Ana içeriğe atla

Bir Aşk Hikayesi Ya Da Bir Aşk Şiiri

Veronica Micle, dünyada adına belki de en çok şiir yazılan kadınlardan biri. Kendisi de aynı zamanda şair ama Romanya'da ve dünyada şairliğiyle, kısa hikâyeleriyle, tercümeleriyle veya piyano resitalleriyle değil yaşadığı büyük aşkıyla tanınıyor…

Âşık olduğu adam öldüğünde tabutun içine bir demet çiçekle beraber kendi el yazısıyla bir not koymuş. "Beni unutma" yazıyormuş o notta.. Ölmüş bir adamdan kendisini unutmamasını istiyormuş. Aslında bu, beni orada bekle, geliyorum yanına demekti bir bakıma. Ve evet, çok kısa bir süre sonra öte dünyaya, sevdiğinin yanına gitmek için Veronica Micle intihar etti.

Sevdiği adam 15 Haziran 1889‘da öldü,  Veronica Micle ise bundan kısa bir süre sonra 3 Ağustos 1889’da intihar ederek öldü. Daha henüz 39 yaşındayken sevdiği adama kavuşmak için intihar ederek bu dünyadan göçüp giden genç bir kadın… Veronica Micle'nin büyük aşkı, Romanya'nın en büyük şairlerinden biri olan Mihai Eminescu'dan başkası değildi…

Veronica Micle 22 Nisan 1850 yılında Nâsâud’da, Cımpeanu ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası kendisi doğmadan öldü. Ana Cımpeanu eşi öldükten sonra iki çocuğunu da alarak Târgu Neamt'a taşındı. Çocuklarından biri Veronica diğeri Radu isimli erkek çocuğu.  Veronica Micle'nin erkek kardeşi çok kısa bir süre sonra öldü. Anne Ana Cımpeanu kız çocuğunu da alarak tekrar göç etti, bu sefer İaşi şehrine. Veronica ilkokuldan sonra kızlar okuluna gitti.  Bu okuldan mezun olmak için, mezuniyet sınavını vermek için karşısına çıktığı sınav komisyonunda çok kısa bir süre sonra eşi olacak olan adam da vardı ismi Ştefan Micle. Annesi Ana Cımpeanu'nun isteğiyle Veronica Micle daha henüz on dört yaşlarındayken evlendirilmişti kırk üç yaşındaki adamla. Anne Cımpeanu için bu evlilik çok önemliydi. Kızının şehrin en önemli simalarından biriyle evlenmesi, sosyal statü kazanması önemliydi. Kızı için en iyisini istiyordu.

Ştefan Micle, Veronica ile evlendiğinde kendisi üniversitede profesördü, kısa bir süre sonra aynı üniversiteye rektör olarak atanmıştı. Micle çiftinin iki kız çocuğu olmuştu bu evliliklerinden. Birincisi  evliliklerinden iki yıl sonra dünyaya gelen Valeria . Anne Veronica bu kızına hep “Cırcır Böceğim” diyordu. İkinci kızları ise evliliklerinin dördüncü yılında dünyaya gelen Virginia Livia…  Annesi bu kızına da hep “Kelebeğim” diyordu.

