Ana içeriğe atla

Divan Şiirinde Hande

"Onun sesini işiten Süleyman tebessüm ederek: 
“Ya Rabbî, dedi, beni nefsime öyle hâkim kıl ki gerek bana, 
gerek ebeveynime ihsan ettiğin nimetlere şükredeyim, 
Seni razı edecek güzel ve makbul işler yapabileyim. 
Bir de lütfedip beni hayırlı kulların arasına dahil eyle! ”"

(Neml Sûresi 19. Ayet)



Nûrun dökülür, sahil erir, karşıki yerler
Bir hâb-ı münevverde hep eşkâlini gizler;
Sîmîn dumanlarda ölür ruh-ı menâzır,
Bir ra’şe-i zerrin ta karşıda yer yer
Mahmur ışıklar yüzer esrar üzerinde
Yorgun sular üstünde kanar bir şeb-i hande..

Ahmet Hâşim


İşte Nesrin daha bir gonce-i nev-hande iken
Geçti, makhûr-ı kazâ, hep bu dikenliklerden.

Tevfik Fikret


Kadın nedir?… O münevver menekşedir ki uçar,
Samîm-i hüsn-ı bahârında hande-i âfâk,
Çiçek nedir?… O da bir aşk-ı mütebessimdir ki
Şemîm-i rûh-ı behîminde bir kadınlık var!..
...
Kadın, semâ; o da bir nuhbe-î tesellîdir,
Kadın, çiçek, o da bir hande-î nihânidir;
Bu iki rûh-ı nefîsin meâli sevdâdır!..

Ahmet Hâşim


Çehrenden akan hüzn-i ziyâ, hüzn-i müebbed.
Her rûha döker giryeli bir hasret ü gurbet,
Bir hasret ü gurbet ki bütün geçmişe âid:

Günlerle ölen hâtıralar... her şeyi râkid.
Her bir şeyi pür hande yapan mâzî-yi mes’ûd...

Ahmet Hâşim


Güldün; şeb-i şi’rimde bütün şi’r ü emeller
Pür-hande, pür-aheng ü pür-âvâz döküldü;
Mehtâb ü ziyâ, fecr ü şafak, nûr döküldü
Reyyân-ı emel, mest-i hafâ... şûh u münevver...

Güldün; şafak-ı şi’rime altınlı ziyâlar
Bir ufk-ı ezelden gülerek şimdi saçıldı;
Güldün güzelim, rûhuma handân ü müzehher
Gül-hande-i tâbân-ı lebin şimdi saçıldı...

Güldün; gülerek, güldü bütün şi’r ü hayâlim
Güldükçe, hayâtım gülecek hep ebediyyen
Hüznüm yine senden bana, mâtem yine senden!

Her lem’a-i aşkın bana her nûra bedeldir
Her hande-i nûrun bana bir şi’r-i emeldir;
Bir şi’r-i emelsin bana ey şi’r-i hayâlim!...

Ahmet Hâşim


Hande-rûluk eser-i rahmetdir
Türş-rûluk sebeb-i nefretdir

(Güler yüzlülük Allahın bir hediyesiyken ekşi suratlılık herkese nefret verir.)

Nâbî


Gonçenin gitti başı araya bir hande ile
Var kıyâs eyle bu gülşende dem-â-dem güleni…

(Goncanın başı bir gülüşüyle boşa gitti- kesildi- var sen düşün gül bahçesinde her zaman gülenlerin halini.)

Nevres-i Kadîm


Hande-i zlri gibi şa'şa'a-ı subh-ı ümid
Çeşm-i habldesi şfır-etgen-i hab geldi bafia

(Alttan alta gülüşlerini, umut sabahının ışığı; uykulu gözlerini, karmaşa çıkarmaya hazır fitne gibi algıladım.)

