Ana içeriğe atla

İran’ın ilk büyük şairi ve Fars şiirinin mühendisi olarak kabul edilen Rûdekî Semerkandî

1
Özgürce bir öğüt verdi bana zaman,
İyi bakarsan zaten hep öğüttür zaman:

Şöyle dedi: “İyilerin günlerine bakarak üzülme sakın!
Senin günlerini arzulayıp duran niceleri var.

Zaman şöyle dedi bana: “Öfkene yenilme sakın;
Ayağına bağ vurulur diline bağ vurmayanın.”

2
Ne bilirsin sen? Ey misk saçlı, ay yüzlü;
Bu kulun hali nasıldı bundan önceleri?!

Yüzünün ipek gibi olduğu günler geçti,
Saçının katran renginde olduğu günler geçti.

Onun mutlu olduğu günler gelip geçti,
Sevincinden içi içine sığmıyordu, üzüntüsü azdı.

Hep mutluydum, üzüntü nedir bilmezdim.
Gönlüm neşe ve eğlencenin geniş meydanıydı.

Sen Rudekî’yi ey ay yüzlü, şimdi görüyorsun!
O zamanlar görmedin ki o zaman böyle değildi.

Şimdi zaman değişti, ben de değiştim;
Getir değneğimi, şimdi artık değnek ve torba zamanı.

3
Gönül daha nice koşacaksın benlik peşinde sen?
Neden seversin kötü düşmanı sen?

Neden vefa beklersin vefasız birinden sen?
Neden döversin soğuk demiri sen?

Bağışla ey oğul beni bağışla
Aşk yolunda öldürme benim gibi şaşkın birini.

Gel de gör şimdi Rudekî’yi sen
Bir cansız ten görmek istiyorsan sen.

4
Aşıklarla otur kalk, ve aşkı seç her zaman
Arkadaşlık kurma asla aşık olmayanlarla.

Bazen vuslat anında görünür yüzü dostun
Sen de onların arasında gör onu.

Görüldüğünde yüzü onun
Sen de git otur onların arasına.

5
Erişti kutlu bahar güzel renkleriyle, güzel kokularıyla,
Yüz bin neşeyle, yüz bin alımlı bezekle

Ola ki yaşlı adam bu zamanda gençleşsin
Dünya yaşlılık çağından sonra gençliğe dönüversin

Baksana o ağıt yakan adam gibi ağlayan buluta,
Baksana o üzgün aşık gibi inleyen gök gürültüsüne.

Önceleri kar olan yerde şimdi çiçekler açtı,
Kuru bütün tohumlar yeşerdi.

Gülümser durur lale ekinin ortasında uzaktan,
Gelinin kınalı kıpkızıl parmağı gibi.

Bülbül şakıyıp durur söğüt dalından,
Sığırcık cevap verir ona servi ağacından.

Şimdi için şarabı ve şimdi mutlu yaşayın,
Şimdi sevgili alıyor nasibini sevgilinin kucağından.

6
Geçici üç beş günlük dünyaya
Hep gönül bağlamak yaraşmaz.

Toprağın altında uyuyacaksın,
Şimdi ipekler üzerinde uyusan da.

Kimselerle birlikte olmamın yok ki bir yararı,
Mezara toprağın altına tek başına gidilecek.

Toprağın altında arkadaşların; karınca, sinek
Aç gözünü bak şimdiden görürüsün.

7
Bugün herhalde Bağdat Buhara’dır
Horasan emiri neredeyse zafer oradadır.

Sakî getir sun sen şarabı, çalgıcı çal sen de udu
İçeyim ben bugün şarabı, bugün eğlenme günümüz.

Şarabımız var, paramız var, lale yüzlü sevgili var
Gam yok, olsa da gam nasibi olsun düşman gönüllerinin.

8
Gökler insanoğlunun başı üzerinde yükseleliden beri,
Hiç kimse bilginin gizemine kayıtsız değildi.

Akıllı kişiler her zaman
Bilginin gizemini her dilde,

Derlediler ve bilgiye değer verdiler.
Bilgiyi taşlara bile işlediler.

Bilgi yürekte aydınlık saçan bir kandil,
Her şeyden öte teninde bir kalkan senin.

9
Erişti kutlu bahar güzel renkleriyle, güzel kokularıyla,
Yüz bin neşeyle, yüz bin alımlı bezekle

Ola ki yaşlı adam bu zamanda gençleşsin
Dünya yaşlılık çağından sonra gençliğe dönüversin

Baksana o ağıt yakan adam gibi ağlayan buluta,
Baksana o üzgün aşık gibi inleyen gök gürültüsüne.

