Ana içeriğe atla

Bir Aşk Hikayesi Ya Da Bir Aşk Şiiri

Veronica Micle, dünyada adına belki de en çok şiir yazılan kadınlardan biri. Kendisi de aynı zamanda şair ama Romanya'da ve dünyada şairliğiyle, kısa hikâyeleriyle, tercümeleriyle veya piyano resitalleriyle değil yaşadığı büyük aşkıyla tanınıyor…

Âşık olduğu adam öldüğünde tabutun içine bir demet çiçekle beraber kendi el yazısıyla bir not koymuş. "Beni unutma" yazıyormuş o notta.. Ölmüş bir adamdan kendisini unutmamasını istiyormuş. Aslında bu, beni orada bekle, geliyorum yanına demekti bir bakıma. Ve evet, çok kısa bir süre sonra öte dünyaya, sevdiğinin yanına gitmek için Veronica Micle intihar etti.

Sevdiği adam 15 Haziran 1889‘da öldü,  Veronica Micle ise bundan kısa bir süre sonra 3 Ağustos 1889’da intihar ederek öldü. Daha henüz 39 yaşındayken sevdiği adama kavuşmak için intihar ederek bu dünyadan göçüp giden genç bir kadın… Veronica Micle'nin büyük aşkı, Romanya'nın en büyük şairlerinden biri olan Mihai Eminescu'dan başkası değildi…

Veronica Micle 22 Nisan 1850 yılında Nâsâud’da, Cımpeanu ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası kendisi doğmadan öldü. Ana Cımpeanu eşi öldükten sonra iki çocuğunu da alarak Târgu Neamt'a taşındı. Çocuklarından biri Veronica diğeri Radu isimli erkek çocuğu.  Veronica Micle'nin erkek kardeşi çok kısa bir süre sonra öldü. Anne Ana Cımpeanu kız çocuğunu da alarak tekrar göç etti, bu sefer İaşi şehrine. Veronica ilkokuldan sonra kızlar okuluna gitti.  Bu okuldan mezun olmak için, mezuniyet sınavını vermek için karşısına çıktığı sınav komisyonunda çok kısa bir süre sonra eşi olacak olan adam da vardı ismi Ştefan Micle. Annesi Ana Cımpeanu'nun isteğiyle Veronica Micle daha henüz on dört yaşlarındayken evlendirilmişti kırk üç yaşındaki adamla. Anne Cımpeanu için bu evlilik çok önemliydi. Kızının şehrin en önemli simalarından biriyle evlenmesi, sosyal statü kazanması önemliydi. Kızı için en iyisini istiyordu.

Ştefan Micle, Veronica ile evlendiğinde kendisi üniversitede profesördü, kısa bir süre sonra aynı üniversiteye rektör olarak atanmıştı. Micle çiftinin iki kız çocuğu olmuştu bu evliliklerinden. Birincisi  evliliklerinden iki yıl sonra dünyaya gelen Valeria . Anne Veronica bu kızına hep “Cırcır Böceğim” diyordu. İkinci kızları ise evliliklerinin dördüncü yılında dünyaya gelen Virginia Livia…  Annesi bu kızına da hep “Kelebeğim” diyordu.

