Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Divan Şiirinde Güneş

Kıyâmet günine benzer o meh-rûda mehâbet var Temâşâ-yı cemâline ne tâkât var ne kudret var Taşlıcalı Yahya Ol kâmet üzre ol hurşîd sûret Kıyâmet güni gibi pür-harâret Mesîhî Ol büt-i sîmîni gördüm sînesi billûr imiş Gün gibi başdan ayaga bir musavver nûr imiş Üsküblü İshak Çelebi Subh-dem yaturken ol meh üstüme geldi didi Üstüne gelmiş güneş sen dahı uyanmaz mısın Karamanlı Nizâmî Göz göre sensüz şeb-i târ oldı rûz-ı rûşenüm Kandasın ey âfitâb-ı âlem-ârâ kandasın Hayretî Açılur senden yana her gün gözüm nergisleri Âfitâbum hânenün câmı güne karşu gerek Taşlıcalı Yahya Ârâm idemez dil göricek sâgarı pür-mey Hurşîdi göricek nola raks eylese zerrât Hayâlî Meger bir subh kim ‘âlem gelini Boyar yüz reng ü âl ile elini Bürür gerçi başına al tuvagı Kılur nûrânî anı yüzi agı Arûs-i çarh pîrûze eyleyüp baht Urınur tâc-ı zer pîrûze-gûn taht Şeyhî Zînet itmiş kendüyi ol bî-vefâ dünyâ gibi Âsumânîler geyer mihr-i cihân-ârâ gibi Üsküpl...

Bizim derdimiz bize yetiyor da, keşke bir bülbül olaydı şurda, ötme demezdim…

Bir ara kapıya çıktım, Suriyeli kadını ve o eski-püskü arabadaki bebeğini gördüm, kadının yüzündeki şaşkınlık ve mahcubiyetini, kızaran yanaklarını, müdahale etmek istedim ama yapamadım. Bu da benim ayıbım olsun. ... Tam o sırada Kemal Sayar'ın ”merhamet”le ilgili bir yazısını okuyordum. O kadının sınandığını ve merhamet bahsinden kaldığını düşündüm. Allahu alem tabii… Ama müdahale etmediğim için hala kendime kızıyorum. Olan bitene içimiz yanıyor ya, hani her fırsatta zalimi kınayıp mazlumun yanında oluyoruz ya, ve her defasında elimiz ulaşamıyor diye hayıflanıyoruz ya… İşte Allah mazlumu kapımıza getiriyor. Bize merhamet ve iyilik için fırsatlar veriyor. Bu hepimizin imtihanı. *** Bu dünyada, bir çocuk tarafından koşulsuz sevilmek kadar büyük hediye olabilir mi. *** Ali, ilk gelişinde, uzun uzun duvardaki eserleri incelemiş ve aralarından en büyüğü parmağıyla işaret edip: -Anne, bu tabloların efendisi mi? diye sormuştu. O günden beri o tablonun adı, ”tabloların e...

İçerde

Pencere, en iyisi pencere; Geçen kuşları görürsün hiç olmazsa; Dört duvarı göreceğine Orhan Veli

Taburcu

topraklarınız ayaklarımı terk etti şımarık çocuk gibi hata duvarına tırmandığımda insanın yaratıldığı toprağı çamur sanan bir kavimle yaşamak zorunda kaldım havva da yaratılmasaydı nasıl sızlardı kaburgaları insanın kuşlar! Gökyüzü size tokat atsa ne yapardınız? başınızı kaldırmanız yasaklansa. kanatlarınız rüzgarın karısı değildir artık hangi avcı sana ‘sen’den daha fazla zarar verebilir bense kuş olduğuna inandırılmış bir kuş resmiyim tanrım ölürken bu kadar kanatla ne yapacağım cehennnem de hayal kurar mı? bir gün cennet olabileceğine kim inandırdı onu halbuki ‘ben’ deyince Firavun halk iştahla öptü dudaklarını bu öpüşten milyarlarca ‘ben’e hamile kaldı cehennem. ateş! Yakmakla bırakma bizi öyleyse içimizdeki ‘HİÇ’i dirilt ve sakla cehennemin kalbinin bir avuç su olduğunu aşktan çürüyen nasıl terk edildim der itiraz edecek mantığı yolun başında öldürmemiş miydi biliyorum toprağın üstünde yürüdükten sonra yeniden yerin altına gönderilenler bir kavimdir. bens...