Önceleri kar olan yerde şimdi çiçekler açtı,
Kuru bütün tohumlar yeşerdi.

Gülümser durur lale ekinin ortasında uzaktan,
Gelinin kınalı kıpkızıl parmağı gibi.

Bülbül şakıyıp durur söğüt dalından,
Sığırcık cevap verir ona servi ağacından.

Şimdi için şarabı ve şimdi mutlu yaşayın,
Şimdi sevgili alıyor nasibini sevgilinin kucağından.

10
Kurban edilmeli şarabın annesi,
Yakalanmalı ve zindana atılmalı yavrusu.

Çocuğunu ondan alamazsın,
Ezip önce onu çekmeden canını.

Ne var ki helal olmaz uzaklaştırmak
Küçücük çocuğu anne sütünden ve memeden.

Yemedikçe sütü tam yedi ay
Ordibehişt başından Aban sonuna dek.

O zaman belki hem din hem de adalet yoluyla
Çocuk daracık zindana, anne de kurbanlığa.

Çocuğunu hapse attığında,
Yedi gün yedi gece uyuşuk ve hayran kalır.

Ardından kendine gelip gerçeği görünce,
Başlar kaynamaya ve inler yanık gönlünden.

Tam olgunlaşınca, tam saflaşınca,
Kızıl yakuta, mercana dönüverir.

Koklarsan onu kırmızı gül sanırsın,
Ona kokusunu vermiş misk, amber ve sorgun söğüdü.

Gece yarısı kapısını açtığında;
Güneşin parıldadığını görürsün.

Billur içerisinde görsen sen onu, dersin:
“İmran oğlu Musa’nın elinde kızıl mücevher o.”

11
Muliyân ırmağının kokusu geliyor,
Sevgili yar aklıma geliyor.

Amuy ırmağının kumu ve yolunun çetinliği
Ayağımın altında ipek gibi geliyor.

Ceyhun’un suyu sevgilinin yüzünün coşkusundan,
Atımızın beline dek geliyor.

Ey Buhara mutlu ol, mutlu yaşa
Emir sana doğru mutlu geliyor.

Emir ay, Buhara gökyüzü,
Ay gökyüzüne doğru geliyor.

Emir servi, Buhara bahçe,
Servi bahçeye doğru geliyor.

Övgünün ve beğeninin yararı olur,
Hazineye zarar gelirse eğer.

12
Olmadan senin yüzün dünyayı yakan güneş olmasın
Sensiz dünyayı aydınlatan kandil de olmasın.

Vuslatınla senin benim gibi kötülük örneği kimse olmasın
Senin görmeyeceğim bir gün varsa o gün olmasın.

13
Duyunca adını sevincimden kıpırdar yüreğim
Bahtınla senin kutluluk kuşatır beni.

Senden başkasından söz edilince bir yerde
Binlerce gam kuşatır beni.

14
Aşkından senin ne sabır kaldı ne yürek
Görmeden senin yüzünü ne akıl kaldı ne yürek.

Bu bendeki gam, gam değil Kaf Dağı
Bu sendeki yürek sert taş olamaz ki yürek.

15
Gam evinde yerlere serilmiş sergi biziz
Göz yaşımızdan yüreğimize kor düşmüş olan biziz.

Cefa saçtığında dünya, sitemlere boğulmuş olan biziz
Bu feleğin elinde oyuncak olmuş olan biziz.

16
Ey kırmızı gülden rengini, kokusunu kapmış
Yanağından rengi, saçının ucundan kokuyu almış.

Yıkayınca yüzünü sen gül renkli olur bütün ırmak
Dağıtınca saçını sen, misk kokuları saçar her yer.

17
Kabe’den aldın kiliseye oturttun beni
Küfürde eşsiz benzersiz yaptın beni.

Dostun kapısında iki bin secde ettikten sonra
Ey aşk dinden nasıl uzaklaştırdın böyle beni?!

18
Öz nefsine geçiriyorsan sözünü adamsın,
Körü sağırı aşağılamıyorsan adamsın.

Düşmüşü tekmelemek değil adamlık,
Tutup kaldırırsan bir düşmüşü adamsın!