Veronica Micle 22 yaşlarındayken kulağındaki rahatsızlığından dolayı 1872 yılının ilkbaharında, eşi Ştefan Micle’nin isteğiyle tedavi olabilmek için Viyana'ya gidiyor. Piyano çaldığı ve şarkı da söylediği için, resitaller de verdiği için söz konusu rahatsızlık önemli bir sorun haline gelmişti. O seyahatte o sırada Viyana'da burslu üniversite öğrencisi olarak bulunan genç şair Mihai Eminescu ile tanıştırılıyor. Çok yakışıklı, şair ve en önemlisi kendisiyle aynı yaşta olan bir adamla tanışıyor ki birbirlerine ilk görüşte âşık oluyorlar. O andan itibaren artık ikisi de ülkelerinden uzakta olmalarına rağmen Viyana’da hiç de yabancı gibi hissetmiyorlar kendilerini. Aksine alabildiğine özgür hissediyorlar.  Eşinin konumu ve çevresi itibariyle o ana kadar hep kendisinden büyük yaşlı insanların sıkıcı sosyete hayatı içinde bunalan Veronica Micle ilk kez o insanlardan farklı ve kendini heyecanlandıran özgür hissettiren çılgın bir adamla tanışıyordu. Kendisi çok güzel, iyi eğitim almış olmasına rağmen küçük yaşta kendisinden yaşça büyük bir adamla evlendirildiği için özgürlük, sevgi, aşk gibi duyguları yaşamayı o ana kadar sadece hayal edebiliyordu ve ilk defa hayallerindeki gibi, düşlediği gibi biriyle tanışıyordu. Kendisine kadın olduğunu ve sevildiğini hissettiren biriyle… Saf bir aşktı. Mihai Eminescu mektuplarında, anılarında fiziki temastan sadece bir kez söz ediyor, bir kucaklaşmadan… Şöyle anlatıyor; "16/ 4/1876 hayatımın en güzel günüydü. Veronica'yı kucakladım ona sarıldım ve onu öptüm. Bana mavi çiçekler hediye etti ve onları hayatım boyunca saklayacağım."

Viyana'daki tanışmanın ve orada birlikte geçirdikleri günlerin ardından Mihai Eminescu 1874 yılında İaşi şehrindeki kütüphaneye genel müdür olarak atandı.  Eminescu o görevde üç yıl kaldı. Bu üç yıl boyunca Ştefan Micle'nin evine de defalarca gitti, ayrıca Veronica'nın piyano çaldığı solona da sık sık giderdi. Az önce fiziki temasları olmadığını yazdım ama başka rivayetler de var. Bu üç yıl boyunca Eminescu gün geçtikçe daha fazla bağlandı Veronica'ya. O dönemde Veronica'ya gönderdiği bir mektupta;"Hanımefendi, iki yıl boyunca çalışamadım, ahmak gibi beyhude bir umudu takip ettim. Siz kafamda bir hayalsiniz ve sizi tıpkı bir tabloyu seven biri gibi seviyorum."
O kucaklamadan sonra her ikisinde de çok belirgin değişiklikler olmaya başlamıştı. Mihai Eminescu'nun şiirlerinde bu hemen fark ediliyordu. O dönemde, bir kaç ay boyunca çok sayıda şiir yazdı ve sadece başlıklar bile aşkı, acıyı, gelgitleri, açıkça anlatıyordu. "Gizli Seviyoruz,  Ben Sayıyorum Ah Ağlıyorum, Ne Fısıldıyorsun O Kadar Gizli,  Zehir Ve Büyü, Kıskançlık Ve Başka Şeyler" şiirlerini o dönemde yazdı.

Mihai Eminescu İaşi şehrinden 1877 yılında ayrıldı ve Bükreş'e taşındı. O dönemde Veronica'nın büyüsünden kurtulmuş gibiydi sanki ve şiirleri de. "Aşk Sözcükleriyle Bana İşkence Ettin" şiirindeki  "Kadere nasıl teşekkür ediyorum, senden kurtuldum" veya "Bugün kendimi yine yalnız ve iyi görüyorum" mısralarında olduğu gibi.  Hatta şiir "Seni artık zor hatırlıyorum"  diye bitiyor.

