Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kan

Önce öksürüverdim Öksürüverdim hafiften, Derken ağzımdan kan geldi Bir ikindi üstü durup dururken Meseleyi o saat anladım Anladım ama, iş işten geçmiş ola Şöyle bir etrafıma baktım, Baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ Mesela gökyüzü Maviydi alabildiğine İnsanlar dalıp gitmişti Kendi âlemine Muzaffer Tayyip Uslu

Aşk Şiiri

Dün gece evinizin etrafında dolaştım Saçların gene omuzlarına dökülmüş Yüzün aydınlık beyaz Hiç değişmemişsin şaştım Sonra Kapuz'u dinledim Balkayada parçalanan dalgaları Sırtımı bir kiraza dayadım Düşüncenle serinledim Görsen yüzümü bile tanımazsın O kadar uzaklarda kaldı ki O kadar çöktü ki kalbim kederinle Hatırlamazsın Ne kadar isterdim Sofranda yerim olsun Tabağıma yemek koyasın Bardağıma su Halim diyesin canım benim canım Ah kader kader kader kader kör olsun Halim Yağcıoğlu

Şiir

Ben de pek hoşlanmıyorum şiirden: çok daha önemli şeyler olmalı bütün bu zırıltıdan öte Ne var ki insan katkısız bir nefretle okuyunca şiiri, gene de gerçeğin bir yeri olduğunu görüyor onda. Kavrayabilen eller, açılabilen gözler, gerekirse diken diken olabilen saçlar, öyle şatafatlı yorumlara açık oldukları için değil, yararlı oldukları için önemlidirler. Anlaşılmayacak kadar uzaklaşırlarsa asıllarından, aynı şey hepimiz için de söylenebilir, anlamadığımız şeye hayranlık duyamayız, denir: baş aşağı bir tavana tutunan ya da yiyecek arayan yarasa, ileri doğru iten filler, başıboş dolaşan bir at, bir ağacın atında yorulmadan duran kurt, sinekten huylanan bir at gibi derisi seğiren oturaklı eleştirmen, beysbol meraklısı, istatikçi uzman - ne de onlar apayrı şeyler deyip "iş yazışmalarına ve okul kitaplarına'' karşı çıkmak geçerli bir davranış olur; hepsi önemlidir bu olguların. Gene de bir ayrım yapmalı insan: sözde-şairler önem verdiler diye şiir olamaz...

Kısadır Hayat

kısadır hayat, çok ama çok kısadır; diyelim, altmış ya da yetmiş yıldır. kaç pirinç yetişecek bu kadar sürede bir tarlada? kaç ekmek pişecek taş ocaklarda? öğretmenler aynı şeyi kaç defa tekrarlayacak? gramer ve matematikle, balığın ve ıvır zıvırın ekolojisiyle doluşturulacak gerçek dünyaya hazırlanan çocuğun kafası. sonra sıra gelecek tüm o eleyici seçimlere; korkunç kurallarla boğuşacak adaletsizlikle çarpışacak anlamsız bir savaşın ardından angarya ile ezilecek ruhlar. ve sonra okul, iş, evlilik gelecek. minik bir bebek doğacak ve ardından endişe kaplayacak her yanı. kendine dair her şey bir lükse dönüşecek. dünyadaki sayılı günlerin sonuna geldiğinde hayatını gözden geçirirken fark edeceksin gerçekten yaşadığın günlerin ne kadar az olduğunu ve hayrete düşeceksin. birkaç taneden fazla olmayan o yaşam dolu ışığı belki sadece kız arkadaşının ilk bakışında bulacaksın. elbette vardır hepimizin sahiden yaşadığı günler. hatta bir mücevher parıltısını andır...

Güvercin Gerdanlığı Alfabetik İndeks

Güvercin Gerdanlığı Alfabetik İndeks (7777 Paylaşımın Linkleri)

İyi okuyucu az bulunan, ürkek bir kuş gibidir. Kapıdan girer girmez kaçırmamalı onları.

İşte bizim kitabevi. Çerçeveleri, sokaktaki öbür dükkânlardan farklı bir renge boyanmış. İstediğimiz kitapları burada bulabileceğimizi sanıyorum. Yaylı kapıyı iterek geçti. Burnuna hafif küflü ve keskin bir kitap kokusu geldi. Kitapçı dükkânlarının özel bir kokusu vardır Olric: nevi şahsına münhasır derler eskiler, işte ondan. Kasada duran genç adam başını kaldırdı ve gülümsedi. Taşra usulü bıyık bırakmış kibar bir adam. Kitapçı olabilir: bu sıfata uygun bir adam. Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. Kitaplar ve çiçekler özel bir itina isteyen varlıklardır. Ne yazık, bu meslekler de artık olur olmaz kimselerin elinde, sattıklarıyla ilgileri olmayan kişilerin. Durmadan kitaplara ve çiçeklere eziyet ederler, onlara nasıl davranılacağını bilmezler. Bana kalırsa, bir “kitapları koruma derneği” kurmalı ve kitaplara kötü muamele edilmesini önlemeli. Herkes bu işi yapamaz. Bazı zalim insanlar, binbir itinayla h...