19
Verilenle yetin, adaletle yaşa
Girme zorluklar altına özgür yaşa.

Senden iyilere bakıp da üzülme
Senden kötülere bak, mutlu yaşa. 

20
Akıl çimenliğinde hazan olsan da
Aşk bahçesinin baharı sensin.

Aşkın peygamberisin, ancak
Güzelliğin tanrısı sensin.


Rûdekî Semerkandî 



İran’ın ilk büyük şairi ve Fars şiirinin mühendisi olarak kabul edilen Ebû Abdullâh Cafer b. Muhammed Rudekî, Avfî’ye göre IX. yüzyıl ortalarında Semerkand’ın Rudek kasabasına bağlı “Benuc” köyünde dünyaya geldi.

Gençliğinin ilk dönemlerinden itibaren hem şiirleri hem de musiki dalındaki yeteneğiyle ün kazandı. Uzun zamanlar Fars şiirinin en ünlü şairi oluşu ve bilge kişiliğiyle her zaman ön planda oldu.

Yaşadığı çağın tartışmasız en büyük şairi Rudekî Abdurrahman-i Camî’ye göre Maveraünnehirli, Devletşah’a göre ise “Rudek”lidir. Emîn Ahmed-i Razî; Rudekî’nin, Semerkand’ın “Rudek” kasabasından, dolayısıyla da Semerkandlı olduğunu kaydeder. Hulâsatu’l-eş’âr’a göre de Rudekî, Semerkandlıdır. Lutf Ali Beg Âzer ise onun Buharalı olduğunu belirtir.

Rıza Kulî Han Hidâyet, Rudekî’nin Nesef’e bağlı Rudek’te dünyaya geldiğini söyler. Ferheng-i Encümenârâ ise, Rudek’in Buhara’ya bağlı olduğunu kaydeder. Bu köy, Rûdek’in en büyük köylerinden olmasından “Benûc-i Rûdek” adıyla anılır. Yakût Hamevî, Mu’cemu’l-buldân’da bu köyden söz etmiş, Rudekî’nin burada dünyaya geldiğini belirtmiştir. Rudekî, değişik kaynaklarda bazen “Rudekî-yi Semerkandî” bazen de “Rudekî-yi Buharayî” diye
anılır.

Samanî döneminin en ünlü şairi Rudekî’nin doğum tarihi kesin olarak bilinmez ancak H. III./ M. IX. yüzyıl ortalarında dünyaya gelmiş olması güçlü bir ihtimaldir. Adı, künyesi ve nisbesi, ilk şairler tezkiresi Lubâbu’l-elbâb’da: “Ebû Abdullâh Cafer Muhammed-i Rudekî”; Çehâr Makâle’de: “Ebû Abdullah Cafer b. Muhammed-i Rûdekî”, Bezmârâ’da, “Ebû Abdullah Muhammed-i Rudekî”; Meyhâne’de, “Ebû Abdullâh Muhammed Rudekî-yi Semerkandî”; Tezkiretü’ş-şuarâ’da, “Ebû’l-Hasan-i Rudekî”; Mecmau’l-Fusahâ’da, “Ebû Abdullah/Ebû’l-Hasan Cafer b. Muhammed Rudekî”; Hulâsatu’l-eş’âr’da, “Hekîm Ebu’l-Hasan Muhammed b. Abdullah-i Rudekî” şeklindedir.

Kaynaklarda “Muhammed”, “Cafer” ve “Abdullah” adlarına rastlanır. “Ebu’l-Hasan” ve “Ebu Abdullah” künyeleriyle de bilinir. Nizamî-yi Aruzî, Avfî ve Devletşâh gibi daha eski yazarlar ile birçok şair kendisini “Üstad” nitelemesiyle anarlarken daha yeni tezkirelerde “Hekîm” diye geçer. Lubâbu’l-elbâb ve Heft İklîm’deki kayıtlara göre Rudekî “Sultanu’ş-şuara: Şairlerin Kralı” diye de anılır.

Bazıları da Rudekî’yi “Mecdüddîn” lakabıyla anarlar. Ortaya çıkışlarıyla şiirin de artık yatağına girmiş olduğu Samanîler hanedanı döneminde sadece bir tek şairin, Rudekî’nin adı egemendi. Hayatının ilk dönemleri ve öğrenimi konusunda net bilgiler yoktur. Sekiz yaşında Kur’ân’ı bütünüyle ezberlemiş olduğu, iyi ve köklü bir öğrenim gördüğü, kıraat dersleri aldığı, aynı çağlarda şiir yazmaya başladığı kaynaklarda aktarılır.

