Ana içeriğe atla

EDEBİYATIN EN ÖZGÜR HÂLİ: ÇOCUK EDEBİYATI

Bir kitabın yazılması icap ederse yazarsınız ve yetişkinler için yazması çok zorsa onu çocuklar için yazmanız gerekir” der Madeleine L’Engle. Ayrıca mutlu, umutlu şeylerden bahsetmek istiyorsanız da bunu yapabileceğiniz tek alan çocuk edebiyatı.

Zeynep Sevde Paksu

Başlamadan önce bir ayrımı yapmakta fayda var: Gözüne soka soka bir şey öğretme derdi olan, pedagoglar tarafından iştahla tavsiye edilen kitapları eğitim kitapları sınıfında değerlendiriyor; hayatı ilk defa görülen bir manzara gibi nefis bir seyir penceresinden izleme imkanı veren kitapları çocuk edebiyatı başlığında coşkuyla okuyoruz. Hayallerin de hayata dahil olduğu, soyut alemin sınırsızlığı karşısında zihnin salıncağa binmiş bir çocuk gibi yaşama coşkusuyla dolduğu bir mecra çocuk edebiyatı.

“Büyümek çocukluğu öldürmek değil”

Bütün bu çocuksuluk bir yana eğer bir yaş sınırlamasından bahsedeceksek bunu yetişkin edebiyatı için yapmak gerekir. Çocuk edebiyatı yaşsızdır. Saflığın ve sınırsızlığın binbir türlü tasvirine yelken açan o pencerenin başına her yaşta oturabilmek kadar doğal ne olabilir? Yine L’Engle’dan bir alıntı yapalım: “Şu anda şimdiye kadar yaşadığım bütün yaşlardayım. Bir çocuğum, ergenim ve yetişkinim. İçinden geçtiğim hayat dönemlerini unutmak, mesela ‘çocukluğu bir kenara bırakmak’ bir nevi intihar. Bütün yaşadıklarım şu an hayatımın bir parçası ve beni ben yapan yönlerim. Üç yaşındayken duyduğumuz, onüç yaşındayken veya yirmiüç yaşındayken hissettiğimiz, dokunduğumuz, tattığımız şeylerin toplamı bizi yetişkin yapan şey. Elbette tekrar çocuk olmak istemiyorum ama bir çocuğun hayata önyargısız bakış açısını ve neşesini 51 yaşındayken içimde taşıyabiliyorsam o zaman yetişkinliğin ne demek olduğunu hakkıyla öğrenmişim demektir.”

Arkadaş Yayınları arasında yer alan ve 3 adet de devam kitabı olan Zamanda Kıvrılma kitabında tam olarak bu anlattığı olgunluğu sergiler L’Engle. Kitabın farklı yaş gruplarından olan çocukları ve anne baba karakterleri üzerinden insani zaafları ve değerleri gözlemleriz. Her yaşta hepimizin içinde var olan iyi-kötü savaşını bir bilim kurgu macerası üzerinden seyrederiz. Bütün bu gözlemlerin yanı sıra zamanda yolcuğa, beşinci boyuta, başka alemlerdeki canlıların varlığına şüphe duymadan inanır, fizik ve matematiğin sıkıcı rakamlardan ibaret olmadığını, evrenin sınırsızlığının hayallerin gerçekleştirilebilirliğini ispatlayan birer araç olduğunu okuruz heyecanla. Yetişkinlere ait sanılan dünyadaki yenilgilerin biraz çocuksu umutla ve cesaretle nasıl da zafere dönüşebileceğini anlatır L’Engle ve inandırır da.