Veronica Micle 22 yaşlarındayken kulağındaki rahatsızlığından dolayı 1872 yılının ilkbaharında, eşi Ştefan Micle’nin isteğiyle tedavi olabilmek için Viyana'ya gidiyor. Piyano çaldığı ve şarkı da söylediği için, resitaller de verdiği için söz konusu rahatsızlık önemli bir sorun haline gelmişti. O seyahatte o sırada Viyana'da burslu üniversite öğrencisi olarak bulunan genç şair Mihai Eminescu ile tanıştırılıyor. Çok yakışıklı, şair ve en önemlisi kendisiyle aynı yaşta olan bir adamla tanışıyor ki birbirlerine ilk görüşte âşık oluyorlar. O andan itibaren artık ikisi de ülkelerinden uzakta olmalarına rağmen Viyana’da hiç de yabancı gibi hissetmiyorlar kendilerini. Aksine alabildiğine özgür hissediyorlar.  Eşinin konumu ve çevresi itibariyle o ana kadar hep kendisinden büyük yaşlı insanların sıkıcı sosyete hayatı içinde bunalan Veronica Micle ilk kez o insanlardan farklı ve kendini heyecanlandıran özgür hissettiren çılgın bir adamla tanışıyordu. Kendisi çok güzel, iyi eğitim almış olmasına rağmen küçük yaşta kendisinden yaşça büyük bir adamla evlendirildiği için özgürlük, sevgi, aşk gibi duyguları yaşamayı o ana kadar sadece hayal edebiliyordu ve ilk defa hayallerindeki gibi, düşlediği gibi biriyle tanışıyordu. Kendisine kadın olduğunu ve sevildiğini hissettiren biriyle… Saf bir aşktı. Mihai Eminescu mektuplarında, anılarında fiziki temastan sadece bir kez söz ediyor, bir kucaklaşmadan… Şöyle anlatıyor; "16/ 4/1876 hayatımın en güzel günüydü. Veronica'yı kucakladım ona sarıldım ve onu öptüm. Bana mavi çiçekler hediye etti ve onları hayatım boyunca saklayacağım."

Viyana'daki tanışmanın ve orada birlikte geçirdikleri günlerin ardından Mihai Eminescu 1874 yılında İaşi şehrindeki kütüphaneye genel müdür olarak atandı.  Eminescu o görevde üç yıl kaldı. Bu üç yıl boyunca Ştefan Micle'nin evine de defalarca gitti, ayrıca Veronica'nın piyano çaldığı solona da sık sık giderdi. Az önce fiziki temasları olmadığını yazdım ama başka rivayetler de var. Bu üç yıl boyunca Eminescu gün geçtikçe daha fazla bağlandı Veronica'ya. O dönemde Veronica'ya gönderdiği bir mektupta;"Hanımefendi, iki yıl boyunca çalışamadım, ahmak gibi beyhude bir umudu takip ettim. Siz kafamda bir hayalsiniz ve sizi tıpkı bir tabloyu seven biri gibi seviyorum."
O kucaklamadan sonra her ikisinde de çok belirgin değişiklikler olmaya başlamıştı. Mihai Eminescu'nun şiirlerinde bu hemen fark ediliyordu. O dönemde, bir kaç ay boyunca çok sayıda şiir yazdı ve sadece başlıklar bile aşkı, acıyı, gelgitleri, açıkça anlatıyordu. "Gizli Seviyoruz,  Ben Sayıyorum Ah Ağlıyorum, Ne Fısıldıyorsun O Kadar Gizli,  Zehir Ve Büyü, Kıskançlık Ve Başka Şeyler" şiirlerini o dönemde yazdı.

Mihai Eminescu İaşi şehrinden 1877 yılında ayrıldı ve Bükreş'e taşındı. O dönemde Veronica'nın büyüsünden kurtulmuş gibiydi sanki ve şiirleri de. "Aşk Sözcükleriyle Bana İşkence Ettin" şiirindeki  "Kadere nasıl teşekkür ediyorum, senden kurtuldum" veya "Bugün kendimi yine yalnız ve iyi görüyorum" mısralarında olduğu gibi.  Hatta şiir "Seni artık zor hatırlıyorum"  diye bitiyor.

Veronica Micle'nin eşi Ştefan Micle 1879 yılında vefat etti. Veronica Micle artık dul bir kadın ve iki kız çocuğun annesiydi. Mihai Eminescu her ne kadar daha önce Veronica’nın büyüsünden kurtulduğunu şiirinde yazmışsa da Veronica’ya yazdığı taziye mektubundaki cümlelerinden durumun hiç de böyle olmadığı anlaşılıyordu. Söyle yazmıştı Mihai Eminscu o taziye mektubunda; "Hayatım tuhaf ve bütün tanıdıklarım için de anlaşılmaz, sensiz hiç bir anlamı yok" Hemen o sıralarda bir şiir de yazdı: "Dünya Bana Bir Sayı Gibi Geliyor"