Bazı kaynaklara göre çocukluğundan beri gözleri görmüyordu. Genç yaşlarında dikkate değer bilimsel ve edebi bir birikim elde etti. Aynı zamanda musiki dalında da önemli bir yetenek olan Rudekî, İran tarihinde musikinin öncüleri olarak kabul edilen ünlü ustalar Bârbed ve Nekisa’yı bile geride bırakacak bir musiki tekniği, bilgi ve birikimi elde etmişti. Şiirleri belagat ve fesahat örneği olan şairin klasik tezkirelerin ifadeleriyle, ne Araplar ve ne de Farslar arasında bir benzeri vardı.

Musikişinaslığının yanı sıra iyi bir icracı da olan, şiirlerinin birçoğu musiki eşliğinde okunan Rudekî’nin şiirdeki tarzı, kendisinden sonraki Fars şairlerinkinden farklıdır. Bu arada, Rudekî’nin Horasan tarzı övgü şiirinin temellerini attığı, daha sonraki çağlarda Unsurî, Muizzî ve Enverî’nin de bu tarzı devam ettirdiği unutulmamalıdır. Rudekî’nin kahramanlık şiirlerinin sadeliği de son derece dikkat çeker.

Rudekî konusunda önemli çalışmaları bulunan Abdulğanî Mirzayev ve Said Nefisî, Rudekî’nin gözlerindeki görmemenin gerekçesini, Samanî sarayında yaşanan bir ayaklanma ve şairin İsmailî akımının görüşlerine meyletmesi nedeniyle ayaklanmacılara bağlamaktadırlar. Bunun yanı sıra Avfî ve Camî, Rudekî’nin anadan doğma kör olduğunu kaydederler.

Kedkenî de Rudekî’nin şiirleri konusundaki araştırmaları sonucu du durumu onaylamaktadır. Ancak Rudekî hakkında bilgilere yer veren yazarlardan Semanî, Nizamî-yi Aruzî ve Târîh-i Sîstân’ın yazarı, böyle bir konuyu asla dile getirmezler. Firdevsî’nin Şahnâme’de Rudekî’den söz ederken kullandığı ifadelerinden şairin görme yetisinin olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak Rudekî’nin şiirlerinden onun bir zamanlar görme yetisine sahip olduğunu gösteren işaretler çıkarılmaktadır.

Bazı eserlerde de onun hayatının sonlarına doğru görme özelliğini kaybettiği önceden görme yetisi olduğu ancak erginlik çağlarında 18 ya da yaşlılık çağlarında bu özelliğini kaybettiği aktarılır. Bazılarınca, şiirlerindeki renklerle ilgili değerlendirmeleri ve nitelemeleri onun gödüğünün kanıtlarıdır.

Avfî bu konuda şunları dile getirir: “Rudekî’nin görme yetisi yoktu ancak basiretliydi. Beden gözleri kapalıydı ancak gönül gözleri alabildiğine keskin ve güçlüydü.” Onunla çağdaş olan Dakikî, Ebû Zuraa-yi Cürcanî ve Nâsır-i Hüsrev gibi şairlerin birtakım açıklamalarından, Rudekî’nin doğuştan görme yetisi olmadığı sonucuna varılmaktadır. Ebû Hayyân-i Tevhîdî ile Ebû Alî-yi Miskeveyh’in aralarında geçen bir konuşma ve Avfî’nin rivayeti de bu durumu onaylar. Ancak bizzat şairin dizelerine aktardığı ifadelerinde, onun bir ömür boyu görme yetisinden yoksun olduğunu, hayatının sürekli karanlıklar içerisinde geçtiğini gösteren kanıtlar yoktur. Renkler dünyası onun şiirlerinde bütün boyutlarıyla eksiksiz yer alırken, soğuk yaşlılık günlerini ısıtan gençlik çağlarının aşkları ve gönül maceralarının sıcak duyguları görmeyen birinden nasıl beklenebilir?

