Ana içeriğe atla

Çobanyıldızı

Geçmişin hikayelerinde
Belki de hiç söylenmemiş.
Soylu büyük bir ailede,
Peri gibi bir kız varmış.

Ailenin tek bir kızı,
Sevimli ve güzelmiş.
Azizeler arasında en iyisi,
Yıldızlar ortasında ay’mış.

Yüksek şatolar gölgesinde,
Güven içinde gidiyormuş.
Pencere köşesinde,
Çobanyıldızı’nı bekliyormuş.

Bakarken deniz ufkuna,
Yükselerek parlıyordu.
Hareketli patika yolda,
Kurşuni kayıklar gidiyordu.

Bugün de görüyor, yarın da,
Böylece hayaline girerdi.
Hep izledi haftalarca yukarda,
Güzel kızın gönlüne damladı.

Dirsekleri arasında başı,
Düşlerinde onu arzuluyor.
Yüreğine tüm hasretini,
Gönlüne aşkını dolduruyor.

Herhangi bir gecede,
Nasıl da canlı parlıyor.
Şatonun kara gölgesinde,
Görüneceğini düşlüyor,

*


Kızın ardında adım adım,
Birden odasına dalıyor.
Kırağı düşmüş toprak gibi,
Bir serinlik veriyor.

Uzanıp doğruca yatağına,
O hemen uykuya dalıyor.
Dokunup elleriyle göğsüne,
Güzel kirpiklerini kapatıyor.

Işık aynaya vurunca,
Bedenine yansıyor.
Yüzünü çevirse de.
İri gözlere saçılıyor.

O, aynadan ürperip,
Gülümseyerek süzüyordu.
Geçmişi rüyasına dağılıp,
Gönlünün içine giriyordu.

Kız uykuda onunla sanki,
Ah edip iç çekerek konuşuyor,
…-“Ah gecelerimin tatlı beyi
Neden gelmiyorsun gel”, diyor.

Yavaşça in Çobanyıldızı,
Parlak ışıklarından kayarak,
Aydınlat bu yaşamımı.
Evime ve hayalime girerek.”

Heyecanla dinleyip,
Giderek tutuşuyordu.
Şimşek gibi çakıp,
Denizde kayboluyordu.

Nasıl da suya düştü,
Gökte daireler çizerek.
Bilinmeyen derinlikte,
Sevimli bir genç büyüyerek.

Sessizce pencere kenarında.
Eşiğin ortasından geçiyor.
Elinde tuttuğu bastonuyla,
Acıları birleştiriyor.

Yumuşacık altın saçlı,
Genç bir beye benziyor.
Çıplak omuzundan aşağı,
Mor bir atkı bağlıyor.

Ama bakarken gölgesine,
Beyaz mum gibi dökülür.
Bir ölü, gözleri sevecen,
Dışarıda şimşek çakıyor.

-“İnan yerimden zor geldim,
Ardımdaki çağrıların üstüne,
Bak gökyüzü babamdır benim,
Deniz de benim anam.

Görmek için yakından,
Odana girmeye geldim,
İndim parlak ışığımdan,
Ve sular içinde doğdum.

Bilinmez özlemimle geldim.
İrkilme, her şeyi bırak sen,
Gökteki Çobanyıldızı’yım;
Gelinim olacaksın sen.

Şatonun kolonları mercan.
Sen sonsuzda yaşadıkça,
Dünyada okyanustur insan,
Hep seni dinledikçe.”

-“Rüyalardaki gibi güzelsin,
Melek görünüşündesin,
Düşündüğün yolda ben;
Gidemem hiçbir zaman.

Yaşam olmadan da ışıksın,
Sözlerin, giysilerin yabancı,
Korkutuyor beni gözlerin.
Sen ölüsün, ben canlı.

*

Bir gün geçer, üç gün de
O, yine de gece gelir,
Çobanyıldızı üstüne,
Parlak ışıklarını saçar.

Kız uyuyup sakince,
Onu hep hayal ediyor.
Ve hasret çekiyor beye,
Yüreğinden tutuşuyor.

-“Yavaşça in Çobanyıldızı,
Parlak ışıklardan kayarak,
Aydınlat bu yaşamımı.
Evime ve hayalime girerek”

Gökte sesini duyunca,
Acısından sönüyor,
Kaybolduğu yerde
Gök dönmeye başlıyor.

Bakır kıvılcımlar boşlukta,
Tüm evrene yayılıyor,
Kaos içindeki ovada,
Bir adam secde ediyor.

Saçı siyah salkıma benzeyip;
Sanki taç gibi parlıyor,
Güneşin ateşiyle yıkanıp,
Doğrulardan geliyor,

Kurtulunca yaslardan.
Günahsız omuzları.
Düşünerek geliyor,
Ve solgundur yüzü.