Veronica Micle'nin eşi Ştefan Micle 1879 yılında vefat etti. Veronica Micle artık dul bir kadın ve iki kız çocuğun annesiydi. Mihai Eminescu her ne kadar daha önce Veronica’nın büyüsünden kurtulduğunu şiirinde yazmışsa da Veronica’ya yazdığı taziye mektubundaki cümlelerinden durumun hiç de böyle olmadığı anlaşılıyordu. Söyle yazmıştı Mihai Eminscu o taziye mektubunda; "Hayatım tuhaf ve bütün tanıdıklarım için de anlaşılmaz, sensiz hiç bir anlamı yok" Hemen o sıralarda bir şiir de yazdı: "Dünya Bana Bir Sayı Gibi Geliyor"

Veronica Micle eşinin ölümünden çok kısa bir süre sonra, hiç beklemeden sevdiği adamın yanına gitti, Bükreş'e. Orada birkaç ay birlikte geçirdiler. Kaynaklar bu kısa süreyi "bal ayı" olarak anlatıyor. Yeni bir yuva kurmaya çalıştılar ama maddi sıkıntılardan dolayı başaramadılar. Bazı kaynaklarda “Eminescu’nun eğer evlenirlerse, Veronica'nın ölmüş eşinden kalan maaşı alamayacağını düşündüğü ve kendisinin de sevdiği kadına ve çocuklarına rahat bir hayat sunamayacağından korktuğu için aslında hiç bir zaman evlenmek istemediği “ belirtiliyor.

O dönemde kendileri için bir yuva kurmayı başaramadılar ve Veronica, İaşi şehrine geri döndü. Bir yıl kadar mektuplaştılar. Mektup gönderen daha çok Veronica idi. Sitem dolu mektuplar. Bu sırada bir makale yazdı Veronica ve yayınlandı. Eminescu'nun ilgisizliğinden kaynaklanan öfkeyle ve yine Eminescu'nun kendisine gönderdiği mektuplardaki "edebiyat dünyası" hakkındaki itiraflara dayanarak yazılmış bir makale. Makalenin ismi "Jüpiter'in Haremi ve Bir Edebiyat Çemberinin Gizemi' idi. Veronica, makalesine dayanak olan Eminescu’nun o mektuplarını tümüyle ve orijinal haliyle hiçbir zaman hiçbir yerde yayınlamadı.

Veronica’ın o sitem dolu mektupları ve davranışları yaşadıklarından kaynaklanıyordu. Dul bir kadın ve iki çocuk annesi olarak, genç ve ünlü bir şair ile gönül ilişkisinin herkesin dilinde olmasına çok üzülüyordu. Veronica’nın "dünyaya karşı beni rezil ettin, küçük düşürdün" şeklindeki sitemleri devam etti hep. Mihai Eminescu’nun kendisiyle evlenmesini engelleyen aslında makalesinde söz ettiği edebiyat çemberinin içindekilerdi Veronica’ya göre…

Mihai Eminesc'nun dikkatini çekmek için, yalvartmak için Veronica kışkırtıcı mektuplar da gönderiyordu. Eminescu'nun ileri derecedeki kıskançlığını bildiği için “gelmezsen ben süslenirim ve bulvarda gezmeye çıkarım" diye yazıyordu ona. “Bulvarda gezmeye çıkarım"  diyerek  “ sen değil başka erkeklerin gözleri benim güzelliğimi seyredecek, görecek" demek istiyordu.  Eminescu ise bu mektupları aldığında, sevgi dolu sözlerle ve pek çok bahane öne sürerek Veronica’nın “süslenip bulvarda gezmesini" engellemeye çalışıyordu.

Mihai Eminescu'nun kıskançlık krizleri, açıklanamayan çılgınlık dürtüleri özellikle mektuplarında oldukça belirgin. Misal; "Veronica bilmelisin ki seni sevdiğim kadar, bazen, senden nefret ediyorum; bu nefret sebepsiz, anlatılmaz, sadece başkasıyla birlikte gülüyorsun, gülüş ki benim verdiğim değerindeki değerinde değil ve başkasının sana dokunacağı düşüncesi beni çıldırtıyor, bedenin bana ait ve paylaşılamaz. Senden nefret ediyorum bazen çünkü biliyorum ki beni deli eden çekiciliğin sahibisin, senden nefret ediyorum bana ait bir serveti senin başkasına sunabilme ihtimalini düşündükçe, servet ki tek servetim. Seninle tam mutlu olabilmem ve sakin olabilmem için insanlardan uzak, kimseye seni takdim etmek zorunda kalmadan seni bir kulübeye kapatıp o kulübeye yalnızca ben girmeliyim".