Öte yandan dizelerindeki teşbihler, tasvirler ve diğer değerlendirmeler de onun görebildiğini kanıtlayacak düzeyde güçlü ve eşsizdir. Rudekî’nin hayatı dört ayrı devrede ele alınabilir:

1. Rudekî’nin çocukluk çağı, Semerkand’ın Rudek kasabasına bağlı Benuc köyünde doğumundan, çoğu Semerkand’da geçen gençliğine kadarki dönemdir. Çocukluk yıllarında çağın geleneklerine uygun olarak hem Kur’ân’ı ezberlemiş ve hem de şiir söylemiştir. Yine aynı yıllarda, daha sonraları sarayda işine çok yaramış olan musikiye de ilgi duymuş, bu konuda da önemli birikim edinmiş, yeteneklerini sergilemiştir.

2. Hayatının ikinci dönemi Buhara’ya göç etmesiyle başlar. Söz konusu göçün gerçek gerekçesi bilinmez. Ancak öylesine bir yeteneğin hem ad, şan ve şöhret ve hem de iyi bir iş bulmak için o şehre gitmiş olması muhtemeldir. Bazı araştırmacılara göre, Rudekî’nin Buhara’ya gidiş amacı, başkentte yoğun faaliyetlerde bulunan edebi ve bilimsel akımların hareketlerine katılmaktı. Övgü şiirlerinin yanında kahramanlık anlatılarına yer vermeyen ulusal destanlar yazması da bu kanıyı onaylamaktadır.

O çağlardaki etkin ekol taraftarları şairlerin özellikle de emirlerin yanında bulunarak İran diliyle kültürünü koruma ve geliştirip yaygınlaştırma konusuna olan ilgileri dalga dalga yayılıyordu. Bu dönem Samanî emiri Nasr b. Ahmed (salt. 301-331/914-943) yönetiminin ilk yıllarına ya da biraz sonrasına kadar sürer. Ondan önce yönetime gelen İsmail ile Ahmed b. İsmail dönemlerinde de çoğunluğun görüşüne göre Rudekî yine saray yakınında bulunmakta, saraya çok fazla girememekte, ancak ünlü vezir Belamî onu himaye etmektedir.

3. Onun, Nasr b. Ahmed sarayına girişini de yine Belamî sağlamıştır. Nasr b. Ahmed’in sarayına girmesiyle hayatının üçüncü dönemi başlar. Bu dönem şairin çok önemli rüyaları ve hayallerinin gerçekleştiği devredir. Hayatının sonraki dönemlerinde bu devreyi özlemle anar durur.

4. Hayatının dördüncü ve son dönemi sarayda gerçekleşen bir ayaklanmayla başlar. Güçlü bir ihtimalle ayaklanmacılar, sarayda hükümdarın ya da başkalarının İsmailî akımına eğilim göstermesine karşı olanlardı. Emir Nasr, veziri Belamî ve sarayın birçok önde gelen kişiliği ile ünlü şair Rudekî, İsmailiyye inanışına eğilimli kişilerdi. Ayaklanmanın gerçekleştiği 326/938 yılında Belamî birdenbire görevinden alındı. Emir Nasr, bilinmeyen bir gerekçe ve şekilde bir köşeye çekildi. Rudekî de saraydan kovuldu, ardından da doğduğu köy Benuc’a geri döndü.

Şiirlerinden de anlaşıldığı gibi uzun bir hayat yaşamış ve yaşlılıktan dolayı dişleri dökülmüştür. Gençlik günlerini, o çağlardaki güçlülüğü ve mal varlığını dizelerinde hep özlemle anmaktadır. Gençlik dönemi Buhara sarayında eğlence, mutluluk ve bolluklar içerisinde, kara gözlü güzellerle aşk ve musiki meclislerinde geçen şairin yaşlılık çağları, tam tersine sakıntılarla geçmiştir. Bahtının ters dönmesi yüzünden hayatının sonlarında sıkıntılar ve zorluklar bir türlü yakasını bırakmamış, ünlü şekvaiyye kasidesini de o günlerde kaleme almıştır:

مرا بسود و فرو ریخت هر چه دندان بود
نبود دندان، لا بل چراغ تابان بود
سپید سیم زده بود و در و مرجان بود
ستارۀ سحری بود و قطرۀ باران بود

Eridi ve döküldü bütün dişlerim
Diş değildi onlar ışıldayan lambaydı
Gümüş beyazıydı, inciydi, mercandı
Seher yıldızıydı, yağmur damlasıydı

Şiirlerinde son günlerinde yaşadığı sıkıntıları ve eski mutlu günlerine özlemini şöyle dillendirir:

بسا که مست در این خانه بودم وشادان
چنان که جاه من افزون بد از امیر و ملوک
کنون همانم و خانه همان و شهر همان
مرا نگویی کز چه شده‌ست شادی سوک؟

Bu sarayda nice günler sarhoş ve mutlu yaşadım
Emirden de krallardan da üstündü makamım
Şimdi de aynıyım, ev de aynı, şehir de aynı
Bana “Neden mutluluk yasa dönüştü” demezsin?

