Ana içeriğe atla

Niyâzî-i Mısrî Dîvân’ından Seçmeler

Tevhîd ile

Kalbini Cennet bağı yap, çesme-i tevhîd ile,
Rûh bahçeni gülsen eyle, gonca-i tevhîd ile.

Hem mekansız, hem zamansız, nihâyetsiz yollar,
Kat’ider gönül erbâbı, kuvvet-i tevhîd ile.

Her ne kadar, yüz karası, yaptıysa isyan sende.
Temizlenir her yerin, sâbûn-i tevhîd ile.

İns ve Cin âlemlerini, aşarak arşa çıkar,
Kim ki mi’râc eylediyse, cezbe-i tevnîd ile.

Ey Niyazî Ârif-i billah gönülden kaldırır.
Yetmiş bin perdeyi hep, bir lem’a-i tevhîd ile.

***


İnsan

Gel ey gurbet diyârında, esîr olup kalan insan,
Gel ey dünyâ harabında, yatıp gâfil olan insan!

Gözün aç, etrâfa bir bak, nice beğler gelip geçti,
Ne mecnûndur bu fâniye, gönül verip duran insan!

Kafesde bülbüle şeker, verirler fakat hiç durmaz,
Aceb niçin karâr eder, bu zindana giren insan!

Ne müşkil olur gafletde, kalıp hiç inanmayıp,
Ölüm vaktinde Azrail, gelince uyanan insan!

Kararmış gönlün ey gâfil, nasihat neylesin sana,
Taştan katı olmuş kalbi, öğüt kâr etmiyen insan!

Aklını başına topla, elinde var iken fırsat,
Sonsuz azâb çekecekdir, (Adam sen de) diyen insan!

Niyazî bu öğütleri, ver önce kendi nefsine,
O gün kurtulacak ancak, kulluğunu yapan insan!

***

Arzularsın

Nefsini terketmeden, Rabbini arzularsın,
Hayvanı sen geçmeden, insanı arzularsın!

(Men arefe nefsehü, fekad arefe rabbeh),
Kendini sen bilmeden, Sübhânı arzularsın!

Sen bu evin kapısın, henüz bulup açmadan,
Ma’şûka kavuşacak, zamanı arzularsın!

Dışarı üfürmekle, yakılır mı bu ocak?
Gönlün Hakka vermeden, ihsânı arzularsın!

Dağlar gibi kuşatmış, tenbellik, kardeş seni,
Günahını bilmeden, gufranı arzularsın!

Konuk için evin yok, hiç hazırlığın da yok,
Issız dağın başında, mihmânı arzularsın!

Bostanı, bağı geçdin; meyvesin bulamadın,
Sen söğüt ağacından, rummânı arzularsın!

Gece sayıklar gibi, anlaşılmaz söz ile,
Sen de mi ey Niyazî irfanı arzularsın?

Camı temizlemeden, aynayı arzularsın,
Zünnârını kesmeden, îmânı arzularsın!

Küçük çocuklar gibi, binersin ağaç ata,
Tecriben yok, topun yok, meydânı arzularsın!

Karıncalar gibi sen, ufak ufak yürürsün.
Meleklerden ileri, seyrânı arzularsın!

Topuğuna çıkmadan, suyu deniz sanırsın,
Sen dereyi geçmeden, ummanı arzularsın!

Haydi Niyazî yürü, atma okun ileri,
Derdiyle kul olmadan sultânı arzularsın!

***


Gerek

Ârif-i kâmil kelâmın duymağa irfan gerek,
Sırr-ı muğlakdır, gönülde zevk ile vicdan gerek!

Bir hazinedir tasavvuf, mâlik olmaz her hasis,
Bulmağa ânı cihanda, bir yeğit sultân gerek!

İnci taşıyan sadefe, kavuşmak kolay olmaz,
Bulunmaz nehr içinde, bahri bî pâyân gerek!

