Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Korkma

Dün sabah işe giderken       ölümü gördüm            ölümü Ansızın kesti yolumu Usulca tuttu kolumu                      korkma                      dedi Bedri Rahmi Eyüboğlu

Ah! Ne mutlu kalbi yumuşayanlara

Ama güllerin ne süt beyazı, ne de kızılı Filizlenmez bu zindanlarda; Bize burada sadece biraz cam kırığı, Biraz taş,biraz toprak verirler: Çünkü bilirler ki çiçeğin bir yaprağı Alelade bir adamın bile derdine derman olur. ... Huzura erdi şimdi bu biçare adam Huzura ya erdi ya erecek. Onu kızdıracak bir şey yok artık, Dehşet de güpegündüz gezinmeyecek, Çünkü onun yaşadığı ışıksız topraklara Ne Güneş doğacak, ne Ay ışığı düşecek. Hayvan asar gibi astılar o adamı: Söylenmedi arkasından Ürkek ruhunu sakinleştirecek İnceden bir matem ezgisi bile, Çabucak çıkardılar adamı, Ve kapattılar bir deliğe ... Haklı mıdır, haksız mıdır, Bilemem tüm bu Kanunlar; Ama zindanda bizler biliriz, Kaya gibidir bu duvarlar; Bir gün burada bir sene kadar uzundur, Öyle bir sene ki, günleri uzadıkça uzar. İlk İnsan katlettiği gün kardeşini Keder dolu dünya dönmeye başladı, Ve bilirim ki, o günden beri İnsanın İnsana koyduğu tüm Kanunlar, Tıpkı bir meşum rüzgâr gibi, Taneyi savurup, samanı tutar. ... Kalbimizde z...

İnsanın sabır kuvvetini zayıflatan geçmiş ve gelecek zorlukları gereğinden fazla düşünmek, onu güçsüz zavallı ve ümitsiz kılar.

 Cenâb-ı Hakkın insana verdiği sabır kuvvetini evham (gerçek dışı düşünceler) yolunda dağıtmazsa, her musibete karşı kâfi gelebilir. Fakat vehmin (asılsız düşüncelerin) tahakkümüyle (baskısıyla) ve insanın gafletiyle ve fâni hayatı bâki tevehhüm etmesiyle (sanmasıyla), sabır kuvvetini mazi [geçmiş) ve müstakbele (geleceğe) dağıtıp, halihazırdaki musibete karşı sabrı kâfi gelmez, şekvâya (şikâyete) başlar.“ (Lem’alar, 2. Lem’a, 4 Nükte) Asıl sorun, baştaki dertlerin büyüklüğü değil, sabrın o dertlere yetmiyor olmasıdır. İnsan sabır kuvvetini gereksiz işlere dağıtmış, şimdi ihtiyacı olan sabrı geçmişe ve geleceğe pay etmiştir. Ordusunun yarısını sağ cepheye, diğer yarısını sol cepheye göndermiş ve düşman karşısında yapayalnız kalmış bir kumandan gibi, daha savaş başlamadan yenilmiştir. Kaderindeki musibetlere tahammül edebileceği güç ona verilmişken, bu gücü israf edip, dayanıksız bir biçimde musibetlerin karşısına çıkmıştır. Çekilen en ağır acıların, yaşanılan vakte düşen miktarı, t...

Sürgünden Dönüş

I O kentin kapısı önünde; Kuşkular kuşanmış ve dalgın, İç kentim mi bir dış kent miydi bu? Bilemem, bunu şimdi sormayın... Karanlık bastırıyorken girdim; El ayak çekilmiş dar sokaklardan, Bir ağaç üstünde oturmuştum, huzursuz Üşümüş ve türlü tehlikeye maruz, Karşı tepede bir konak Bir iki penceresi ışıklı... Tepe eteğinde, güneşin yasını tutan, Karalar giymiş bir koru Koru değil "meşcere" diyordum, Çünkü içim makbere gibiydi, Ortaçağda bir gece yaşıyordum. Bu kentle ilgili bir anım yoktu... Kentin adından da habersiz Sadece altında oturduğum ağacın Nefes aldığını hissediyordum. II Huzursuz, üşümüş, tehlikeye maruz Dışım buz kesmiş, yüreğimde buz Yaslı bir beste, yüreğimden Beynime doğru yükselirken Hatırladım ki birden, Bu kent benim sürgün yerim Kendimi buraya süren mi? O da ben. III Şirazlı Hâfız "kısa bir süre mümkün ancak, Birbirimizi görme saadeti" Demişti bunu nasıl unuttum? Bu saadetten bir iki yudum, Ya da doyasıya nazar etmek, Kesin kurtarırdı beni sürgünd...

Çoğalan

                          -babama ve amcama- insan bir yorgunluktur sevgili babacığım bunu sen söylemedin, kimseler söylemedi bir sabah bas ucumda kitaplar, masamda şiirlerim gönlümde genç sevdaların haylaz kırgınlıkları eldivenlerim içinde kımıldayan güllerle ben yazdım hayatimin sağır duvarlarına. ben yazdım dikenli, uzun yollardan dolaştırdım özleri binlerce dudak değmiş tılsımlı kelimeler kul etti giysilerimi avucumdan dağıldı sonra bir bahar geçti küflü kaldırımlardan sahi, bir bahar miydi o yağız ergenliğim kiralık pencerelerden gökyüzüne baktığım içime konan serçeler, kitaplardaki efsun balkonuma uzanan dal, sahi bir bahar miydi? annem sütten bir ikon gibi hayat damarlarımda oğluna uzun bir ağıt olduğunu söylüyor manasız buluyorum bütün ayinlerimi gözlerimi afyon gibi içime çekiyorum rahibeler görüyorum meryem güzelliğinde ağır taş merdivenlerde baharı gözlüyorlar bir kapı aralanıyor badem çiçeklerinden küçük bir t...

