Ana içeriğe atla

Kurbanda Asıl Gaye Allah’a Yakınlaşmaktır

“Sonsuz semâları masmâvi bir nur ile dolduran ALLAHa hamd ederim!
Sabahın bu vaktinde yataklarından kalkıp Huzûr-u RABBâniye duran nûr yüzlü İslâm’lara salât u selâm ederim.
Aziz cemaat sesim biraz kesik onun için herhalde duyurmaya çalışacağım sesimi size.
Bu gün biliyorsunuz gök aylarından yani Cenâb-ı ALLAHın gökte seyreden ayına göre Zilhicce Ayıdır.
Zilhicce Ayının onuncu günü Hacılar Bayramı yahut Kurban Bayramı’dır.
Ben size;
Kurban şöyle kesilir, kurban böyledir”
bunları anlatacak değilim.
Hepiniz İslâm’sınız. Kurbanın ne olduğunu bilirsiniz.
İmâm-ı Yusuf, İmâm-ı Muhammed, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Ahmed’e göre sünnet-i müekkededir.
Yâni Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin terk etmediği bir âdettir kurban.
Diğer imamlara göre vâcibdir.
İster vâcib olsun ister şey, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz yapmış mı bunu?
Keseceksin!..”Efendim fakire et mi vereceğiz?.””Etinde değil oğlum, bir parça et ile insan doymaz.
Bu gün üç yüz dört yüz bin koyun kesilecek Hac’da.
O gün bu gün.
Oralara gidenler bilir.
Hepsi kumda karışır gider bunların. Yiyen yok. Eden yok.
Kesilmede iş!. Kan akmada.
“Kan akarsa ne olur?””
Onu söylersem, inan hepimiz çıldırırız.
Kes! Rasûlullah kesti. Kes sen bakma!.
Kanı akması lâzımdır ALLAH için.Kestikten sonra istersen sucuk yap, kavurma yap. Ne yaparsan yap!.
Eh işte ha sen fakire verirsin.
Asıl kan akmalıdır ALLAH için, kan akmalı, kan akmalı!.Dağıtmak müstehabtır, iyidir, dağıtırsınız.
Besmelesiz kesilen koyun da haramdır haaa.
Koyuna bir şey olmaz, Cebrâîl kucaklamıştır. Senin edebsizliğindir.
ALLAH’ın ismini anmadığın için,
“Yeme bunu!” emri çıkar.
Pislik sende, mübârek hayvana kabahat bulma!.Namaz için haram gün yoktur oğlum. İstediğin zaman kıl!.
Bâzı ibâdetler için vardır.
Meselâ bu bayramın dört günü oruç tutamazsın.
Niçin tutamazsın?
“Efendim hayvan gibi et mi yiyeceksin?”
Yok oğlum yok! Onların hikmeti hep söylenmez. Çıldırır insan.
ALLAH öyle kazıklar koymuş ki, manevî kazıklar:
“Onların etrâfına tutunun!” diye hepiniz… Aha şuna!.
Şimdi milletin çoğu uyuyor oğlum, uyuyor.
ALLAH rahatlık versin!.
Şöyle yanına şeyinden.
Efendim “adam Ramazan’da geliyor namaza, bir de bayramdan bayrama.”
Gelsin oğlum kafasını secdeye koyuyor mu, içinde nûr var mı bunun. Kınama onu kınama!.
Ya hiç kılmayan ya “Lâ ilâhe illallah” demeyen ne olacak?
“Elhamdulillah! Elhamdulillah!” ki başınızı şuraya koymak için geldiniz.
Ne mutlu size!
Kurban kelimesi ağam Arapça bir lakırdıdır.
Cem’i, “karaib”in cem’i ne lüzum var der “kurbanlar” deriz geçeriz.
Mânâsı “Etekarrebu bihi ilallah”
ALLAH’a yanaşmak usûlu bu.
Yakınlık. Kurbet kelimesinden müştaktır.
Mânâsı rahîm cihetiyle, hilmiyyet cihetiyle ALLAH’a yanaşmak.
Bunlar yapılmadan sonra yanaşamazsın ALLAH’a.
Abdest almadan câminin içine giremiyorsun.
Daha câminin içi, girdikten sonra ALLAH’a yanaşmak.
Neler olacak?
Elem neşrah leke sadrak.
Biz onun göğsünü yardık.
“Efendim nasıl? Mânen?”