Çocuğuna yazdı dünya klasiği oldu

Görünüşte okul öncesi çağa hitap eden A.A. Milne’in meşhur Winnie the Pooh’unda da benzer bir alt metinle karşılaşırız. A.A. Milne’in 1926’da 5 yaşındaki oğlu Cristopher Robin’e anlattığı masallardan oluşan Winnie the Pooh karakterleri küçük Christopher’ın gerçek oyuncakları aslında. Babasının masallarında her biri canlanır birer karaktere bürünür ve ormanda Christopher’la birlikte maceralar yaşarlar. Birçok akademik çalışmaya konu olmuş, yazarlara ilham vermiş, çeşitli uyarlamaları yapılmış Winnie the Pooh’un başarısı büyük ölçüde dahice kurgulanmış alt metninde gizli. Her biri farklı insan karakterlerini temsil eden bu hayvanlar ve yaşadıkları her olay, bir çocuğun gözünden yetişkinler dünyasını tasvir eder. Dünyaya dair iyi kötü bütün karakter özelliklerini en temel haliyle yüklediği bu hayvanlar üzerinden Christopher “herkesi anlama” pratiği yapar aslında. Yalın bir psikoloji eğitimi bir nevi. Bir yandan da hayatı olduğu gibi basitçe seyretmek için öğelerine ayırmış Milne.

Kitabın en sevdiğim diyaloglarından biri:

“Bugün günlerden ne?” diye sordu Pooh.

“Günlerden bugün” diye cevap verdi Piglet.

“En sevdiğim gün” dedi Pooh.

Kitabın orijinalinden bire bir çevirisi 4 cilt halinde Kabalcı yayınları arasında bulunuyor.


Biraz da aşktan bahsedelim

Çocuk edebiyatındaki eserler felsefî alt metni kadar romantik metinleriyle de yaşsızlığını ispat ediyor çoğu zaman. Mesela İletişim Yayınları arasında bulunan Ay Tutulması. Tasarımının şahaneliği bir yana naif bir masalı o kadar gerçek bir kurguyla anlatır ki Ay Tutulması eğer biraz duygusalsanız gözlerinizi doldurabilir bile. Ay tutulmasında tanışıp sonra bir türlü kavuşamayan kavuştukları kısacık akşamüstü vaktinde bile medcezire sebep olan Gece ve Gündüz’ün imkansız aşk hikayesini okuruz kitapta. Etrafımızda olup biten doğa hareketlerinin her birine yakından bakınca nasıl da birer doğaüstü masala dönüşebildiğini, doğanın içindeki minicik yaratıklar olan insanlararası ilişkilerin maksimum alemdeki versiyonunu heyecanla okuyabileceğiniz müthiş bir masal bu.


İdeolojik tebliğ için en özgür alan

Tabii çocuk edebiyatının çok masum olduğunu da söylemek doğru değil. İdeolojileri sembolik ifadelerle subliminal olarak anlatabildiğiniz yazması büyük ustalık isteyen bir alandan söz ediyoruz. Birçok meşhur çocuk edebiyatçısının aynı zamanda gazeteci, asker, siyasetçi gibi meslekler yapmış olması bunun en büyük ispatı. İtalya’nın en mühim çocuk edebiyatçısı Gianni Rodari’nin masallarını biraz incelediğinizde alt metindeki zamanında ülkesindeki faşist düzene karşı savaşmış Rodari’nin mesajlarını açıkça görebilirsiniz. Fakat bu zekasını naifliğiyle sunan adam hayal gücüyle kalemini öyle şahane yoğurur ki dünyayı tasvir etme biçimine hem gülümser hem de zihninizi nasıl açtığına hayran kalırsınız. Soğan Oğlan en meşhur kitabı olsa da benim favorim Yalancılar Ülkesi. Kitabı bitirince içinizdeki devrimciye merhaba demeyi unutmayın. Tabii subliminal mesaj deyince Michael Ende’nin modern kapitalist dünyayı yerden yere vurduğu şaheseri Momo’yu saymamak olmaz. Nazileri ve Yahudi soykırımını bir masal gibi ustalıkla anlatan ve şimdiye kadar yapılmış en mahir Yahudi propagandasına imza atmış John Boyne’un Çizgili Pijamalı Çocuk kitabı ise çocuk edebiyatının zeki yazarlara sunduğu imkanları anlatmak açısından önemli bir örnek.

Meraklısına 20. yüzyıl boyunca “devrimcilerin” her yaştan çocuğun zihnine siyasi görüşlerini nasıl enjekte ettiğini anlatan bir araştırma kitabı da var: Asi Çocuklara Öyküler. Radikal çocuk edebiyatının örneklerini temaşa açısından önemli bir kaynak.

