Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Babamın yüzü gözümün önüne geliyor. Anılarımda hep başımı kaldırıp onun yüzüne bakıyorum.

Babamın yüzü gözümün önüne geliyor. Anılarımda hep başımı kaldırıp onun yüzüne bakıyorum. Küçük elimi kavrayan elinin ne kadar büyük ve kuvvetli gördüğünü hatırlıyorum. Sanki sinirlerimin de kendi belleği varmış gibi göğsümün ta içinde hissettiğim bir başka anım da... babama onu ne kadar sevdiğimi bir türlü söyleyemeyişim. Bu kadar açık ve dünyasal kelimelerle konuşma âdetinde değildik. Babamın sert fakat hassas profilinin her çizgisi gözümün önünde. Elli yıl. Her biri önemsiz bir sürü şeyle dolu. Asıl önemli olanlar belleğimden yıkılıp gitmiş. Zaman zaman babama acıdığımı hissederdim. Ona kendisini çok sevdiğimi söylemediğim için. Ama aslında kendime acıyordum. Benim söylemeye duyduğum ihtiyaç, onun işitmeye olan ihtiyacından fazlaydı. Şibumi

İNZİVANIN SINIRINDAN

Hey günahsız arayıcı! Kara gözlerin seni aldatıyor!  Sen hiçbir zaman beni çevremdeki karanlıklarda bulamayacaksın.  Çünkü bakışlarında iştiyak ateşi yok. Beni daha aydınlık istiyorsun  İştiyakla benim karşımda daha alevli yan Yoksa binlerce gözün aldatacak seni; günahsız bir arayıcı gerek.  İştiyak çerağın daha alevli olsun Söylenmemiş, terennüm edilmemiş sözlerle doluyum  Tanınmamış düşüncelerle Üstünde düşünmediğim şiirlerle Gözyaşı ukdem dolu, dopdolu bir derttir ve geride kalan  Söylenmemiş sözler bir suskunluk değil; bir inilti Şimdi ağlama zamanı. Yalnız ağlamak mümkünse yahut       eteğindeki bir sırdaşlığa güvenmek mümkünse veya hiç       olmazsa nabekârların yüzüne açılma ihtimali olan kapılara. Bütün bunlara rağmen benim zindanıma gel.  Tek penceresi tımarhanenin hayatına açılıyor. Ama nasıl, sahiden nasıl Böyle yıldızsız bir gecenin derinliğinde  Şarkısız, sessiz kalmış zindanımı Tekrar tanıyabil...

DUVAR ARDI

Bu itirafın acılığı ne yakıcıdır! Öfkeli bir adam  Davullu hamâselerimin taş duvarlarının ardında  Acılı ve ateşli olarak tükenmiştir Gece boyunca granit taşlarından çiçek yontan adam  Şimdi Ağır çekicini bir yana atmış Aşktan, umuttan, gelecekten yoksun olan ellerine emir vermek Bu saçmalığa son verin! Bunun ardı üzücüdür  Bir hiç üstüne aptalca bir bahis gibi  Kısa kesin bu rahatsız edici macerayı. Her gece  Bu macera bataklıkta dibe çöken çamuru andırıyor Ben çiğnendim Yazık, vahşilik dişleriyle  Binlerce yazık çiğnenme zahmetine güler yüzlülükle razı olduğum için! Neden mi? Sanıyordum ki böyle yaparsam, aç dostlarıma yılında       kendi etimden yiyecek veririm kıtlık Bu azapla sarhoştum  Ancak aldatıcıydı bu sarhoşluk Ya da temiz yaradılışımın bataklığına gömülmek vardı  Ya da dürüst olmayanların merhametsizliğine dayanma  Ve bu dostlar düşmandı olsa olsa  Doğru olmayan insanlar Ben kendi ölümümün işçisiydim...

Efsus'a Yolculuk

gece suyunu sever burada ekili arazi biraz ileride elma ağaçları, vişne ve armut ceviz ağaçları da vardır arazinin gerisinde, biraz uzakta, doruğa doğru söğüt ağaçları da olmalı, neredeyse yola paralel akan bir dere böyle ezbere bilirim buraları geride kalanı hatırladığım gibi nasıl da ferahtım eskiden aksi istikamette giderken doluluk henüz bende tamama varmamış iken belirsizdi dünya, belirsizdi beni içine alacak olan beni beklemiyordu aslında dünya bir vakum ben nasıl şekilleneceğimi merak ederken henüz bir korku yoktu o zaman içimde gölgesi düşmüş değildi korkunun henüz gözlerimin içine korku kendimde olanı yitirmek kaygısından doğdu bende beni kendimden başka türlü olmaya çağıran bir dünya seçeneği yitirmekle ıralı kendi başına yalnız kalmakla istedikleri kişi olursan eğer gelebilirsin istediğin yere dünyanın kanunu.. gözlerimin içi dolulukla dolu iken hareketlilik göçmemiş bedenimden içime doğru toprağın yüzeyindeki suyu emmesi gibi gülümseme çekilmemişti henüz yüzümden bir kapı v...