Mânen değil mânen değil! Bıçak ile yardılar!.
“Nasıl bıçak?”
Bıçak ile bıçak!.
(Câmi içinde konuşanlara söylüyor: Konuşmaaa! Konuşmaaa!)
Makine yatağının arasına kum koymaya benzer.
Ben buradan kitaptan okumuyorum.
Kafamın arasına koydum mu, durur kafam.
Zâten o kadar akıl yok.
İşte durdu iki saat.
E lem neşrah leke sadrak(sadrake). Onun göğsünü yardık.
Bıçak ile yardı Cebrâîl Aleyhisselâm.
Ben kulum ben ameliyat yapıyorum da. Cebrâîl nasıl yapmaz?
“Efendim?”
Efendimi yok. İslâm’da Efendim yok.
“Eğer” kelimesi İslâm’da yasaktır.
Cenâb-ı Peygamber Efendimiz buyurmuştur.
“Eğer kelimesini kullanan münâfıktır!” demiştir. Hadis-i peygamberdir.
“Eğer şöyle olursa, eğer böyle olursa.”
Eğer yok. Kasıt gibi lakırdı var.
ALLAH’ın kaderi, evet böyle.
Yarılmış:
“E lem neşrah leke sadrak.
Ve veda’nâ ‘anke vizrak.
Ellezî enkada zahrak.
Ve refa’nâ leke zikrak.”
Anlatıyor anlatıyor da bunlar yapıldıktan sonra
“Ve ilâ RABBike ferğab…”
Ondan sonra ALLAH’a yanaş!.
İşte bu koyunu kesmek de ALLAH’a yanaşmanın bir yönüdür.
O halde dinde mânâsı nedir kurbanın?
Dinde mânâsı ibadet niyetiyle, fakire yardım niyetiyle değil.
Kavurma niyetiyle değil.
“Efendim Eskişehir’deki fakirler biraz et yesin!” diye değil.
Et yer hepsi ishal olurlar. Bırak sen onu!.
İbadet niyyetiyleeee.
Cenâb-ı ALLAH Rasûli Ekrem Efendimiz.
“Ve ilâ RABBike ferğab”
ALLAH’a nasıl yanaştı, nasıl etti: O usul üzere ibâdet niyetiyle vakt-ı mahsûsunda muayyen hayvanı kesip kanını akıtmaktır.”
(“Sen vakit geldi mi bana haber ver oğlum!” )
Kendisine fitre vâcib olan herkese kurban vâcibdir.
Bu vâcib şahsa aittir. Bizim ev halkına değil.
“Efendim param yok!”
Kesme!
“Param var!”
Kes!..
“Efendim kaç tane keseyim?”
Ne kadar kesebilirsen kes!..
Rasûlullah kesmiş mi? Kes!..
O halde vâcibdir. Vâcib neymiş?
Vâcib farz gibi açık ve kat’î bir delile dayanmayıp, farz gibi her anda olması lâzım olan şeye derler vâcib.
“Vâcibi işlemeyenler ne oldu? Ben yapmayacağım vâcibi.”
Azâba dûçar olurlar.
Sigaranı yakacaksın da maşan yok.
“Maşasız al!” diyecekler sana maşasız. Azab olur.
Kıyma yapılmazsın korkma, ALLAH rahîmdir.
“Edebsizlik yaptın, orda ateşi maşasız al!” diyecekler.
Azâba duçar olurlar.
İnkâr edenler, inkâr edenler büyük günah işlemiş olurlar, fakat dinden çıkmazlar haaa!.
Dinden öyle kolay kolay çıkmaz.
“Dinde vâcib yoktur” dersin!.”
O zaman tamam işte.
O zaman tam mareşal oldun, küfür mareşalı. Gittin!.
“Hâli vakti yerinde olup da kurban kesmeyen bizim câmimize yaklaşmasın!” diyor sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Şimdi bize bu kadar yeter kurban daha.
Ohooo onlar kurbanlar gider.
Bir zaman namazlar nasıl kılınır onu anlatacağım.
Şimdi Aziz Müslümanlar!
Lafı kes de beni dinle!.. Sesim kesildi!..
O da anamı üç gün evvel gömdüm.
Gömdüm anamı rahmetli oldu.
Herhalde sesim ondan kısıldı.
Ağlamadım. Neye ağlayacağım ALLAH’ın emri.
Hepimiz öleceğiz. “Her nefis ölümü tadacaktır.” Âyet var.
“Küllü nefsin zâikatu’l-mevt.”
Yavv bu en büyük teselli daha ne ağlayacaksın.
Ağladın mı ALLAH’a isyan olur.
Seksen altı yaşında gömdüm anamı.
Üzüntü oluyor insanda.
