Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İşte vedalaşmışız

Vedaların yasını tutamayız. Vaktimiz de kalmadı, gözyaşlarımız da. Veda anını bile tanımayız. Birdenbire gözyaşları içinde kalırız. İşte vedalaşmışız. Muhammed Ali Taha

Çingeneler

Özlemin korları var gece karanlığı bakışlarında Hiç bulamadıkları vatana duyulan özlemin korları. Öylece kapılmış gidiyorlar, derin esrarı yalnızca Sonsuz hüzünlerde yatan bir kara yazgının akışına. Bulutlar öncülük ediyorlar yollarına, Kimi zaman peşlerine bir kuş sürüsü takılıyor, Akşam vakti izleri kaybolana kadar Ve bazen de rüzgâr, bir veda çanını getiriyor. Yıldızların yalnızlığıyla örülüdür döşekleri, Bu yüzden şarkıları daha bir özlemle dalgalanmakta Hıçkırıklar, kaç kuşaktan miras lanetlerin ve acıların eseri, Öyle ki, hiçbir yıldızın umudu yüreklerini aydınlatamamakta. Georg Trakl

Üç Rüya

Nice kentler gördüm, alevlerin kurbanıydılar, Zamanlar, vahşet üzerine vahşet getiriyordu, Ve toprak olmuş nice ırklar, Hepsi de günün birinde unutuluyordu. Tanrılar gördüm, bir gecede yıkıldılar, En kutsal çalgılar bile paramparçaydı, Ve çürümelerden geriye kalanlar, Yeni bir hayatla güne başlıyorlardı. Yeni bir güne başlayıp, yeniden ölüyorlardı, Hep aynı tragedyaydı sahnelenen, Hem oynanan, hemde anlaşılandı, Ve deliliğin karanlığından farksız acıları, Güzelliğin kadife görkemini Gülümseyen bir diken tarlası gibi sarmaktaydı. Georg Trakl

küçük dere

küçük dere deniz'e ulaşınca şaşırır işte... Oruç Aruoba

Taş bina

10 küsur yıl önce, aynı bu akşamki ruh halimle eve döndüm. Yazı gecemdi, yorgundum, yüreğim kıyım kıyım, sanki kendi katilini arıyordu. İvedilikle ele alınması gereken pek çok konu, olay, mesele karşısında bütünüyle güçten kesilmiş, suçluluk, yetersizlik duygularıyla, bomboş kâğıtlara bakıyordum. Birdenbire bir ses, bana ait olmayan ve sanki bir insandan gelmeyen bir ses, beni sözcüklere, imgelere, uzaklardaki taş binaya doğru taşıdı. A.’ya doğru. 10 küsur yılda taş bina bir kat daha yükseldi (şimdi 5 katlı) ve derinleşti, kalabalıklaştıkça ıssızlaştı. Başka başka seslerle, ölümlerle, ezgilerle dolu bir kitaba dönüştü. Bir çığlıkla ve kahkahayla, vedalarla, rüzgârla doldu. A.’ya gelince... Ona bazen Taksim İlkyardım’ın önünde rastlıyorum, yoğun bakım odalarında, metruk binalarda, cezaevinden gelen mektuplarda... Bende yaşayan, bende ölen, hâlâ katilini arayan A.’lar adına, bir kez daha ‘Taş Bina’ya girmek istedim. *** Olgular açık, uyumsuz, kaba... Yüksek sesle konuşmaya hevesli. D...

Biz aşkı çok sevmiştik

Özellikle aradıkları bir fırsat değildi, ama gene de bir fırsattı: Barın, sokağa bakan, küçük ve yalıtılmış bölmesindeki tek masa boştu. Üstelik cumartesi, sinema saati olmasına rağmen. Beyaz şarap ısmarlayan iki adam, az önce izledikleri filmin çabuk fakat son derece yetkin bir değerlendirmesine girişmişlerdi. Çözümlemeleri derin, zekice, profesyonelceydi, görüşleri tıpatıp birbirine uyuyordu. İkisi de ciddi, kendinden emin insanlardı, özgüvenlerinin bedelini ödediklerine inanırlardı. Sürüden yalıtılmışlığın verdiği ince gurur, farkında olmasalar da, tüm davranışlarına sinmişti. Uzun boylu, bereli kadın masaya yaklaşırken, kulağına bir cümle çalındı: ”Aşk, sahip olmadığın bir şeyi, var olmayan birine vermektir.” Boş masa kalmamıştı, iki adam, gereken inceliği esirgemeseler de, hoşnutsuzlukla sağa sola bakındılar. Sert tavırlı, sivri dilli, pek dostu olmayan bir kadındı. (Üçü de yalnız insanlardı, ama erkeklerin yalnızlığı kendi seçimleriymiş gibi dururken, kadınınki ona dayatılm...

