+ Müzik buradaydı yani içimde. Müziğin güzelliği budur. Bunu sizden alamazlar. Hiç müzik için böyle şeyler hissetmemiş miydiniz?
- Ben genç bir adamken mızıka çalardım. Sanırım ilgimi kaybettim. İçerideyken fazla bir anlamı yok.
+ En fazla anlamı olduğu yer burasıdır. Unutmamak için ihtiyacın var.
-Unutmak mı?
+ Dünyada taştan ibaret olmayan başka yerlerin de olduğunu. Birşeyler var… İçinde… Alamayacakları ve dokunamayacakları birşeyler. O sana aittir.
- Sen neden bahsediyorsun?
+ Umut…
"- Hala o iki İtalyan bayanın ne soylediği hakkInda fikrim yok. Doğrusunu isterseniz, bilmek de istemiyorum. Bazı şeylerin söylenmemesi daha iyidir. Söyledikleri şeyin, kelimelerin ifade edemeyeceği kadar güzel ve kalbinizi sızlatacak kadar duygulu birşey olduğunu düşünmek istiyorum."
Andy Dufresne: Meksikalılar Pasific hakkında ne derler biliyor musun ?
Red: Hayır.
Andy Dufresne: Hafızası olmadığını söylerler. Hayatımın geri kalanını yaşamak istediğim yer burası. Hiç hafızası olmayan sıcak bir yer.
-Unutma Red, umut iyi bir şeydir, belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez.
-buradan hiç çıkabileceğini düşünüyor musun?
-ben mi?
-evet.
-bir gün uzun beyaz sakallarım olup 2 veya 3 misketin yukarılarda zıpladığı zaman.
-sana nereye gideceğimi söyleyeyim. zihuatanejo.
-ne dedin?
-zihuatanejo. meksika'da. pasifik okyanusu'nda küçük bir yer. meksikalılar pasifik hakkında ne derler biliyor musun? hiç hafızası olmadığını söylerler. işte hayatımın geri kalanını burada yaşamak istiyorum. hiç hafızası olmayan sıcak bir yer. tam kumsalda küçük bir otel. eski değersiz bir tekne alıp onu yeniymiş gibi onarmak. misafirlerimi balığa çıkartmak. zihuatanejo. böyle bir yerde, birşeyler temin etmesini bilen bir adam işime yarar.
-dışarıda başaracağımı sanmıyorum. hayatımın çoğunu burada geçirdim. ben kurumsallaşmış bir adamım. aynen brooks gibi.
-kendini küçümsüyorsun.
-hiç sanmıyorum. burada herşeyi getirebilecek bir adamım; fakat dışarıda ihtiyacın olan tek şey sarı sayfalar. nereden başlarım bilemiyorum. pasifik okyanusu mu? lanet.
bu kadar büyük birşey,beni korkudan öldürür.
-beni değil. karımı vurmadım ve sevgilisini de vurmadım. her ne suç işlediysem, fazlasıyla ödedim. bir otel, bir tekne...fazla şey istediğimi sanmıyorum.
-bunu tek başına yapmamalısın. bu sadece lanet olası bir rüya. meksika buradan bayağı uzakta ve sen de buradasın. ve olan herşey bundan ibaret.
-evet, haklısın. herşey bundan ibaret. orası uzakta ve ben buradayım. sanırım basit bir seçim yapmalıyım. hızlı yaşamak mı... yoksa hızlı ölmek mi?
BROOKSUN MEKTUBU
sevgili dostlarım,
dışarının bu kadar hızlı büyüdüğüne inanamadım. çocukken bir keresinde araba görmüştüm... fakat şimdi her yerdeler. dünya büyük lanet bir acele içinde. şartlı tahliye komisyonu beni bu yarım eve soktu adı "biracı"... ve bir iş; alışveriş mağazasında yiyecekleri poşetliyorum. zor bir iş ve ben dayanmaya çalışıyorum fakat çoğu kez ellerim acıyor. mağaza müdürünün beni pek fazla sevdiğini sanmıyorum. bazen işten sonra, parka gidip kuşları besliyorum. ve jake'in ( not: brooks'un hapishanede besleyip sonra özgür bıraktığı kuş) birden çıkıp bana merhaba diyeceğini düşünmeye başlıyorum. fakat bu hiç olmuyor. umarım, her neredeyse, iyidir ve yeni arkadaşları vardır.
geceleri uyumakta zorlanıyorum. kötü rüyalar görüyorum yere düşüyormuşum gibi. korkarak uyanıyorum. bazen nerede olduğumu hatırlamak biraz zamanımı alıyor. belki bir silah alıp mağazayı soymalıyım ki beni evime geri yollasınlar. oradayken müdürü vurmalıydım. bir çeşit ikramiye gibi. sanırım artık bu tür saçmalıklar için çok yaşlıyım. burayı sevmiyorum. her zaman korkmaktan yoruldum. kalmamaya karar verdim. sanırım benim gibi yaşlı bir hırsız için fazla üzülmezler.
