Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bir gün pişman olmak için hepimiz sıraya gireceğiz

Bir gün pişman olmak için hepimiz sıraya gireceğiz işte o gün başımdan hiçbir şey geçmemiş günlerin hatıra diye kabul edilmesini isterken Risto Trifkoviç’ten anlatsam yarısında izin alıp gideceğiniz bir hikayedir burası burası dünya bizi nasıl kırdıysa öyle de gönlümüzü almamayı bildiği yerdir. Bülent Parlak

Sabah Kalkınca İntihar Etmeyi Unutacak Kadar Dalgın

Nerede  Beni her sabah yorgun düşüren hayretim? Kahramanların ve zarif kahpelerin ardından  Dalıp giden gözlerim  Nerede. Bir kaçkını bankamatiklerin altına saklayan serinlik, Kaçkının koynunda korkudan bir bıçak; Koyverin her durakta aşkı sendeleten beni Çünkü yakışmıyor bana  Onlar giderken yazgıma üşüşen leke İlk yeminimden beri gücendirdiğim Allah. Devletin çılgınca güldüğü bir şakadır, Yaşlıların koltuğunun altına sıkıştırılmış su faturaları. Meraktan talan edilmiş, kız yurduna gelen mektup nerede? Biraz kal, barış kal, Siirt yüzünden elleri tütün kokan köylü çocukları içtimaya toplarken bir kumandan küfürle, terhis et öyle kal… Benim suçum değil ki sen mutlu olma diye hatasız yüzüne attığım iftira. Hayır, kalmadı kurtulma ümidim, üşüyen parmaklarımdan razı değilim. Razı değilim! Mesela piçlere kalacak bu densiz dünya. Hem yakışmıyor bir güzele vapura yetişmek için koşmak Endam kalmıyor, önce boy sonra pos Yaşamak iyi gelmiyor hiçbir sancımıza Söyleyin sarsıcı b...

Dünya Burukluk Listesi

Not: Dünya burukluk listesini yaparken tamamen taraflı davrandım. İsimleri kendime göre seçtim. Listeyi daha fazla uzatabilirdim. İsteyen listeye istediği ismi ekleyebilir. Ama bütün titiz çalışmalar ancak buruk olmayanların, nefesi yetenlerin işidir. Hazreti Adem : Adem kimseye baba diyemedi. Hazreti Yusuf : Kuyuya atılan hangi çocuk bir daha kahkaha atabilir ki? Yunus Emre : Sol böğrümde ince bir dert / Batar Yunus Yunus diye. Bülent Parlak : Burukluğu fark etmesem, kendimi burukluğa yazmazdım. İlhami Çiçek : Onda dünyanın bütün taşlarını sırtında taşır gibi bir hal hep vardı. Beşir Fuad : 1887 yılında ameliyatını kendi icra etti. Gerard de Nerval : Yazık! Ben ölürsem her şey ölecek demek. Sadullah Paşa : Viyana’da sefir iken Türkiye’ye kendisi değil, cesedi. Hüseyin Türkoğlu : Üniversiteden arkadaşımdı. Bir şubat sabahı, 2015’te bileklerini. Şahidim burukluğuna. Tokadizâde Şekib : 1932’de oğlunu kaybettiği gün başına bir silah dayadı. Galib Efendi : Bir gün daha yaşamak istemeyecek ...

Evet, Sen de Öylesin Sevgilim!

Çocukluğumdan beri İsrail, işgale devam ediyor. Çocukluğumdan beri İsrail öldürmeye devam ediyor. Çocukluğumdan beri İsrail kendine ait olmayan bahçelere zorla girmeye, penceresinde gül yetiştiren kadınlara tecavüz etmeye, balkonlardaki hatıralara zorla sahip çıkmaya devam ediyor. Çocukluğumdan beri İsrail çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden öldürmeye devam ediyor. Çocukluğumdan beri biz İsrail’i kınamaya devam ediyoruz. 2009 yılında Dergah Dergisinden yayınlanan Haritası Kayıp adlı şiirimde “Gazze’ye şiir yazılmaz Gazze’ye şiir yazılmaz Gazze’ye şiir yazılmaz” demiş ve İsrail sorununa karşı elinde taşla tanklara karşı gelinemeyeceğini, bu dramatik insanlık sorununun romantize edilemeyeceğini şiirle ifade etmiştim. Ben hiçbir acının şiirle, sinemayla, romanla anlatılacağı kanısında değilim. Sadece hissettirebileceğimiz bir alandır sanat. Gazze bir büyük dramdır ve onunla ilgili yazacağımız, sergileyeceğimiz, izleteceğimiz her şey ancak hissettirmeye sebep olur. Bunu yapmak da görevimiz, ...