Veronica ise mektuplarında "Sen bana o kadar az yazıyorsun ki mektubu açar açmaz okumayı bitiriyorum",  " Sana yazmamaya karar verdim, senin taşı sıkarken akan su kadar cevaplar vermemen için" veya "Sessizliğinin yılmazlığı yüreğimi parçalıyor" diyordu.

O dönemde, 1880 yılında Veronica Micle artık ayrılmak istediğini yazınca Mihai Eminescu hemen İaşi şehrine Veronica’nın yanına gitti onu bu isteğinden vazgeçirebilmek için ve başardı ama çok kısa bir süre için.

Bir mektubunda Mihai Eminescu:
" Biliyorum seni hak etmiyorum. Sana defalarca beni bağışlaman için yalvardım, hayatının üzerindeki mutsuzluk gölgesini atmaya cüret ettim ve sen iyi niyetle hep görmezden geldin beceriksizliğimi, hareket eksikliğimi ve zayıf karakterimi ki hayatımdaki kötülüklerin ana kaynağı. Senin için şüphesiz ki daha iyi bu sorumluluktan kurtulmak, bu adam hiç bir şey yapamıyor, hiç bir şey istemiyor, bu adam ki ömrünü tüketiyor korkaklığıyla ve güçsüzlüğüyle. Yaşamaya cesareti yok, ruhunda bir ışın yok ama bütün bunlara rağmen seni sevmeye cüret ettim. İnsanların düşüncelerini ve bakışlarını hesaba katmadım, benim olma isteğimin olmasını istemişim. Sana olan kötülüğüm ve davranışlarım beni korkutuyor" diyordu.

Mihai Eminescu ve Veronica Micle’nin 1881 ile 1882 yılları arasında bir önceki "nişanlılık" gibi bir beraberlikleri daha oldu. Tarih tekerrürden ibaret dercesine tekrar aynı şeyleri yaşadılar. Bu dönemden sonra Eminescu'nun hastalığı sinsice ilerlemeye başladı ve 1883 yılından itibaren hayatının geri kalan altı yılını daha çok hastanelerde, sanatoryumlarda geçirdi, yurt içi ve yurt dışında.

Bu sıralarda Veronica Micle'nin ilk ve tek kitabı yayınlandı, 1887 yılında. Mihai Eminescu o kitap için" Onun kitabı benim için ebediyen yeni kalacak. Ne güzel dizelerle karşılaştım bu kitapçıkta. Sen de oku, haklı olduğumu göreceksin" demişti.  Ertesi yıl 1888 yılında Eminescu Botoşani'den, yani doğduğu şehirden ayrılıp Bükreş'e temelli taşındı,  Mihai Eminescu'yu buna Veronica ikna etti. 1889 yılının ilk günlerinden sonra Mihai Eminescu'nun hastalığı gün geçtikçe ağırlaştı ve 15 Haziran 1889 yılında hayatını kaybetti. "Bir Tek Özlemim Daha Var" isimli şiirindeki gibi defnedildi. Sade bir tören, sade bir tabut ve en önemlisi şiirlerindeki "kutsal ıhlamur ağacı" mezarının yanı başında, başucunda… Bükreş'teki bugünkü adıyla Bellu mezarlığına defnedildi. Mihai Eminescu şiirlerindeki "kutsal ıhlamur ağacı" İaşi şehrinde, çok yaşlı bir ağaç, yaklaşık 500 yıllık.

