Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Esirgeme Kendini

Öylesine kalakalma yolun kıyısında dondurma sevincini isteksiz sevme esirgeme kendini şimdi ne de hiç bir zaman esirgeme kendini çalma dinginlikle dolmasın içini ayırma dünyadan kendine yalnızca sakin bir köşe gözkapakların inmesin bırakma yargılar gibi ağırlaşmasın dudaksız kalma sakın düşsüz uyuyakalma kendini kansız sanma yargılama kendini zamansız ancak eğer her şeye karşın engelleyemezsen bunu ve dondurursan sevincini ve isteksiz seversen ve esirgersen şimdi kendini çalma ve dinginlikle dolarsa için ve dünyadan ayırırsan kendine yalnızca sakin bir köşe ve bırakırsan gözkapakların insin yargılar gibi ağır ve dudaksız kurur kalırsan ve düşsüz uyuyakalırsan ve kendini sanırsan kansız ve yargılarsan kendini zamansız ve öylesine kalakalırsan yolun kıyısında ve esirgersen kendini o zaman kalamazsın benimle. Mario Benedetti Çev. Ayşe Nihal Akbulut

Eski Bir Sokaktan Geçerken Akşamüstü

Hiç uğramaz oldum, unuttun eski sokağını taş duvara güzelleyen sarmaşığı ve seni emziren ahşap evinizi, ne çabuk! Bir sitem bir gönül alma değil bu, alınma beni anla, işte hâlâ bir çocuk geziniyor içimde düşe kalka, yara bere içinde dizleri. Bilemem, belki de gelip geçiyorsundur eski sokağından sektire sektire anıları ve hüzünleniyorsundur göremeyince yerinde yeller esen adın kazılı ağacı. Geçersen uğra çay demlerim, istersen ıhlamur, sahi, zili bozuk kapının, seslen, küsüp gitme, çocuk ol, ufak bir taş at pencereme uyansın sokağa insin, elinden tutsun anılar. Hiç düşündün mü, sordun mu kendine, nereye uçuşur anılar bir sokak künyeden düştüğünde Ruşen Hakkı

Vasiyet

Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü, ölürsem kurtuluştan önce yani, alıp götürün Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni. Hasan beyin vurdurduğu ırgat Osman yatsın bir yanımda ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda. Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın, seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu, tarlalar orta malı, kanallarda su, ne kuraklık, ne candarma korkusu. Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz, toprağın altında yatar upuzun, çürür kara dallar gibi ölüler, toprağın altında sağır, kör, dilsiz. Ama bu türküleri söylemişim ben daha onlar düzülmeden, duymuşum yanık benzin kokusunu traktörlerin resmi bile çizilmeden. Benim sessiz komşulara gelince, şehit Ayşe'yle ırgat Osman çektiler büyük hasreti sağlıklarında belki de farkında bile olmadan. Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, - öyle gibi de görünüyor - Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni ve de uyarına ge...

İçuzak

“Filmlerimden en çok Uzak’ı severim, sebebi çok üşümem.” Mehmet Emin Toprak (1974 – 2 Aralık 2002) 1 İnsan bir dağ yalnızıdır Mehmet, bakar bakar da kendini anlayamaz sen bir kış ikindisiydin, Kasaba’dan gelmiştin – – köylerin şehirlere ağlamış hâlidir kasabalar ah, kasabalar konuşmaz! – Ben seni köpeklere dağları gösterirken gördüm müydü hiç! 2 Kış infilâktı, kar uzunuzak ne zaman yağmıştı kar kan kırılma Çanakkale’nin oralarda şimdi Yenice yenilmek midir, gözlerimin kışında! İnsan bir geyik edasıyla dönüp dönüp de kaçında bakar ki ömrünün romanına – – sahi, A4’te kaç sayfa ki bir insan ömrü, pelikülde okunmuş bir roman mıydı Mayıs Sıkıntısı! --- Gelsem, sen yine orda mısın! O, türkülerde geçen yolları bükülüp giden Yenice neresi ki! 3 Aşk çocuk, ölüm tanrı ahıdır! İnan ki görmedim, bir çocuk kirli gök döktü bardağıma demin herkes en acı kendine bağırır Mehmet Emin! 4 Dudaklarda, alınlarda anlamlar arama Bilge Nuri bu dudak yırtıldı, bir pıhtı şimdi b...

Kâbe İlk Ne Zaman Yapıldı, Nasıl Yapıldı? Kâbe’nin Tarihçesi

“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor. (şöyle diyorlardı) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur: Şüphesiz sen işitensin, bilensin” . (Bakara Suresi – Ayet: 127) Kabe’nin yapılışı hakkındaki rivayetlere göre, Hz. Adem ile Havva cennetten çıkarıldıkları vakit yeryüzünde Arafat’ta buluşurlar, beraberce batıya doğru yürürler. Kabe’nin bulunduğu yere gelirler. Bu esnada Hz. Adem, bu buluşmaya şükür olmak üzere Rabbine ibadet etmek ister ve cennette iken, etrafında tavaf ederek ibadet ettiği nurdan sütunun tekrar kendisine verilmesini diler. İşte o nurdan sütun orada tecelli eder ve Hz. Adem, onun etrafında tavaf ederek Allah’a ibadet eder. Bu nurdan sütun Hz. Şit zamanında kaybolur, yerine bir taş kalır. Bunun üzerine Hz. Şit, onun yerine taştan onun gibi dört köşe bir bina yapar ve o siyah taşı binanın bir köşesine yerleştirir. İşte bugün Hacer-ül Esved diye bilinen siyah taş odur. Sonra Nuh tufanında bina kumlar altında uzunca bir süre gizli kalır...