Esrar Dede



Nedür bu handeler bu işveler bu nâz u istiğnâ
Nedür bu cilveler bu şîveler bu kâmet-i bâlâ

Nedür bu pîç pîç ü çîn çîn ü hâm-be-hâm kâkül
Nedür bu turralar bu halka halka zülf-i müşg-âsâ

Nedür bu ârız u hadd ü nedür bu çeşm ü ebrûlar
Nedür bu hâl-i Hindûlar nedür bu habbetü's-sevdâ

Miyânun rişte-i cân mı gümiş âyine mi sînen
Binâgûşunla mengûşun gül ile jâledür gûyâ

Vefâ ummaz cefâdan yüz çevürmez Bâki âşıkdur
Niyâz itmek ana cânâ yaraşur sana istiğnâ

Bâkî


Cûş-ı mey şeydâsıdır keyfiyyet-i güftârımın
Hande-i gül mestidir peymâne-i ser-şârımın

Neşve-i mey dâmen-i destimde bir ser-çeşmedir
Câm-ı Cem bir lâle-i hod-rûsudur kûhsârımın

Vasf-ı kaddinle kıyâmetler kopardım şöyle kim
Mihr-i mahşer şemse-i dîvânıdır eş‘ârımın

Bü'l-aceb kâşâne-i nûrum ki tâb-ı âftâb
Mevce-i deryâ-fürûğ-ı tâbıdır dîvârımın

Vasf eden subh-ı bahârın safvet-i tab‘ın Nedîm
Görmemişdir cûşiş-i feyzin dil-i bîdârımın

Nedîm



Bezmimiz rûyun ile reşk-i gülistân olsun
Handelerle leb-i la'lin şeker-feşân olsun
İ'tizâr etme Nedîmâ sana kurbân olsun
Gel benim kaşı hilâlim bize bir ıyd edelim

Nedîm


Bir pür nemek kirişmesi bir tatlı handesi
Bir şekkerin tekellümü bir hoş edâsı var

Nedîm



Gülü iltifâtı edüp hande-rûy
Bahârâna ahlâkı bahş etdi bûy

Nedîm


Düşme cânâ dillere sırr-ı dehânın fâş edüp
Gonca-yı la‘lin açılmasın gül-handeye

(Gülleri memduhun iltifatı açtırırken, ahlakı da baharlara koku verir.)

Lebin ki nâz ile bir hande eylemişdi henüz
Onun çemende girîbân-ı gül derîdesidir

Rindden râh-ı mahabbetde girân-bârcadur
‘Âşıkda kor mı tâkat ol hande-rûlıcuklar

Nevbahâr-ı gamına bülbülüz ol gonce-femün
Ararız hande-i dîrineyi giryân olarak

(O gonca ağızlının gam bahârına bülbülüz; eski gülüşü ağlayarak ararız.)

Sabr ü tâkatsiz çıkup bir gül dahi peydâ eder
Hande sığmaz goncenin zirâ leb-i handanına

Nedîm



Oldı sermâye-i hayret bana bîm-i ümmîd
Bilmem eyleyecek girye midür hande midür

(Ümit korkusu bana hayret sermayesi oldu. Gülmek mi, ağlamak mı gerek bilmem.)

Nâbi


Hande-i gonca temâşâ-yı nihâlindendir
Tâbiş-i şu‘le gül-i berk-i cemâlindendir

Nedîm



Ol hande-i şîrîn leb-i handâna virilmiş
Bu girye vü zârî dil-i nâlâna virilmiş

Enderunlu Hasan Yâver


Handeye ol dehen-i tengde çün yok imkân
Bir tebessüm de mi mümkin degül ey gonce-dehân

Şeyhülislam Yahyâ


Her ne denlü olsa güllerle gülistân hande-rû
Eylemez ârif gül-i sûrî safâsın ârzû
Ehl-i dil olmaz na’îm-i reng ü bûdan hisse-cû
Gâhi ammâ lutf-ı cüz’îden olunsa güft ü gû
Ârife bir gül yeter dirler meseldür gerçi bû
Bulmadum ben o güli gezdüm bu bâgı sû-be-sû

Cevrî


Âşık belâya kâyil bülbül legâna mâ’il
Olmuş naşîb hande her kebk-i kühsâra

Hayâli Bey


Aglasam bülbül gibi kūyuñda tañ mı zār zār 
Bu benüm efġānuma gül gibi sende ḫande var 

Muhibbî


Söz deminde òande-i laèlüñ ki bir gül-destedür
Gûyiyâ bir âl nâzük rişte ile bestedür 

(Konuştuğun zaman bir gül destesi gibi
olan dudağının gülüşü, adeta kırmızı ince bir iple bağlanmış gibidir)

Üsküplü İshâk Çelebi


Kût-ı cânım idi takbîl şeker-hande şifâh
İmtizâcıyla gelip sîneye sad-ruhb ü refâh

Diyarbakırlı Lebîb


Söz deminde òande-i laèlüñ ki bir gül-destedür
Gûyiyâ bir âl nâzük rişte ile bestedür

(Sevgilinin gülüşü âşık için gül bahçesidir. Âşık la’l cevherinden meydana gelen gülüşe
hasrettir.)