Veronica Micle de Mihai Eminescu’nun ölümünden 50 gün sonra sevdiği adama uzun yıllar önce söz verdiği gibi hayatına son verdi cıva içerek; "Hayatımı sana kurban olarak getireceğim" demişti. "Ruhum ölümden sonra da sevilen şairin gölgesini arayacak". Veronica Micle sevdiği adamdan uzak bir yerde öleceğini biliyor gibiydi; "biz bir birimizden uzak öleceğiz, belki bir birimize ağlamayacağız" demişti.
Veronica Micle kendisine annesi Ana Cımpeanu'dan miras kalan evi bir manastıra bağışladı ve kendisi de o manastırda intihar ederek öldü. Mezarı da orada… İntihar etmeden önce arkadaşlarını topladı, Mihai Eminescu'nun kendisi için yazdığı şiirleri okudular, çıkan yorumları okudular ve önceden eczaneden temin ettiği cıva ile o gece intihar etti.

Benim mümkün olduğunca özetleyerek çok kısa bir hikâye şeklinde anlatmaya çalıştığım son derece trajik ve hayli fırtınalı yaşanmış olan bu büyük aşkı her yönüyle bilmek anlamak ve hissetmek için elbette ki bu yazı yetmez.  Veronica Micle ile Mihai Eminescu’nun ölümlerinden sonra nesilden nesile aktarıldıkça adeta efsaneleşen bu gerçek aşk hikâyesi birçok araştırmaya ve yazıya konu olduğu gibi “Sonsuz Bir Aşk” adıyla sinema filmi olarak beyaz perdeye de aktarılmış.

Ben bir aşk hikâyesi dedim ama yanlış dedim galiba. Bu hikâye değil, hikâyeden çok öte… İnsanın yüreğini alabildiğine sarsan bir şiir bu.. Evet,  yürekleri sarsan bir aşk şiiri demeliydim. Gerçek “Bir Aşk Şiiri”,  iki şairin, Veronica ile Eminescu’nun birlikte yazdığı…


Teodora Doni
Kaynak: asanatlar.com/sairlerin-aski-veronica-micle-ile-mihai-eminescu/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

Eski Zaman Âşığı

Ben eski zaman âşığıyım Sevda çeker düşünürüm ağlarım Bazen tilki kadar kurnaz bazen akılsız Bazen çocuk gibiyim bazen bakakalırım. Herkes âşık olur sevdalanır Bir yolu var gönül çekmenin de Benimki sevda değil ateşten gömlek Bir kor düşmüş ışıl ışıl yanar içimde Ama ben eski zaman âşığıyım Sevmek kadar kanatlanmak da gelir elimden Gece hayalimde gündüz fikrimde Ela gözlü o yâr çıkmaz gönülden. Oktay Rifat

Francesco Petrarca UZAKTA OLSA DA, UYKUDA AVUTURDU BENİ

249 Qual paura o quando mi torna a mente Nasıl korku duyarım anımsadığımda o günü, kederli ve kaygılı bıraktığım kadınımı ve yüreğimi onunla! Gene de başka şey yok böyle arzuyla düşündüğüm ve böyle sık. Yeniden görürüm onu kibirsizce dururken güzel kadınlar arasında, bir gül gibi daha değersiz çiçekler arasında, ne neşeli, ne üzgün, çekinen, ama başka dert duymayan biri gibi. Bir yana bırakımıştı her zamanki süslerini, incilerini, taçlarını ve neşeli giysisini, ve gülüşünü, şarkısını ve tatlı zarif sözlerini. Böyle bıraktım hayatımı orada kuşku içinde; şimdi kederli alametler, düşler ve kara düşünceler saldırıyor üzerime, ne olur Allahım yalan olsun hepsi! 250 Solea lontana in sonno consolarme Uzakta olsa da, uykuda avuturdu beni o tatlı melek görünüşüyle kadınım, şimdi korkutup üzüyor beni, ne elemden, ne korkudan sakınabiliyorum kendimi; çünkü sık sık çehresinde görür gibiyim gerçek merhamete karışmış ağır elemi, ve işitir gibiyim şeyleri...

