Ana içeriğe atla

Kurbanda Asıl Gaye Allah’a Yakınlaşmaktır

“Sonsuz semâları masmâvi bir nur ile dolduran ALLAHa hamd ederim!
Sabahın bu vaktinde yataklarından kalkıp Huzûr-u RABBâniye duran nûr yüzlü İslâm’lara salât u selâm ederim.
Aziz cemaat sesim biraz kesik onun için herhalde duyurmaya çalışacağım sesimi size.
Bu gün biliyorsunuz gök aylarından yani Cenâb-ı ALLAHın gökte seyreden ayına göre Zilhicce Ayıdır.
Zilhicce Ayının onuncu günü Hacılar Bayramı yahut Kurban Bayramı’dır.
Ben size;
Kurban şöyle kesilir, kurban böyledir”
bunları anlatacak değilim.
Hepiniz İslâm’sınız. Kurbanın ne olduğunu bilirsiniz.
İmâm-ı Yusuf, İmâm-ı Muhammed, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Ahmed’e göre sünnet-i müekkededir.
Yâni Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin terk etmediği bir âdettir kurban.
Diğer imamlara göre vâcibdir.
İster vâcib olsun ister şey, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz yapmış mı bunu?
Keseceksin!..”Efendim fakire et mi vereceğiz?.””Etinde değil oğlum, bir parça et ile insan doymaz.
Bu gün üç yüz dört yüz bin koyun kesilecek Hac’da.
O gün bu gün.
Oralara gidenler bilir.
Hepsi kumda karışır gider bunların. Yiyen yok. Eden yok.
Kesilmede iş!. Kan akmada.
“Kan akarsa ne olur?””
Onu söylersem, inan hepimiz çıldırırız.
Kes! Rasûlullah kesti. Kes sen bakma!.
Kanı akması lâzımdır ALLAH için.Kestikten sonra istersen sucuk yap, kavurma yap. Ne yaparsan yap!.
Eh işte ha sen fakire verirsin.
Asıl kan akmalıdır ALLAH için, kan akmalı, kan akmalı!.Dağıtmak müstehabtır, iyidir, dağıtırsınız.
Besmelesiz kesilen koyun da haramdır haaa.
Koyuna bir şey olmaz, Cebrâîl kucaklamıştır. Senin edebsizliğindir.
ALLAH’ın ismini anmadığın için,
“Yeme bunu!” emri çıkar.
Pislik sende, mübârek hayvana kabahat bulma!.Namaz için haram gün yoktur oğlum. İstediğin zaman kıl!.
Bâzı ibâdetler için vardır.
Meselâ bu bayramın dört günü oruç tutamazsın.
Niçin tutamazsın?
“Efendim hayvan gibi et mi yiyeceksin?”
Yok oğlum yok! Onların hikmeti hep söylenmez. Çıldırır insan.
ALLAH öyle kazıklar koymuş ki, manevî kazıklar:
“Onların etrâfına tutunun!” diye hepiniz… Aha şuna!.
Şimdi milletin çoğu uyuyor oğlum, uyuyor.
ALLAH rahatlık versin!.
Şöyle yanına şeyinden.
Efendim “adam Ramazan’da geliyor namaza, bir de bayramdan bayrama.”
Gelsin oğlum kafasını secdeye koyuyor mu, içinde nûr var mı bunun. Kınama onu kınama!.
Ya hiç kılmayan ya “Lâ ilâhe illallah” demeyen ne olacak?
“Elhamdulillah! Elhamdulillah!” ki başınızı şuraya koymak için geldiniz.
Ne mutlu size!
Kurban kelimesi ağam Arapça bir lakırdıdır.
Cem’i, “karaib”in cem’i ne lüzum var der “kurbanlar” deriz geçeriz.
Mânâsı “Etekarrebu bihi ilallah”
ALLAH’a yanaşmak usûlu bu.
Yakınlık. Kurbet kelimesinden müştaktır.
Mânâsı rahîm cihetiyle, hilmiyyet cihetiyle ALLAH’a yanaşmak.
Bunlar yapılmadan sonra yanaşamazsın ALLAH’a.
Abdest almadan câminin içine giremiyorsun.
Daha câminin içi, girdikten sonra ALLAH’a yanaşmak.
Neler olacak?
Elem neşrah leke sadrak.
Biz onun göğsünü yardık.
“Efendim nasıl? Mânen?”