Esaretin Bedeli
- Ben genç bir adamken mızıka çalardım. Sanırım ilgimi kaybettim. İçerideyken fazla bir anlamı yok.
+ En fazla anlamı olduğu yer burasıdır. Unutmamak için ihtiyacın var.
-Unutmak mı?
+ Dünyada taştan ibaret olmayan başka yerlerin de olduğunu. Birşeyler var… İçinde… Alamayacakları ve dokunamayacakları birşeyler. O sana aittir.
- Sen neden bahsediyorsun?
+ Umut…
"- Hala o iki İtalyan bayanın ne soylediği hakkInda fikrim yok. Doğrusunu isterseniz, bilmek de istemiyorum. Bazı şeylerin söylenmemesi daha iyidir. Söyledikleri şeyin, kelimelerin ifade edemeyeceği kadar güzel ve kalbinizi sızlatacak kadar duygulu birşey olduğunu düşünmek istiyorum."
Andy Dufresne: Meksikalılar Pasific hakkında ne derler biliyor musun ?
Red: Hayır.
Andy Dufresne: Hafızası olmadığını söylerler. Hayatımın geri kalanını yaşamak istediğim yer burası. Hiç hafızası olmayan sıcak bir yer.
-Unutma Red, umut iyi bir şeydir, belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez.
-buradan hiç çıkabileceğini düşünüyor musun?
-ben mi?
-evet.
-bir gün uzun beyaz sakallarım olup 2 veya 3 misketin yukarılarda zıpladığı zaman.
-sana nereye gideceğimi söyleyeyim. zihuatanejo.
-ne dedin?
-zihuatanejo. meksika'da. pasifik okyanusu'nda küçük bir yer. meksikalılar pasifik hakkında ne derler biliyor musun? hiç hafızası olmadığını söylerler. işte hayatımın geri kalanını burada yaşamak istiyorum. hiç hafızası olmayan sıcak bir yer. tam kumsalda küçük bir otel. eski değersiz bir tekne alıp onu yeniymiş gibi onarmak. misafirlerimi balığa çıkartmak. zihuatanejo. böyle bir yerde, birşeyler temin etmesini bilen bir adam işime yarar.
-dışarıda başaracağımı sanmıyorum. hayatımın çoğunu burada geçirdim. ben kurumsallaşmış bir adamım. aynen brooks gibi.
-kendini küçümsüyorsun.
-hiç sanmıyorum. burada herşeyi getirebilecek bir adamım; fakat dışarıda ihtiyacın olan tek şey sarı sayfalar. nereden başlarım bilemiyorum. pasifik okyanusu mu? lanet.
bu kadar büyük birşey,beni korkudan öldürür.
-beni değil. karımı vurmadım ve sevgilisini de vurmadım. her ne suç işlediysem, fazlasıyla ödedim. bir otel, bir tekne...fazla şey istediğimi sanmıyorum.
-bunu tek başına yapmamalısın. bu sadece lanet olası bir rüya. meksika buradan bayağı uzakta ve sen de buradasın. ve olan herşey bundan ibaret.
-evet, haklısın. herşey bundan ibaret. orası uzakta ve ben buradayım. sanırım basit bir seçim yapmalıyım. hızlı yaşamak mı... yoksa hızlı ölmek mi?
BROOKSUN MEKTUBU
sevgili dostlarım,
dışarının bu kadar hızlı büyüdüğüne inanamadım. çocukken bir keresinde araba görmüştüm... fakat şimdi her yerdeler. dünya büyük lanet bir acele içinde. şartlı tahliye komisyonu beni bu yarım eve soktu adı "biracı"... ve bir iş; alışveriş mağazasında yiyecekleri poşetliyorum. zor bir iş ve ben dayanmaya çalışıyorum fakat çoğu kez ellerim acıyor. mağaza müdürünün beni pek fazla sevdiğini sanmıyorum. bazen işten sonra, parka gidip kuşları besliyorum. ve jake'in ( not: brooks'un hapishanede besleyip sonra özgür bıraktığı kuş) birden çıkıp bana merhaba diyeceğini düşünmeye başlıyorum. fakat bu hiç olmuyor. umarım, her neredeyse, iyidir ve yeni arkadaşları vardır.
geceleri uyumakta zorlanıyorum. kötü rüyalar görüyorum yere düşüyormuşum gibi. korkarak uyanıyorum. bazen nerede olduğumu hatırlamak biraz zamanımı alıyor. belki bir silah alıp mağazayı soymalıyım ki beni evime geri yollasınlar. oradayken müdürü vurmalıydım. bir çeşit ikramiye gibi. sanırım artık bu tür saçmalıklar için çok yaşlıyım. burayı sevmiyorum. her zaman korkmaktan yoruldum. kalmamaya karar verdim. sanırım benim gibi yaşlı bir hırsız için fazla üzülmezler.
Esaretin Bedeli