Yine divanındaki şu dizeler onun hayatının son demlerinde yaşlılığı, gözlerinin görmemesi ve eskiye özlemini dile getirmektedir. Her halükârda son günlerinde, mutlu günlerinin artık geride kalmış olduğu ve bahtının tersine çevrildiği açıkça anlaşılmaktadır:

شد آن زمانه که شعرش همه جهان بنوشت
شد آن زمانه که او شاعر خراسان بود
که را بزرگی و نعمت ز این و آن بودی
مرا بزرگی و نعمت ز آل سامان بود

Şiirini bütün evrenin yazdığı devran geçti
Onun Horasan şairi olduğu zaman geçti
Birileri için ululuk ve nimet şundandı, bundandı
Benim ululuk ve varlığım Samanoğullarındandı.

Şairin ilginç maceralarla dopdolu olan hayatı, Rudek’in uzak bir köyünde başlayıp inişli yokuşlu bir seyir izleyerek aynı köyde sona ermiştir. Dikkat çekici bir gelişme de bu büyük söz ustasının öldüğü yıl (329/940) aynı bölgenin bir diğer köşesinde İran ulusal destanını yazacak olan Firdevsî’nin dünyaya gelmiş olmasıdır.

Şiirlerindeki birtakım dizelerinden anlaşıldığı kadarıyla, şair orta yaşlarından sonra evlenmiş ve çocuk sahibi olmuştur. Dizelerinde yaşlılık dönemlerinde artık ne hanımının ve ne de çocuklarının bulunmadığından söz eder. Bütün bu kaybettiklerini özlemle anar.

Suzenî-yi Semerkandî ve Edîb Sâbir gibi şairlerin bazı şiirlerinden Rudekî’nin “Ayyâr” adında bir sevgilisi olduğu anlaşılmaktadır. Said Nefisî; “Ayyâr’ın, Rudekî’nin satın almış olduğu bir gulam olduğunu, onu alırken de borçlandığı ve Belamî’nin onun borcunu ödediğini” belirtir. Rudekî’nin divanında da bu konuyu hatırlatan işaretler bulunmaktadır.

Samanîler döneminde bu hanedanın en büyük emirlerinden biri olan Nasr b. Ahmed’in nedimleri arasında yer alan ve döneminin en ünlü şairi olan Rudekî bazılarınca, musiki biliminde birikimli, aynı zamanda “rud/berbat” adlı enstrümanı en iyi çalan kişilerden biri olması nedeniyle “Rudekî” mahlasıyla anılmıştır. Bazı araştırmacılara göre de onun bu mahlasla anılmasının gerekçesi, Buhara’ya bağlı “Rûdek” adlı kasabada doğup büyümüş olmasıdır. Çok üstün bir edebiyat ve musiki zevkine sahip Rudekî, şiiriyle Fars şairlerinin en ön sırasında yer almıştır. Ancak “rud”u iyi çaldığı için bu mahlasla anıldığı doğru kabul edilemez. Çünkü iyi rud çalmasından dolayı böyle bir mahlas verilse “rudî” diye verilirdi.

Kaldı ki “rudî” de Farsça kurallarına göre doğru değildir. Çaldığı enstrümandan dolayı “Rudekî” değil doğru olarak “rudsâz”, “rudzen” ya da “rudnevâz” mahlası verilmeliydi. Şair, mahlası “Rudekî”yi günümüze gelmiş şiirlerinde sekiz yerde kullanmaktadır.

Rudekî, Emir Nasr’a, saray görevlilerine ve bürokratlara çok yakın oluşu ve onlardan aldığı hediyelerle önemli ölçüde servet biriktirmişti. Nasr b. Ahmed ile Herat’tan Buhara’ya giderken mal varlığını dört yüz deve taşımaktaydı. Bazı şairlerin aktardıkları bilgiler de bu durumu onaylamakta, ayrıca kendisi de aldığı hediyelerin miktarlarını dizelerinde yer yer aktarmaktadır.