Üzüntü şu, kırk senedir hizmetinde sabahtan namaza kalktığı zaman hepinize nasib olsun.
Suyunu döker ayağını yıkardım işte başını tarardım, şunu ederdim!
Yaşlandıkça yemeğini yedirir her gün bu devam ederdi.
Şimdi o işten aylak kaldım emekliye ayrıldım. Üzüntüsü orada oğlum, üzüntüsü orada.
Onun için sesim kesildi.
Ama açılır yahut da açılmaz onun bileceği… ALLAH.
“Efendim ilaç al!”
Kes ilacı! İlaçlık iş değil bu.
Ağam bakarım ne vuruyor şeye.
Bir odun odun.
Odunu oyarlar. Şöyle makina ile.
Ondan sonra üzerine de kurumuş bir sinir, et siniri gererler.
Tel yaparlar ondan. Ne diyorlar buna saz oluyor, saz.
Ondan tatlı sesler çıkıyor.
Bir kamışı oyuyorlar, içine üflüyorlar.
Kamış âdeta konuşuyor.
İnsanda gönül olduğu için gönül.
Gönül, ALLAH’ın sevgili mahlûkudur.
Kâinat da insan için yaratıldı.
ALLAH da insan gönlünde, ALLAH da insan gönlünde ses şeklinde tecellî ediyor.
O halde bu vücud mukaddeslerin mukaddesi İlâhî bir lem’a bir nûr var içinde.
Vücud bu nûrun muhafazası içindir.
O vücûdu nasıl temiz tutmazsın.
Nasıl onu fenâ tutarsın oğlum, bunu düşünürsen.
Ama düşünmezsen o nûr yine oradadır.
Sabırlı olduğu için seni patlatmaz.
ALLAH, Es Sabûr’dur.
“Felancaya efendim edepsizlik yaptı yaptı yaptı bir şey vermedi.”
O senin sabrın tükendi de kızdın.
ALLAH’ın sabrı karşısında hiçbir şeydir o.
Kulak; kirli sözlere, dedikodulara açılırsa içeri kir dolar.
Göz; iğrenç manzaralara dönerse, gördüklerinin içindeki güzellikler çıkar ortadan.
Burun, güzel kokulardan ayrılırsa vücud taaffün eder, kokar.
Dil; ALLAH’ı ve onun güzelliklerini övmezse, güzellikten nasîbi kesilir.
Hiçbir şey göremez.
Dilin ile acıları yemesini bilmezsen lezzeti bilemezsin.
Dâima tatlı yiyen bir şey anlamaz.
Dilin paslı olduğu zaman suyun tadını bile alamazsın hasta olduğunda.
Mübârek suyun tadı değişir.
Dudak; ALLAH’ı eksik edersen dudaktan, nereden gelir nereye gittiğini bilemezsin haaa!.
Dudağında uçuk olursa, hani bazen uçuk olur.
Ananın elini anacağının, sevgilinin yüzünü, çocuğunun yanağını öperken hiçbir şey duymaz. Bir uçuk sana her şeyi.
Yâ yâ kalbindeki mânevî uçuk olursa ne olacaksın?
Serseri bile olamazsın. Serserilik de bir hünerdir.
Hepsinden ayrı ayrı tat vardır onlarda.
Böylelikle bütün yolların gittiği ana yol, gönlün bomboş kalır.
Nasıl kalır?
Adana’dan Ceyhan’ı, Seyhan Nehri’ni, Mezopotamya’dan Fırat-Dicle’yi, Mısır’dan Nil’i kaldırınız.
Anadolu yaylalarından pınarları kaldırınız.
Bir gözünüzü yumunuz.
Çorak olur çorak!..
İnsanın içinden bu mânevî ALLAH Sevgisini, Peygamber Nûrunu kaldırın atın insan bomboş çuval bile olamaz!.
Çuvalı beş liraya veriyorlar şimdi. Çuval bile olamaz.
Kafanın içindeki kandil, nûr söner. Gönül yurdu virâneye döner.
Kötülüklerin, fenâlıkların günahların bir değeri yok mudur?
Vardır, nasıl yoktur?
Çirkinlik, gurûru yener.
Böylelikle güzellerin başına gelen dertlerden uzak kalır.
Bir ağaç kışın kurur bahar geldiği zaman tekrar filiz vermeye başlar.
Yapraklarını göğe kaldırır.
Bilir ki ışık ve rızık gökten gelir.
Ne diyor size rızık gökten gelir âyet-i kerimesi?..”