Postnişin

Füsun ki, gözlerinin postnişini o idi, Kederdir yüregimin degişmez postnişini Kırmızı mavi deniz karardıgında akşam Yüregim zaten soğuk, çek yalnızlık! Elini Birazdan görünecek o çatık kaşlı adam, Ve serbest bırakacak anıların selini.... Karda soğuk kokardı paltosu Peder Bey'in Soğuğun da kokusu mu olurmuş? Demeyin Babalar paltolardır, siyah, gri, lacivert Her pederin pederi kendi yüreğine dert, Her anne yüreginde kendi annesi anı, Bilinç okyanusunun köpek balıklarıysa, Parçalar anılara biraz derin dalanı Suç bende biliyorum, hep orda kalmalıydım Sandık odasında hiç geçmezdi belki zaman, Yaşardı Fevzi Paşa, yaşardı komşu Hanım, Denizde mayınlara aldırmazdı Chamberlain Füsun ki, gözlerinin postnişini o idi, Kederdir yüregimin degişmez postnişini Ey Keder! Yüreğimin degişmeyen konuğu, Seni bazan unuttum, yalancı bir coşkuyla Fakat neşemin birden kesilince solugu, Beni süzüp durursun, alaycı bir kuşkuyla Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüre...

Niyâzî-i Mısrî Dîvân’ından Seçmeler

Tevhîd ile Kalbini Cennet bağı yap, çesme-i tevhîd ile, Rûh bahçeni gülsen eyle, gonca-i tevhîd ile. Hem mekansız, hem zamansız, nihâyetsiz yollar, Kat’ider gönül erbâbı, kuvvet-i tevhîd ile. Her ne kadar, yüz karası, yaptıysa isyan sende. Temizlenir her yerin, sâbûn-i tevhîd ile. İns ve Cin âlemlerini, aşarak arşa çıkar, Kim ki mi’râc eylediyse, cezbe-i tevnîd ile. Ey Niyazî Ârif-i billah gönülden kaldırır. Yetmiş bin perdeyi hep, bir lem’a-i tevhîd ile. *** İnsan Gel ey gurbet diyârında, esîr olup kalan insan, Gel ey dünyâ harabında, yatıp gâfil olan insan! Gözün aç, etrâfa bir bak, nice beğler gelip geçti, Ne mecnûndur bu fâniye, gönül verip duran insan! Kafesde bülbüle şeker, verirler fakat hiç durmaz, Aceb niçin karâr eder, bu zindana giren insan! Ne müşkil olur gafletde, kalıp hiç inanmayıp, Ölüm vaktinde Azrail, gelince uyanan insan! Kararmış gönlün ey gâfil, nasihat neylesin sana, Taştan katı olmuş kalbi, öğüt kâr etmiyen insan! Aklını başın...

Otların Uğultusu Altında

1. Hangi hayal hangi hatıranın yerini tutar Bir gövdeden ötekine gölgelenen zamanlar Ey çaresizlikten yapılmış yaşama bilgisi Taşların taşlarla konuştuğu bu yalnızlıkta İnsan üzüntüden başka nedir ki... 11. Hepimiz kendimizi gömdük geliyoruz. Yakamızda birer gözyaşı fotoğrafı Avuçlarımızda ölümden soğuk bir dua Toprağın merhametine inanarak korkuyla Birbirimizin omuzları üstünden Mezarlığın dışındaki hayata bakarak İçimizde dünyadan yapılmış bir keder Bizi yaşamakla cezalandırmış bir tanrı Gömdük kendimize geliyoruz. 23. Birinci konuşmacı, "şiir okunmuyor" dedi. İkincisi, "şiir ayağa düştü" dedi. ‘Şiirin okunması için bir şeyler yapmalı’ dedi, üçüncü. Dördüncü ‘şiirin hiçbir zaman çok okuru olmamıştır’ dedi. ‘Yeni bir şiir yazılmıyor nicedir’ diye bitirdi sonuncuları. Konuşmaların altında kaybolmuş altı dinleyici, kargacık burgacık bir yazı gibi çıktı. Birisi ‘şair olmak ne zormuş’ dedi. Diğeri ‘asıl okur olmak ne zormuş’ dedi. En sessiz...

RÜZGAR GİBİ GEÇTİ

Eski Güney denen bir süvariler ve pamuk tarlaları ülkesi vardı. Kahramanlık, son günlerini bu güzel dünyada yaşadı. Şövalyeler ve leydileri son kez burada görüldü. Efendiler ve köleler de. Onu yalnız kitaplarda arayın. Çünkü artık anılarda bir hayal o. Rüzgar gibi geçip giden bir uygarlık. Atılsak ne fark eder? Savaş çıkınca okulu zaten bırakacağız. Savaş! Ne heyecanlı. -Aptal Yankiler, savaş istiyor. -Onlara göstereceğiz! Saçmalık bu. Savaş, savaş, savaş! Bu savaş muhabbeti her partiyi berbat ediyor. Öyle sıkıldım ki, bağırabilirim. Hem, savaş falan olmayacak. -Olmayacak mı? -Elbette olacak. Bir daha savaş derseniz eve girerim. -Ama Scarlett! -Savaşı istemiyor musun? -Dur tatlım. Lütfen! -Özür dileriz. Peki... Ama uyarmadı demeyin. Bir fikrim var! Wilkesler'in ızgarasını konuşalım. Geleceksin, değil mi? Henüz düşünmedim. Yarın düşünürüm. Dansların, bizim. Bir Brent, bir ben, bir Brent, bir ben. -Söz mü? -Çok isterim. Ama hepsinin sözü alı...