Özetlemek gerekirse çocuk edebiyatını yetişkin edebiyatının şairane bir özeti olarak görmenizi, şu meşhur büyük resmi görebilmenin türlü imkanlarını sunduğunu unutmamanızı, yaşlılığın arkasına sığınıp bu şahane dünyadan mahrum kalmamanızı dilerim.


Zeynep Sevde Paksu
Kaynak: tazekitap.com/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

Ehlen ve sehlen ey gam-ı kalb-i perişân merhabâ

“Şair görmüştür, size de gösterir; gördükleri ona tesir etmiştir, o da intibalarını size nakleder; dinleyicilerin/okuyucuların hepsi de onun gibi şairdir.”   Steal  Pâmâl idüp beni sıdı gam cündi kalbümi Himmet demidür ey Şeh-i Merdân yâ Alî (Gam askerleri beni ayaklar altına alarak kalbimi kırdı;  Ey yiğitlerin şahı Ali, vakit yardım etme vaktidir.) Hayretî ** Gam leşkerinden ister isen olasın emîn Var Abdî Beğ kapusın idin âhenîn hisâr  (Eğer gam askerlerinden kurtulayım dersen,  Abdi Bey’in demirden hisar gibi olan kapısına sığın.) ** Mülk-i gam sultânıyam şâhâ ayağun toprağı Kelle-i bî-devletümde tâc-ı devletdür bana  (Ey şahlara benzeyen sevgili, ben de gam ülkesinin sultanıyım;  senin ayağının toprağı benim talihsiz başıma bir devlet tacıdır.) ** Devletinde şâh-ı aşkun ben de gam sultânıyam Ey gözüm sakkâlığ it ey âh ferrâş ol bana  (Aşk şahının devletinde ben de gam sultanıyım artık.  Ey gözyaşlarım sen gam ülkesinin su dağıtıcısı ol, ...

Eski Zaman Âşığı

Ben eski zaman âşığıyım Sevda çeker düşünürüm ağlarım Bazen tilki kadar kurnaz bazen akılsız Bazen çocuk gibiyim bazen bakakalırım. Herkes âşık olur sevdalanır Bir yolu var gönül çekmenin de Benimki sevda değil ateşten gömlek Bir kor düşmüş ışıl ışıl yanar içimde Ama ben eski zaman âşığıyım Sevmek kadar kanatlanmak da gelir elimden Gece hayalimde gündüz fikrimde Ela gözlü o yâr çıkmaz gönülden. Oktay Rifat

Aşkının şehidi ve müptelası olan Mela’ya bir an olsun görün

Tatlı dilli sultanım hayırlı sabahlar sana Ruhum ve canımsın, feda olsun bu can sana Hayret içreyim güzelliğinin ve tatlı sıfatlarının karşısında Ruhum ve canımsın, en tatlı şeker ve nebat tatsız kalır yanında Hayatım ve rahatım olan sultanım hayırlı sabahlar sana Gel ey gözümün aydınlığı seyredeyim selvi boyunu senin Hayırlı sabahlar sana ey kadehi elinde sekranım benim Mey düşkünü, mahmurum, son ereğim, maksudum benim Dokuzuncu semaya çıkarsalar da beni, maksum sensin benim İstemem gayrını, siyah yay kaşlarınla sen yetersin bana Ey zülfünün tutsağı olduğum sultanım hayırlı sabahlar sana Gel ey gözümün aydınlığı seyredeyim selvi boyunu senin Özgür olmak isterim zülüflerle kaküllerinin tuzağından Siyah gözlerinle beyaz kolların eritti beni bir mumu gibi Dilim aşkından tutuktur şimdi eriyen bir mumum sanki İçince hilale döndüm öten tuti kuşundan ne farkım var ki Ey bülbülle hem feryat olduğum sultanım hayırlı sabahlar sana Gel ey gözümün aydınlığı seyredeyim selvi b...