Üsküplü İshak Çelebi



Mecnūn gibi Rāif’i śaĥrāya düşür de
Eyle yüzüne ħande ne derlerse desinler

Raif Bey


Âşık-ı şûrîdesin gah öldürüp geh dirgüren
Gamze-i düzdîdesiyle hande-i pinhanıdır

(Aklı başından gitmiş âşığını kah öldürüp kah dirilten sevgilinin hırsız gamzesi ile gizli gülüşleridir.)

Ahmed Paşa



Oldu ser-mâye-i hayret bana bîm ü ümmîd
Bilemem eyleyecek girye midir hande midir

Nâbi


Yadında mı doğduğun zamanlar?
Sen ağlar idin gülerdi âlem;
Bir öyle ömür geçir ki olsun
Mevtin sana hande halka matem.

Sa’dî-i Şîrâzî



Rakîb-i hâr ile n’içün açılup gül gibi her dem
Güzellik gülşeni içre idersin hâlüme hande 

(Âşık, gül gibi güzel olan sevgilinin diken karakterinde olan rakiple birlikte olup kendine gülmesine şaşırmaktadır.)

Adlî


Eder îcâd-ı harf u savt mevce-i hande-i gülden
Anı zîr-i lebinde 'aşıka düşnâm içün saklar

Nedîm


Hazȃn itdükçe gȃret leşker-i ezhȃr-ı gülzȃrı
İder nakş-i bürȋde şeh-nişȋn-i cȃmdan hande

(Hazan, gül bahçesindeki çiçekten askerleri yağmaladıkça, nakışı olmayan kadehten/
camdan/ balkondan (bakarak) güler.)

Nȃbȋ


Şîvesi nâzı edâsı handesi pek bî-bedel 
Gerdeni püskürme benli gözleri gâyet güzel 

Nedîm


Eder îcâd-ı harf u savt mevce-i hande-i gülden 
Anı zîr-i lebinde âşıka düşnâm içün saklar

Nedîm


Senden evvel eğer ölürsem ben
Gâhü bigâh aç bu defteri sen
Bak şu nazmi şikesti besteye kim
Bana bir hande yollasın senden!
Şu kitabı hazinü piirhunu
Aç da gör kalbi nâle meşhunu
Semti resinde titresin ruhum
Sen okurken bu şi’ri mahzunu.

Cenab Şehabeddin



Serv eder ders-i hırâm ol kâmet-i nâzendesin 
Meşk eder kû kûy-ı kumrî kâh kâh-ı handesin 

Nedîm


Ey fecr-i hande-zâd-ı hayât, işte herkesin 
Enzârı sende; sen ki hayâtın ümidisin, 
Alnında bir sitâre-i nev, yok, bir âftâb, 
Sönsün mûebbeden. 

Tevfik Fikret


Bütün bizimçündür
Ne varsa aşk ile bidar-ı ra'şe, ya naim,
Ne varsa aid olan leyl-i hande-me'nusa,
Sana aid lebimdeki buse,
Lebinin surh-ı bizevali benim.

Ahmet Haşim


Gönül ki hande yüzünden yaşar hayâta güler
Hayâta hande eden rind kâinâta güler

Muallim Naci


Tîğ-i gam yaralarından ana dil kan ağlar
Ol şeker-hande ile yaramıza tuz urur

(Gönül, gam kılıcının yaralarından sevgiliye kan ağlamakta; o ise şeker çiğneyerek(gülerek), yaramıza tuz basmaktadır.)