Mânen değil mânen değil! Bıçak ile yardılar!.
“Nasıl bıçak?”
Bıçak ile bıçak!.
(Câmi içinde konuşanlara söylüyor: Konuşmaaa! Konuşmaaa!)
Makine yatağının arasına kum koymaya benzer.
Ben buradan kitaptan okumuyorum.
Kafamın arasına koydum mu, durur kafam.
Zâten o kadar akıl yok.
İşte durdu iki saat.
E lem neşrah leke sadrak(sadrake). Onun göğsünü yardık.
Bıçak ile yardı Cebrâîl Aleyhisselâm.
Ben kulum ben ameliyat yapıyorum da. Cebrâîl nasıl yapmaz?
“Efendim?”
Efendimi yok. İslâm’da Efendim yok.
“Eğer” kelimesi İslâm’da yasaktır.
Cenâb-ı Peygamber Efendimiz buyurmuştur.
“Eğer kelimesini kullanan münâfıktır!” demiştir. Hadis-i peygamberdir.
“Eğer şöyle olursa, eğer böyle olursa.”
Eğer yok. Kasıt gibi lakırdı var.
ALLAH’ın kaderi, evet böyle.
Yarılmış:
“E lem neşrah leke sadrak.
Ve veda’nâ ‘anke vizrak.
Ellezî enkada zahrak.
Ve refa’nâ leke zikrak.”
Anlatıyor anlatıyor da bunlar yapıldıktan sonra
“Ve ilâ RABBike ferğab…”
Ondan sonra ALLAH’a yanaş!.
İşte bu koyunu kesmek de ALLAH’a yanaşmanın bir yönüdür.
O halde dinde mânâsı nedir kurbanın?
Dinde mânâsı ibadet niyetiyle, fakire yardım niyetiyle değil.
Kavurma niyetiyle değil.
“Efendim Eskişehir’deki fakirler biraz et yesin!” diye değil.
Et yer hepsi ishal olurlar. Bırak sen onu!.
İbadet niyyetiyleeee.
Cenâb-ı ALLAH Rasûli Ekrem Efendimiz.
“Ve ilâ RABBike ferğab”
ALLAH’a nasıl yanaştı, nasıl etti: O usul üzere ibâdet niyetiyle vakt-ı mahsûsunda muayyen hayvanı kesip kanını akıtmaktır.”
(“Sen vakit geldi mi bana haber ver oğlum!” )
Kendisine fitre vâcib olan herkese kurban vâcibdir.
Bu vâcib şahsa aittir. Bizim ev halkına değil.
“Efendim param yok!”
Kesme!
“Param var!”
Kes!..
“Efendim kaç tane keseyim?”
Ne kadar kesebilirsen kes!..
Rasûlullah kesmiş mi? Kes!..
O halde vâcibdir. Vâcib neymiş?
Vâcib farz gibi açık ve kat’î bir delile dayanmayıp, farz gibi her anda olması lâzım olan şeye derler vâcib.
“Vâcibi işlemeyenler ne oldu? Ben yapmayacağım vâcibi.”
Azâba dûçar olurlar.
Sigaranı yakacaksın da maşan yok.
“Maşasız al!” diyecekler sana maşasız. Azab olur.
Kıyma yapılmazsın korkma, ALLAH rahîmdir.
“Edebsizlik yaptın, orda ateşi maşasız al!” diyecekler.
Azâba duçar olurlar.
İnkâr edenler, inkâr edenler büyük günah işlemiş olurlar, fakat dinden çıkmazlar haaa!.
Dinden öyle kolay kolay çıkmaz.
“Dinde vâcib yoktur” dersin!.”
O zaman tamam işte.
O zaman tam mareşal oldun, küfür mareşalı. Gittin!.
“Hâli vakti yerinde olup da kurban kesmeyen bizim câmimize yaklaşmasın!” diyor sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Şimdi bize bu kadar yeter kurban daha.
Ohooo onlar kurbanlar gider.
Bir zaman namazlar nasıl kılınır onu anlatacağım.
Şimdi Aziz Müslümanlar!
Lafı kes de beni dinle!.. Sesim kesildi!..
O da anamı üç gün evvel gömdüm.
Gömdüm anamı rahmetli oldu.
Herhalde sesim ondan kısıldı.
Ağlamadım. Neye ağlayacağım ALLAH’ın emri.
Hepimiz öleceğiz. “Her nefis ölümü tadacaktır.” Âyet var.
“Küllü nefsin zâikatu’l-mevt.”
Yavv bu en büyük teselli daha ne ağlayacaksın.
Ağladın mı ALLAH’a isyan olur.
Seksen altı yaşında gömdüm anamı.
Üzüntü oluyor insanda.