Gözleri iri ve hoş gibi.
Umut içinde ışıldıyor.
Sanki iki evsiz gibi,
Karanlıkla doluyor.

-“Uzun bir yoldan geldim,
Şimdi seni dinlemek için,
Güneş babamdır benim,
Geceler de annem.

Benim tanımsız özlemim,
Bırak ne olur her şeyi,
Çobanyıldızı’nım ben;
Gelinim olacaksın sen.

Konayım sarı saçlarına,
Bizi yıldızlar birleştirsin,
Sevecen ol onlardan,
Doğ semamda bir tanem”

- “Ancak, rüya gibi güzelsin,
Huysuzsun belki bir an;
Fakat açtığın o yollardan,
Gidemeyiz hiçbir zaman.

Acımasız boş sevginden,
Göğüs kolonlarım ağrıyor,
Ah, beni o iri bakışların,
Bana baktıkça yakıyor”

- “Ama nasıl inebilirim?
Acaba bunu anlar mısın?
Çünkü ben ölümsüzüm,
Sen ise ölümlüsün?”

- “Seçkin sözleri aramam,
Nasıl başlar bilmiyorum,
Seni ben anlayamam.
Anlayarak konuşurum,

İstiyorsan gerçeğinle,
Hemen seni sevebileyim,
Sen de ölümlü ol benimle.
İn gel yere de göreyim”

- “Bir öpücük uğruna mı,
Ölümsüzlüğü istiyorsun,
Ne kadar çok sevdiğimi,
Anlamanı istiyorum;

Başka bir kanun göster,
Üzülerek doğayım,
Ben buraya bağlıyım,
Beni çözebilirsen.

Gidiyor, hep giderken,
Kıza bakıp sevdalanarak,
Koptu kendi yerinden,
Çoğu zaman kaybolarak.

*

Catalin bu mevsimde,
Güçlü bir evcil çocuk,
Misafirler masada,
Kadehe şarap koyar.

Çaba gösterir tavırlarıyla,
Giysilerle kendini sevdirir,
Bir çiçekten olmuşsa da.
Cesur ve açıkgözlüdür.

Gelincik gibidir yanakları,
Catalin onu gizlice süzüyor,
Saklanıp gözetleyerek kızı,
Hep kurnazca konuşuyor.

Güzel ama sıkılgan,
Yakan alev gibi sevimli,
Dene şansını istersen.
Hey Catalin tam yeri,

Bir köşede gerçekten,
Kızı nazikçe kucakladı,
-“Ne istiyorsun Catalin?
Git işine bak”, dedi.

- “Ne istiyorsun? İsterdim ki,
Dalma hep düşüncelere,
Daha hoş görünesin ki
Bir öpücük ver sadece.”

- “Huzur ver, uzaklara git,
Ne istediğini bilmem.
Sarmış beni ölüm özlemi.
Gökteki Çobanyıldızı’yım.”

- “Bilmiyorsan göstereyim,
Sevmeyi tane tane.
Yeter ki öfkelenme
Uslu durabilirsen.”

Tuzak kuran avcı gibi,
Korudaki kuşlara,
Uzatırsam sol yanımı,
Sar beni de kucakla.

Kıpırdanmayan gözlerin,
Bakışlarımın altındadır,
Dikilip altında güneşin,
Sanki ökçesinden yükselir.

Ne zaman Yüzüm yüzünde,
Doyumsuzca bakışıyoruz,
Senin de yüzün yüzümde,
Hoş geçiyor hayatımız.

Bilesin ki çok doluyum,
Bu gerçek sevginle,
Öp ne olur sevineyim.
Sarılıp da okşadığında,

Sanki çocukça dinliyor,
Şaşırıp, çılgınca eğleniyor,
Sevimli ve Çekingendir,
İstekli ama, bekliyor,

Sessizce:- “Yine de bana
Seni ben tanıyorum.
Geveze ve bir hiçtin ama,
Yine de bana uygunsun…

Çobanyıldızı yine belirdi,
Unutulan bu sessizlikte,
Ufukta beliriyor belli,
Büyük yalnızlığında.

Kirpiklerim ağırlaştı,
Gözyaşlarım dinmiyor,
Geçince su dalgaları,
Ona doğru gidiyor.

Parlıyor güçlü bir aşkla,
Bütün dertlerimi kovuyor,
Ona kavuşmamak adına,
Hep yükseklere çıkıyor.

Onları ayıran dünyadan,
Ezilip ebedice batıyor,
Çok uzaklardan da olsa
Onu eskisi gibi seviyor.