Ma’rifet da’vâsı eden, sahtekâr bilmez mi ki,
Kalbindeki arzuya elde, huccet-ü burhan gerek!

Ârif gezer hak içinde, herkes tanımaz onu,
Aşk ateşinde yanarak, hâl ile yeksan gerek!

Şöhretle övünen kimse, Hakdan nasîb alamaz,
Bâtının umranı için, zâhirî viran gerek!

Ölmeden önce ölerek, kabri ve haşri görüp,
Mâlik-ül-mülk huzûrunda, kalbi hem hayran gerek!

Şeri’at sıratı ile, nefs âteşinden geçip,
Kalbi habâisden ârî, Ravda-i Rıdvan gerek!

Söylediği, işittiği, her dâim fikr etdiği,
Bî-kem ve bî-keyf olarak, Hazret-i Rahmân gerek!

Ey Niyâzî, Hakka vuslat, herkese olmaz nasîb,
Güneşden ziyâ alacak ay gibi insan gerek!


***


Sen

Aldın mı kalb yoluyla, yekta haberini sen?
Duydun mu hem Yûsuf ve züleyhâ haberin sen?

Kalbini nice yıllar, ağlatmadı mı bu aşk?
Alsan nolur doğruca, Leylâ haberini sen?

Dağlar dahî duramaz onun yüzüne karşı,
Âlime sor Tûr ile Mûsâ haberini sen!

Sular gibi yüzünü, yere sür. Durma yüksek.
Alçaklarda bulursun, derya haberini sen!

Alemde nice yüzbin kişi aşkdan, bahseder.
Sorma o mecnûnlara, Mevlâ haberini sen!

Bülbüle bakma sakın, âşık olayım dersen,
Pervaneden al gizli, sevda haberini sen!

***


Uyan ey Gâfil

Uyan gafletten ey gâfil, seni aldatmasın dünyâ,
Yakanı al elinden ki, seni sonra kılar rüsvâ!

Ne sandın sen bu gaddarı ki, tâ böyle onu sevdin,
Onu her kim ki sevdiyse, dînini eyledi yağma.

Adavet kılma kimseyle, sana nefsin yeter düşman,
Ki asla senden ayrılmaz ömür âhır olunca tâ.

İşittin Hak Resûlünden nice âyet ve ahbârı,
Velî nidem ki, kâr etmez, bu öğütler sana asla.

Bu zâhir gözünü örtüp, bana tut can ile gönlün;
Ki her bir sözün içinde duyasın cevher-i ma’nâ.

Kelâm-ı Mustafâ zevkin dimağında bula gör ki,
Muâdil olmaz ol zevke hezârân men ile selva.

Kemâl-i devlet istersen oku âyât-i Kur’ân’ı
Ki her harfin içinde var Niyâzî, bin dürr-i yekta.

***


Seherlerde

Uyan gafletten ey nâim,
Hakka yalvar seherlerde.
Döküp acı yaşı dâim,
Hakka yalvar seherlerde.

Kapısında durup her bâr,
Yüzün dergâhına tut vur.
Yürekten kil den-â-dem zar.
Hakka yalvar seherlerde.

Seherlerde açılır gül.
Onun için zâr eder bülbül,
Uyanıp derd ile ey dîl.
Hakka yalvar seherlerde.

Gel ey bîçâre miskîn,
Dolaşma gezme âvâre,
Dilersen derdine çâre,
Hakka yalvar seherlerde.

Açılır bâb-ı sübhânî,
Çekilir hân-ı sultanî,
Dökülür feyz-i Rabbanî,
Hakka yalvar seherlerde.

Seherde kalkuban her gâh,
Yüzün yere sürüp kıl âh,
Ere lütfu sana nâgâh,
Hakka yalvar seherlerde.

Seherde uykudan uyan,
Niyâzî durma derde yân,
Ol kim irişe derman,
Hakka yalvar seherlerde.

***


Güzel Allahı Bul

Gel ey gönül, Hakka giden râhı bul,
Ehli derd olup, derûn-ı âhı bul,
Canın ilindeki şems-ü-mâhı bul,
Âdem isen sümme vechullâhı bul,
Kande baksan ol güzel Allahı bul.

Devlet-i dünyâya mağrur olma sen,
Lezzet-i câhına mesrûr olma sen,
İzzetim buldum diye hor olma sen,
Âdem isen sümme vechullâhı bul,
Kande baksan ol güzel Allahı bul.

Gerçi Allaha ibâdet de güzel,
Zühd-ü takvâ vü kanâat de güzel,
Halvet ehline kerâmet de güzel,
Âdem isen sümme vechullâhı bul,
Kande baksan ol güzel Allahı bul.

Ol sana açmış durur dâim gözün,
Sen yitirmişsin ha ararsın özün,
Bî-cihet göstermiş eşyada yüzün,
Âdem isen sümme vechullâhı bul,
Kande baksan ol güzel Allahı bul.

Sen de İste, Sen de Bul

İster isen bulasın cânânı sen,
Gayre bakma sen de iste sen de bul
Kendi mir’atında gözle ânı sen,
Gayre bakma, sen de iste sen de bul.

Her sıfat kim sende var izle onu,
Gör ne sırdan feyz alır gözle onu,
Erişince zâtına özle onu,
Gayre bakma, sen de iste sen de bul.

Kenz-i mahfi aşikâr hep sendedir,
Yaz ve kış, leyl ü nehâr hep sendedir,
iki âlemde ne var hep sendedir,
Gayre bakma, sen de iste sen de bul.

“Men aref” sırrına er, ko gafleti,
Gör ne remzeyle bu insan sûreti,
Haşr ü neşreyle Tamuyu Cenneti,
Gayre bakma, sen de iste sen de bul.

Haşr-i sûru hâlin inkâr eyleme,
Gülşen iken yerini har eyleme,
Enfûsü âfâkı bil ar eyleme,
Gayre bakma, sen de iste sen de bul.

Zât-ı Hakkı anla zâtındır senin,
Hep sıfatı, hep sıfâtındır senin,
Sen seni bilmek necâtındır senin,
Gayre bakmrı. sen de iste sen de bul.

Sûreti terk eyle, ma’nâ bula gör.
Ko sıfatı bahri zâta dala gör,
Ey Niyâzî şark u garba dola gör,
Gayre bakma sen de iste sen de bul.

***


Eyler

Hakkın kullarını ba’zı kul eyler,
Onı kul eylemez, yine ol eyler.

Alan viren odur, bâzâr içinde.
Kimin bây ü kimini yoksul eyler.

Kiminin bakırını ider altun.
Kiminin altunını kara pul eyler.

Kimini güldürür dâ'im cihânda,
Kiminin âh ü efgânın bol eyler.

Kiminün sevdügin alur elinden,
Kimisinün erin alur dul eyler.

Kimine istemezken virür evlâd,
Kimi ister ana yâd oğul eyler.

Kimi bulmaz geye çulden abayı,
Kiminin atına atlas çul eyler.

Kiminin tatlı balını eder acı,
Kiminin acısın tatlı bal eyler.

Kimin bülbül eder güle kılar zâr
Kimin pervâne veş yakıp kül eyler.

Eder ak güneşi geh kara balçık,
Kara balçığı açar gâh göl eyler.

Kimi Îsâ nefestir eder ihyâ,
Kimi deccal olup, sağa ol eyler.

Çürüğü sağ edüp, sağı çürük hem,
Solu sağ ve sağı gâhî sol eyler.

Fili gâhî karınca kursağına,
Koyup karıncayı gâhî fil eyler.

Çıkarır gâhî yoldan nice yolcu,
Gâhî yolcuyu göstermez yol eyler.

Gâhî ıssız harabı şenlik edip,
Gâhî şenliği dağıtıp yıl eyler.

Anasır ipliğin tığ iğnesinden,
Geçirip onu bu, bunu ol eyler.

Yeli gâhî letâfettle eder od,
Odu gâhî kesafetle yel eyler.

Suyu dondurup eder taş ve toprak,
Taşı toprağı akıtıp sel eyler.

Hurûf-i cerre gibi cümle eşya,
Birbirine uzanıp el eyler

***


İmiş

Derman aradım derdime,
Derdim bana derman imiş,
Burhan aradım aslıma,
Aslım bana burhan imiş.

Sağ u solum gözler idim,
Dost yüzünü görsem diye,
Ben taşrada arar idim,
O can içinde can imiş.

Öyle sanırdım ayrıyem,
Dost gayridir ben gayriyem,
Benden görüp işiteni,
Bildim ki, ol cânân imiş.

Savm-ı salât ü hac ile,
Sanma biter zâhid için,
İnsân-ı kâmil olmağa,
Lâzım olan irfan imiş.

Kande gelir yolun senin,
Ya kande varır menzilin,
Nerden gelip gittiğini,
Anlamayan hayvan imiş.

Mürşid gerektir bildire,
Hakkı sana Hakk-ül-yakîn,
Mürşidi olmayanların,
Bildikleri gümân imiş.

Her mürşide dil verme,
Kim yolunu sapa uğradır,
Mürşid-i kâmil olanın,
Gayet yolu asan imiş.

Anla hemen bir sözdürür,
Yokuş değildir düzdürür,
Alem kamu bir yüzdürür.
Gören onu hayran imiş.

işit Niyâzî’nin sözün,
Bir nesne örtmez Hak yüzün,
Haktan ayan bir nesne yok,
Gözsüzlere pinhân imiş.

***


Muhammed ( aleyhisselâm )

Bir göz ki, nazarında ibret olmasa anın,
Başının üzerinde düşmanıdır insanın.

Kulak ki öğüt almaz, her dinlediği şeyden,
Akıtsan yeri vardır, kurşunu deliğinden!

Bir el ki, onun olmaz, hayır ve hasenatı,
Verilmez ona, Cennet ehlinin derecâtı.

ibâdetin yolunu bilmeyen ayağını kes,
Görsün her geçen kimse,mescidin önüne as!

Bir kalb ki, Hakkın zikri ile olmazsa mu’tâd,
Öyle et parçasına verme sen, kalb diye ad!

Seni şerre götüren, şeytana nefsim deme,
Nefs odur ki meyleder, hep hayırlı işlere.

Kalb denir mi İblîsin yolun tutmuş olana,
Kibr, hased gibi huylar, birer şef olmuş ona.

Şu rûh ki, cismi diri tutar, ona deme can,
Hayvanda da vardır o, damarlarda dolaşan!

Can, odur ki, “Nefahtü” der ona Kur’ân’da Hak,
Nefha-i Rahmâniyye, odur ki bir sırr-ı mutlak.

İşte bu rûha ancak, kavuşan olur insan,
Bu neflıa ashmızdır, görünen sözde insan.

İnsan deyince kişi, rûhu anla ve bil ki,
Rûh-ı musavver odur, ondadır akıl ve bilgi.

İnsanın bu dünyâya gelmesi sebebini,
Anlayan bu rûhdur hem âhiret seferini.

Ol nefha imiş, diri tutan cümle cihanı,
Ol nefha imiş, tezyin eden, bağ-ı cinânı.

Ol nefha için etti, Âdem’e secde melek,
Ol nefha ile buldu, hayat cümle memleket.

Ol nefha ile gözü açılan, görür elbet,
Ol nefhayla çözülür, hem de ma’nâ-i hikmet.

Ol nefhadır Âdem’e, Rabbin büyük ihsânı.
Ol nefhadır ayıran, hayvanlardan insanı.

Gönül onunla eder, Hakkın zikrini mu’tâd,
Ol nefha ile eder, dâim, dost adını yâd.

El onunla vermeğe başlar mülk ile malı,
Ayak dahî bu nefha, ile doğrultur yolu.

Nefs onunla râdiyye ve hem merdiyye olur,
Emmâreliğin atıp, dahî tezkiye bulur.

Velî onunla aştı, semâvâti ey ahî,
Hem de onunla buldu, melekûta terakki.

Ol nefha ki, adem demidir ademi iste,
Ol demle Niyazî erilir menzil-i dosta

Yine dil na’tını söyler Muhammed,
Dil ü can mülkünü söyler Muhammed ( aleyhisselâm ).

Ne kâdirim seni medh etmeğe ben,
Kemâhi medhi Hak söyler Muhammed ( aleyhisselâm ).

Sen ol sultân-ı kevneynsin ki mahlûk,
Senin medhinde âcizler Muhammed ( aleyhisselâm ).

Boyuna hil’at olanı giyip sen,
Düşüptür saye serviler Muhammed ( aleyhisselâm ).

Kaşındır “Kâ’be kavseyni ev edna”,
Derinden açılır güller Muhammed ( aleyhisselâm ).

Boyun eğmişdürür çeşmine hayran,
Çemen sahnında sünbüller Muhammed (s.a.v).

Lebîn la’lı dehânın ma’denîdir,
Lisânın vâhyi Hak söyler Muhammed ( aleyhisselâm ).

Şu vaktin ki, çıkıp gezdin semâyı,
Bulup hazrette rif’atler Muhammed ( aleyhisselâm ).

Kamu ervâh-ı peygamber hem eflâk,
Seni iclâle geldiler Muhammed ( aleyhisselâm ).

Seni şâh-ı âlem kılıp ol anda,
Kâmûsu ümmet oldular Muhammed ( aleyhisselâm ).

Niçin olmayalar ümmet ki,
Hakkın, Rızâsın sende buldular Muhammed ( aleyhisselâm ).

Ne noksan ire câhına kılarsın,
Niyâzî’ye şefaatler Muhammed ( aleyhisselâm ).

***


Mübârek Ramazan

Yine firkat nârına yandı cihan,
Hasretâ gitti mübârek Ramazan...
Nûr ile bulmuştu âlem yeni can,
Firkatâ gitti mübârek Ramazan...

İndi Kur’ân sende ey nûru güzel,
Leyle-i kadrinde ey kadri güzel,
Gitti ey tehlili tekbiri güzel,
Elveda gitti mübârek Ramazan...

Gah tesbih ü sena vü zikr ile,
Gâhı tahmid ü duâ vü şükr ile,
Can bulurdu mürde diller nûr ile,
Hasretâ gitti mübârek Ramazan...

Bir ay içre bağlanır dedi Resûl,
Cinn ü şeytan etmeye asla füdûl,
Hep duâlar bunda olurdu kabûl,
Firkatâ gitti mübârek Ramazan...

Cem olup Hakka münâcât edelim,
Nûr-ı Kur’ân ile doğru gidelim,
Bilmedin kadrin Niyâzî nidelim,
Dirîgâ gitti mübârek Ramazan...

***


Olmasa

Zerreler zâhir olmazdı, âfitâbı olmasa,
Katreler nerde yağardı, bir sehâbı olmasa,

Bahr-i zâtın mevcinin hiç, şekli ve hududu yok,
Varlığa çıkmazdı birşey, “Kün!” nidası olmasa.

Herkes anlar, hem görürdü, hüsn-i cemâlin O’nun,
Kibriyâyı “Len terânî”den nikâbı olmasa.

Kimbilirdi zât ile sıfatların ma’nâsını,
Peygamberlere inen kitâbullahı olmasa.

Ol kitâblar esrârını, kim ederdi aşikâr,
İnsan denilen O’nun son mahlûkları olmasa.

Haşri inkâr eyleyen, dinsizler susdurulur mu?
Her yıl ağaç ve yaprakda inkılâbı olmasa?

Niyâzî-i Mısrî

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...