Küçükken babam bana masallar anlatırdı. Birgün bana masalın sonunun nasıl olmasını istediğimi sordu

Neslihan Özer: Cahit Zarifoğlu ile geçen zaman? Berat Zarifoğlu: Cahit Bey ile on bir yıl evli kaldık. Zorluklarla geçen yıllardı bunlar. On bir yıla dört çocuk ve daha birçok şey sığdırdık. Özer: Bu zorluklardan biraz bahseder misiniz? Berat Zarifoğlu: Evlendiğimizde ben on dokuz yaşındaydım. Cahit Bey ise otuz altı yaşındaydı. Herhalde ilk sebebi bu olacak ben bildiğim her şeyi ondan öğrendim, onun yanında olmak bile bana çok şey kazandırdı. Ben Van'da doğdum, muhafazakâr yaşantıya sahip bir ailede büyüdüm. Ailem ve benim için dinî hassasiyetler önemlidir. Şimdiki gençler belki şaşıracak ama biz Cahit Bey ile birbirimizi evleneceğimiz gün gördük. İlk onu gördüm ve onu sevdim. İlk gördüğüm zaman bile gözlerinin içine bakakaldım. Özer: Yani görücü usulü bir evlilik sizinkisi. Berat Zarifoğlu: Öyle diyelim. Rasim (Özdenören) Abi'nin hanımı bizim aile dostumuzdu, onunla sıkça görüşürdük; ama asıl evlenmemize vesile olan Necip Fazıl'dır (Kısakürek). Necip Fazıl bab...

Zeynep ve Uzaktan Fırat Üzerine İkili Anlatım

İşte size söylüyorum Toprağın yorulacağını Fıratın ordusuyla kah cenge vardığını (kâh uykuya                                                                        varmıştır) Zeynebin fakir göğsü cılız bacağı Fırat cenge vardıkca kabarmış Uykuya vardıkça kırılmıştır - Zeynep çık kuyudan - Ben çıkmam kuyudan 1 Kent kurmaya bir seher vakti Dualar ederek seyirtiyor Siyah yanaklı etleri barbar kabartılılar Geliyorlar bulmaya insanları Kan damarlarını bağlamaya kırnaplarla Çün içlerini basıyor halklar Yağma var içlerini basıyor halklar Öykü böyle başlasın işte söylüyorum Önce yeryüzünde yoktunuz - bir kadın ki Rahminde boğmadı size annenizdir Buluşunuz değildir anne - doğuranınızdır ( Anne boğmaz doğurur ) Nasıl ki doğdunuz ve buldunuz annenizdir.. ... Ve nasıl geçti çocuğan süreleri E...

Yıkanan Bir Kadın

Yıkanan bir kadın ıslak, ağır saçlarıyla Orada sudan çıkarsa, öğle yangınında yapayalnız Ve gizlenirse gölgede, o zaman değişir ormanda Şarkısı ırmağın ve yeşile keser sureti. Yüz kollu ırmak tanrısı boynuzu Soğuk suyun pul pul ışığı üstünde, Ve eskilerden bir uçak gibi ürker Yeni zamanlardan yusufçuk. Arseni A. Tarkovski

Mektup

Yazsaydın. bugün, mektubun gelirdi Ben böyle içten çağırırken onu, kendiliğinden gelirdi, Pulsuz ve damgasız ve paraya başkaldıran, Kaydedilmiş ve gül tarlası kokmadan, Adressiz, kredisiz konardı konacağına, Tüm askeri postalardan ve postacılardan uzak, Hatırım için, uçardı gömütüme dek de olsa, Toprağın arasından bana, nasıl olursa olsun, yalnızca buraya! Bir satır yaz bana, tek bir tane uçur Sesli harfler üstünden kuş kanadında buraya savaşa. Bir mektup nedir ki! Peki, hatırım için sözcüksüz olsun, Deli divaneyim sana mektupsuz da. Bak batıya, bak dağlara, gör, Bak denizin maviliğine ioa aoi. Bir an birlikte mekân ve zaman Yalnızca kanatlardır şaşkın düşü tutuşturan, Ve şimdi tut soluğunu öyle taşısınlar seni Dünyada sevmedim hiçbir şeyi Çocukluğumda uçuşan Hayaller hummasını Sevdiğim kadar. Yeniden kulaklarda uğuldar, Dünya gürültüye boğulur, yalnızca ben Yavaşça hızlanırım, hafif adımlarla Sessizliğimin sesini dinlerim. Girdim sırça fanusa, Elimde kelebe...