Babam İçin İki Şiir

I selçuklu’dan kalma biri babam yakın arkadaşı ibn-i rüşt’ün hep bir seccadenin üstünden, yıldızlara bakan kendi coğrafyasından biri babam en sıkı dostu kendi kendinin kendi dağından çağıldayıp kendine akan kendi hapishanesinden biri babam elinde tespih, mescidinde volta atan ve kendine hücre veren gardiyan II babamı büyük okyanus sanırdım küçükken nehirlerin dökülmediği bir hazarmış siz göl sayın, ben onu okyanusa değişmem istanbul dönüşü yaşlı kucağına atlardım kırkında bir olgun adammış o zaman şimdi ihtiyar diyorlar, ben onu bu yaşıma değişmem ağrıdan ulu derdim nemruttan uykusuz bir yar’ın en dibinde bakîr bir tepe imiş ona tırmanmak için önce inmeliymişiz çıksak da çıkmasak da, evereste değişmem Ömer Faruk Hatipoğlu

MOESTA ET ERRABUNDA

De bana, kalbin uçar mı bazen, Agathe, Bu pis şehrin kara ummanından uzak. Başka bir ummana, sade renk ve hayat, Ve bekaret gibi, mavi, derin, berrak? De bana, kalbin uçar mı bazen, Agathe? Deniz, engin deniz, dinlendirir bizi! Kükreyen rüzgârın hudutsuz orguna Uyan, boğuk sesli şarkıcı, denizi Hangi şeytan, dadı yaptı bu yorguna? Deniz, engin deniz, dinlendirir bizi! Al götür beni, vagon! Kaçır beni gemi Uzak! Uzak! Çamur gözyaşı bu yerde. Sahiden Agathe’in mahzun kalbi der mi Bazen: azaptan, cürümden, dertten öte, Al götür beni, vagon, kaçır beni, gemi? Ne kadar uzaktasın, kokulu cennet. Saf istek içinde kalbin boğulduğu, Aydın bir gök altında her şeyin aşk, lezzet, Sevilenin sevilmeye layık olduğu! Ne kadar uzaktasın, kokulu cennet. Lakin saf aşkların cenneti olan yer, Titreyen kemanlar kuytu bayırlarda, Koşuşlar, şarkılar, öpüşler, demetler, Şarap testileriyle, gün sonu, kırlarda, -Lakin saf aşkların cenneti olan yer, Kaçamak hazlarla dolu masum dünya,...

mecazlar üzerine bir hikaye denemesi

nakkaştır ter döken narıma nara sarkıtıp vuruldum yangınıma konağım diye kat kat derine nam salan kuyulara indim ve cumbalarına tüneyip çağıltılı nargile ırmaklarına kandım telvesiyle alev alev yanan boğazımda bad-ı saba mıydı herkeste sır olsun diye payettiğim yalnızlığım yalnızdım. içe doğu bir burguyla bungun sabahların meltemini taşıdım yüksünüp nar çiçeklerine içlendiğim münhaldi. zira hüzünler içinde bin haldim. yazgım tereddütler ve terler içinde uyanmaktı mevsime rüyaları çözmek değil rüyada ölmekti bütün hevesim and içip ömrümün çürüyen yerlerinde yeşerecek her şeye ömrümden çalıp yüreğimde yer açtım o yüzden artık büsbütün umarsız ve yersizim evet hâlâ bir nehir ve bir yıldız saklı tutuyorum kendim için bir nehir ve bir yıldız hâlâ bir tutamak nedir bilemezsem ölüm endişesi nasıl silinir ve nasıl başlar ölüm neşesi sorularım. içimde uluyan köpeklerim ağular içinde kalsın teniniz ben bir yaprağın sırtında bir nehre düştüm yankılandım bir yılkı ata bin...

''Gönül dağı'nda bir garip'' : Neşet Ertaş (*)

Neşet usta da göçtü. Da diyorum, önceki bütün ustaları bu edat içine aldığım değil, belki, ‘ölüm ölüm hezen ölüm / evden eve gezen ölüm’, ‘ölüm öyle kara bir devedir ki, herkesin evinin kapısına bir gün mutlaka ıhar ’ demek istediğimden… Usta hakkında birkaç söz etmek isteyince eski günleri hatırladım. 'Sağ-sol çatışması' nın şiddetli olduğu günler... Neşet Ertaş Saray Sineması'nda konser veriyor. Gençler dönemin gözde "slogan" larıyla örülü şarkılarından isteklerde bulunurlar. Neşet Ertaş biraz sustuktan sonra her zamanki mütevaziliği ile şöyle der :  "Ağam, biz böyle parçalar bilmeyiz. Biz gönülle çalar, gönülle söyleriz."   Neşet Ertaş, -eski adıyla- Abdallar köyünün, bugün hala kemaliyle bilinemeyen 'şaman'ı Muharrem Ertaş' tan öğrenir bu (müzikal) edebi. Babası, irfani geleneğin müzikal halkasının son büyük temsilcisidir. Heidegger'in Freiburg'da, bir konsorsiyum sonrası Japon bilgelerle söyleşirken tartıştığı ...