Francesco Petrarca AŞK HÜKMEDİYOR BURADA

124 Amor, Fortuna, et la mia mente, schiva Aşk, Talih ve zihnim, uzak duran gördüğü şeyden ve geçmişe dönen, öyle üzüyorlar ki beni, bazen kıskanıyorum öteki kıyıdakileri. Aşk parçalar yüreğimi, Talih yoksun bırakır her avuntudan, bu yüzden budala zihnim dertlenip ağlar; ve böyle sayısız dertle yaşamam gerek mücadele ederek. Umudum yok tatlı günlerin geri geleceğinden, beklediğim, kötüden betere gitmesi kalan ömrün, ve çoktan yarısını geçmişim gittiğim yolun. Ah, görüyorum kayıp düştüğünü elimden elmastan değil, camdan her umudun ve bütün düşüncelerimin kırıldığını orta yerinden. 125 Se 'I pensier che mi strugge Bu düşünce, bana elem veren, keskin ve yoğun olduğunca bürünseydi uygun bir renge,       belki de beni yakıp kaçan payını alırdı sıcaktan ve uyanırdı Aşk şimdi uyuduğu yerde;      daha az yalnız olurdu izleri bitkin ayaklarımın kırlar ve tepeler boyunca, daha az yaş olurdu gözlerimde, ...

Br aşktan geriye suskunluk kalır

dediler: kalbi susmuş bir adamdır bu! terk edin! eli düzgün yüzü güzel bir ölüm getirin ona! Veysi Erdoğan Bari sen susma, yolun kıyısında açan gelincik Sustuk biz, kendi içimize gömüldük Ahmet Erhan marifet susmaktır demiş bir derviş, bilmiyorum kim unutmak olmalı belki Mehmet Solak ya da bir adamın eskisi bir adamın eksiği mesela hep karanlıkta açması kendini ve sürekli suskunluğa düşmesi Kenan Çağan Söz biter, gönül susar Felakettir… Adige Batur Duy feryad etmede her an bu ney, Anlatır hep ayrılıklardan bu ney. Der ki feryadım kamışlıktan gelir, Duysa her kim, gözlerinden kan gelir. Ayrılıktan parçalanmış bir yürek İsterim ben, derdimi dökmem gerek. Kim ki aslından ayırmış canını, Öyle bekler, öyle vuslat anını. Ağladım her yerde hep ah eyledim, Gördüğüm her kul için dostum dedim. Herkesin zannında dost oldum ama, Kimse talip olmadı esrarıma. Hiç değil feryadıma sırrım uzak, Nerde bir göz, nerde bir candan kulak? Aynadır ten ca...

İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA GEÇEN ŞİİRLER

Bende olan aşk taşta olsa ikiye ayrılırdı. Rüzgarda olsa, esintisi duyulmaz olurdu. Allah’a tevbe edersem seni her andığımda; Yazılmaz bana artık hiçbir günah. Sonra bitecek... O bir saatçik idi ancak, işte bu da tümden gidecek ve zail olacak. *** Arzusunun çokluğundan seven, tadar teselliyi Ben Leyla’dan bunu tatmadım. Onun vuslatından en fazla ulaştığım Şimşeğin çakması gibi gerçekleşmeyen beklentilerdir. *** Onlar için ağlıyorum için için, ne garib, Ve soruyorum her gördüğüme, onlarsa yanıbaşımda Arıyor gözlerim onları oysa gözbebeğimdeler Kalbim onlara iştiyak duyuyor onlarsa göğsümde. *** Ey kalbimde ve ruhumda kaim olan Gözümden ve nazarımdan uzak olan Ruhumu göremezsem bile evet sen osun Ey bana her yakından yakın olan. *** Hayalin gözümde zikrin dilimde Mekanın kalbimde, nereye kayboluyorsun? *** Aşk, yeretti bende, sen değilken benim için Aşktan ne önemli ne de önemsiz Beni küçümsedin Çabaladım ben de nefsimi küçümsemeye Seni hakir gören ikram edilenlerden değildir Düşmanlarım...