Aşk belki de sadece bu işte

Bazen biz birbirimize ağzımıza geleni söylesek bile, içimizde bir yerler çaba harcamaksızın hep konuşur, sarılır yine kucaklaşır, şarkı söyler yine gizli gizli birlikte. Aşk belki de sadece bu işte; yüzeyde boğulduğu için, dalmaya devam eden dibe. Mutlu aşk bu işte sadece; içeri sokulan, dışarıda üşüyünce. Bakınca sönen ama içeri yerleşen ateş, başka hiçbir yerde yapamadığında, dile gelmek için en derin yerde, küllerinin içinde. Uzaklık ama neden öyleyse? Aşk hep uzak yerlerdeyken yine. Yani her türlü hesapta bize yine yalnızlıkken kalan. Çünkü bir ihtimal, bir daha hiç yalnız kalınmayan bir aşk şekli var. Ve hepimiz de onu arıyoruz yorulmadan… Sahir Üzümcü

Seniha'nın günlüğünden 2

Bir ruh mu bu kadın —Cemile— Nereye değdirsem ellerimi Masaya, perdeye, konsola Onunkine değmiş oluyor biraz İnatla çekiyorum. Ellerimi çoğu kez Gizlemem bundan. Tren istasyonlarına gidiyor —nedense— Bir başına oturuyor parklarda —Cemalle bazan— En çok da akşamüstleri Bilmem ki bu gizemli saatlerde ne buluyor Dolaştığı yerleri mi süslüyor Doğayla, kentle süsleniyor mu yoksa Birini mi bekliyor —kimbilir— Kendiyle değil, sadece duruşuyla —Vakitsiz çiçek açmış bir nar ağacı Bulanık günün içinde— Ve ağır ağır, bir ibre gibi Tam kendine dönüyor ki Eve koşuyor acele Odasına kapanıyor Yazıyor yazıyor yazıyor Kitliyor çekmecesine yazdıklarını Telaşla çıkıyor odasından Cemile, diyorum, derdemez Yüzüme bakmadan rakısını dolduruyor Ester'se bir ucunda salonun Bakıyor bakıyor bakıyor bize Cemile'ye O kadar bakıyor,ki Sanki yazdıklarını okuyor Saat on yedilerde böyle oluyor. Masa ortüsündeki kırmızı lekeyi Yıllardır silemedim —Şarap lekesi? belki Değişt...

Seniha'nın Günlüğünden 3

'Evler'den birindeyim, dışarda kar yağıyor Üstüme kar yağıyor. Kalbimin Atışlarında eriyor kar Üşümüyorum, üşümek elimde değil Hiçbir şey elimde değil Sevmek istiyorum, sevemiyorum Çarpıyor birbirine kalbimin kapıları Gülmek istiyorum, gülemiyorum Öne geçiyor acılarımın çizgileri Vermek istiyorum, veremiyorum Geri çekiyor beni tenimin güçlü dokusu Konuşmak istiyorum, konuşamıyorum Kapanıyor büsbütün dudaklarım —Demiştim, pembe bir çizgi olsun Düğün çağrımızda o gün— 'Evler'den birindeyim, dışarda kar yağıyor Aynada kar yağıyor parıltılarla Abajuru yakıyorum: sarı kar —Üç parmakla bira bardağını Hafifçe tutan elim— Dudağımı boyuyorum: pembe kar Cemal'i düşünüyorum: acı kar Ester'i düşünüyorum: kar duruyor Cemile? Kar yağmadı sanki. Kar Duygulara göre bir yağıp bir duruyor —Demiştim o gün, o gece Ve sonraları Kan karda kaldı— Kurtuluş’ta kar yağıyor—ne zaman yağsa— Şöyle bir koltuğa çökerdim eskiden Bacak bacak üstüne atardım Hemen ...

