Ana içeriğe atla

İki satır iki satırdır

Sevgide sevgisizlik, sevgisizlikte sevgi arıyan insanlar ülkesi burası. Birincisinde yabancılık ve korku, ikincisinde melankoli ve erdemsizlik.

*

İki satır iki satırdır. Bugün herkese mektup yazacağım.

*

Elimden alınması mümkün olmıyan bir can sıkıntısı var bugün. Onu daha bir yoğunlaştırmak istiyorum. Şimdi meyhaneye gideceğim.

*

Ve ben kötüyüm biraz. Ama gülmek istiyorum bugün. Meyhane hepten örtülü bir evdir, damlarını tanrıların ısıttığı.

*


Geçenlerde bir ilkokul öğretmeniyle konuşma yapmışlar bir gazetede. Öğretmen, "Çocuklarıma gazozun ilaç olduğunu söyliyerekten avutuyorum" diyordu.

*

Ne yana baksan duvar, dünyada olmanın fon müziği gibi.

*

Ve bu mektupların içindeki cümleler, o mektuplardan koparıldı mı, anlamını değiştiriveriyor çoğu zaman.

*

Sonra susmak geliyor. İyi mi? Ve susmak içe doğru yaratılışıdır dünyanın, iyi mi? Konuşmak, düzene uymak, orta malı bir figür haline getirmek olmaz mı kendini?

...

Sen gittin, siz gittiniz, herkes bir parça gitti işte.

*

Sana öyle bir mektup yazabilmeliyim ki, Kutsal Kitap gibi, ne zaman eline alsan, neresinden okursan onu, bir şeyleri aydınlatmalı bu mektup ve senin içtenliğin oranında büyümeli, çoğalmalı, güçlenmeli.. Ama yazamıyorum işte.

*

Yalnız sevgi yeter mi, selâm da ister misin?

*

Herkesi tanıyorum, kimseyi tanımıyorum son günlerde. Bütün yüzler, bir tek yüz oluyor kimi zaman da. Dopdolu bir beyazlık ağlıyor, yaş tutuyor sanki. Sıkıntı, sıkıntı, sıkıntı...

*

Uzun süre yazmamak küskünlüğe benziyor.

*

Herkes herkese benzediği oranda tadını çıkardığını sanıyor dünyanın. Biz öyle değiliz.

*

Sıkıntılısın, tedirginsin, içe dönüksün. Seni anlıyan o kadar az ki...

*

İnsan ancak kendine alışır gibi alışabilir bir insana.

*

Sen, aşk kelimesi, bir sen kaldın sevmediğim gençliğimden arta kalan dirilik. Artık yaşıyorum seni.

*

"Biliyor musun, ben Alevi seviyorum" diyebileceğim, sevgiden anlar bir kişi bile yok çevremde.

*

Ama sen de kırmızı ağaçlı bahçenin önünden geçmedin daha.

*

Ve kendi kendime söz veriyorum, seni sevmeyi, dünyanın en güzel şiiri yapacağım.

*

Yarının mektubunu bugünden yazıyorum. Çünkü "Yarın" seni sevmem bakımından değişmeyecek.

*

Bakıyorum da bütün aşk sözcükleri acemi oluyor.

*

Tuhaf bir şey, sezgilerim daha az aldatıyor beni.

*

Hiç sevdin miydi beni Alevci?

*

Bugün müthiş sıkılıyorum. Nedenleri o kadar belli ki...Gene de saklamaya çalışıyorum kendimden, bilmezlikten geliyorum.

*

Aşkın dili çok zengindir, Denizciğim. Onu kavramak için iyi öğrenmek gerek. Bunun da çaresi durmadan, dinlenmeden yalansız sevebilmektir.

*

Bugün de uğrayan uğrayana dükkâna. Yazabilirsen yaz. 

*

Ey benim tekdüze İstanbul'um! Getir bana tenha bir yerini..

*

Başka yeteneklerin de var senin. Mesela belleğin çok iyi.

