Ana içeriğe atla

Çobanyıldızı

Geçmişin hikayelerinde
Belki de hiç söylenmemiş.
Soylu büyük bir ailede,
Peri gibi bir kız varmış.

Ailenin tek bir kızı,
Sevimli ve güzelmiş.
Azizeler arasında en iyisi,
Yıldızlar ortasında ay’mış.

Yüksek şatolar gölgesinde,
Güven içinde gidiyormuş.
Pencere köşesinde,
Çobanyıldızı’nı bekliyormuş.

Bakarken deniz ufkuna,
Yükselerek parlıyordu.
Hareketli patika yolda,
Kurşuni kayıklar gidiyordu.

Bugün de görüyor, yarın da,
Böylece hayaline girerdi.
Hep izledi haftalarca yukarda,
Güzel kızın gönlüne damladı.

Dirsekleri arasında başı,
Düşlerinde onu arzuluyor.
Yüreğine tüm hasretini,
Gönlüne aşkını dolduruyor.

Herhangi bir gecede,
Nasıl da canlı parlıyor.
Şatonun kara gölgesinde,
Görüneceğini düşlüyor,

*


Kızın ardında adım adım,
Birden odasına dalıyor.
Kırağı düşmüş toprak gibi,
Bir serinlik veriyor.

Uzanıp doğruca yatağına,
O hemen uykuya dalıyor.
Dokunup elleriyle göğsüne,
Güzel kirpiklerini kapatıyor.

Işık aynaya vurunca,
Bedenine yansıyor.
Yüzünü çevirse de.
İri gözlere saçılıyor.

O, aynadan ürperip,
Gülümseyerek süzüyordu.
Geçmişi rüyasına dağılıp,
Gönlünün içine giriyordu.

Kız uykuda onunla sanki,
Ah edip iç çekerek konuşuyor,
…-“Ah gecelerimin tatlı beyi
Neden gelmiyorsun gel”, diyor.

Yavaşça in Çobanyıldızı,
Parlak ışıklarından kayarak,
Aydınlat bu yaşamımı.
Evime ve hayalime girerek.”

Heyecanla dinleyip,
Giderek tutuşuyordu.
Şimşek gibi çakıp,
Denizde kayboluyordu.

Nasıl da suya düştü,
Gökte daireler çizerek.
Bilinmeyen derinlikte,
Sevimli bir genç büyüyerek.

Sessizce pencere kenarında.
Eşiğin ortasından geçiyor.
Elinde tuttuğu bastonuyla,
Acıları birleştiriyor.

Yumuşacık altın saçlı,
Genç bir beye benziyor.
Çıplak omuzundan aşağı,
Mor bir atkı bağlıyor.

Ama bakarken gölgesine,
Beyaz mum gibi dökülür.
Bir ölü, gözleri sevecen,
Dışarıda şimşek çakıyor.

-“İnan yerimden zor geldim,
Ardımdaki çağrıların üstüne,
Bak gökyüzü babamdır benim,
Deniz de benim anam.

Görmek için yakından,
Odana girmeye geldim,
İndim parlak ışığımdan,
Ve sular içinde doğdum.

Bilinmez özlemimle geldim.
İrkilme, her şeyi bırak sen,
Gökteki Çobanyıldızı’yım;
Gelinim olacaksın sen.

Şatonun kolonları mercan.
Sen sonsuzda yaşadıkça,
Dünyada okyanustur insan,
Hep seni dinledikçe.”

-“Rüyalardaki gibi güzelsin,
Melek görünüşündesin,
Düşündüğün yolda ben;
Gidemem hiçbir zaman.

Yaşam olmadan da ışıksın,
Sözlerin, giysilerin yabancı,
Korkutuyor beni gözlerin.
Sen ölüsün, ben canlı.

*

Bir gün geçer, üç gün de
O, yine de gece gelir,
Çobanyıldızı üstüne,
Parlak ışıklarını saçar.

Kız uyuyup sakince,
Onu hep hayal ediyor.
Ve hasret çekiyor beye,
Yüreğinden tutuşuyor.

-“Yavaşça in Çobanyıldızı,
Parlak ışıklardan kayarak,
Aydınlat bu yaşamımı.
Evime ve hayalime girerek”

Gökte sesini duyunca,
Acısından sönüyor,
Kaybolduğu yerde
Gök dönmeye başlıyor.

Bakır kıvılcımlar boşlukta,
Tüm evrene yayılıyor,
Kaos içindeki ovada,
Bir adam secde ediyor.

Saçı siyah salkıma benzeyip;
Sanki taç gibi parlıyor,
Güneşin ateşiyle yıkanıp,
Doğrulardan geliyor,

Kurtulunca yaslardan.
Günahsız omuzları.
Düşünerek geliyor,
Ve solgundur yüzü.