Şiir Okuyan Kızlar

zamanın nedensiz tutunanlara.. I Kalbi eve dönen yoksulların bir şarkıyı taşıyacak kadar sahil görmemiş yabanlıklar büyüten yalnızlığı! Sen, sise doğru yürü! Şarkı söyleyebileceğin bir kıyı, duyabileceğin bir kulak, yabanlığını örteceğin tülden bir sis genç bir kızın eski güzelliklere duyduğu üzünçtür. Hatırla ve yakar sessizliğine: geçmişine. üzünç ki, susadıkça acıktırır tenimizi. II Denizin üstünde dolaşan uyku, düşlerde gezinen göz! Zaman ki, eskitilmiş güzelliklerin kanatlanmasıdır. Ayrılmak tüketmektir eksiltili sözü, eskitmektir. Sızı, kalbe el veriyor: gölgen yalnızlıkların güz karaltısı. Hatırla uzaklığı, unuttuğun düşlerin karaltısını. III Şiir: suskun kız, Ne kadar da çok benziyorsun yalnızlığıma. Ahmet Bozkurt

Aşkının şehidi ve müptelası olan Mela’ya bir an olsun görün

Tatlı dilli sultanım hayırlı sabahlar sana Ruhum ve canımsın, feda olsun bu can sana Hayret içreyim güzelliğinin ve tatlı sıfatlarının karşısında Ruhum ve canımsın, en tatlı şeker ve nebat tatsız kalır yanında Hayatım ve rahatım olan sultanım hayırlı sabahlar sana Gel ey gözümün aydınlığı seyredeyim selvi boyunu senin Hayırlı sabahlar sana ey kadehi elinde sekranım benim Mey düşkünü, mahmurum, son ereğim, maksudum benim Dokuzuncu semaya çıkarsalar da beni, maksum sensin benim İstemem gayrını, siyah yay kaşlarınla sen yetersin bana Ey zülfünün tutsağı olduğum sultanım hayırlı sabahlar sana Gel ey gözümün aydınlığı seyredeyim selvi boyunu senin Özgür olmak isterim zülüflerle kaküllerinin tuzağından Siyah gözlerinle beyaz kolların eritti beni bir mumu gibi Dilim aşkından tutuktur şimdi eriyen bir mumum sanki İçince hilale döndüm öten tuti kuşundan ne farkım var ki Ey bülbülle hem feryat olduğum sultanım hayırlı sabahlar sana Gel ey gözümün aydınlığı seyredeyim selvi b...

Francesco Petrarca BARIŞ BULAMAM VE SAVAŞACAK DEĞİLİM

130 Poi che '1 camin m'e chiuso di mercede Merhamet yolu bana kapalı olduğu için, umarsız yoldan uzaklaştım o gözlerden - oraya (bilmem hangi yazgıyla) koyulmuş ödülü her inancımın. İç çekişle beslerim başka şey istemeyen yüreği ve gözyaşlarıyla yaşarım, ağlamaya doğmuşum; ne de üzülürüm buna, çünkü böyle halde daha tatlıdır ağlayış herkesin sandığından. Bir tek görüntüye adarım kendimi, ne Zeuksis'in eseri, ne Praksiteles'in, ne Phidias'ın, daha iyi usta ve daha yüksek zihnin. Hangi Skythia korur beni ya da hangi Numidya, gözü doymayıp hala haksız sürgünümden, buluyorsa beni Haset, böyle gizlenmişken? 131 lo canterei d' Amor si novamente Öyle değişik söylerdim ki ezgisini aşkın, acımasız yanından o güzelin günde bin iç çekiş alırdım zorla ve bin yüce arzu tutuştururdum donmuş zihninde; ve güzel çehresinin değiştiğini görürdüm sık sık, ve yaşla dolup gözlerinin daha merhametli döndüğünü, çok geç pişman olan birisi gi...