*

Demin bir kız girdi dükkâna. Bir tepsi satın aldı. Kız da, tepsi de, hepsi bir yana, o kadar sana benziyorlardı ki... Adı "sana benziyen" olan bir yaratık duruyordu dükkânda.

*

Ve ben buradan, İstanbul'daki bir inden  -ya da inimden- senin içini karartıyorum.

*

Hem sonra özlemekten korkuyorum ben. Özlemek, özlediğimiz kişiyi mitleştiriyor.

*

Şimdi de üzüldüğümü düşünmeme üzülüyorum.

*

İnsanın kafasında açmayan bir çiçek vardır her zaman, işte o çiçek açsın istediğim masada. SEVİLDİĞİMİ ÇOK İYİ BİLMEK İSTEDİĞİM masada.

*

Binlerce insanın yok edilişini umursamayan bir SS subayı kadın, bir kurt köpeğinin ölümüne gözyaşı döküyordu.

*

Sahi Alev, beni seviyor musun? Olsun, bir daha söyle. Ne çıkar tekrarlasan?

*

Ne yapsam da bir yerlerden para bulup yanına gelsem?

*

İki gündür kar yağıyor. Seni düşünmek gibi bir kar bu.

*

Senin mektubunu en sona sakladım. Günümün tek güzelliği bu mektup çünkü.

*

Şiir çevirmek, tornavidayla mendireğin görevini yerine getirmek gibi bir şey.

*

Ya bir gün üzülürsem? Hesapta bu da var.

*

İşte son mısralarım bunlar.. Son değil, bundan sonra ölüm var. Ölüm? Belki de bir kurtuluştur.

*

Belki de tanıman kötü oldu; senin pırıl pırıl dünyana, kapkara bir böcek gibi yapıştım.

*

Uyanır uyanmaz içimde tuhaf bir sevinç buldum içimde; göğsümün ortasına çakılmış, yerinden memnun, benzersiz bir sevinç parçasıydı bu... Bana özgü değil ve sokağa bırakılmış bir çocuk gibi duruyor!

*

Seviyorum mu desem, sevgiler mi desem, yoksa iyi günler mi? Bunlardan hangisi sıkmaz seni? Yoksa susmamı, hiç yazmamamı mı söyleyeceksin bana?

Yalnızca bekliyorum.

*

Üzgünüm, hepsi bu kadar.

*

Yalnız kafamda yaşatmak yetmiyor ki seni.

*

Kendimi düşünüyorum; seni kıracak bir davranışım da olmadı ki...

*

Ölüm diyorum, bunu bile düşündüm Alevci.

*

Seni eleştirmeye kalkacak kadar budala değilim.

*

Bugün denize atılmış ceset gibiyim, sallanıp duruyorum öyle. Ne yazsam sevdiremeyeceğim sana.

*

Şuna inanıyorum ki, sen benden güçlüsün.

*

Sana nasıl bağlandığımı, nasıl güvendiğimi biliyordun.

*

Seni bir bulma, bir yitirme durumu da olmasa, kağıt gibi, dümdüz, algıları tetikte, iyinin iyisi bir adam olacağım. Belki şiir bile yazacağım.

*

Dayanılmaz durumlar, 500 km yol katetmekle çözülür sandım. Bir parça huzur! Bütün isteğim buydu sanki. Sonra bir de şiirsizlik. Bundan böyle yazamayacağım gibi geliyordu bana. Ankara'nın kısa hikâyesi bu.

*

İki sevdiğim var işte: Sen ve şiir.

*

Sana kısacık bir mektupla Türkiye'nin panoramasını çizmeme imkan yok. Kısaca hüzünlerimiz, sıkıntılarımız, bunaltılarımız bile kendimizin değil.

*

Şiir bir dengeydi benim için, katlanmayı başarmak, ama yenilgilere karşı çıkmaktı bir bakıma. Oysa yeniliyorum artık, içimden içimden yıkılıyorum. Elimdeki tek silah işlemez oldu.