Gözleri iri ve hoş gibi.
Umut içinde ışıldıyor.
Sanki iki evsiz gibi,
Karanlıkla doluyor.

-“Uzun bir yoldan geldim,
Şimdi seni dinlemek için,
Güneş babamdır benim,
Geceler de annem.

Benim tanımsız özlemim,
Bırak ne olur her şeyi,
Çobanyıldızı’nım ben;
Gelinim olacaksın sen.

Konayım sarı saçlarına,
Bizi yıldızlar birleştirsin,
Sevecen ol onlardan,
Doğ semamda bir tanem”

- “Ancak, rüya gibi güzelsin,
Huysuzsun belki bir an;
Fakat açtığın o yollardan,
Gidemeyiz hiçbir zaman.

Acımasız boş sevginden,
Göğüs kolonlarım ağrıyor,
Ah, beni o iri bakışların,
Bana baktıkça yakıyor”

- “Ama nasıl inebilirim?
Acaba bunu anlar mısın?
Çünkü ben ölümsüzüm,
Sen ise ölümlüsün?”

- “Seçkin sözleri aramam,
Nasıl başlar bilmiyorum,
Seni ben anlayamam.
Anlayarak konuşurum,

İstiyorsan gerçeğinle,
Hemen seni sevebileyim,
Sen de ölümlü ol benimle.
İn gel yere de göreyim”

- “Bir öpücük uğruna mı,
Ölümsüzlüğü istiyorsun,
Ne kadar çok sevdiğimi,
Anlamanı istiyorum;

Başka bir kanun göster,
Üzülerek doğayım,
Ben buraya bağlıyım,
Beni çözebilirsen.

Gidiyor, hep giderken,
Kıza bakıp sevdalanarak,
Koptu kendi yerinden,
Çoğu zaman kaybolarak.

*

Catalin bu mevsimde,
Güçlü bir evcil çocuk,
Misafirler masada,
Kadehe şarap koyar.

Çaba gösterir tavırlarıyla,
Giysilerle kendini sevdirir,
Bir çiçekten olmuşsa da.
Cesur ve açıkgözlüdür.

Gelincik gibidir yanakları,
Catalin onu gizlice süzüyor,
Saklanıp gözetleyerek kızı,
Hep kurnazca konuşuyor.

Güzel ama sıkılgan,
Yakan alev gibi sevimli,
Dene şansını istersen.
Hey Catalin tam yeri,

Bir köşede gerçekten,
Kızı nazikçe kucakladı,
-“Ne istiyorsun Catalin?
Git işine bak”, dedi.

- “Ne istiyorsun? İsterdim ki,
Dalma hep düşüncelere,
Daha hoş görünesin ki
Bir öpücük ver sadece.”

- “Huzur ver, uzaklara git,
Ne istediğini bilmem.
Sarmış beni ölüm özlemi.
Gökteki Çobanyıldızı’yım.”

- “Bilmiyorsan göstereyim,
Sevmeyi tane tane.
Yeter ki öfkelenme
Uslu durabilirsen.”

Tuzak kuran avcı gibi,
Korudaki kuşlara,
Uzatırsam sol yanımı,
Sar beni de kucakla.

Kıpırdanmayan gözlerin,
Bakışlarımın altındadır,
Dikilip altında güneşin,
Sanki ökçesinden yükselir.

Ne zaman Yüzüm yüzünde,
Doyumsuzca bakışıyoruz,
Senin de yüzün yüzümde,
Hoş geçiyor hayatımız.

Bilesin ki çok doluyum,
Bu gerçek sevginle,
Öp ne olur sevineyim.
Sarılıp da okşadığında,

Sanki çocukça dinliyor,
Şaşırıp, çılgınca eğleniyor,
Sevimli ve Çekingendir,
İstekli ama, bekliyor,

Sessizce:- “Yine de bana
Seni ben tanıyorum.
Geveze ve bir hiçtin ama,
Yine de bana uygunsun…

Çobanyıldızı yine belirdi,
Unutulan bu sessizlikte,
Ufukta beliriyor belli,
Büyük yalnızlığında.

Kirpiklerim ağırlaştı,
Gözyaşlarım dinmiyor,
Geçince su dalgaları,
Ona doğru gidiyor.

Parlıyor güçlü bir aşkla,
Bütün dertlerimi kovuyor,
Ona kavuşmamak adına,
Hep yükseklere çıkıyor.

Onları ayıran dünyadan,
Ezilip ebedice batıyor,
Çok uzaklardan da olsa
Onu eskisi gibi seviyor.