Hayretî


Şöyle gülşen pür-tarab kim gûşlar fark eylemez
Kahkahâ-yı hande-i gülden nevâ-yı bülbüli

Nedîm


Arz-ı mihrinden rakibin hande el verdi bana 
Dildeki suz-ı gam-ı pinhanı andım ağladım

Himmet-i hubanı gördüm zikr eder erbab-ı aşk 
Sevdiğimden gördüğüm ihsanı andım ağladım

Ruhiya gülşende gördüm gülden ağlar andelip 
Ben heman ol gonce-i handanı andım ağladım

Bağdatlı Ruhi


Gehî gamzenle bîmâr olana handenle tîmâr it
Yazıkdur kullara kıyma igende hey güzel hânum

Âşık Çelebi


Rûyuna ‘azm itmiş iken kaldı zülfünde gönül
Ka’beye ‘azm itdi oldı kâfiristânda esîr

Bîm-i hecrün ‘ıyd-ı vaslun ‘Âşıka havf u recâ
Handen ile gamzen olmışdur Beşîr ile Nezîr

Âşık Çelebi


Mailiz bir güle Nabî ki tebessüm etse
Handeden gonce-i handanı peşiman buluruz

Nabî


Gül vaslı ganîmetdir
Bülbül sana ni'metdir
Bil kadr-i dem-i vaslı
Güller gibi ol hande

Hasan Sezâî


Her zerrenün çü behresi var âfitâbdan
Arzun nasîbi cür’a-i câm-ı şarâbdan

Bâd oldı zinde nefh-i dem-i nev-bahârla
Hâk itdi hande reşha-i feyz-i sehâbdan

Âşık Çelebi


Sûru baʿzın baʿza mâtem-hîz olur ebrin görün
Hande-i berk eyler efzun dîde-i giryânını

Nakd-i ümmîd ile pürdür ceyb-i subh ey dil hemân
Vâm-hâh-ı âhın elden koyma sen dâmânını

Seyr eder eşk-i gül-âbı hande-i gül-goncada
Âkıbet-bîn eyleyenler dîde-i irfânını

Nedîm


Açan hüviyyetden kapu 
Zevk ile olmuş hande-rû 
Zâhir olur izmâr-ı Hû 
İzhâr-ı zikru'llâh ile 

Hüdâyî 


Oldu sermaye-i hayret bana bîm ü ümid
Bilmem eyliyecek girye midir hande midir

Nâbi


Gördükçe bendeni bu şeker-handeler nedir
Bildin mi tûti-i şeker-istânın olduğum

Nedîm


Ben yanup aglarım ol handeler eyler turmaz 
Eşk-i çeşmimle kızıl kana boyandırdı beni 

Yine dek ile ümîde düşürüp Leylâ'yı 
O yalan sözlerine kâfir inandırdı beni

Leylâ Hanım


Tengtir gâyet ile ol büt-i şûhun deheni
Hande yol açmasa andan çıkamazdı sühen

Nefî


Hey nesin sen ki duyup handeni kûhsârda kebk
Katı âvâz ile tahsîn okur üstâdın içün

Çokdan ey kilk-i Nedîmâ niçün oldun hâmûş
Bizi hasretde kodun nazm-ı nev-îcâdın içün

Nedîm


Reftâr-ı germi hande-i nerm ile kıl ki tâ
Ömrüm geçe ferahla geçer çün şitâb ile

Nefî


Hande-i gonca temâşâ-yı nihâlindendir
Tâbiş-i şuʿle gül-i berk-i cemâlindendir

Nedîm


Düşme cânâ dillere sırr-ı dehânın fâş edüp
Gonca-yı laʿlin açılmasın gül-handeye

Nedîm


Serv eder ders-i hırâm ol kâmet-i nâzendesin
Meşk eder kû kûy-ı kumrî kâh kâh-ı handesin

Nedîm


Hüner ehli zamânede gülmez 
Âkil itmez ‘ abes yire hande 

Bâki


Tebessüm-i amelîye inanmazız Nabî
Sada-yi hande-i bîihtiyarı biz bilürüz

Nabî


Senüñ yañaguña gül didiler bu-y-ıdı sebeb 
Ki düşdi hande gül oldı vü şâœumân bülbül 

Ahmedî


Sevdiğim câm-ı meye hâcet nedir laʿl-i lebin
Bir şeker-handeyle mest-i bî-mecâl eyler beni

Nedîm


Bu denli gussalar gamlar içinde handemün sırrın  
Gubâr-ı hattun esrârıyla hayrân olmayan bilmez 