*

Şiirlere kurnazlık, okşayışlara ustalık karıştı biraz.

*

Dün mezarlık bile güzeldi bir bakıma. Selviler, otlar, iri sinekler...

*

Öyle ya, ne yazmalı bu suyu çekilmiş değirmen sana?

*

Ama evde yatıp kalırsam sıkılıyorum. En iyisi dükkân.

*

Can erikleri büyümeye başladı. Yakında kiraz. Sonra sen.

Senden sonra her şey.

*

Biliyor musun, bazı günler öyle dikkatli giyiniyorum ki... Sanki Beyoğlu'nda sana rastlıyacakmışım, Park otele gidip kanyakla kahve içecekmişiz gibi.

*

Bir usanç da eklendi yaşamama; tartışmaya bile üşeniyorum. Tellere takık uçurtmalar gibi.. rüzgârsız, kıpırtısız..

*

Beni sevebilecek misin? Görünen "ben"i.

*

Ben yalnız kendimi anlamıyorum galiba -Anlasam şiir yazar mıydım?-

*

Nasıl da mektuplaşmaz olduk.

*

"Bak unutmadan söyliyeyim, ben her akşam içiyorum gene

Ve sarılmış hayal kırıklığına bile

Bir hayal gibi..."

*

Rakıyı susuz içiyorum. Bir elim Boğaz'da bir elim Pera'da. Yarı düşlerim cam eriği kokusunda. Erguvanı, salkımı bol bir İstanbul. Kendimi mutlu olmaya itiyorum.

*

Nerdesin? Yazacaktın, izini kaybettirmeyecektin hani?

*

Bir hastalıktan kalkmış gibiyim.

*

Mektubun altına neler yazardım, unuttum. Unutturdun da diyebilirim.

*

İçiyorum. Sabahlıyorum. Ve kendimi sevmiyorum hiç.

*

"İşte bu benim yüreğimdir - atmıyor

İşte kar düşüyor gözlerime."

*

Ne zaman bir yerde ikimizleşeceğiz?

*

Yan yana durmak için sözler icat ettik miydi, yoksa her şey bir çiçeğin toprağı dürtüşü gibi, yeşilde, sonra kırmızıda, sonra allahsılıkta kıvamlanışı gibi olduydu?

*

Sonra aramızda bir rekabet de yok; sen çömlekçisin, ben şair...

*

Artık yüz yaşımı geçmeden ölmemeye karar verdim. Demek oluyor ki, altmış üç yıl daha sevebilirim seni. O kadar korkma Alevci, altmış üç yıl da nedir ki, göz açıp kapayıncaya kadar geçer.

*

Son gece "n'olur gitme Alev" demiştim. Sense "bana 'git' de Edip" demiştin.

*

Beklemek, beklemeyi doyuran besini bulamayınca sıkıntıya dönüşüyor.

*

Ben... seni... seviyorum. Ne kadar kötü kullanmışlar bu cümleyi, ne kadar eskitmişler.

*

Hangi hız, insanın insana akma hızını aşabilir? Hiçbiri!..

*

Beklemek kısalttı mektuplarımı.

*

İlk cümleye nasıl başlasam diye düşünmeye başladım artık. Giderek yazamayacağımdan korkuyorum.

*

Hayatımı, başkasının hayatında fazladan bulundurmayı başaramadım hiç.

.

Bir önceki mektubunda şunları yazıyorsun Alevci: "Bir gün belki de çok üzüleceksin." "Belki de fena oldu beni tanıdığın Edipçi."

*

Canım İsa!


*

Kalbim, gözlerim üşümüş gibi. Duygularım da..

*

Bana iyi davran, Gongyla (Sappho)

*

Sana yazmayalı yıllar, yüzyıllar geçmiş gibi aradan. Bazı çiçeklerin nesli tükenmiş, bazı yaprak türleri tarihe karışmış gibi sanki.

*

Gücendirmekten sakındığım sayılı dostlarımdan birisin sen.