İhtimam- dikkat- zaman eksikliğinden, sevgi ve ilgi eksikliğinden sık sık birilerini parça parça öldürüyorlar

"Sözün, burçları yıkıp çeperleri aştığı yerdir şiirsel anlatım. Bu yüzden sözü şairane değil ama şiir halinde söylemek gerek" Şiir yazan bir ruh hekimi  Prof. Dr.  Kemal Sayar,  bir televizyon programında şöyle diyordu: " Kâinatta hiçbir söz boşluğa gitmez. Mutlaka yankılanacağı bir kalp bulur, oraya yerleşir ." Kemal Sayar ile şiir ve edebiyat halesi içinde insandan, dünyadan ve düzenden sözler ettik. Bu söyleşide hiçbir söz boşa gitmesin, kalbinize yerleşsin. -   Her söyleşide böyle biraz heyecanlanırım ama ilk kez şiir yazan bir ruh hekimiyle söyleşiyor olmaktan ayaklarım yere değmiyor. B u yüzden bu söyleşi bir nevi de terapi . Şiiri çok seven biri olarak şiirin sadece bir kelime olarak bile bana iyi geldiğini söyleyebilirim. Sizin şairliğiniz hekimliğinizden de eski. Peki, ruhun doğrudan temasa geçtiği bir tür olarak şiiri siz nasıl ifade edersiniz? Bir terapi, bir iç döküm ya da sadece bir sanat dalı mı yoksa insanın kendi kendine konuşabildiği bir yüzleş...

Futur

Beni anlayanlar bana yabancı beni anlamayanlar benden davacı ne yapmalıyım o zaman yosunları kutlamalıyım onların yumuşak ve alıngan umutlarını yeşertmeliyim, umutsuzlara çakmak taşı armağan etmeliyim ateş böceklerini kunduzlarla bisikletlerine mavi kurdela takıp dolaşan uçarı genç kızlarla barıştırmalıyım her gün şaşı yıldızlara bakıp daha da şaşıran ablalarından birine kendimi armağan etmeliyim ikindi güneşinin son mektubunda bildirdiği gibi belki ben de daha mutlu olurum o zaman korkularımdan ve kuşkularımdan kurtulup kuşlaşırsam Mustafa Atiker

Çiçek

anlamazsınız günlerin yorgunluğu içinde sizin için kalın kitapların arasında kurutmaya bırakmadığınız bir çiçeği uzatır size bir gün anlarsınız geceyi vuran kurşun değil sessizlik bir gün alçak sesle söyler duymak zorundasınız geceyi vuran kurşun değil sessizlik yavaş yavaş ve biter kimsenin gecesine girmeyen bir hüzündür bir size söylenir bir siz bilirsiniz 1966 Eray Canberk

Östrojen

Anne! Ben sende kötü bir başlangıçtım. Hayatın kanlı duvarına sancıyla tutunan taş. Sevmediler beni, ben bir anne ölüsüydüm. Anlamadığın bir dille beni yalanladılar! Şiir yazdım… O da yazdı… Okumadık birbirimizi. Anne! Duvardan anneleri silmek istiyorum. Ölmeliyim anne olmamak için bir daha. İlaç boşaldıkça beynim çürüyor! Neyi bekliyoruz gömülmek için ilaç kutusuna! Çürüyen beyin kokusuna anneler dayanamaz. Anne! Şiirleri cam vazolar gibi… Salonun, yüzümün, kağıdın orta yerinde! Yeniden ezberleyip duvardaki biçimini, Aklımı senin “ilk göz ağrımsın” dediğin Yere bırakıp şöyle senin gibi büyümeyi… Anne! Duvarımı yıkma yüzüme bak! Çıkar gözlerini ağrından kurtul! Ben iyiyim, kendi halinde bir ceza… Kutsal olan şeyler kolay yıkılır Beni sevme kendinden kurtul! Anne! Beni sana benzetiyorlar Korkuyorum anne olmaktan! Emel Güz

Babalar Uzak

Kimi geceler vardır bir çocuk Usulca yer değiştirir yatağında Gizli mağaralarda gündüzden artan ışık Gibi kendi ıssızlığını çoğaltır yalnızlık Kimi geceler vardır yıldızlar Kendileri kadar çok ve uzaktırlar Tozların dinlendiği saatlerde elişi Sıcaklığını arayan çocuğun usulca ürperişi Kimi geceler vardır uzak yollara çıkılır Bakınca bir kapı açılır karanlıkta, uçuşur tozlar Orada bir erkek usulca bir kadından ayrılır Orada kendi gövdesine sığınır bir çocuk Kimi geceler vardır, babalar uzakta eskir Suya atılan bir taşın buruşan sessizliğidir Ayışığı, gölgeler… kâğıttan yelkenli Kimi geceler uzakta, bir tepenin ardında Ova: bir çığlığın izdüşümü avuçlarımda Tuğrul Tanyol (1953)

mesele dostum yenilirken yenmiş gibi durabilmekte

… mesele dostum yenilirken yenmiş gibi durabilmekte yenerken de yenilmiş gibi olabilmekte kuru tahtaya düşen toprağın son diye fısıldadığı güne kadar toprak anamızın bütün yenilgileri yenmeleri kanı da göz yaşlarını da sevinç çığlıklarını da örteceği güne kadar … *** Yalnızım. Bir manastır gibi yalnız ve günahkar, ıssız bir telgraf direği gibi başında dağın, bugün dünyaların, kentlerin sonsuz gürültüsü içinde Aram Pehlivanyan “Son günlerde bazı Türk gazetelerinin Ermenilere karşı topyekün taaruza geçtiğine şahit olmaktayız. Buna Ermeni matbuatı gücü yettiği nisbette mukavemet etmektedir. Fakat maalesef şunu kabul etmek zorundayız ki, Ermeni gazeteleri memleketin efkarı umumiyesinde  ancak ufak bir tesir sahasına maliktirler. Bu sebeple müdafaa kılıçla döğüşen birine karşı toplu iğne ile mukavemet etmek kadar beyhude ve hatta gülünç olmaktadır." 26 Ocak 1946 tarihli, “Hakikat” başlıklı yazısından