Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kav

aşktan sonra da yaşayacağım, kaçınılmaz açık bir hesap, denkleşmemiş... içimdeki çanı çalacak zangoç, her saat başı! sayılı günlere bölecek beni yeniden masallar üreten çocuk yanım. zehir biriktirecek akrep, kav atacak yılan! gözleri sabah, kumrular konacak balkon demirime. ha bir eksik ha bir fazla, değişen bir şey yok sokaklar aynı sokak; evler eski evlerim! yalanlar incitecek şarkıların yüzünü... yanlış numara çevirip kendi sesini dinleyen parmaklarım, cebimde bir şeyler arayacak: bana ait olmayan bir iz, bir mevsim adı belki de; geçmişten bir slogan, bir düş, aynada... en çok da unuttuğum sözcükleri, eksileceğim... dilimin altında bir hap gibi duran adın, böbrek sancımla uyandığım geceleri aniden! o kuyu! ağrı biriktirdiğim sabırlı sarnıç... ilk nefesimde sigaramın iliğimi emmesi, kavşakta yönsüz bir tabela gibi kaldığım!.. "alt tarafı aşk!" diyecekler, inanmadan; beni bir tek zeytin ağacı anlayacak! Emre Gümüşdoğan

Köz Taşırız Cehenneme

sözün de yolu bitti dilim kendime kekeme içime dökülür yüreğim yine içime bir günah çıkıyor kitaplardan ne yana bassa ayaklarım kirli bir kızın saçları götürür erkeği cehenneme gideriz közümüzle beraber hem zaten kimseyi öldürmedik neyin hırsızıydık, kime cellat nasıl olsa bizi kimse ağartmaz sevgilim yatak sayısı belli seni beni almazlar ol cennete ağırlaşıyor gündüz kalkamıyorum hayatı kaldır biraz altında kalıyorum derken bizim Deren ilk yaşına yeni girdi tutup elimden su veriyor yeşilime zaman soğuk sen ateşi söndürme Arife Kalender

Yalnızca Sabahleyin Duyulan Güç

Buraya kadardı dostum güçlüklerle dolu yolumuz. Anlaşılır bir dil var artık, gerektiğinde her şeyi açık edecek. Kalplerimizi birbirine bağlayan cansız iplik koptu, ellerimizi birbirine çeken sıcaklık soğudu, bıraktığımız yerde bulamıyoruz açık havayı, karşı tepede hızla gözden kaybolan esenlik, sırlarımızı altın gibi parlayan uzaklara götürdü. Sırlarımızla aramızda tanıdık bir mesafe oldu, dilerim kanlarımızla dolmaz bu ayrılık. Parlamaz başka hiçbir özelliği olmayan kanımız  yakıcı güneşin altında. Parlamaz başka hiçbir özelliği olmayan kanımız  dondurucu soğuğun altında. Yalnızca sabahleyin duyulan güç yeterli oluyor konuşmaya, aydınlığa benziyor ama tam aydınlık değil sıcaklığa benziyor ama tam sıcaklık değil mutluluğa benziyor ama tam mutluluk değil. Biz ne yapacağız bundan böyle sürekli ve karşılıklı geçip gittiğimiz. Buraya kadar gelebildik. Bu yeni havayı bulduk. Açtık ağrıyan göğsümüzü biraz olsun iyileşelim, diye Bir şey yok! Yok bir ş...

"Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır."

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا  وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ "Onda 'sükun bulup durulmanız' için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır."  (Rûm Suresi 21. ayet) Ve min âyâtihî en halaka lekum min enfusikum ezvâcen li teskunû ileyhâ ve ceale beynekum meveddeten ve rahmeten, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn (yetefekkerûne). 1. ve min âyâti-hi : ve onun âyetlerinden 2. en halaka                 : yaratması 3. lekum                 : sizin için 4. min enfusi-kum : sizin nefslerinizden 5. ezvâcen                 : eşler, zevceler 6. li teskunû    ...

Şiir Yazarı Şair Manisa Kırkağaçlı Muharrem Coşkun

‘Harf denizinde kâğıttan şiir yüzdürmelerin’ ve ‘ruh ikliminde kâğıttan sır saklamaların’ ustası Haydar Ergülen’e, 1987 Eylül’ünde, üniversite kaydımı yaptırdıktan sonra, İstanbul’a geçmiştim.  Galata Köprüsü’nün altındaki Erzurum Çayevi’nde çayımı içip gelen geçen vapurlara bakarken yanımdaki sandalyeye bir adam oturmuştu. Beyaz yağlı boyayla ve son derece düzgün harflerle ‘Şiir Yazarı Şair’ yazan siyah çantası dikkatimi çekmişti. Siyah fötr bir şapka, siyah bir ceket ve siyah bir gömlek, ağzının kenarından sarkan filtresiz bir sigara, muhtemelen ‘birinci cigarası’... Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü’ne kaydını iki gün önce yaptırmış bir edebiyat öğrencisi olarak, bir an şiirden para kazanılabileceğini düşünmüştüm. Garson, ‘Merhaba Muharrem Amca’ deyip  adamın çayını getirmişti. Çayını bitirdikten sonra, ne işle iştigal ettiğini gösteren çantadan, teksir makinesiyle çoğaltılmış silik maniler çıkarmıştı. Üçüncü hamur kâğıt...