GECİKEN DUA

elbette seviyorum Seni,  seviyor olmalıyım yani,  ama yaşlandım, unutuyorum,  karıştırıyorum sık sık  Seninle ilgili duygularımı  ve yaşadıklarımı  başka yaşadıklarımla  bu uzun yolda. Senden aklımda kalanları,  içimde kalanları  buluta benzetiyorum bazen,  yağmura benzetiyorum  bazen yağmurdan sonraki göğe  göğün derinliğine, ruhun derinliğine... düşünüyorum, düşünüyorum,  tamam diyorum, evet diyorum, fakat  çıkaramıyorum bir türlü  başıyla sonuyla, bana söylediklerini,  ya da ilham ettiklerini yolda, ezgisini mırıldanıp durduğum,  ama sözlerini unuttuğum  gün batımı rengi  bir gençlik türküsü gibi hepsi... bağışla beni,  bağışla beni, Allah'ım  ve biraz ipucu bahşet! Cahit Koytak 

Şiir Okuyan Kızlar

zamanın nedensiz tutunanlara.. I Kalbi eve dönen yoksulların bir şarkıyı taşıyacak kadar sahil görmemiş yabanlıklar büyüten yalnızlığı! Sen, sise doğru yürü! Şarkı söyleyebileceğin bir kıyı, duyabileceğin bir kulak, yabanlığını örteceğin tülden bir sis genç bir kızın eski güzelliklere duyduğu üzünçtür. Hatırla ve yakar sessizliğine: geçmişine. üzünç ki, susadıkça acıktırır tenimizi. II Denizin üstünde dolaşan uyku, düşlerde gezinen göz! Zaman ki, eskitilmiş güzelliklerin kanatlanmasıdır. Ayrılmak tüketmektir eksiltili sözü, eskitmektir. Sızı, kalbe el veriyor: gölgen yalnızlıkların güz karaltısı. Hatırla uzaklığı, unuttuğun düşlerin karaltısını. III Şiir: suskun kız, Ne kadar da çok benziyorsun yalnızlığıma. Ahmet Bozkurt

İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA GEÇEN ŞİİRLER

Bende olan aşk taşta olsa ikiye ayrılırdı. Rüzgarda olsa, esintisi duyulmaz olurdu. Allah’a tevbe edersem seni her andığımda; Yazılmaz bana artık hiçbir günah. Sonra bitecek... O bir saatçik idi ancak, işte bu da tümden gidecek ve zail olacak. *** Arzusunun çokluğundan seven, tadar teselliyi Ben Leyla’dan bunu tatmadım. Onun vuslatından en fazla ulaştığım Şimşeğin çakması gibi gerçekleşmeyen beklentilerdir. *** Onlar için ağlıyorum için için, ne garib, Ve soruyorum her gördüğüme, onlarsa yanıbaşımda Arıyor gözlerim onları oysa gözbebeğimdeler Kalbim onlara iştiyak duyuyor onlarsa göğsümde. *** Ey kalbimde ve ruhumda kaim olan Gözümden ve nazarımdan uzak olan Ruhumu göremezsem bile evet sen osun Ey bana her yakından yakın olan. *** Hayalin gözümde zikrin dilimde Mekanın kalbimde, nereye kayboluyorsun? *** Aşk, yeretti bende, sen değilken benim için Aşktan ne önemli ne de önemsiz Beni küçümsedin Çabaladım ben de nefsimi küçümsemeye Seni hakir gören ikram edilenlerden değildir Düşmanlarım...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK: SON BEŞ YIL SÖYLE(N)DİKLERİM 2

" Ağlamaya başladı; ama hep yakında olan Tanrı, Beyazlara bürünmüş, babası kılığında ortaya çıktı." William Blake  MART 2023 Bir insana öldürücü bir söz ediyoruz ve doğal olarak o anda ona öldürücü bir söz ettiğimizin farkına varmıyoruz. * Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz makamıdır. Onların gönülleri Rabbe karşı kırık, develete karşı buruk, hatta biraz da öfkeli olabilir. * Sözleri vefasız bir karakter hakkında olan Arya'ya benim adımı uyarladığı için Dostoyevski'ye darılmış gibi yaptım. Ona ayran gönüllü olmadığımı, eğer onu bir kere sevmişsem bunun bir ömür süreceğini belirttim. -Bunu göreceğiz sevgili Anna, dedi gülerek... * İşte buna imar şebekesi denir. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. Açık açık konuşalım. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz. İnşaat Türkiye'de yağma ve talan kaynağıdır. * Yer sarsıldıkça sarsılsın ki süresiz “Buna ne oluyor?” desin insan, çaresiz * göz ardı edilmemesi gerekir giz...