Şeyhül İslâm Yahya


Gehî itse tebessüm gonceveş geh gül gibi hande
Güzel yâr-i güzînüm gibi şûh u şîvekâr olsa

Şeyhül İslâm Yahya


Gehî eyler tebessüm bülbüle gâhî ider hande
Çemende gonce bir mahbûb-ı şûh-ı şîvekâr oldı

Şeyhül İslâm Yahya


Garîb girye ile eylerem mu'âmeleyi
Nedîm-i hande ile gâh-gâhdur kârum 

Nedîm


Ben ki zahm-ı tîg-i çeşmünden serâpâ handeyem
Derde sabrum gıbta- fermâ-yı dil-i Eyyûb'dur

(Şair kendi sabrı ile Eyüp Peygamberin sabrını kıyaslar ve  kendisinin sevgilinin gözünün kılıç yarasından baştan ayağa gülüş olduğunu, derde sabredişinin ise Hz.Eyüp'ün gönlünün kıskançlık emri olduğunu ifade eder.)

Fehîm-i Kadîm


Berg-i gül-i tebessümin gülbün-i la‟li itdi cem„ 
Gonca-misâl tâ ide bir gül-i hande sâhte

Fehîm-i Kadîm


Divâneyüz amma feleke hande-zenânuz 
Müstehzî-i sâhib-hıred-i bîhûde-pendüz

Fehîm-i Kadîm


Hep ettiği cefâyı unutturdu ol perî
Bir nîm hande bir nigeh-i iltifât ile

(Hep ettiği cefayı unutturdu o peri,
Bir yarım gülüş, gönül alıcı bir bakışla.)

Nâbî


Bâis-i hande olur setre çalışmak aşkı
Vaz’-ı kufl etme gibi türbe-i Nasreddin’e

(Güldürür gizlemeye çalışmak aşkı,
Kilit asmak gibi Hoca’nın türbesine.)

Şeyhülislam Atâ


Yüzüme güldü felek handesine aldandım
Âh ol hande bükâ üzre bükâdır şimdi

(Yüzüme güldü felek, gülüşüne aldandım,
Ah o gülüş, ağlayış üstüne ağlayıştır şimdi.)

Fâzıl


Goncenin gitti başı areye bir hande ile
Var kıyas eyle bu gül-şende dem-â-dem güleni

(Goncanın gitti başı araya bir gülüşle,
Var kıyas eyle bu gülşende hep güleni.)

Nevres-i Kadîm


Bir öyle ömür geçir ki olsun
Mevtin sana hande halka mâtem

(Öyle bir ömür geçir ki olsun,
Ölümün sana gülüş, halka yas.)

Muallim Cûdî


Cevheri handemizin girye-i bed-bahtândır
Bu sebepten dolayı çok gülemez merd-i hakîm

(Gülmemiz kara bahtlıların gözyaşlarındandır,
Bu sebepten dolayı çok gülemez bilge kişiler.)

Ferid Kam


Andelîb âh edip ağlar gül âna hande eder
Böyle gelmiştir ezelden bu cihân böyle gider

(Bülbül inleyip ağlar, gül ona güler,
Böyle gelmiştir ezelden, bu dünya böyle gider.)

Behiştî


Gönül ki hande yüzünden yaşar hayâta güler
Hayâta hande eden rind kâ’inâta güler

(Gönül ki gülüşten yaşar, hayata güler,
Hayata gülen rint, evrene güler.)

Muallim Nâcî


Hande eyler âlemin evzâ-ı nâ-hem-vârına
Güldüğü ehl-i cünûn sanmanız bî-hûdedir

(Gülerler insanların çarpıklarına,
Gülüşü mecnunların sanmayın boşunadır.)

Fâizî


Oldu sermâye-i hayret bana bîm ü ümmîd
Bilemem eyleyecek girye midir hande midir

(Korku ve umuttan şaşkınlık içindeyim,
Bilemiyorum ağlamalı mı, gülmeli miyim?)

Nâbî


Ehl-i mâtem giryede küttâb-ı kısmet handede
Cân-sitânın verdiği ma’cûn dü hâsiyyetlidir

(Yaslılar ağlar, mirası paylaştıranlar güler,
Ölüm meleğinin verdiği ilaç iki yönlüdür.)