Bu nedenle günlerim,
Bozkır gibi boş kalır.
Büyülü kutsal gecelerim
Onsuz anlamsız kalır”

- “Bir çocuksun hepsi bu,
Hadi gel kaçalım buradan,
Herkese unutturalım bunu.
Silip izimizi ardından,

Çünkü ikimiz de uslu,
Gururlu ve onurluyuz,
Çobanyıldızı’nın düşünü….
Aile özlemini de kaybederiz,

Çobanyıldızı göründü,
Göklerin kanadında.
Binlerce sene oldu,
Bunca saniyelerde.

Yıldızlı bir gök üstünden,
Göğün üstünde yıldızlar,
Bir şimşek gibi bitmeyen,
Boşlukta yok olup gider.

Tehlikeli bir vadi,
Örtüyor etrafını,
Her zaman olduğu gibi,
Işıktan bir pınardı.

Deniz gibi kabarıp,
Akıp onu kucaklıyor,
Her şeyini kaybedip,
Düşünde buluşuyor.

Orada, her şey boş,
Gözleri yabancıdır.
Doğumlar da bir boş.
Sanki zaman geçicidir.

Her şey var ama yoktur.
Susamış yutkunuyor sanki,
Kör kuyu içinde unutulur,
Görünmez bir boşluk sanki.

“Bu ağır yükten,
Kurtar beni ey tanrım,
Yerde hep övülürsün,
Her şeye de kadirsin.

Ne istersen iste tanrım,
Bana başka bir kader ver,
Her yaşamın kaynağısın,
Ölümü de sen verdin.

Ölümsüzlüğümü geri al,
Bakışlarımdaki alev ile.
Her şeyi değiştir de al.
Bir saatlik sevgi ile,

Tanrım, kaos içinden çıktım,
Yine o kaosa döneceğim.
Bu boşluk içinde doğdum.
Yine de boşlukta duracağım.

- “Hyperion’un ikizi,
Doğ bütün insanlar gibi,
İsteme benden bir mucize,
Adsız bir beden gibi.

Sen bir insan mı olacaksın?
Onlara mı benzeyeceksin?
Sen de herkes gibi ölümlü,
Yeniden insan doğacaksın.

Umut bekleme yelden.
Dağıtır düşüncelerini,
Dalgalar hissedilince mezardan,
Ardından yine dalgalar doğardı.

Şans yıldızıdır sadece.
Kaderlerine boyun eğer.
Tanımayız ölümü de.
Yoktur yer va zamanımız meğer.

Dünün sonsuz gönlünden,
Ölen bugün yine yaşar,
Doğacak başkası yeniden.
Güneş yok olursa eğer,

Ölümsüzlük için doğsan
Ardından yine ölüm izler…
Çünkü ölür her doğan,
Ve de ölmek için doğar.

Yine de Hyperion’sun.
Göründüğünde kal ve dur.
Sana gücümü vereyim.
Anla beni ne olur.

Vereyim mi aynı sesi?
Ardındaki yakınmaya,
Denizde bir ada mı?
Ormanlık dağları yoksa,

Gücün ve doğruluğunla,
Göster bana yaptıklarını.
Dünyayı bölüp vereyim de,
Sürdüresin saltanatını.

Başarıp, kazanır mısın?
Ordular, gemiler vereyim.
Topraklar ve denizleri mi?
Ancak ölümü veremem.

Ölmek istiyorsan kim için?
Dön de kendine gel bak,
Yine de kayıp topraklar için,
Neler bekliyor seni gör bak.

Onun yerinde gökten gelen,
Hayperion dönüyor,
Bugün olduğu gibi dün de
Hep ışığını yayıyor.

Çünkü gün batmakta,
Gece başlamak üzere,
Sessizce ay doğmakta,
Sulara hareketlenmek üzere.

Kutsal ışıklarla dolu,
Ağaçlar arasındaki yollar,
Ihlamur altında sevgi dolu,
İki genç buluşuyor.

- “Bırak, başımı göğsüne daya.
Sevgilim, orada uyuyacak,
Işıklar gözlerimin altında,
Sevimli ve hoşça konuşacak.

Büyülü sert ışıklar içinde,
Düşüncelerini bana ver.
Benim gecemin üstüne.
Sonsuz huzurunu ver,

Ve kal üstümde benim,
Takip et acılarımı öylece,
Geçmişteki rüyamsın.
Benim her şeyden önce,

Ürperen o güzel kızı,
Hayperion görüyor,
Açıyor o da kucağını.
Boynuna zor sarılıyor.

Çiçeğin gümüş kokusuna,
Hoş bir yağmur yağıyor,
Uzun örgülü sarışın.
Ve iki çocuk büyüyor,

Sevgiden sarhoş olup,
Açıp gözlerini bakıyor.
Çobanyıldızı sessiz olup,
İnanıp dileğine bakıyor.

