Ana içeriğe atla

yusuf ile zeliha

I.
Gözümün açıldığı yerde durdun Yusuf
Zambağa uçurum sesi dilediğim andan geldin

O bensem eğer
İki zümrüt kesiğindeki kıpırtı
Ellerine vurgun elmaların harını
Sevdim de Yusuf yanakalan canımı
Seni kimselere göstermek istemedi içim

Hep ırakta kıldın kendini Yusuf
Bana yalnızca güzelliğinin acısını verdin
Bundandır sana öyküler biçtiğim

Düştüğüm yeri kendime de söylemedim
Kopan zambak yapraklarından ellerim

Bağışlanma dilemeyen Zeliha benim


II.
Dedim ki, güneşe dönen bir çiçeğim
Toprak gibi kabarmakta benim de ellerim
Ve karnım ve göğüslerim ve erguvan tenim
Denizkızı olsam senin çölünde dökülecek sanki
Yok sayılmaktan pul pul kalmış bedenim

Oysa istediğim yalnızca bir ovaydı dolaşmak için
Ve sen, senin ıssızlığın, güzelliğin örtbas ettiği
Kendimi sığdırmak için iyiydi


III.
Bir riyayı açığa çıkarmaktan başka nedir
Elmayla bıçağın sınanmamış ellere ikramı?
Acımı güldürmek için kesmek istedim
Bedenlerinde akmayan kadınları

Çıplak elli kölenin okşayıp sardığı
Bacaklarımdaki hercai lekelerden geçiyor

Bir kuşun ölmeye varmak için çırpınan kanatları


IV.
Öyle çok sustum ki, ismim alnımdan utandı
Kumları anca bir fitne fesatta birleştirip
İsmim sandılar Yusuf,
Çığlığım koskoca bir kaya olup
İçinde artık savrulmayan kumları sakladı
Çölde her taneciğin bir diğerine eş olduğu
O sarı, o sonsuz memlekette
Kaya demledim Yusuf
Ahım, bir aşka yorumlandı

Susmaktan geldim ve şimdi
Babil'in dillerinde hep anılmak için
Atsan üzerimden lanetten örtümü
Açığa çıkacak olan, o Zeliha benim

V.
Bunca ıssız kılmasalardı
Yeknesak kum tepelerinde benliğimi
Konuşmak için
Bir kendimi isteyecektim

Herkes kavmini arar Yusuf
Ben de kardeşlerinin attığı kuyuda
Çınlayan sesi şarkı, dilediğim
Bir kölenin çığlığıydı


VI.
Kimine güneş düşer bu dünyada
Kimine yalnızca güneş tozları

Elbet biliyordum kocamın adının nereye yazıldığını
Lâkin seni görünce elimdeki çizgiler değişti
Zeliha diyorlar bana, yedi soyunun laneti
Kocan, sarayın, başında tacın neyine yetmedi?

Denize karışan akarsu, yitirir nehirden gömleğini
Karşılığı yanlış yerlerde aranmış yeteneksiz bir sevgi


VII.
Aziz cariyelerin peşinden giderken
Kayıtsız ve mağrur susardım, ben ki
Her sevişmenin ardından törenler için geriye kalan

Nene yetmedi Zeliha, nene yetmedi?

Öyle sessizdi ki kalbim
Yusuf'tan bir şarkı işledim
Sonra sonra nakkaşı oldum kendimin
Yaradan akan kan sıcaktı, tanıdıktı
Çaresiz adına Yusuf dedim

Nasıl arzuladım bilemezsin
Laneti bile gümüşten peçeyi
Kocam artık gözkapaklarımda
İki demir, iki sinsi külçeydi

VIII.
İsyanımı dindiremeyen zümrüt
Balığını beslemeyen Nil nehri sözlerin
Dilini bir kere düğümleme de öyle söyle
Bedenime koca mülkü diyen sen misin?

Sana biçtiler yüzümdekini
İsyanımdan döl aldım Yusuf, o mor fettan ışık haresini
Güneşte ekin vermek için, bir senin gözlerini...
Yine de bir canı gövdesinde yeşerten benim
Bedenimi bir başka bene mesken kılmak için

Bahanemsin.

IX.
İşte çarşafta solan ilk kana kadardır
Benim bir kocadaki hükmüm:
Yanım sıra yürü
Peşim sıra düşün.

Aziz,
Yaz günü üzerimde sık örgülü, kalın bir hırka
İnadımdan değil çaresizliğimden
Dolaştım bir ağızdan bir başkasına

Yusuf!
En çok sendeki leke yakışıyordu bana

Çünkü güllerin yazgısı bir seyredilmek değil.
Dünyayı ister gün boyu güller,
Ve bu, köklerini derinden incitir.

Avuçlarımdaki bu ter isteği,
Anımsayamadığım kokuna iliştirdiğim karanfil
Saçlarına vurgun kadehim hâlâ sıcak ve eskil

Köklerim bir sana dolandığı yerden incelir.

X.
Erişilmeyenden korunmak için
Söz kayanın cevherinde kaldı
Başkalarından öğrenmediğim tek tutkuyu
Senin bedeninde söyledim
Yusuf, bedenine söyledim

Oysa sende yaşayan bir canım olmadı hiç benim
Gözlerinde ışıyana soysuz bir perde biçtin
Başkasının kadını dedin bana: Benim değilsin!

Sen parmak izim
Usanıp aynanın kırılganlığından
Ve eni sonu bir eşya olmasından
Güzelliğe cemalinden bakmak istedim


XI.
Su ürkmedi, kırlangıç geçmedi aramızdan
Ama nasıl, nasıl atarım bu kayalık sahili içimden
Söyle denizi kumun içinde nasıl özlemem?

Dileğim, şu an bir göz odanın içinde.
Seninle herhangi şeyler
Bir an gözlerinde benim gölgem

Kalbimin güvercinine bakan cefa
Kanımda günbatımısın sen

XII.
Keşfetmeye çalışırken canın sakladığını
Oyuncaklarını kıran, dağıtan
Niyeti kutsal, ettiği lanetli
Gürültücü bir çocuktum belki de

Yastığımın altına bir gül dikeni alıp yatıyorum Yusuf
Lanetlendiğim günü anmak için yine de.

Özlem Sezer

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...