Nâbî


Fikr et ey dil ki doğduğun vaktin
Halk handân idi ve sen giryân

Ana sa‘y et ki öldüğün vaktin
Halk giryân ola ve sen handân

?


Ne seher-pâre-i san’at ki ezelden mahmûr
Leb-i deryâda uçan bir ebedî hande-i nûr

Mehmet Akif Ersoy


Ey hâtırasıyle kaldığım yâr,
Artık aramızda bir cihan var!
Sen gökte safâ-güzîn-i dîdâr,
Ben yerde azâb içinde bîzâr!
Gûşumda bütün terâne şîven!

Şîven demi nây-i nağme-kârın,
Şîven cereyânı cûybârın ,
Şîven sesi bâd-ı bî-karârın,
Şîven bana âh yâdigârın…
Sen gökleri hande-zâr ederken!

Mehmet Akif Ersoy


Hande-rûluk eser-i rahmettir
Türüş-rûluk sebeb-i nefrettir

Nâbî


Cândır sücûd eder sana her nahl-i hande-per
Eldir duâ eder sana her berg-i şâh-sâr

Kemalzâde Ekrem Bey


Handesi idi tebessüm o gülün
Ya’nî sultân-gürûh-ı rusülün

Hakanî


Söyle bana kaht-ı handeden mi
Bu masraf-ı kem kem-i tebessüm

Âheng-i nevâ-yı hande eyler
Zîr-i lebi kıl yem-i tebessüm

Şeyh Gâlib


Sakın tevkîr-i nâsa hande-i vesvâsa aldanma
O Kıtmîr-i müzevvir gâyetinde Şâzenûş'um dir

Yem-i hayret midir bilmem ‘acebdir ‘İffet'üñ hâli
Cihânı velveleyle toldurup soñra hamûşum dir

Bursalı İffet Hanım


Goncalar itmez tebessüm hande-nâk olmaz çemen
Girye-i ebr-i kerem bâlâdan ihsân olmasa

Bursalı İffet Hanım


Gülerse handesi câna safâdır
Sirişki renc-i hummâya devâdır

Leylâ Hanım


Ey gonca bakma handeme sûz-ı derûnı gör
Pervânedir dilim dehenim ‘andelîb ise

Şeref Hanım


Tengtir gâyet ile ol büt-i şûhun deheni
Hande yol açmasa andan çıkamazdı sühen

Nef'î


Dôst düşnâm verir eyler ise hande su’âl
Sâki zehr-âb sunar etse eğer bâde taleb

Osman Nevres


Hande-i düşmene aldanma ki su dîvârıñ
Pâyını bûs ederek verdi esâsına halel

Osman Nevres


Ağlardı içi olursa handân
Handeyile ederdi setr-i hicrân

Abdülhak Hâmit


Bu çehre miydi ki titrerdi karşısında zemîn
Bunun mu handesi âfâka tarh ederdi enîn

Mehmet Akif


Nev-bahâr-ı gamına bülbülüz ol gonce-femin
Ararız hande-i dîrîneyi giryân olarak

Şeyh Galip


Her sûda, evet, manzaranın hüsnüne sâil
Bir fâcirenin hande-i gâret-geri vardır

Abdülhak Hâmit


Seyreder eşk-igül-âbı hande-i gül goncada
Âkıbet-bîn eyleyenler dîde-i irfânını

Nedim


Hande-i hacletle ister ki ide def’-i infiâl
Goncagül-şende görüp gül yüzün olmuş münfa’il

İbni Kemâl


Zekî nazarlarının hande-i kebûdiyle
Tenevvür eyleyen ecfânı sankipür-şu’le

Tevfik Fikret


Rûhumdan uçar rûhuna meshûr u girîzan
Bir hande-i ma’sûmesi bir tıfl-ıgarâmın

Ahmet Hâşim


Gel surâhî kulkulü zevkın Hayâlîden işit 
Hande-i dilber safâsın âşık-ı mahzûna sor