Op. Dr. Münir Derman
21 Mart 1967 , Tekke Câmii.


Bu blogdaki popüler yayınlar

Divan Şiirinde Güneş

Kıyâmet günine benzer o meh-rûda mehâbet var Temâşâ-yı cemâline ne tâkât var ne kudret var Taşlıcalı Yahya Ol kâmet üzre ol hurşîd sûret Kıyâmet güni gibi pür-harâret Mesîhî Ol büt-i sîmîni gördüm sînesi billûr imiş Gün gibi başdan ayaga bir musavver nûr imiş Üsküblü İshak Çelebi Subh-dem yaturken ol meh üstüme geldi didi Üstüne gelmiş güneş sen dahı uyanmaz mısın Karamanlı Nizâmî Göz göre sensüz şeb-i târ oldı rûz-ı rûşenüm Kandasın ey âfitâb-ı âlem-ârâ kandasın Hayretî Açılur senden yana her gün gözüm nergisleri Âfitâbum hânenün câmı güne karşu gerek Taşlıcalı Yahya Ârâm idemez dil göricek sâgarı pür-mey Hurşîdi göricek nola raks eylese zerrât Hayâlî Meger bir subh kim ‘âlem gelini Boyar yüz reng ü âl ile elini Bürür gerçi başına al tuvagı Kılur nûrânî anı yüzi agı Arûs-i çarh pîrûze eyleyüp baht Urınur tâc-ı zer pîrûze-gûn taht Şeyhî Zînet itmiş kendüyi ol bî-vefâ dünyâ gibi Âsumânîler geyer mihr-i cihân-ârâ gibi Üsküpl...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

2026-2023 GÜVERCİN GERDANLIĞI'NDA YAYINLANAN PAYLAŞIMLAR ARŞİVİ

MAYIS 2026 HAYDİ GÜL KEDERLİ AŞIK Abdurrahman ed-Dahil'e Gazeli DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i) ZÜHEYR B. EBÎ SÜLMÂ’NIN MUALLAKASI VE İHTİVA ETTİ... TARAFE ŞİİRLERİ Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi AŞIKLAR KİTABI'NDAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA G... BİR ŞAKA YIKILAN DAĞLAR SEVGİLİM GÜZ ORMANI ZEYTUN, DÖNÜŞ KADER DENİZİ SENİN OMUZUNA YASLANMAK GÜNEŞ YARASI YÜREĞİNİ YEME DENİZLER DÖRT DUVAR DENİZ BALIĞININ ÖYKÜSÜ AŞIRI DÜŞÜNMEK Mahya Papağan Tebessüm MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI Gördükçe seni dir idi ey cân ölüyorım NİSAN 2026 Şikayet; Her şikayet hadisenin hakiki failinden de... PARILTI KEMAL SAYAR: RUHA CANLILIK VEREN ŞEY AZAR AZAR KAY... ...

BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i)

Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cevaplar veren, gülünç görünümlü, saf birisidir. Bir kısım kaynaklar onunla ilgili haberlerinde onu, ahmak, kalın kafalı, kötü huylu biri olarak tanıtmışlardır. el-Câhiz, ünlü eseri el-Beyân ve't-Tebyîn'de ahmaklarla ilgili örnekler verirken, şairin bir gün Abdulazîz b. Mervân'a bir methiye takdim ettiğini, bu methiye karşılığında halifenin ne dileğin varsa iste" demesi üzerine şairin kendisini, halifenin katibi olan İbn Zimâne'nin yerine geçirmesini istediğini, ancak halifenin buna tepki göstererek, onu hiçbir şey vermeden yolladığım anlatmaktadır. Yazar, Kuseyyir'in bu gerçekleşmesi mümkün olmayan isteğini ahmakça bulmuş ve eserinde örnek olarak vermiştir . Katiplikte hiç tecrübesi olmadığı halde kendini İbn Zimâne'nin makamına layık gören şairin şiirlerinden ve bazı rivayetlerden onun kendini beğenmiş bir ruh h...