Üzüntü şu, kırk senedir hizmetinde sabahtan namaza kalktığı zaman hepinize nasib olsun.
Suyunu döker ayağını yıkardım işte başını tarardım, şunu ederdim!
Yaşlandıkça yemeğini yedirir her gün bu devam ederdi.
Şimdi o işten aylak kaldım emekliye ayrıldım. Üzüntüsü orada oğlum, üzüntüsü orada.
Onun için sesim kesildi.
Ama açılır yahut da açılmaz onun bileceği… ALLAH.
“Efendim ilaç al!”
Kes ilacı! İlaçlık iş değil bu.
Ağam bakarım ne vuruyor şeye.
Bir odun odun.
Odunu oyarlar. Şöyle makina ile.
Ondan sonra üzerine de kurumuş bir sinir, et siniri gererler.
Tel yaparlar ondan. Ne diyorlar buna saz oluyor, saz.
Ondan tatlı sesler çıkıyor.
Bir kamışı oyuyorlar, içine üflüyorlar.
Kamış âdeta konuşuyor.
İnsanda gönül olduğu için gönül.
Gönül, ALLAH’ın sevgili mahlûkudur.
Kâinat da insan için yaratıldı.
ALLAH da insan gönlünde, ALLAH da insan gönlünde ses şeklinde tecellî ediyor.
O halde bu vücud mukaddeslerin mukaddesi İlâhî bir lem’a bir nûr var içinde.
Vücud bu nûrun muhafazası içindir.
O vücûdu nasıl temiz tutmazsın.
Nasıl onu fenâ tutarsın oğlum, bunu düşünürsen.
Ama düşünmezsen o nûr yine oradadır.
Sabırlı olduğu için seni patlatmaz.
ALLAH, Es Sabûr’dur.
“Felancaya efendim edepsizlik yaptı yaptı yaptı bir şey vermedi.”
O senin sabrın tükendi de kızdın.
ALLAH’ın sabrı karşısında hiçbir şeydir o.
Kulak; kirli sözlere, dedikodulara açılırsa içeri kir dolar.
Göz; iğrenç manzaralara dönerse, gördüklerinin içindeki güzellikler çıkar ortadan.
Burun, güzel kokulardan ayrılırsa vücud taaffün eder, kokar.
Dil; ALLAH’ı ve onun güzelliklerini övmezse, güzellikten nasîbi kesilir.
Hiçbir şey göremez.
Dilin ile acıları yemesini bilmezsen lezzeti bilemezsin.
Dâima tatlı yiyen bir şey anlamaz.
Dilin paslı olduğu zaman suyun tadını bile alamazsın hasta olduğunda.
Mübârek suyun tadı değişir.
Dudak; ALLAH’ı eksik edersen dudaktan, nereden gelir nereye gittiğini bilemezsin haaa!.
Dudağında uçuk olursa, hani bazen uçuk olur.
Ananın elini anacağının, sevgilinin yüzünü, çocuğunun yanağını öperken hiçbir şey duymaz. Bir uçuk sana her şeyi.
Yâ yâ kalbindeki mânevî uçuk olursa ne olacaksın?
Serseri bile olamazsın. Serserilik de bir hünerdir.
Hepsinden ayrı ayrı tat vardır onlarda.
Böylelikle bütün yolların gittiği ana yol, gönlün bomboş kalır.
Nasıl kalır?
Adana’dan Ceyhan’ı, Seyhan Nehri’ni, Mezopotamya’dan Fırat-Dicle’yi, Mısır’dan Nil’i kaldırınız.
Anadolu yaylalarından pınarları kaldırınız.
Bir gözünüzü yumunuz.
Çorak olur çorak!..
İnsanın içinden bu mânevî ALLAH Sevgisini, Peygamber Nûrunu kaldırın atın insan bomboş çuval bile olamaz!.
Çuvalı beş liraya veriyorlar şimdi. Çuval bile olamaz.
Kafanın içindeki kandil, nûr söner. Gönül yurdu virâneye döner.
Kötülüklerin, fenâlıkların günahların bir değeri yok mudur?
Vardır, nasıl yoktur?
Çirkinlik, gurûru yener.
Böylelikle güzellerin başına gelen dertlerden uzak kalır.
Bir ağaç kışın kurur bahar geldiği zaman tekrar filiz vermeye başlar.
Yapraklarını göğe kaldırır.
Bilir ki ışık ve rızık gökten gelir.
Ne diyor size rızık gökten gelir âyet-i kerimesi?..”