Hayâlî


Küre ihlâl-i sükûd etmek için
Hande-i derûnu bekler fecrin

Cenap Şahabeddin


Nev-bahâr-ı gamına bülbülüz ol gonce-femin
Ararız hande-i dîrîneyi giryân olarak

Şeyh Galip


Her sûda, evet, manzaranın hüsnüne sâil
Bir fâcirenin hande-i gâret-geri vardır

Abdülhak Hâmit


“Yeter etdiñ perı şān göñlüm ey āfet yeter etdiñ ̇̄ ”
Derūnum beyt-i ma‘mūr idi hep zı r ü zeber etdiñ ̇̄
Beni aġlatdıñ aġyār ile vardıñ ḫandeler etdiñ
Göñül bünyādına ey seyl-i eşk-i derd es̠er etdiñ
“Ḫarāb-ābādımızda ḳalmadı ās̠ār-ı cem‘iyyet”

Esrar Dede


Her ne dem ḥāl-i perı şānım tefe ̇̄ ’’ül eylesem
Ḫande eyler gūyiya mecmū‘a-i fālım baña

Esrar Dede


Aldanma sakın handesine âl eder âhır
Ey bülbül-i şûrîde dü-rûdur gül-i ra‘nâ 

Beyânî


Gehı ̇̄ki ḫande-i bı ̇̄-cāy-ı ye’s-i ġam ederim
Felek ne zehr yuṭar reng-i nūş-ḫandimden

Esrar Dede


Subḥ-ı bahār-ı baḫtı gülistān-ı ḫandedir
Her kim ki derd-i ‘aşḳı ile āh u' zār eder

Esrar Dede


Senüñ yañaguña gül didiler bu-y-ıdı sebeb 
Ki düşdi hande gül oldı vü şâœumân bülbül 

Ahmedî


Hemîşe devletüñ pây-ende olsun 
Çırâgı ömrüñüñ tâb-ende olsun

Yüzüñ ki_oldur bahâr-ı âlem-i cân 
Ferahdan gül bigi pür-hande olsun

Cihân tendür ü sen cân-ı cihânsın 
Cihân olduhça bu cân tende olsun

Havâdis sarsarından düşmenüñüñ 
Binâ-yı devleti berk-ende olsun

Felek döndükçe kapuñda kevâkib
Bu resme ki_Ahmedîdür bende olsun

Ahmedî


Giden gitdi melik pây-ende olsun
Çırâgı ömrinüñ tâb-ende olsun

Sehâb agladugınca gohca lerzân 
Şehüñ gül yañagı pür hande olsun

Murâdınca medâr-ı çarh dönüp
N’irede ol dilerse anda olsun

Hemişe râyeti vü leşkerinüñ 
Zaferle her yaña tâz-ende olsun

Sipihr ü mihr ü mah encümle unsûr 
Murâdına anuñ sâz-ende olsun

Kevâkib üstine sultân-ı encüm
Yüzinüñ nûrı-la nâz-ende olsun

Hezârân Ahmedî gibi sehün-ver
Du â vü medhine_anuñ bende olsun 

Ahmedî


Olur Gâlib nigâh-ı germi hâ’il şu’le-i âha
Gül-i şem’-i tekellüm hande-i berk-ı tecellâdır

Şeyh Gâlib


Nev-bshâr-ı gamına bülbülüz ol gonce-femin
Ararız hande-i dîrîneyi giryân olarak 

Şeyh Gâlib


Gâlib ne hânde kaldı bizim arz-ı hâlimiz
Dîvân-ı aşka geldik hunkârı görmedik 

Şeyh Gâlib


Beyânî girye-i dôlâb-ı eşk-i bülbüli gördi
Nihâl üzre safâsından açıldı hande etdi gül 

Beyânî 


Seyreder eşk-igül-âbı hande-i gül goncada
Âkıbet-bîn eyleyenler dîde-i irfânını

Nedim


Hande-i hacletle ister ki ide def’-i infiâl
Goncagül-şende görüp gül yüzün olmuş münfa’il

İbni Kemâl


Reftâr-ı germi hande-i nerm ile kıl ki tâ
Ömrüm geçe ferahla geçer çün şitâb işe

Nef’î


İnanmıyor musun buna niçin tebessüm eyledin
Bayıldım âh o hande-i nezâketiştimâline

İsmail Safa


Zuhûr-ı hande-i nîm-i leb-i dil-berdeki zevkı
Çekip peymâne-i âzârı mahmûr olmayan bilmez

Esrar Dede


Öyle bir hande-i perîşân ki
Mütevahhiş leb-i meserretten

Tevfik Fikret


Gün gurûb eyler iken sen doğarak bezmimize
Eyle pür-hande-i subh ağlayan akşamımızı