KEDERLİ AŞIK

Sevgilim, sen kaybolduğunda dünyaya ıssızlık çöker Söyle bana ay parçam ne vakit doğacaksın Ruhum yok oldu uğrunda, özleminden Anlat bana can parçam bu hususta ne yapacaksın Gönlümün saadeti, esenlikte ve bollukta kalmandır Dünyadan bunun ile razı olurum ben Sana olan aşkımı misline katlasam beyhude değil Gözyaşlarımı senin için akıtsam ziyan değil Ki senden gayrısı karşıma çıksa dönüp bakmam Bana seslense dahi işitmem Annesinin nehre bıraktığındaki Musa gibiyim sanki Önceden süt anneler ona haram kılınmıştı hani Sanıyorum sevgilim onu tanıdığım gibi değil Aksi halde vuslatımıza engel olan mazeret nedir? Öfkeyle çekip gitti, görmeyeli oldu üç gün İşte bugün de dördüncü gün Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi Bense bu cefa karşısında bir hayli sabırlıyım Sevgilimin bana hoşnutça dönmesini umuyorum Lütfedersen ey habercim ona söyle “Aşığın darlık içinde, seninse affın geniş” diye Yemin ederim ne kavrulan kalbimin ...

Şikayet; Her şikayet hadisenin hakiki failinden de şikayettir.

Merhabalar. Duygularımız üzerinde konuşmaya devam ediyoruz. Bugün üzerinde duracağımız duygumuzun adı şikayet. İnsan bu hastalığa tutulduğu zaman her şeyden şikayet ediyor. Havadan bile şikayet ediyor, güneşten şikayet ediyor, var olmaktan şikayet ediyor, yaşıyor olmaktan şikayet ediyor. En küçük rahatsız edici konuları şikayet etmeden atlatamıyor. Başkalarından şikayet ediyor, kendi kaderinden şikayet ediyor. Cenabı Allah'ın takdir ettiği gelişmelerden şikayet ediyor. Dolayısıyla kaderden şikayet ediyor, kaderin onun hakkında indirdiği rahmetlerin miktarlarından şikayet ediyor. Büyük bir hastalık, isyanla akraba bir hastalık diyebiliriz. Her şikayet isyana akrabadır ve şikayetler birike birike insanı bir gün Allah'a isyana kadar taşıyabilir. Şikayet aslında şükür kavramının tam ters terazisine koyacağımız bir şeydir. Şükür varsa şikayet yoktur, şikayet varsa şükür yoktur. Her şükür bir şikayeti ortadan kaldırmaktadır, her şikayette bir şükre engel olmaktadır. İnsan bu manada a...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK: SON BEŞ YIL SÖYLE(N)DİKLERİM 1 (2026-2021)

MAYIS 2026 Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın * Bırak, zaman ne dilerse onu yapsın Kaderin hükmüne karşı gönlün rahat olsun * Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi * Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince acıların tuzağına takılmış kalmış Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş Ağacının ıssız dallarında silkindikçe Aşka gelip ağlamaktan güler Bürünüp abasına yüzü kapalı İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla Tüneyince sırtı kamburlaşır * çünkü okşayış kalıcıdır,  çünkü kaybolup gitmez, sizin, ey şefkatliler,  örttüğünüz yer; çünkü altında o saf  daimiliği hissedersiniz. Ve ebediyet beklersiniz âdeta  kucaklayıştan. * Kuseyyir uzağı göremeyen , olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır.  Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cev...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

おしまいにするはずだった恋なのにしりきれとんぼにしっぽがはえる

「寒いね」と話しかければ「寒いね」と答える人のいるあたたかさ (『サラダ記念日』) Soğuk, değil mi? Diye  Seslenince,  ‘Soğuk (Ben de üşüdüm.)!’  diye  Cevap veren bir insanın olmasının  Verdiği sıcaklık.  Machi Tawara Çeviri: Ayşe Nur Tekme 

Şiirlerden yağan yağmurlar

Bir yağmur damlasına çizdim o küçük gölün kıyısında bana verdiğin ilk öpücüğü… Şemsiyenin ucu yırtıyordu bulutları Özkan Mert Her yağmur tanesini bir melek indirirken yeryüzüne Mevlana İdris Zengin Üzünçlerle dolu yağmur gözyaşları gibi düşüyor acıklı dünyanın üzerine Jorge Luis Borges sana yaz yağmurlarından selâm getireceğim Bünyamin Durali iyi şeyler de vardır hayatta iyi şeyler de… karın yağması, yağmurun ıskalamaması gibi iyi şeyler… Beşir Sevim Size kendimden bahsediyorum doktor Biraz yağmur kimseyi incitmez. Kemal Sayar Ustaların bir kaçı atladıktan sonra, tüm korkularını bir kenara bırakıyor acemi yağmur damlaları.. Sen hala düşmekten korkuyorsun.. Düşsel yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa kökleri toprağı saramaz olur üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan Ahmet Erhan yitirdim cebimdeki bütün adresleri yağmurlar, yağmurlar ortasında kaldım aklımı boğacak o selleri ben kendi damarlarımda yarattım Ahmet...