Op. Dr. Münir Derman
21 Mart 1967 , Tekke Câmii.


Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Bir Sabah Sevgiyle Uyandır Beni

Acımın alnından öperek uyandır bir sabah beni dışarıda güneşi ve baharı yağarken yağmur. Yüreğimde bir müzikle uyandır beni tüy parmaklarını ağrıyan yerlerimde gezdir. Saçlarımdan zamanı geçirerek uyandır bir sabah. Sen günün şiiri ol, ben şarkını besteleyeyim. Sen narin bir nar fidanı gibi salın rüzgarda ben yanında yaralı bir dize gibi durayım. Aşk ve Şiirle barışan bir dünyaya uyandır bir sabah beni. Fikret Demirağ

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

YAPAY ZEKADA ŞİİRSEL KOMUTLAR GÜVENLİK AÇIĞI YARATIR MI?

Yapay zekada şiirsel komutlar güvenlik açığı yaratır mı? Petra Lambeck Yeni bir araştırma, şiir biçiminde yazılan komutların ChatGPT, Gemini ya da Claude gibi yapay zeka modellerini şaşırttığını gösteriyor. Hatta bazı durumlarda güvenlik mekanizmaları devreye bile girmiyor. İtalya'daki Icaro Lab'da yapay zeka konusunda çalışan araştırmacılar, elde ettikleri sonuçları şaşkınlıkla karşıladı. Amaçları, farklı dil stillerinin ve özellikle de şiir biçiminde yazılmış komutların, yapay zeka modellerinin yasaklı ya da tehlikeli içerikleri tanıma ve engelleme becerisini etkileyip etkilemediğini incelemekti. Yaptıkları çalışmalar sonucunda şiirin etkisi olduğunu buldular. Ancak bunun nedeni ise henüz tam olarak bilinmiyor. Araştırmacılar, "Adversarial Poetry" (karşıt şiir) başlıklı çalışmalarında, normalde yapay zeka dil modellerinin güvenliğini test etmek için kullanılan bir veri tabanından alınmış bin 200 potansiyel tehlikeli komutu şiir formuna dönüştürdü. Bu tür "adver...

Bir gün bu fotoğrafa geri dönmek isteyeceksin.

Dizlerde Başlayan Zaman Bir sandalye kadar eski bir hatıranın üstünde oturuyor çocukluğum. Adımı bilmiyorum, korkuyu da— ama bakışlarım sanki önceden görmüş gibi. Kollar sarıyor beni, dünya sert olmasın diye. O an kimse söylemiyor: “Bir gün bu fotoğrafa geri dönmek isteyeceksin.” Ayaklarım yere değmiyor, belki de bu yüzden bu kadar ağır geliyor hayat. Dizlerdeyken hafif olan insan, yere inince öğreniyor yalnızlığı. Sepya bir sessizlik çökmüş yüzüme. Gülmüyorum— çünkü bazı çocuklar önce susar, sonra büyür. Bugün aynaya bakarken o bebeği tanıyorum: Daha hiçbir şeyini kaybetmemiş ama her şeye hazır bir hâli var. ChatGPT  Bu fotoğrafta zaman yavaş. Henüz acele etmiyor hayat; kimse bir yere geç kalmıyor. Dizlerde oturan bir çocuk var ve dünya, onu tutan kollar kadar büyük. O kolların gücü bilgiden değil, sezgiden geliyor. İnsan, bazı şeyleri öğrenmeden de koruyabiliyor. Bebeğin yüzünde gülümseme yok. Ama hüzün de yok. Daha çok, susarak anlamaya çalışan bir hâl var. Sanki hen...

Hızırla Kırk Saat

1. bu çok sağlam surlu şehirden de geçtim beni yalnız yarasalar tanıdı az kalsın bir bağ bekçisi beni yakalayacaktı adım hırsıza da çıkacaktı her evde kutsal kitaplar asılıydı okuyan kimseyi göremedim okusa da anlayanı görmedim kanunlarını kağıtlara yazmışlar benim anılarım gibi taşa kayaya su çizgisine gök kıyısına çiçek duvarına değil kedi yavrularından başka -o da gözleri açılmamış olanlardan başka- el uzatmaya değer soluk alır bir nesne bulamadım bir gün daha öldü ey batıdaki mağaralar beni afyonunuz bağlasaydı da uyusaydım bu katı bu sert kente gelmeseydim bir kaç eski ölünün kemiğini fosforladım ışıklarını arttırdım bin yıl sonraki çocuklar için yaşlı bir adamın şapkasını düşürdüm karpuz kopardım dağdan taş yuvarladım ırmakta yıkandım ölümsüz çamaşırlar giyindim çivi yazısıyla yazılmış bir taşa oturdum yanımdan tak kuran işçiler ve turistler geçti çok eski bir şairin(ben miyim yoksa) taktım aklıma şöyle bir dörtlüğünü: "giydiklerin öyle ölüms...