Çocukluğuma Dönüş

Dalsam çocukluğumun eğri sokaklarına Büyüyen yanım beni arayıp bulamasa Girsem büyük dünyama birden ufalsa masa Değse alnım annemin ıslak dudaklarına Binsem günlerin bana kurduğu salıncağa Gizlensem mor salkımlı çardağında sevincin Şeytan uçurtması gibi seyirtsem sola-sağa Beni yakalamak istiyenleri şaşırtmak için Yatsam sırtüstü ak hamağına bulutların Düşmek korkusu kalksa düşüncenin ağına Yaşamak bıraksa beni sımsıkı tutacağına Ve kırılsa içimde bir ayna gibi yarın!.. Sedat Umran

Habersiz

Çocuk uykusunda gülüyor Yılların acı çığlığından habersiz Elleriyle oynuyor karanlıklar Sessiz sessiz. Ah bebem Rüzgâr saçlı bebem Bilsen insanların hâlini bir Bu kara yalnızlıkta körelen Işık benimdir. Bu uzayıp giden yolda Ağlayıp ağlayıp da Aklımı sokmuşum girdabına Yaşamanın. Çocuk uykusunda gülüyor Yılların acı çığlığından habersiz Elleriyle oynuyor karanlıklar Sessiz sessiz. Alaeddin Özdenören

Bir Gün Ölürüm

Uzak, solgun çocukluğum; Akşam alacası, kasaba, Çatılarda kargalar, Hüzünlü gençliğim; Sabahçı kahveleri, Umutsuz aşklar. Bir anı tüneği şimdi Yaşadığım geçmiş yıllar. Ben derim ki; Ömrüm, ömrüm! Mumlar neden eriyip sönerler de Tersine doğru yanmazlar Uzayarak yeniden Ve insan doğmak ister mi Bir daha ölmek için? Ölümü arayarak geçti Bunca yılım. ... annem Beni komşunun oğlu kadar seven, Yok olan babamdı belki Ölüm tutkumu pekiştiren. Elbet bir gün ölürüm. Ömrüm, ömrüm Ve yanan mum, Kara bir fitil bırakan ardında. Ne kadar benziyor birbirine. Zifiri karanlık gece. Mum bitti, yanmadı tersine. Beyaz mürekkeple yazdım Bu şiiri karanlığın üstüne. Ben derim ki; Geçip gider zaman. Geri alınmaz bazı şeyler. Ömrüm, ömrüm Ve yanan mum biter. Soğur cehennem bile! Metin Altıok

Ben Şiirlerimdeki Adam Değilim

Ben şiirlerimdeki adam değilim Benim değil şiirlerimdeki yüz Söyledimse de bazı şeyleri,  Bazılarını gizledim Mümkün mü söylemek her istediğini Der geçersin, ne gereği var şimdi Kimi zaten söylenmemeli Ya zehirlersem birini Hakkında hiç konuşmadıklarımızsa Her birimizin ısrarla Küçümsenir ve yaratırlar Şu yüceltilen yönlerimizi Ve sırası gelmeyecek şeyler var Vaktiyle atlanmıştır çünki İşte onlar.. asıl önemlisi Ben böyle iyi etmemişim Cahit abi Hecelerine bölüp seçmekle kelimeleri Çar Birinci Nikola yanımda ne ki Şiir aceleci, ben bu yaşıma gelmişim Daha bilmiş ve kabul etmiş değilim gerçeği Alıp götürdü ama çoktan yaşama kuvvetimi Bitirdi erdemlilik, bitirdi beğenilme isteği Ve daha acısı var, söylemeyeyim Memnunum Bilerek kötülük etmemekle Kendimden başka bir kimseye Varsa başka bir hayat, onda hakkım var Affettiğimi kim söyledi Kötülüğüne kötülükle karşılık vermediklerim Olduğundan fazla göstermek istedim  Sevdiklerime sevgimi, yalan değil ki Ama masum sayılır Gördüm sevme...

Uzaklaşacaksın

Uzaklaşacaksın benden, biliyorum Adım atar gibi çocukluktan ergenliğe Gelişip serpilecek bahanelerin Ben sevgine layık değilim! Bu olacak ilk söyleyeceğin, Belki farkında değilsin Bununla ne demek istedin Gün gelecek, yeter diyeceksin Gözümü güneşe benzettiğin, Kırılsam da altta kalır mıyım, Gece göğünü yırtan şimşeğim! Sen karanlık birisin diye, Ekleyeceksin sözlerine, Hiç reva mı beklemek Yarın kırışacak yüzüme, Yatağında üzgün bedenimi Isıtmıyor gözüm, güneşse de Yaz ve kış gibiyiz, diyeceksin Sen yaşlandın, ben gencim Hesabını tutmaya başlayacaksın Bana cömertçe verdiklerinin Bilmem hükmün ne olur o gün, O beni sevmekle yetindi, Ben hayatımı verdim mi dersin Bir cimrinin avucu gibi kalbi, İşte bunu demenden çekinirim Onu sımsıkı kapalı tuttuysam Sen oradan hiç çıkma istedim Yavaşça uzaklaşacaksın benden Katlanılmaz bulacaksın, biliyorum O çok iyi dediğin yönlerimi Susuyorsam, konuş diyeceksin Başına mı yıkıldı dünya senin Konuşsam, azar gibi sitemin, Gören olmuş mu bir çiçeğin Yeri...