Bu nedenle günlerim,
Bozkır gibi boş kalır.
Büyülü kutsal gecelerim
Onsuz anlamsız kalır”

- “Bir çocuksun hepsi bu,
Hadi gel kaçalım buradan,
Herkese unutturalım bunu.
Silip izimizi ardından,

Çünkü ikimiz de uslu,
Gururlu ve onurluyuz,
Çobanyıldızı’nın düşünü….
Aile özlemini de kaybederiz,

Çobanyıldızı göründü,
Göklerin kanadında.
Binlerce sene oldu,
Bunca saniyelerde.

Yıldızlı bir gök üstünden,
Göğün üstünde yıldızlar,
Bir şimşek gibi bitmeyen,
Boşlukta yok olup gider.

Tehlikeli bir vadi,
Örtüyor etrafını,
Her zaman olduğu gibi,
Işıktan bir pınardı.

Deniz gibi kabarıp,
Akıp onu kucaklıyor,
Her şeyini kaybedip,
Düşünde buluşuyor.

Orada, her şey boş,
Gözleri yabancıdır.
Doğumlar da bir boş.
Sanki zaman geçicidir.

Her şey var ama yoktur.
Susamış yutkunuyor sanki,
Kör kuyu içinde unutulur,
Görünmez bir boşluk sanki.

“Bu ağır yükten,
Kurtar beni ey tanrım,
Yerde hep övülürsün,
Her şeye de kadirsin.

Ne istersen iste tanrım,
Bana başka bir kader ver,
Her yaşamın kaynağısın,
Ölümü de sen verdin.

Ölümsüzlüğümü geri al,
Bakışlarımdaki alev ile.
Her şeyi değiştir de al.
Bir saatlik sevgi ile,

Tanrım, kaos içinden çıktım,
Yine o kaosa döneceğim.
Bu boşluk içinde doğdum.
Yine de boşlukta duracağım.

- “Hyperion’un ikizi,
Doğ bütün insanlar gibi,
İsteme benden bir mucize,
Adsız bir beden gibi.

Sen bir insan mı olacaksın?
Onlara mı benzeyeceksin?
Sen de herkes gibi ölümlü,
Yeniden insan doğacaksın.

Umut bekleme yelden.
Dağıtır düşüncelerini,
Dalgalar hissedilince mezardan,
Ardından yine dalgalar doğardı.

Şans yıldızıdır sadece.
Kaderlerine boyun eğer.
Tanımayız ölümü de.
Yoktur yer va zamanımız meğer.

Dünün sonsuz gönlünden,
Ölen bugün yine yaşar,
Doğacak başkası yeniden.
Güneş yok olursa eğer,

Ölümsüzlük için doğsan
Ardından yine ölüm izler…
Çünkü ölür her doğan,
Ve de ölmek için doğar.

Yine de Hyperion’sun.
Göründüğünde kal ve dur.
Sana gücümü vereyim.
Anla beni ne olur.

Vereyim mi aynı sesi?
Ardındaki yakınmaya,
Denizde bir ada mı?
Ormanlık dağları yoksa,

Gücün ve doğruluğunla,
Göster bana yaptıklarını.
Dünyayı bölüp vereyim de,
Sürdüresin saltanatını.

Başarıp, kazanır mısın?
Ordular, gemiler vereyim.
Topraklar ve denizleri mi?
Ancak ölümü veremem.

Ölmek istiyorsan kim için?
Dön de kendine gel bak,
Yine de kayıp topraklar için,
Neler bekliyor seni gör bak.

Onun yerinde gökten gelen,
Hayperion dönüyor,
Bugün olduğu gibi dün de
Hep ışığını yayıyor.

Çünkü gün batmakta,
Gece başlamak üzere,
Sessizce ay doğmakta,
Sulara hareketlenmek üzere.

Kutsal ışıklarla dolu,
Ağaçlar arasındaki yollar,
Ihlamur altında sevgi dolu,
İki genç buluşuyor.

- “Bırak, başımı göğsüne daya.
Sevgilim, orada uyuyacak,
Işıklar gözlerimin altında,
Sevimli ve hoşça konuşacak.

Büyülü sert ışıklar içinde,
Düşüncelerini bana ver.
Benim gecemin üstüne.
Sonsuz huzurunu ver,

Ve kal üstümde benim,
Takip et acılarımı öylece,
Geçmişteki rüyamsın.
Benim her şeyden önce,

Ürperen o güzel kızı,
Hayperion görüyor,
Açıyor o da kucağını.
Boynuna zor sarılıyor.

Çiçeğin gümüş kokusuna,
Hoş bir yağmur yağıyor,
Uzun örgülü sarışın.
Ve iki çocuk büyüyor,

Sevgiden sarhoş olup,
Açıp gözlerini bakıyor.
Çobanyıldızı sessiz olup,
İnanıp dileğine bakıyor.

- “Çobanyıldızı in aşağıya,
Işıklarından kayarak.
Gir içine düşüncemin,
Şansımı da aydınlat.