Veronica Micle eşinin ölümünden çok kısa bir süre sonra, hiç beklemeden sevdiği adamın yanına gitti, Bükreş'e. Orada birkaç ay birlikte geçirdiler. Kaynaklar bu kısa süreyi "bal ayı" olarak anlatıyor. Yeni bir yuva kurmaya çalıştılar ama maddi sıkıntılardan dolayı başaramadılar. Bazı kaynaklarda “Eminescu’nun eğer evlenirlerse, Veronica'nın ölmüş eşinden kalan maaşı alamayacağını düşündüğü ve kendisinin de sevdiği kadına ve çocuklarına rahat bir hayat sunamayacağından korktuğu için aslında hiç bir zaman evlenmek istemediği “ belirtiliyor.

O dönemde kendileri için bir yuva kurmayı başaramadılar ve Veronica, İaşi şehrine geri döndü. Bir yıl kadar mektuplaştılar. Mektup gönderen daha çok Veronica idi. Sitem dolu mektuplar. Bu sırada bir makale yazdı Veronica ve yayınlandı. Eminescu'nun ilgisizliğinden kaynaklanan öfkeyle ve yine Eminescu'nun kendisine gönderdiği mektuplardaki "edebiyat dünyası" hakkındaki itiraflara dayanarak yazılmış bir makale. Makalenin ismi "Jüpiter'in Haremi ve Bir Edebiyat Çemberinin Gizemi' idi. Veronica, makalesine dayanak olan Eminescu’nun o mektuplarını tümüyle ve orijinal haliyle hiçbir zaman hiçbir yerde yayınlamadı.

Veronica’ın o sitem dolu mektupları ve davranışları yaşadıklarından kaynaklanıyordu. Dul bir kadın ve iki çocuk annesi olarak, genç ve ünlü bir şair ile gönül ilişkisinin herkesin dilinde olmasına çok üzülüyordu. Veronica’nın "dünyaya karşı beni rezil ettin, küçük düşürdün" şeklindeki sitemleri devam etti hep. Mihai Eminescu’nun kendisiyle evlenmesini engelleyen aslında makalesinde söz ettiği edebiyat çemberinin içindekilerdi Veronica’ya göre…

Mihai Eminesc'nun dikkatini çekmek için, yalvartmak için Veronica kışkırtıcı mektuplar da gönderiyordu. Eminescu'nun ileri derecedeki kıskançlığını bildiği için “gelmezsen ben süslenirim ve bulvarda gezmeye çıkarım" diye yazıyordu ona. “Bulvarda gezmeye çıkarım"  diyerek  “ sen değil başka erkeklerin gözleri benim güzelliğimi seyredecek, görecek" demek istiyordu.  Eminescu ise bu mektupları aldığında, sevgi dolu sözlerle ve pek çok bahane öne sürerek Veronica’nın “süslenip bulvarda gezmesini" engellemeye çalışıyordu.

Mihai Eminescu'nun kıskançlık krizleri, açıklanamayan çılgınlık dürtüleri özellikle mektuplarında oldukça belirgin. Misal; "Veronica bilmelisin ki seni sevdiğim kadar, bazen, senden nefret ediyorum; bu nefret sebepsiz, anlatılmaz, sadece başkasıyla birlikte gülüyorsun, gülüş ki benim verdiğim değerindeki değerinde değil ve başkasının sana dokunacağı düşüncesi beni çıldırtıyor, bedenin bana ait ve paylaşılamaz. Senden nefret ediyorum bazen çünkü biliyorum ki beni deli eden çekiciliğin sahibisin, senden nefret ediyorum bana ait bir serveti senin başkasına sunabilme ihtimalini düşündükçe, servet ki tek servetim. Seninle tam mutlu olabilmem ve sakin olabilmem için insanlardan uzak, kimseye seni takdim etmek zorunda kalmadan seni bir kulübeye kapatıp o kulübeye yalnızca ben girmeliyim".

