sen, karanlıklar ortasında bir ada gibi En son gücümle kıyılarına yaklaştığım Ölümsüzlüğün çağrısını uzak bir sevda gibi Ömrümün her ...

Yetim İstanbul

'Çocukluğa, küçük şehirlere, ilk aşka, senin gidişine  ve İstanbul şehrinin yetimliğine dair...'  Bir zümrüt masaldı çocukluğumuz; Bembeyaz çiçekler söylerdi onu. Nedir, bilir misin unuttuğumuz? Ömrün başlangıcı, masalın sonu. Acısı duyulur bir yerimizde, Küçük şehirleri hatırlamanın. Bir sır gibi yaşar gözlerimizde, Buğulu rüyası geçmiş zamanın. Duaların narin yapraklarında, Tanrı'nın yüzüne bakmadığı kul. Bir ayet gibidir dudaklarımda, Sen gidersen yetim kalır İstanbul. Seninle güzeldi kubbeler şehri. Senin yüzün kadar büyülü seher; Boğaz, sahil boyu, firuze nehri Ve garip rüyalar içinde sefer. Uzakta Küçüksu, Kandilli, Hisar. Kimsesiz yollarda ayak seslerin. Bana gülümsüyor, asırlık çınar Dalları içinden mavi gözlerin. Aşkın sahilinde böldük nasibi. Yollar ölesiye bekler gölgeni. Suyun ve toprağın sarışı gibi, Şimdi bir başkalık sarıyor beni. Ay, sarmaşıklardan gülmüyor artık; Işıklar düşmüyor sulara pul pul. Şimdi yollarımın hepsi k...