- “Çobanyıldızı in aşağıya,
Işıklarından kayarak.
Gir içine düşüncemin,
Şansımı da aydınlat.

Önceki gibi ürperiyor,
Derinlik ve yokuşlarda,
Tek başına yol alıyor,
Hareketli dalgalarda.

Ama, eskisi gibi düşmüyor,
Denizlerden başka yere,
– “Sana ne, bu balçıktan
Ben veya başkası da!

Yaşıyordu bu göklerde,
Bahtı hep açık olsun,
Bense kendi dünyamda,
Ölümsüz de üzgün.”


Mihai Eminescu
(Çevirmen Ali Narçın)


Genel bir bakış sergilendiğinde Doğa sevgisi ve aşk sevgisini bir bütünlük içinde şiirlerinin mutfağında kullandığı ve özellikle sevgilisi Veronica’nın aşkını yüceleştirdiği bazen de tepkilerini gösterdiğine tanık olmak hiç de zor değildir. Çünkü aradığı sevgiyi Veronica’da bile bulamayan şair; ifadeleri olmayan bir aşkı arar durur. Ancak belgelerin tümünde Mihai Eminescu’nun tek sevgilisi olarak adı belirtilen Veronica için son derece duygusal, romantik şiirler yazdığı belirtilmektedir. Yaşam alanı içinde çalışmalarına, kişiliğine karşı yapılan eleştiriler için de ayrı bir şiir yazar. “Crıtıcilor mei” (Eleştirenlerim) adlı şiirinde; ”Yazacak bir şey yoksa/Şiir yazmak kolaydır!/Dolambaçlı boş sözleri/Yan yana kuyruk yapar/” şeklinde bir ifadeyle şiir yoluyla eleştirisini yapmaktadır. 1870 yılında Romen edebiyatının en üst düzeydeki eleştirmeni Titu Maurescu..Mihai Eminescu’ya gerçek bir şair ünvanını verir. Eminescu Muhafazakâr milliyetçi görüşü nedeniyle Romen politikasının sağ kanadının bir sembolü durumuna getirilir. Şiirlerinde, Budizm, Hıristiyanlık ve Ateistlik temaları görülür. Bu tavrıyla daha önce sosyalistler tarafından benimsenen Eminescu’nun milli duygulara yaslanması nedeniyle sempatileri azalır ve önemsenmez duruma getirilir. Şiir çalışmalarındaki şekli serbest ölçüye dayanan Eminescu’nun “gazel, kâside, ölçü” türlerinden de yararlandığı ve “sone” de yazdığı görülmektedir. Özellikle uzun şiir yazma biçimi Mihai Eminescu’nun içinde bitmeyen duygularının yükselişi anlamında değerlendirilmiştir. Yazdığı şiirlerinin bazılarında “Divan Edebiyatı”nın biçimini görmek de mümkündür.

Kaynak: http://www.alinarcin.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

Francesco Petrarca UZAKTA OLSA DA, UYKUDA AVUTURDU BENİ

249 Qual paura o quando mi torna a mente Nasıl korku duyarım anımsadığımda o günü, kederli ve kaygılı bıraktığım kadınımı ve yüreğimi onunla! Gene de başka şey yok böyle arzuyla düşündüğüm ve böyle sık. Yeniden görürüm onu kibirsizce dururken güzel kadınlar arasında, bir gül gibi daha değersiz çiçekler arasında, ne neşeli, ne üzgün, çekinen, ama başka dert duymayan biri gibi. Bir yana bırakımıştı her zamanki süslerini, incilerini, taçlarını ve neşeli giysisini, ve gülüşünü, şarkısını ve tatlı zarif sözlerini. Böyle bıraktım hayatımı orada kuşku içinde; şimdi kederli alametler, düşler ve kara düşünceler saldırıyor üzerime, ne olur Allahım yalan olsun hepsi! 250 Solea lontana in sonno consolarme Uzakta olsa da, uykuda avuturdu beni o tatlı melek görünüşüyle kadınım, şimdi korkutup üzüyor beni, ne elemden, ne korkudan sakınabiliyorum kendimi; çünkü sık sık çehresinde görür gibiyim gerçek merhamete karışmış ağır elemi, ve işitir gibiyim şeyleri...

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...

kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi

sana her geldiğimde ölüm hissiyle kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi geri veriyorsun hayata beni saçlarımdan ve gözlerimden öperek ayrılığın oğulusun sen ağacın toprakta gördüğüsün seni ben ufalayamam sen ben dağıtamam ben sana hiç kıyamam seni toprak çürütsün ağacın toprakta gördüğüysem bilirim dal ile toprak arasını da Mehmet Can Doğan