Seniha'nın Günlüğünden 4

'Ve ölüm bahçesini buldu' Oteller imzamdır benim —Ah güzel yaşam! sevgilim ölüm!— Şimdi bir otelin apacı sevinciyim. Ey bardak taşıyanlar, kış ustaları Sonbaharda ne yaparsınız Ben ne yaparım Kendime başka biriymiş gibi bakmaktan Arta kalan bir çift gözü de Kimbilir nerde bıraktım. Ah güzel yaşam! sevgilim ölüm! Göğsümden bir düğme daha çözdüm Saçlarımı taradım Yüzümdeki beni koyulaştırdım Pudra süründüm biraz —hayır, iğrenmiyorum artık- Kırıştı göz kenarlarım çoktan Çantamı açtım kapadım —neler yoktu ki— Bir ayna Bir katedral fotoğrafı —renkli— Sonbahardan da büyük Boş bir tabut deseni Anahtarsız bir anahtarlık Adresler —hepsini yırttım attım— Bir şiir kitabı Nerval'den —Ölünce tanrının Bir ikinci yaşamım Yaşamayı uman Nerval'den— Telefonu açtım —bilmem ki neden— Rastgele çevirdim: iğrenç bir kadın sesi Tanrım! Hemen kapadım. Ah güzel yaşam! sevgilim ölüm! Ben yalnız ikinize hayranım Bilin ki gitmiyorum 'başka evler'e artık O...

Seniha'nın Günlüğünden 5

İşte Gördün Demek ki böyle Pencere pervazını —kirli çok— Boyası dökülmüş yer yer Lekeler lekeler lekeler İşte, gördün, demek ki böyle Koruklar sarkmış her yandan Donuk, tozla kaplı koruklar Ve lacivert bir görülmeyle Ve Limanın insan kokulu gürültüsüyle İşte Gördün Demek ki böyle. Gördün, görüverdin hemen Demir arabayı rayların üstünde Ve tahta bacaklı adamı —güneşe bakan— Bakışlarında bir zamandışılık —öyle— Gördün Demir arabayı Rayların üstünde Ve tahta bacaklı adamı Gürdün, görüverdin hemen. Duydun Duydun ki o boşluk sendin. Katedral Ayrıca bir boşluktu senin içinde Senin senin senin Hayır! Dudaklarını büzme Ayaklarını —evet— daya oraya Oraya oraya Tezgaha: koy dirseğini —koydun mu— İyi tut bardağını —iyi tut— Bir iki kez döndür avucunda Seniha! Gördün mü bak Buğulu bir hiçliktir, değil mi Aynada titreşen bardak Ve her şey Değil mi, budur Bir ölünün bir ölüye sorduğunu sormak. Üç çiçek koymuşlar üç ayrı vazoya Şuraya şuraya şuraya Kalbin...

Seniha'nın Günlüğünden 6

— Kapının arkasında ne var — Hiç!, hiçliğin adı — Kapının arkasında ne var — Kapının arkasında mı? tanrı — Kapının arkasında ne var, kapının — Bilmem ki ne var arkasında kapının — Kapının arkasında ne var — Bir bahçe, bir su kovası, içi boş — Kapının arkasında.. — İncil — Kapının arkasında ne var — Bir tepe, boşaltılmış onun da içi — Kapının arkasında ne var — Bir duvar, tuğlasız, unutmuş dülger malasını — Kapının arkasında ne var — Havası kaçmış bir deniz yatağı — Kapının arkasında ne var — Bir çift kadın ayakkabısı —siyah— — Kapının arkasında.. — Sökülmüş bir laterna, kutusu kalmış — Kapının arkasında ne var — Kurumuş böcek kabuklan, suyu çekilmiş bir deniz — Kapının arkasında.. — Bir kuru kafa — Kapının arkasında ne var — Kapının arkasında mı? hiç!. Belli belirsiz bir şarkı. Odamdan çıktım Koridoru geçtim —kimseler yoktu— Merdivenleri indim —kimseye rastlamadım— (Muhassen'den son kez çıkarken Kimseye rastlamadım) Bara baktım —kimseler yoktu— Bir ...