Önceki gibi ürperiyor,
Derinlik ve yokuşlarda,
Tek başına yol alıyor,
Hareketli dalgalarda.

Ama, eskisi gibi düşmüyor,
Denizlerden başka yere,
– “Sana ne, bu balçıktan
Ben veya başkası da!

Yaşıyordu bu göklerde,
Bahtı hep açık olsun,
Bense kendi dünyamda,
Ölümsüz de üzgün.”


Mihai Eminescu
(Çevirmen Ali Narçın)


Genel bir bakış sergilendiğinde Doğa sevgisi ve aşk sevgisini bir bütünlük içinde şiirlerinin mutfağında kullandığı ve özellikle sevgilisi Veronica’nın aşkını yüceleştirdiği bazen de tepkilerini gösterdiğine tanık olmak hiç de zor değildir. Çünkü aradığı sevgiyi Veronica’da bile bulamayan şair; ifadeleri olmayan bir aşkı arar durur. Ancak belgelerin tümünde Mihai Eminescu’nun tek sevgilisi olarak adı belirtilen Veronica için son derece duygusal, romantik şiirler yazdığı belirtilmektedir. Yaşam alanı içinde çalışmalarına, kişiliğine karşı yapılan eleştiriler için de ayrı bir şiir yazar. “Crıtıcilor mei” (Eleştirenlerim) adlı şiirinde; ”Yazacak bir şey yoksa/Şiir yazmak kolaydır!/Dolambaçlı boş sözleri/Yan yana kuyruk yapar/” şeklinde bir ifadeyle şiir yoluyla eleştirisini yapmaktadır. 1870 yılında Romen edebiyatının en üst düzeydeki eleştirmeni Titu Maurescu..Mihai Eminescu’ya gerçek bir şair ünvanını verir. Eminescu Muhafazakâr milliyetçi görüşü nedeniyle Romen politikasının sağ kanadının bir sembolü durumuna getirilir. Şiirlerinde, Budizm, Hıristiyanlık ve Ateistlik temaları görülür. Bu tavrıyla daha önce sosyalistler tarafından benimsenen Eminescu’nun milli duygulara yaslanması nedeniyle sempatileri azalır ve önemsenmez duruma getirilir. Şiir çalışmalarındaki şekli serbest ölçüye dayanan Eminescu’nun “gazel, kâside, ölçü” türlerinden de yararlandığı ve “sone” de yazdığı görülmektedir. Özellikle uzun şiir yazma biçimi Mihai Eminescu’nun içinde bitmeyen duygularının yükselişi anlamında değerlendirilmiştir. Yazdığı şiirlerinin bazılarında “Divan Edebiyatı”nın biçimini görmek de mümkündür.

Kaynak: http://www.alinarcin.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

İnsanlıktan kaçmayan imam!

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim... Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu. Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. ...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok ‘Aşkun safâsı yok değül ammâ cefâsı çok Şehr-i cemâl o gamze vü ebrû vü hâl ile Hakkâ ne cây-ı dil-keş olur dil-rübâsı çok Bin câna virmeye n’ola bir bûsesini yâr Az olıcak metâ’ olur anın bahâsı çok Hiçbir belâ mı var ki gönül anı bilmeye Seyyâh-ı bî-karârın olur âşinâsı çok Zülf-i siyâh-ı yârda var sad-hezâr çîn El çek tolaşmadan ana Yahyâ hatâsı çok Şeyhülislam Yahya Efendi

Big Bang

Sözlerimi çok kısa tutacağım Kementler atacağım cümle kaygan akıl istihsâline Bozmak pahasına tüm iyi niyetli tertiplerini iyi olmayı becerebilenlerin Sözlerimi çok kısa tutacağım Farkedeceğim taacüple örtünen tüm ayıpları Yansıtarak Şeytanın yangınından aldığım ışığı sevaba Kısılmış gözlerimde görmeye çalışanlar ruhumu Yılgınlığa düşecek küfrümün tınmayan kayıtsızlığıyla Düşlerinde gezeceğim iyi hesap yapabilen herkesin Kimin yoksa dişe dokunur bir endişesi Bir kez daha kanacak o doğru söyleyeceğim yalana Gizli gizli sileceğim noktalarını tüm ف ‘lerin Toz alıyordum diyeceğim gözü açılanlara Bir aşırılığa mecbur etmek için tüm mutedil iyilikleri, kötülükleri Kolay unutulan bir pişmanlık planlayacağım Butonlar koyacağım eylemekten alıkoyan rengarenk butonlar Aklı kalkacak kim varsa aklı sürünen fikirlerle dolu Kolay kopan bağlar kuracağım Anbean hayal kırıklıklarıyla sınayacağım tüm zayıf imanlıları Suyun şeffaflığıyla sırlayarak tüm anlamları Akıtacağım zevk seylab...