Efsus'a Yolculuk

annem de bilmezdi Latin alfabesini  "okuma yazması yok!" kabul edilirdi bu nedenle  ama eski yazıyı babasından öğrenmiş  her sene hatim indirdi üç ayları boyunca  seher vakti, annemin sesiyle uyandım her sene üç ayları boyunca  annemin Kur'an okurken, Kur'an'ı okuyuş tarzındaki hüzünlü sesiyle.. hüzün, ihtiyatlı olmak demekti, mutluluğun baştan çıkarıcılığına  hüzün, utanmak demekti benzimizdeki güzellikten, özellikle gençlik yaşında hüzün kendimize karşı tetikte olmak demekti  içimizdeydi çünkü bizi kendimizden peşi sıra alıp götürecek olan hüzün, serinliğe bulanmak demekti seher vakti  seher vakti, dünyanın gökyüzünden inmiş sularla yıkanma vakti  seher vakti, annemin Kur'an okuma vakti  Kur'an okumak, kendini temize çekmek demekti, Allah'ın içimizdeki sesiyle Kur'an okumak, ilk-bahçeye gitmek demekti seher vakti  sabahın gözyaşıdır ağaçların yapraklarındaki çiğ tanesi  başlamamış henüz yılanla arkadaşlığımız dağların doruğu ...

Şairler mutsuz insanlardır. Mutlu insanlar şiir yazamaz.

Şimdi ben öksüz bir kitabeyim bir mezarın başında bana çarpıp geçiyor günün kambur kuşları Uğulduyor kalbim, nasıl da uğulduyor, sanki arı kovanı  ** Bir merhaba gönder bana, suratıma kan gelsin Çıkmak için bu kırılgan yokuşu ** Çocuklar yarı yolda bırakır bizi Tanrım Kendine gel diyorsun, gelsem olmaz mı sana ** Bir serüven ki Bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri Ve terk etti bizi huzur denen sevgili Kalakaldık şaşkınlığın avuçlarında Billur bir kuş gibi. ... İçimden dedim, gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu Beraber yürüyelim olur mu  ** Güzeldim galiba, bunu nasıl söylesem Eline sağlık Tanrım, Leyla çok güzel olmuş Tanrım eline sağlık dünya da güzel olmuş Keşke biraz ölmesem... ** ıskalıyor beni annemin duaları ** kırlar ki dünyanın en güzel elbisesi dinle, mırıldanıyor dünya: kurulu bir düzenim var bu kıyamet neyin nesi ** elimdeki gülü kaldırıp mezarlıkta sağlığınıza dedim, hepinizin sağlığına ** yavru bir kuşun daha ilk denemesinde tutunmaya çalışması gibi göğe ** ve s...

Bir Şiir Üstüne Çeşitleme

Külrengi bulutlarıyla güz günlerinin Sevdiğim İstanbulu gibisin Gene de çağırıyor yüreğin Daha aydınlık bir yeryüzünü Her zaman genç gözlerinde gülüyor Su kocamış ve yorgun İstanbul Gene de yaşıyor ve sırlı aynasında Bana gösteriyor senin yüzünü Ayak basmadığım çorak bozkırda Sevdiğim Anadolu gibisin Gene de bekliyor yüreğin Uzakta ve elinde olmayanı Sevecen gözlerinde tükeniyor Hasret rüzgarlarıyla Anadolu Gene de üretiyor ellerin Yeni baştan ve umutla sevdanı İstanbulum Anadolum sevdiğim toprak Ne kadar yakınım sana Ve ne kadar uzak Onat Kutlar

Babam'ın anısına

Her ölüm dünyada bir çatlak açar - bir boşluk bırakıp  öyle gider her kişi: öteki kişiler de, şimdi, o çatlağı  kapatmakla, o boşluğu doldurmakla görevlendirilmiş                        hissederler kendilerini. Oysa, zamanla, çevre dokunun da çatlaması ve boşalmasıyla, o çatlak belirsiz -öteki çatlaklardan ayırdedilemez-  hâle gelecek; o boşluk da, zaten, yokolacaktır. Ama, kişiler  bunu düşünmezler: uğraşıp dururlar o çatlakla, o  boşlukla ama faydasızdır bu çaba : çatlak kapanmaz,  boşluk dolmaz; uğraşıp durur kişiler, kendileri de birer çatlak,  birer boşluk olana dek o zaman da görevi yeni kişiler  devralmış bulacaklardır kendilerini... Oysa, önemli olan, çatlağı açıkça görebilmek, boşluğu                 olduğu gibi yüklenebilmekti.  Çünkü, ölüm, onmaz; yaşam, onarılamazdır. 19 Kasım 1993 Oruç Aruoba

Daha zor günler geliyor

Ama dümenci çağırınca, hemen tekneye koş, herşeyi olduğu gibi bırak ve etrafına bakınma. Etrafına bakınma. Ayakkabını bağla. Köpekleri kovala. Balıkları denize at. Kandilleri söndür! Daha zor günler geliyor. Epiktetos

ÖLÜME DİRİME VE AŞKA DAİR

I Hatırasız bir aşk yaşayacağım seninle  ey ölüm, ne adını sayıkladığım kızlar  koşarak gelecek yanıma, ne kalbimi  üşüten kahkahalar olacak kulaklarımda. Sen olup biteni fısıldarken usulca  bin bir kanadından birine tutunup  sonsuzluğa uçacağım sonra, yani aşka. Yaa dünya derken ihtiyarlar  içten bir gülümseyişle karşılayacağım seni  muhtemelen o güzel kadın, yani kadınım  en çerkes sesiyle haykıracak, bir aralık  sabahının erken düşen çiğlerine  elâ bir pırıltı bırakarak, gözyaşlarıyla yaşarken dans ettiğimi bilmeyen ahali dualarla uğurlarken beni  bir sevinç anını paylaşacağım seninle  ey ölüm, fotoğrafın banyosunu  fanilerin göremediği devr-i daim konuşmalarla  avunacak çocuklarım  benden geriye kalan  üç-beş şiirle de, belki! ÖLÜME DİRİME VE AŞKA DAİR II 'Beni iki kere kurşunladılar' üçüncüden ne korkarım uçunca üçüncü kuş kafesten  bir uçmaklık yar kalır avcı olana  ölümde dirimde ve gitmeler...