Özleyen

Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde, Sen nerdesin, ey sevgili, yaz günleri nerde! Dağlar ağarırken konuşurduk tepelerde, Sen nerde o fecrin ağaran dağları nerde! Akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi, Hulyâ gibi yalnız gezinenler köye indi, Ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi, Gönlümle, hayâlet gibi, ben kaldım o yerde. Yahya Kemal Beyatlı

Milleti millet kılan hüznüdür

İnsanoğlunun kullandığı hemen hemen her nesne, örnek olarak bir araba, tarihî geçmişe sahiptir. Bir arabayı oluşturan tekerlek, cam ve diğer unsurlar hem maddî hem de kavramsal olarak insanlık tarihinin bütünlüğüne işaret eder. Öyle ki arabayı mümkün kılan her bir unsurun tarihi tespit edilip dışarıda bırakılsa ne maddî, ne de kavramsal olarak araba varlığa gelemez; çünkü her nesne şimdi bulunduğu haliyle anlık değil, bir süreç içerisinde varlığa gelmiştir; bu süreç de tarihtir. Yalnızca kullanılan alet ve edevat değil, insanlığın sahip olduğu bütün ilmî birikim de bir tarihî sürecin sonucudur. Nitekim işaret edilen durumu İbn Rüşd (ö. 1198), Fasl el-makal adlı eserinde şöyle dile getirmektedir: “Açıktır ki amacımız ancak varolanları teker teker birbiri ardı sıra araştırmakla ve şimdiki nesillerin öncekilerden yardım almasıyla gerçekleşebilir. Örnek olarak, günümüzde geometri ve astronominin yok olduğunu varsaysak ve tek başına bir kişi de kendi kendine gök cisimlerinin büyüklüklerini,...

Kurban: Sınıra yakın durmak

Emniyet sözcüğü ile iman sözcüğünün aynı kökten gelmesinin işaret ettiği üzere, din, her şeyden önce, insan aklının metafizik güvenliğini sağlar. Bu nedenle, Tanrı inancı, aklın en-üst sınırı; bir manzume olarak din de aklın terbiyesidir. Güvenlik sözcüğü, ilk elde, ya dışarıdan gelen ya da içeriden kaynaklanan tehlikelere karşı tedbiri çağrıştırır. Tersine, din, öncelikle aklı terbiye ederek, insanı, kendisinden, nefsinden korumayı amaçlar; çünkü bir birey olarak kendisiyle barışık olmayan bir kişinin dışarıdan ya da içeriden korunmasının mantıkî bir anlamı yoktur. Bu nedenledir ki, iman kişiseldir; bireyseldir; herkes tek ve yalnız başına iman eder; başka bir deyişle, iman ederken, kişi, yapayalnızdır (amentu). Bir birey olarak insan aklının terbiyesi, bir tür olarak insanın; hatta canlı-cansız tüm Evren'in insandan korunmasını sağlar; çünkü iman eden emindir; emin olan temin eder; etmelidir. Terbiye, Türkçe karşılığı eğ-itim sözcüğünün de imlediği üzere, aklın belirli sınırlar ...

Kitâbı bırak, okumaya bak!

S.1: Uzun süredir, doğu ve batı kültürünün klasik eserleri ile meşgulsünüz. Bu okuma serüveniniz esnasında, kitapların ve kütüphânelerin oluşumu ile kültür ve medeniyetlerin oluşumu arasında nasıl bir ilişkiyle karşılaştınız? Medeniyetin oluşumunda kitabın ve kütüphânenin nasıl bir yeri var? C.1: Kitap, kitâbe(t) sözcüğünün de işaret ettiği üzere, köken itibariyle yazıt ile ilgilidir. Bu nedenle, soru, yazının icâdına değin geri gider. Başta Sümerler olmak üzere, 17 farklı kavmin gelip geçtiği Mezopotamya’da, çivi yazısıyla yazılmış tabletler için ‘kütüphâneler’ kurulmuştu. Benzer durum, Mısır papirüs kütüphâneleri için de geçerlidir. Buralarda, tablet ya da papirüs örnektir; her türlü malzemeye yazılan ‘kitaplar’ için depolar bulunmaktaydı. Elbette, ‘kütüphâne’ sözcüğünün mefhûmu farklıydı; ancak, bir çekirdek misâli ileride olacağı şeyi kuvve hâlinde içeriyordu. İnsanî eylemler, amaçları dikkate alınarak belirlenir. Yazının ve yazılı malzemelerin amacı neydi? Mevcut bilgi üretimin...