*

Mektup da iş mektubu gibi oldu. Bağışla beni.

*

Belki de bir melankoliye gidiş bu. Kendimi izliyorum durmadan. Nerede, nasıl, ne yapacağımı izliyorum hep.

*

Yazacak mısın, yazmayacak mısın, sen ondan haber ver. Elin gitmiyorsa, yüreğini sıkıntılar basıyorsa, diyeceğim yok. 

*

Senin uzun ve yeşil kaşkolun boynumda (hani beni şaire benzeten).

*

Nedense unutulmuş. Burası böyledir, kalpten kalbe giden yolların inşaatı bitmedi henüz.

*

Masalarda ne mi konuşuyoruz? Hiiiiiç! Gülüyoruz sadece.

*

"Başıboş bir sandalım ki artık bir kıyıya varsam

Çocuğumsun ki deniz ölümsüz bir ölü olsam."

*

Sana ilk defa bir meyhaneden yazıyorum.

*

Her dizesinde ev kelimesi bulunan şiirler kuruyorum yorganın altında.

*

Kim demiş şiir yazmıyorum diye?

*

"Hangi kuşu çeksem ölüyor avucumda."

*

"Kar yağacak

Sevdim mi sevildim mi bir vaktin orasına."

*

"Dalgınız şimdi"

*

Aynı şiiri sevmenin sağladığı yakınlık başka oluyor.

*

Yazamadım, yazamayınca bir kere, bir kere daha yazamadım.

*

Birbirimize yardım edecek vakit de bulamıyoruz sanki.

*

Benim yarı umutlu, doğuştan (belki) hüzünlü yaratılışımın karşısında katıksız bir hayatsın sen.

*

Son günlerde eski su kemerlerine benziyorum; susuz, yüksek be yalnız.

*

Sana mutluluklar dilerim.

*

Tankerler geçiyor durmadan, filizî, sarı, beyaz tankerler. Hepsinin de ayrı ayrı kişilikleri var sanki. O güzelim kıyıları kendilerine âşık etmek istercesine salınarak geçiyorlar. Ama kıyılar inatçı, gözleri tutmuyor gene de bu süslü demir yığınlarını. Çocuklar gibi taşlarla, ufak sandallarla oynamayı daha bir seviyorlar.

*

Unutmadan söyliyeyim, mektuplarını biraz daha okunaklı yazmayı denesen sevindireceksin beni.

*

Sen güçlüsündür, yaşamanın büyük akıntısında tutunmasını bilirsin.

*

Yağmurluk gitmiş dikkatli bir ilkbahardın. Her şeyimi aldın götürdün, bana hiçbir şey kalmadı. 

EDİP

*

Kızma, yaşamak da önemli değil. Herkesi, herkesi, herkesi o kadar iyi anladım ki.. Keşke yarım kalsaydı bir şeyler biraz.

*

Son mektubum cebimde kaldı bir süre. Kim bekliyordu ki kalmasın? Kim?

*

Bilmem belki sen de sevinirsin diye yazıyorum bunu.

*

Düşünüyorum da ne kadar az gördüm seni. Sonra da müşterileri dağılmış bir kır kahvesi gibi kaldım. Kimseyi görmüyorum hemen hemen. Şiir de beni bıraktı gitti.

*

Gene de İstanbul en iyisi. Gövdem de, yüzümün çizgileri de İstanbul'a benziyor zaten.

*

Önüme can eriği ile kiraz koydular. Yarım şişe rakı daha. Bu yaşta.. Sevda.. Biraz da can eriğine benziyor.

*

Bitti. Bu da bitti. Adına aşk dediğimiz bu tuhaf şey. Şiirlerime döndüm, daha doğrusu daha bir hızlandım.

*

Sen "hiç anlamadın ki.." diyorsun. Yahu ben neyi anladım, neyi bildim öyleyse? Körün değneğini bellediği gibi yalnız şiir yazmayı mı? Aşklara paydos mu diyelim yoksa? Demeli mi?