Süleyman Nazif


Şevâhikten kopan bir hande-i şârıkle zulmettiler
Perîşân bir bulut hâlinde titrerken bevâdîde

Tevfik Fikret


Ol şeker-leb nice şûr-engîz ü türüş-ebrû ise
Telh-ayş olman ki geh geh hande-i şîrîni var

Ahmet Paşa


Hande-i tıflâna bak girye-i pîrâna bak
Cilve-i seyrâna bak kâbil-i haşr oldu îd

Esrar Dede


Ey girye-i bî-fâide, ey hande-i zehrîn
Ey nâtıka-i acz ü elem, nazra-i nefrîn

Tevfik Fikret


Zâhir neye böyle ye’stir hep
Bâtın neden öyle hande-ber-leb

Abdülhak Hâmit


Zarîf bir sözü, bir nev-şüküfte mazmûnu
Yerinden oynatır eyvân-ı hande-meşhûnu

Tevfik Fikret


Müteverrim bahâr-ı hande-nikâb
Bütün eşyâda ihtizâr-ı şebâb

Hüseyin Sîret


Güneş de şimdi açılmış ufukta hande-nümâ
Eder gibiydi uzaktan benimle istihzâ

Tevfik Fikret


Sen o âlî darabân-ı kalb-i zemânsın ki şuûn
Hûn-ı hürriyet cisminle olur hande-nümûn

Kemalzâde Ekrem Bey


Cândır sücûd eder sana her nahl-i hande-per
Eldir duâ eder sana her berg-i şâh-sâr

Kemalzâde Ekrem Bey


Sâbûn-ı çirk-igamdır olşîve-nâklikler
Ma’cûn-ı renc-i dildir ol hande-rânlıcıklar

Nâbî


Hâtır-ı ahibbâyı teshîr etmenin âsân-teri
Bî-tekellüf bî-tasannu’ hande-rûluklardır

Nâbî


Hande-rûluk eser-i rahmettir
Türüş-rûluk sebeb-i nefrettir

Nâbî


Hande-sâz olmadadır hâlime her dem a’dâ
Ah aceb n’olsagerek bu sitem nâ-ber-câ

Enderunlu Vâsıf


Mesned-ârâ-yı beyânımladır ma’nâyı
Eyledim hande-zebân rûy-ı hasûda ta’lîk

Nazîm (Yahya)


Hande: خندە (Farsça) Gülme, gülüş.
Hande-i bî-câ: Yersiz gülüş.
Hande-i bî-hûde: Faydasız gülüş.
Hande-i dil-ber: Dilberin gülüşü.
Hande-i derûn: Kalp açılması.
Hande-i dîrîne: Eski gülüş.
Hande-i gâret-ger: Yağmacı gülüş.
Hande-i gül: Gülün gülüşü, açılışı.
Hande-i haclet: Utanma gülüşü.
Hande-i kebûd: Mavi gülüş
Hande-i ma’sûme: Masum gülüş.
Hande-i nerm: Yumuşak gülüş.
Hande-i nezâket: Nazik gülüş.
Hande-i nûr: Nur gülüşü.
Hande-i perîşân: Perişan gülüş.
Hande-sâz: Gülen, gülücük yapan.
Hande-i subh: Sabah gülüşü
Hande-i şârık: Doğan gülüş.
Hande-i tıflâne: Çocukça gülüş.
Hande-i zehrin: Zehirli gülüş.
Hande-meşhûn: Çok gülen, hep gülen.
Hande-nikâb: Gülüş örtüsü.
Hande-nümâ: Gülen.
Hande-nümûn: Gülüş gösteren.
Hande-per: Gülüş kanatlı.
Hande-rânlıcık: Gülmeye devam ettirmecilik.
Hande-rû (y): Güler yüzlü.
Hande-sâz: Gülen, gülücük yapan.
Hande-i şârık: Doğan gülüş.
Hande-i şîrîn: Tatlı gülüş.
Hande-zebân: Tatlı dilliler.
Hande-i nîm-i leb-i dilber: Dilberin dudağındaki yarım gülüş.
Hande-ber-leb: Gülüşü dudağında (hemen gülmeye hazır).


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...