Veronica ise mektuplarında "Sen bana o kadar az yazıyorsun ki mektubu açar açmaz okumayı bitiriyorum",  " Sana yazmamaya karar verdim, senin taşı sıkarken akan su kadar cevaplar vermemen için" veya "Sessizliğinin yılmazlığı yüreğimi parçalıyor" diyordu.

O dönemde, 1880 yılında Veronica Micle artık ayrılmak istediğini yazınca Mihai Eminescu hemen İaşi şehrine Veronica’nın yanına gitti onu bu isteğinden vazgeçirebilmek için ve başardı ama çok kısa bir süre için.

Bir mektubunda Mihai Eminescu:
" Biliyorum seni hak etmiyorum. Sana defalarca beni bağışlaman için yalvardım, hayatının üzerindeki mutsuzluk gölgesini atmaya cüret ettim ve sen iyi niyetle hep görmezden geldin beceriksizliğimi, hareket eksikliğimi ve zayıf karakterimi ki hayatımdaki kötülüklerin ana kaynağı. Senin için şüphesiz ki daha iyi bu sorumluluktan kurtulmak, bu adam hiç bir şey yapamıyor, hiç bir şey istemiyor, bu adam ki ömrünü tüketiyor korkaklığıyla ve güçsüzlüğüyle. Yaşamaya cesareti yok, ruhunda bir ışın yok ama bütün bunlara rağmen seni sevmeye cüret ettim. İnsanların düşüncelerini ve bakışlarını hesaba katmadım, benim olma isteğimin olmasını istemişim. Sana olan kötülüğüm ve davranışlarım beni korkutuyor" diyordu.

Mihai Eminescu ve Veronica Micle’nin 1881 ile 1882 yılları arasında bir önceki "nişanlılık" gibi bir beraberlikleri daha oldu. Tarih tekerrürden ibaret dercesine tekrar aynı şeyleri yaşadılar. Bu dönemden sonra Eminescu'nun hastalığı sinsice ilerlemeye başladı ve 1883 yılından itibaren hayatının geri kalan altı yılını daha çok hastanelerde, sanatoryumlarda geçirdi, yurt içi ve yurt dışında.

Bu sıralarda Veronica Micle'nin ilk ve tek kitabı yayınlandı, 1887 yılında. Mihai Eminescu o kitap için" Onun kitabı benim için ebediyen yeni kalacak. Ne güzel dizelerle karşılaştım bu kitapçıkta. Sen de oku, haklı olduğumu göreceksin" demişti.  Ertesi yıl 1888 yılında Eminescu Botoşani'den, yani doğduğu şehirden ayrılıp Bükreş'e temelli taşındı,  Mihai Eminescu'yu buna Veronica ikna etti. 1889 yılının ilk günlerinden sonra Mihai Eminescu'nun hastalığı gün geçtikçe ağırlaştı ve 15 Haziran 1889 yılında hayatını kaybetti. "Bir Tek Özlemim Daha Var" isimli şiirindeki gibi defnedildi. Sade bir tören, sade bir tabut ve en önemlisi şiirlerindeki "kutsal ıhlamur ağacı" mezarının yanı başında, başucunda… Bükreş'teki bugünkü adıyla Bellu mezarlığına defnedildi. Mihai Eminescu şiirlerindeki "kutsal ıhlamur ağacı" İaşi şehrinde, çok yaşlı bir ağaç, yaklaşık 500 yıllık.

Veronica Micle de Mihai Eminescu’nun ölümünden 50 gün sonra sevdiği adama uzun yıllar önce söz verdiği gibi hayatına son verdi cıva içerek; "Hayatımı sana kurban olarak getireceğim" demişti. "Ruhum ölümden sonra da sevilen şairin gölgesini arayacak". Veronica Micle sevdiği adamdan uzak bir yerde öleceğini biliyor gibiydi; "biz bir birimizden uzak öleceğiz, belki bir birimize ağlamayacağız" demişti.
Veronica Micle kendisine annesi Ana Cımpeanu'dan miras kalan evi bir manastıra bağışladı ve kendisi de o manastırda intihar ederek öldü. Mezarı da orada… İntihar etmeden önce arkadaşlarını topladı, Mihai Eminescu'nun kendisi için yazdığı şiirleri okudular, çıkan yorumları okudular ve önceden eczaneden temin ettiği cıva ile o gece intihar etti.