*

Parmak ucuyla dokunduktan sonra dikkatle bakılan masa tozu gibi bir şeyim.


Edip Cansever
Alev Ebuzziya'ya Mektuplar

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Su

Set çek seline yavaş yavaş ilerle damla damla birik. Ak geç ıslattığın kayalardan: duraksama - uçurur güneş seni. Atla takıldığın çavlanlardan: duraksama - savurur rüzgar seni. Aldırma kumlara, çakıllara: çöker onlar dibe nasılsa - ilerle yavaş yavaş birik damla damla set çek seline. Oruç Aruoba

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle Değiştirmeye alıştılar İnsanlar başka insanların hayatını Bir hezaren sandalye midir hayat Dizip kaldırmaya alıştılar İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar Yelin üflediği yaprak mıdır onur Yürek arsız otlar gibi ayak altında Tanımıyor kimde kimseyi Ve kendini tanımak istemiyor İnsan tanımazsa kendini insan Nasıl varolabilir Bu yüzden dünya hey koca dünya Dönüyor bir ölüler ülkesine Susanlar şimdilik Oyunun dışına düşenler Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar Gün kıyamete erdiğinde Gülten Akın

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Şiirim

Bir veda havasında bu gece gökyüzü yere değecek gibi yıldızlar, kulaktan dolma korkularla deprem bekler gibi ketum kaldırımlar. … Upuzun gecemin sabah içtimasında güneşe tekmili kaytarmışım senden belli namlusu paslı bir uykuda.. Sanki yitirmişim seni sol yanımda sağlam bir sancı. Birkaç kaburgam, seni korumak için feda etmiş kendini. Şiirim.. İncinmişliğim.. Sen düştüğünde aklıma Kepenk kapıyor hüzünler. Pervasız bir çocuk erik çalıyor bahçemden. Cemre düşüyor ayazıma, salkım salkım sözler topluyorum gönül bağımda; tomurcuk gülücükler çiçek açıyor hırkamda. Şiirim.. Eril halim.. Bedeninin kuytularında doğup göğsümü kundaklayan acz yangınım.. Şiirim.. Lal kalbim.. Boşa yanan cümlelerim. 1-3 nöbetlerinde öykündüğüm, huzurlu uykum. En üst rafta kurulmayı bekleyen, çocukluk düşüm.. Sessiz kalma haklarına sığınıyor mevsimler. Oysa hep sulhtan bahsediyor gülüşün. Şiirim.. Esaretim.. Bağımlılık halim. Senden başka herşeyi görme zorundalıklarında, ...

Şiirde Açan Gelincik Çiçekleri

Hayat hikayem mi? Tarlaların kıyısındaki gelincikler. Süreyya Berfe sandınız ki haz içindeydim şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik tasasız yaşayıp gidiyordum; dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların uzun saplı gelinciklerin donattığı yaz ırmağı kıyılarında yalıncak! Ahmet Uysal Bir sap gelincik iki taş arasında Bulmuş da boyunu uzatan hızı, Sallanır durur çiçeğiyle rüzgarda; Bütün gelinciklerden daha kırmızı… Metin Altıok Senin resmini yaparken Parlak kırmızıyla laciverti Birbirine karıştırıyorum. Söyle bana ey gelincik Toprakta ne al, ne lacivert, Ne kırmızı, ne de sarı varken Sen nasıl boyuyorsun böyle Çiçeğinin yapraklarını?.. Nakagawa Kazumasa gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelin...

Bir Göl Nasıl Uyandırılır

bir göl nasıl uyandırılır bilmem neresine dokunulur bir taş atsam korkup sıçrar mı bilmem bir göl nasıl uyandırılır düş mü görür kabus mu acaba saati mi belki derindir uykusu balıkları kırılır bir göl nasıl uyandırılır bilmem beni karşısında görmek istermi rüzgar eğmişse kaşlarını kapısı mı vurulur yorgunsa nasıl kıyılır bir göl nasıl uyandırılır Ali Ural