Avfî’nin kayıtlarına göre iki yüz kölesi ve dört yüz deve onun mal varlığını taşırdı. Ondan sonra hiçbir şaire böyle bir servet nasip olmamış, hiçbir şairin bahtı böylesine açık olmamıştır. Elbette hayatının tamamında bu serveti ve mal varlığını koruyamadı. Yaşlılık dönemlerinde ailesinin geçimini sağlamada bile sıkıntı çekecek kadar çok yoksullaştı.

Elbette mal varlığı konusundaki bu rivayetlerin önemli bir kısmı çok abartılıdır. Ancak önemli miktarda servet sahibi olduğu kaynaklar ve çağdaşlarının da onaylamalarıyla gerçektir. Tahirîler ve Saffarîler dönemlerinde Hanzala-yi Badğisî, Firûz-i Meşrıkî ve Ebû Suleyk-i Gurganî gibi şairler Fars şiirinin ilk dönemlerinin önemli şairleri olarak bilinirlerken, Samanoğulları döneminde söz sancağı daha yücelere erişti. Bu dönemin en büyük öncü şairi Rudekî’ydi. Tertib edildiği şekliyle günümüze ulaşmasa da, Fars şairlerinden divanı olan ilk kişi Rudekî’dir.

Rudekî’nin ölüm tarihi olarak Hidâyet’in 304/917 40 yılını vermesi yanlış olmalıdır. Çünkü şair 325/937 yılında ölen Şehîd-i Belhî’nin ardından mersiye yazmıştır. Semanî, Rudekî’nin dünyaya gelmiş olduğu Benuc’ta 329/941 yılında öldüğünü aktarır.

2. İNANÇLARI VE DÜŞÜNCELERI

Rudekî şiirlerinde, bilgece düşüncelerini ve öğütleri de yoğun olarak işlemiştir. Günümüze kadar gelmiş şiirlerinden onun bu konuda ne denli yetenekli olduğu anlaşılmaktadır. Fars şairleri arasında öne çıktığı önemli konulardan biri de budur. V./XI. yüzyılın bilge şairi Nasır-i Hüsrev bir kasidesinde onunla ilgili kaleme aldığı dizelerinde onun bir “hüccet” olduğunu ve sözlerinin öğütlerle dolu olduğunu belirtir.

Rudekî’nin, İsmailî akımına eğilimli olduğu da bazı kaynaklarda aktarılır. Bu konu Nizamülmülk’ün Siyasetnâme’deki kayıtları ile de örtüşmektedir. Ona göre Rudekî’nin velinimeti Nasr b. Ahmed de İsmailîlere yakın ilgi duymaktadır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Francesco Petrarca AŞK HÜKMEDİYOR BURADA

124 Amor, Fortuna, et la mia mente, schiva Aşk, Talih ve zihnim, uzak duran gördüğü şeyden ve geçmişe dönen, öyle üzüyorlar ki beni, bazen kıskanıyorum öteki kıyıdakileri. Aşk parçalar yüreğimi, Talih yoksun bırakır her avuntudan, bu yüzden budala zihnim dertlenip ağlar; ve böyle sayısız dertle yaşamam gerek mücadele ederek. Umudum yok tatlı günlerin geri geleceğinden, beklediğim, kötüden betere gitmesi kalan ömrün, ve çoktan yarısını geçmişim gittiğim yolun. Ah, görüyorum kayıp düştüğünü elimden elmastan değil, camdan her umudun ve bütün düşüncelerimin kırıldığını orta yerinden. 125 Se 'I pensier che mi strugge Bu düşünce, bana elem veren, keskin ve yoğun olduğunca bürünseydi uygun bir renge,       belki de beni yakıp kaçan payını alırdı sıcaktan ve uyanırdı Aşk şimdi uyuduğu yerde;      daha az yalnız olurdu izleri bitkin ayaklarımın kırlar ve tepeler boyunca, daha az yaş olurdu gözlerimde, ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

Edalı Zihin

             “Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir”                Bir haydar vardır heveste döner döner söylenir Zihin kekre meyvedir kurtlar da yer onu insanlar da kuyumcular nakış işler bakmazlar kimin bileğine dar gelir kimin kalbi dar gelir ona Antikadır zihin kimi zaman açık artırmalara çıkar düşer kimi zaman ihtiyar-kadınlar bileğinden bit pazarlarına Zihin gönülsüzdür otuz dört yıl odun hamalı eğri arar doğru arar söze bulaşır on yıl dağda gezer geyikler ile sonra geyikleri köye taşır şehre taşır Uzaklaştırır zihin mesafeyi sever ölçüler alır denge bulur ağırlık hesap eder urganda derisini yüzer içlenmelerin köpürdüğünü söyler insanın bir damla kanda Zihin konuşmak ister inci takar boynuna ayağına halhal dolaşır çarşı pazar ev içlerinde perde bilmek ister deva nedir eski derde yeni derde Şaşıdır zihin iki testisi vardır hep su isteyene soru sorar cevabı saklar Tatlısından mı vereyim ekşisinden mi? “B...