UZAĞA FIRLATILMIŞ BABA DUYGUSU

Cahit Zarifoğlu’nun babası ile ilişkisi biraz acıklıdır, hüzünlüdür, tuhaftır. Babasına karşı duygusu uzağa fırlatılmış bir duygu olarak mevcudiyetini korur. Öfke kozasının içinde yaşayan, kimi zaman nefessizlikten ölmeye duran bir mevcudiyet… Babasının vefat ettiği 1978 yılının 1 Şubat’ında günlüğüne düştüğü cümleleri dikkatli okumakta fayda var. “ Babam vefat etti ” der birinci cümlede ve ikinci cümlede şunları yazar, “ yıllar önce. ” İki cümlelik günlüğün ikinci cümlesi düşündürücüdür. İster istemez akla şu sorular geliyor: 1 Şubat’ta ölen kim, yıllar önce ölen ne? Babası Niyazi Bey zeki bir adam. Zeki ve dindar. Fransızca ve Farsça bilen, Arapça anlayan, şiirler yazan, divan şiirine hâkim, hafızasının duvarlarında ezberlediği şiirler yankılanan bir adam. Aynı zamanda tarikat ehli. Sadık bir mürit. Nakşî. Gecelerini zikir çekerek ve ilahiler söyleyerek geçiren, gündüzleri cami kürsülerinde vaaz veren, edebiyatı bildiği kadar fıkhı da bilen, kültürlü ve ilim sahibi bir adam. Gençliği...

Muzaffer Ozak'tan Özlü Sözler

Dünyâda insana en çok azâb veren şey, meşrebine uymayan kişi ile berâber olmakdır... Bilmeden bulamazsın, bulmadan olamazsın!...Bilenler buldular, bulanlar oldular... Kişi sevdiğini çok zikreder! Allah hangi kulu seviyorsa ismini onun ağzından andırır... Müminler ölmezler, olurlar!..   Allah bahâ Allahı değildir bahâne Allahıdır... (Kullarını affetmek için bahâneler yaratır) Günahlarına ağla! Ağlayamıyorsan niye ağlayamıyorum diye ağla!.. İnsanın özünden gelmeyince, gözünden gelmez... Eskiden ferdî kölelik vardı... Şimdi milyonları köle ediyorlar haberleri bile olmuyor...  Kendine mezar hazırlama, kendini mezara hazırla!.. Allah'a muhtaç olduğun kadar ibadet et!..Ateşe dayanabileceğin kadar günah işle!.. Az ye temiz ye!.. Arif olanlar ömürlerinin her gecesini kadir bilirler... Allah'da yok olmayan, var olmaz!! Eserde kalma, müessire gel!  Esmâda kalma müsemmâya gel! Kelimede kalma ma'nâya gel! İlim, Hakk'ı bilmekdir, Allah'ı bilmeyen...

Râbia Hâtun Şiirleri

Pâyın sadâsı gelse de sen hiç gelmesen Men dinlesem kıyamete dek, vuslat istemem! Bulsam izinle semtini, ol semte irmesem Aşsam zamanı hasretin encâmı gelmeden * Aslı yok bir hayâldir cânân Şekl-ü-reng-î muhâldir cânân! Bulamazsın cihânı devr etsen. Bir görünmez cemâldir cânân! * Olsandı sen semâ, olsandı sen havâ, Alsamdı men senî dem dem, nefes nefes! Olsandı sen zaman, olsamdı men mekân, Eflâki dolduran bir aşk olurdu bes! * Bir kâsedir alav dolu gönlüm, yanâ yanâ Men tâ senün yanunda dahî hasretem sanâ! Yaşlar dökende söndüremez âteşimi sû: Sunsan elünle kaanumu içsem kanâ kanâ! * Bir bâde olsa, lezzeti sevdâya benzese; Bil dilber olsa, hasreti sahbâya benzese; Hicrân visâle tarziyye hissiyle yüz sürüp Demler çekince bülbül-i şeydâya benzese! * Bin mevsimi var, âlem-i dil başka bir âlem Bülbül gibi güller de o âlemde dem çeker Batmaz güneş, olmaz gece, geçmez dem-i vuslat Deryâsı da kevser gibidir; gıbta eder cem! * Cânân olaydı cânım, hicr...

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...