Benim mümkün olduğunca özetleyerek çok kısa bir hikâye şeklinde anlatmaya çalıştığım son derece trajik ve hayli fırtınalı yaşanmış olan bu büyük aşkı her yönüyle bilmek anlamak ve hissetmek için elbette ki bu yazı yetmez.  Veronica Micle ile Mihai Eminescu’nun ölümlerinden sonra nesilden nesile aktarıldıkça adeta efsaneleşen bu gerçek aşk hikâyesi birçok araştırmaya ve yazıya konu olduğu gibi “Sonsuz Bir Aşk” adıyla sinema filmi olarak beyaz perdeye de aktarılmış.

Ben bir aşk hikâyesi dedim ama yanlış dedim galiba. Bu hikâye değil, hikâyeden çok öte… İnsanın yüreğini alabildiğine sarsan bir şiir bu.. Evet,  yürekleri sarsan bir aşk şiiri demeliydim. Gerçek “Bir Aşk Şiiri”,  iki şairin, Veronica ile Eminescu’nun birlikte yazdığı…


Teodora Doni
Kaynak: asanatlar.com/sairlerin-aski-veronica-micle-ile-mihai-eminescu/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İnsanlıktan kaçmayan imam!

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim... Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu. Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. ...

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok ‘Aşkun safâsı yok değül ammâ cefâsı çok Şehr-i cemâl o gamze vü ebrû vü hâl ile Hakkâ ne cây-ı dil-keş olur dil-rübâsı çok Bin câna virmeye n’ola bir bûsesini yâr Az olıcak metâ’ olur anın bahâsı çok Hiçbir belâ mı var ki gönül anı bilmeye Seyyâh-ı bî-karârın olur âşinâsı çok Zülf-i siyâh-ı yârda var sad-hezâr çîn El çek tolaşmadan ana Yahyâ hatâsı çok Şeyhülislam Yahya Efendi

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Erteleme

Öbür gün, evet, yalnızca öbür gün... Yarın öbür günü düşünmeye başlayacağım, Belki her şey olup bitecek; ama bugün değil... Hayır, bugün değil; bugün yapamam. Öznel nesnelliğimin şaşırtıcı inadı, Gerçek yaşamımın uykusu, araya girmesi, Sezinlemesi, bitimsiz bezginlik- Bütün dünyam bir tramvaya yetişme çabası- Öyle bir ruh o... Yalnızca öbür gün... Bugün hazırlanmak istiyorum... Hazırlanmak istiyorum kendi yarınım için, öbür günü düşünmek için... Sonucu belirleyecek olan bu. Halihazırda planlarım var, ama hayır, bugün planlama yok... Yarın plan yapma günüdür. Yarın dünyayı fethetmeye masama oturacağım; Ama ancak öbür gün fethedeceğim dünyayı... Ağladığımı hissediyorum, Apansız ağladığımı hissediyorum, derinden içime doğru... Bugün ne olup bittiğini bilmeyin, bu bir giz, söyleyemem. Yalnızca öbür gün... Çocukken her hafta Pazar günü sirki beni eğlendirirdi. Bugün bütün eğlencem çocukluğumdaki tüm hafta süren Pazar günü sirki... Öbür gün, bambaşka biri olacağım, Yaşamım zaferle taçlanaca...

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

Aşk gibidir şiir

Aşk gibidir şiir de: Söyleriz, söyleriz, çok şeyler söyledik gibi gelir bize, bir de bakarız ki bir şey söyleyememişiz, hep çevre de dolaşmış da öze değememişiz. Nurullah Ataç

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...