Ölmeden Önce Bir Kez Olsun

Ömründe bir kez olsun, sokaklarda çığlıklar atarak koşabilmeli insan kaydıraktan kayarken, yuvarlanıp düşebilmeli Tahteravallinin tepesinde asılı kalıp, arkadaşına yalvarabilmeli Bir kez olsun, avuçlarının içine sığmayan bir papatya demetini uzatabilmeli annesine Arkadaşları için kavga edip ,dayak yiyebilmeli bir kez olsun, mahallenin oğlanlarından, sonra bir kez daha bu kez annesinden ama; kavga ettiği için.. İnsan , ömründe bir kez olsun, okulu kırıp, Heybeliada’ya gidebilmeli Vapurun güvertesinde, yüzünü rüzgara serebilmeli Hiç bir zaman itiraf edilmemiş aşkın muhatabıyla, göz göze gelebilmeli Sonra kaçırabilmeli gözlerini güneşi bahane edip.. Kopya çekmeli ya da kopya vermeli arka sıradaki arkadaşına, Sözlüye kalkıp, tek söz söylemeden oturabilmeli yerine İddiadan bir kola kazanabilmek için sadece.. Aşık oldum sanabilmeli bir kez olsun.. Öyle gecenin bir vakti, herşeye dönüp sırtını Bütün herşeye, herşeyi sandığı herşeye dönüp sırtını Peşine düşüp gidebilmeli, ...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Gidiyorum. Beni Affetme

Biliyorum sen kalbime düşen en güzel ateşsin.. Ben senin kalbinde aşka düştüm.. Günahını sevabını kabul ettim, sevdim.. Seni üzmeyi göze alamam. Sensiz ben iyi olmayacağımı bilirim. Ama zaten ben çok az zamanlar iyi olurum. Sensiz biraz daha az olacak..o kadar.. Ama seni değişemem. Seni, iyiliğime değişmem.. ve sen benimle iyi değilsin Bensiz sen de belki iyi olmayacaksın ama bu az sürecek. Sende güzel kalmak istiyorum. Seni tüketmek değil. Beni güzel hatırla dedim, sende tükettiklerimle değil.. Şimdi burda ayrılıyor ya yollarımız. Senden sonsuz kere özür dilerim. Bundan sonra tutamayacağım ellerinden özür diliyorum. Göğsümde uyutamayacağım başından özür diliyorum. Her telini aşk'la öpemeyeceğim saçlarının her bir telinden özür diliyorum. Seni Seviyorum.. Gidiyorum.. Beni affetme.. Günyeli

Monogami

Kalın bir sicim bulundururdu yanında Ne zaman asacağını bilemezdi insan kendini, Bir şişe viski de vardı çantasında, her an sarhoş olmak gerekebilirdi İki paket sigara da vardı, her zaman yeniden başlamak mümkün Diye düşünürdü, Tek gidiş bir de tren bileti vardı Gitmeyi düşündüğünden değil, ama kaçmak zorunda kalabilirdi Bunların dışında normal biriydi Her sabah işine gider, akşam evine dönerdi Hiç anahtar taşımamıştı yanında Mevsimler geçti Bir gün öldü karısı ve kapıda kaldı. Otele gitti o gece Sabah işe telefon etti, “ Karım vefat etti. Bugün beni beklemeyin.” Dedi, kapattı işitmeden yanıtı, sonra çilingir açtı kapıyı, karısı soğuk yüzüyle koltukta ölü duruyordu elbette kımıltısız bir sürahi su ve akşam yemeği sofrada hareketsiz parlak bıçaklar, iki çanakta toprak ve tabaklar işlemeli bardaklar coca-coladan, tuzluklar hiltondan aşırılmış ev düzgün ve ölü kadar sessiz... Polis geldi, savcı da ardısıra ve morga kaldırıldı ceset “ Otelde mi kaldınız dün gece?” s...

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Dost Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Leopardi   Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar ...