Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sadece Fatih'te değil, tüm ülkenin üzerinde "yoksul bir gramofon çalıyor"

Dört kardeş, yokluk, yoksulluk ve büyük laflar Bu coğrafyada yoksulluk denilen bir şey vardır, yoksulluk nedeniyle ölenler vardır, hiç görülmeyenler vardır, onlara sırtını çevirmiş bir “hepimiz” vardır... Görülmek, biraz olsun önemsenmek, küçük bir temas, dikkate alınmak, olmuyorsa da dikkate alınmak, istediğin gibi olmuyorsa da dikkate alınmak… Küçük bir aralığın var olduğunu bilmek, bir yerlerden ışık sızabileceğini, bir ışığın bir yerde var olduğunu, oraya doğru yürüyebileceğini bilmek, bilmiyorsan da duymak, bir fısıltı olsun duymak… Orada olduğunu, yaşadığını, herkes gibi güne başlayıp günü bitirmek istediğini, hayatın öyle olanca normalliğiyle sürmesini arzuladığını, artık ne azını ne de fazlasını beklemediğini bir kişiye olsun söyleyebilmek. Bir başkasına, önemsemese de önemsiyor gibi gözüken bir başkasına… * * * Konya’da, tarım işçisi olarak çalışmaya gelen ailenin 40 günlük bebekleri, bir Aralık günü, bozkır soğuğuna yenilerek öldü.  Bir gün sonra yetkililerden ...

Kırıldım sanmayın birinizden birinize

... İnanmasına inanırım dostlarım İnanırım, Rakı sofrasında bile olsa, Beni zaman zaman hatırlayacağınıza Ya sen güzel yârim, nazlı yârim! Bilirim, Sen de çok göyaşı dökeceksin; Beslenmesi lazım değil mi denizin? Kırıldım sanmayın birinizden birinize; Dersem ki size: - Sahiden öldüğüme olursa cevaz, Bana kimse anam kadar yanmaz. Cahit Sıtkı Tarancı (Ziya'ya Mektuplar)

Gün

Hatıralar lafa tutuyor insanı bir sokağın başında birdenbire büyük bir dalgınlık oluyor hayat eski bir yaz açıyor pencerelerini şimdi yağmurunda üşüdüğün sonbahara zamanı arıyor gözlerin tanıdık biri kalmış mıdır acaba yanından geçip giden şemsiyelerin sakladığı yüzler arasında rüzgâr pencerelerin yüzünü örtüyor bir bir çoğalan korna sesleriyle geri geliyor gün şimdi bir sokağın başında nice yazlardan sonra Şubat 2019 Murathan Mungan

Yonga

Her dalgada yalpalayan, günün suyuna gitmenin tekinsiz salı külüstür nehir köhne kader kâğıt üstünde kalmış yongası onca döktüğü alın terinden yazıp söylemiş de  şimdi hiçbiri görülmeyen her kayıp biraz daha kayıp bir diğerinden 10 Ocak 2017 Murathan Mungan

Yaprağın uzun öyküsü

Dalından kurtulmak isteyen yaprak Sonrası, ağaç hasreti çocukluğum. 24 Kasım 2017 Murathan Mungan

Kapı nasıl açılır

Kapı nasıl açılır bir başkasına nasıl açılır birinin hayatının bir çağında, kapanır nasıl kendini bile tanıyamayacak kadar bir başkası olduğunda insanın sabit sayısıyla çarpılan insan zamanla nasıl çarpılır birikenlerin beklettiğiyle hiç beklenmeyenlerin ortasında yarılır nasıl 1 Ağustos 2019 Murathan Mungan

Açık pencerede pars

Bazıları bir gövdedir pars zıpkın ve fermuar: gençlik imgeleri nice çarpışmadan geçmiş hayal ve hayat dinen gövdede etin zaman dinlemeyen titreşimleri terlik giyen karanlık kör alfabesiyle aradığın kendin ne varsa aile ocağının  söndürmek istediği... adımlarını bulmuş zamanın, içindeki pars hatırda hâlâ gençliğin yaza bakan pencereleri... 4 Şubat 2017 Murathan Mungan

Çapraz öğrenmek

yaşlılığına yetiştiğim şairler kendimin ağzı çiçekli baharında kitaplarıyla konuşmayı öğrenmek onların zamanına yüzdüğüm sularda ömrümün dumanı üstünde yaşlarından şimdiye, toza, tozana hayat hep açık ara yaşamayı öğrenmek havada, karada, suda 26 Ocak, 16 Şubat 2017 Murathan Mungan

Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar

Kâriin bu kitapta okuyacağı "Bir Günün Sonunda Arzu" isimli manzume ilk intişar ettiği zaman, mânâsı bazılarınca lüzumundan fazla muğlâk telakki edilmiş ve o münasebetle şiirde "mânâ" ve "vuzûh" hakkında hayli şeyler söylenmiş ve yazılmıştı. Bu dakikada bunların hiçbirini hatırlamıyoruz. Nasıl hatırlayabilelim ki söylenen ve yazılanların bir kısmı şetm ve tahkîr ve bir kısmı da yevmî gazete hezliyyâtı nev'inden şeylerdi. Düşünüş ayrılığından dolayı hakaret, öteden beri bizde kullanılan aşınmış bir silâhtır ki, şerefsiz bir mirâs halinde, aynı cinsten kalem sahipleri arasında batından batına intikal eder. Onun için hiçbir edebî nesil, bu tarz münakaşaları tanımamış olmakla iftihar edemez. Hele ilim ve edeb sahalarında nekre ve maskara, gâh âlim, gâh münekkid, gâh sanatkâr kılığında merkebini serbestçe koşturabildiğinden beri, fikir alışverişinde artık insanî âdâba riayet edildiğini görmeği ümit etmek çocukça bir safvet olur.   Ne tekerleme, ne de tahk...

İblis - Bir Doğu Öyküsü

I Cennetten kovulan iblis gamlı, Uçuyordu günahkâr dünyanın üstünde. Yaşadığı güzel günlerin anıları Bir bir canlandı gözlerinin önünde. Işıklı dünyasında Kerrubi gibi Işıl ışıl parladığı zamanlarda, Kuyruklu yıldızlar sürekli Tatlı gülüşler gönderirlerdi ona. Ve sonsuz dumanların arasından Öğrenme tutkusuyla yan yana Uçsuz bucaksız uzayda izlerdi Göçebe kervanını serpilen yıldızların. İnançla ve sevgiyle doluyken yüreği, O ilk şanslı Yaradan'ın Ne öfkeyi bilirdi, ne de kuşkuyu. Henüz örselememişti ruhunu Yılgın silsilesi yararsız yüzyılların. Çok güzel günler yaşamıştı, çoktu... Hepsini hatırlamaya dermanı yoktu. VIII Son kez dans ediyordu Tamara. Yazık ki şafağın aydınlığıyla Yaşlı Gudal'ın biricik kızını, Uçarı çocuğunu özgürlüğün Acılı yazgısı bekliyordu köleliğin. Yabancı bir ülkeydi bundan sonrası, Bir aile, şimdiye dek tanımadığı... Sık sık kederli, gizli kuşkularla Gölgeleniyordu ışıltılı çizgileri. Duruşu, tavrı öyle bir anlamla, Öyle...