Veda Yazısı

Burada yazmak güzel. Bir o kadar da şaşırtıcı ve ürkütücü. Bazen de hüzün veriyor. Hüznümün sebebi, yazılanların ancak polemik konusu olduğunda ciddiye alınması. Şaşırtıcı olan ise polemik olsun diye yazmadıklarımın-hatta polemik olmasın diye yazdıklarımın da- polemik konusu edilmesi. (Meselâ, yağmur’u heykelle kıyasladığım son yazım vardı ki, rahmeti anlatmak içindi, sadece rahmeti. Bir yağmur güzellemesi kemalist ve anti-kemalist tartışmalar arasında güme gitti.) Ürkütücü olana gelince, yağmur ve rahmetle ilgili yazının başına benim o heykel detayını bilerek iliştirmemdi. İliştirmek zorunda kalışım. İliştirmeyi isteyişim; ürkütücü. Demek ki ben de kendimi reytinge kaptırmışım. Kaptırdığımı bilmeyecek kadar kaptırmışım hem de. Kapıldığını bilmemek kadar talihsiz bir kapılış yoktur. O zaman kapılıştan kurtaramazsın kendini.  Sadede geleyim: Bugün bana mahzunca bir soru soruldu. “Bazen kendime bakıyorum; ettiklerimi hatırlıyorum. Ümitsizliğe kapılıyorum. Ben nasıl bu halimle...

Onun İçin

   Dün kalabalıkta         .Sevmekten yorulmaktayım. Yalpalyan bir sarhoş var Şimşek vuruyor onu bir çırpıda Seçip vuruyor Fırtına çevreği de buluyor emiyor Yılışık nemli bir şehvetle arzulanıyor Bahar ayartıyor onu Köprüde insanlardan yükselen buhar Camların çiğneyip salonlara kustuğu sıcaklık Sevmek yapışkan insan teri İnsan kılı memesi kokarak Kollarını eklemlerini yalıyor seni ve şimdi aşkın evinde iki yabancı insan misina tutmaktan tuzlu sudan birbirini duyamaz olmuş iki parmak gibi yatıyor İstanbulda Suadiye mezarlığında Yorgun uzman bir kalp Kimbilir hangi kanlarda akıyor gövdemiz Kimbilir kimin damarlarında hızlandırıyor sözlerim Bir bohça aralanır çağırır üfürür – sıcak ve tüterek Irmak denize boşaltır dağlardan kaçırdıklarını Atın birden nalları dökülür – delice koşarken yine de Bilki şöminenin içinden Yanmış kül olmuş yine de Seni gözlemekteyim Bir kadın bir baş kesiyor gördüklerim Bir kadın kendiyle oynuyor Kend...

Duruşun bir ayrılık resmi çiziyor

ellerine dokundum, ayrılık döküldü yüzünden. Necmettin Topçu Hiç kimse senin kadar alışkın değildir ayrılıklara Ayrılıklar ki nişanlısıdır hasretin acılar ve türkülerle çeyizlenir bekleyişlerin sararan güzüne Ve hasret kızıl bir güldür ayrılıkların mendiline nakışlanmış Biraz da şairlere özgüdür hasret ... Ayrılıkların çanı vurduğunda savrılır pişmanlığın kızgın külleri Bütün sevdalar hasretin yalımıyla tutuşmuş bir bozkır türküsüdür kerem’in kavruk bağrında ve artık yollara düşmenin zamanıdır şen olasın halep şehri Biraz da şairlere özgüdür ayrılıklar…. Ahmet Telli kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir ben ayrılıkların kimi insan ezbere sayar yıldızların adını ben hasretlerin Nazım Hikmet Ran her ayrılık bir hüzün bırakır yüzümde Sunay Akın Ayrılık dedim, kavuşma dedim “İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi” dedim. Şükrü Erbaş Ayrılık burcum… Parmaklarım birer mihrap çırası Gövdem bitene kadar tüteceğim başında. Şükrü ...

(Eski Ahit) Davud’un Oğlu, Kudüs Kralı Vaiz’in Sözleridir

Her Şey Bomboş 1 Bunlar Yeruşalim’de krallık yapan Davut oğlu Vaiz’in sözleridir:   2   “ Her şey boş, bomboş, bomboş! ” diyor Vaiz.    3   Ne kazancı var insanın Güneşin altında harcadığı onca emekten?    4   Kuşaklar gelir, kuşaklar geçer, Ama dünya sonsuza dek kalır.   5   Güneş doğar, güneş batar, Hep doğduğu yere koşar.   6   Rüzgar güneye gider, kuzeye döner, Döne döne eserek Hep aynı yolu izler.   7   Bütün ırmaklar denize akar, Yine de deniz dolmaz. Irmaklar hep çıktıkları yere döner.   8   Her şey yorucu, Sözcüklerle anlatılamayacak kadar. Göz görmekle doymuyor, Kulak işitmekle dolmuyor.   9   Önce ne olduysa, yine olacak.  Önce ne yapıldıysa, yine yapılacak.  Güneşin altında yeni bir şey yok .   10   Var mı kimsenin, “Bak bu yeni!” diyebileceği bir şey? Her şey çoktan, bizden yıllar önce de vardı.   11   Geçmiş kuşaklar anımsanmıyor, Gelecek kuşaklar da k...