Ana içeriğe atla

Betül Mardin'den Kadınlara Öğütler

1. Her sabah spor yapacaksın. Günaşırı filan değil evladım. Her sabah.

2. Hep çalışacaksın. Üreteceksin. Beynin meşgul olacak, hep koşturman gereken işler olacak.

3. Günceli takip edeceksin. Haber izle, dergi, kitap, gazete oku. Gündemi yakala. Her konuda kendini update et. Yeni çıkan kitapları da bil, yeni açılan lokantaları da, bu sene moda olan renkleri de.

4. Evlilik ise şart değil, kafanı takma. Gerekli de değil. Hatta şöyle söyleyeyim: One problem less! (Bir problem eksik!)

5. Çocuk meselesine gelince... Ha işte, burada akan sular duruyor. Yapabiliyorsan yap. Birini bu kadar çok sevmek, onun sorumluluğunu taşımak sadece onu değil, seni de mutlu eder. Doğurmayacaksan, evlat edin. O zaman da senin çocuğun değişen bir şey yok. Evlat edinmeyeceksen de, manevi çocuğun olsun, birini okut, geleceğini şekillendirmesine yardımcı ol.

6. Günde bir kere et ye. Mutlaka her öğün sebze ve meyve ye. Kusura bakma, ben tatlı severim. Tatlıdan uzak dur diyemeyeceğim!

7. Ölümden sonra yaşamak istiyorsan, günlük tut. O küçük notlar, hem kendi hayatının tanıklığı, hem de yarına kalan bir bilgi kaynağı. Mesela benim babam, hiç düşünmeden 60 sene boyunca her gün Ece Ajanda'sına o gün olanları yazmış. Hâlâ açıp okuyorum ve çok faydalanıyorum.

8. Olumlu olacaksın.

9. Bazı şeyleri kabul edeceksin. Bütün kadınların seni sevmesine imkân yok! Demek ki bazı kadınlara dikkat edeceksin.


10. Erkeklere gelince, aynı anda birkaçını sevmeyeceksin. Ama onların böyle bir yeteneği ve şerefsizliği olduğunu bileceksin!!





Ben şanslıyım. 87 yaşında bir hayat gurusunun sadece gelini değil, arkadaşıyım da. Yaptığımız sohbetlerden çok şey öğreniyorum. Betûl Mardin’in hayata bu kadar bağlı olması bana yol gösteriyor. Onda her şeyin çözümü var. Çözemeyeceği bir şey yok. “Hayat o kadar komplike değil, hallederiz, yaparız, sıkma canını” kadını o! Bu olayların üzerine çıkabilme gücü, bana güven veriyor, sağlık sorunları olsa dahi hâlâ bütün aileyi o bir arada tutuyor. Her cumartesi mutlaka babaannenin evine gidiliyor, eski albümler çıkıyor, hikâyeler anlatılıyor. Bütün bunları da insanı baymayacak şekilde, son derece eğlenceli bir biçimde yapıyor. Bu röportaj yine o sohbetlerin birinden çıktı...


Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz?

-87’yim! Ama bir türlü kendimi yaşlı gibi hissetmeye başlayamadım. Sanki orta yaşlıyım. Sanki  yapacağım daha çok şey var...

E harika...

-Hâlâ üniversitede ders veriyorum, hâlâ çalışıyorum. Ama zaman zaman bazı şeyleri unutuyorum. Allah’tan unuttuğumu unutmuyorum. Fark edince, kendimle de, herkesle de dalga geçiyorum. Oğluma, “Evladım, senin adın ne? Sen kimsin!” diyorum. Yüzünde bir şaşkınlık oluyor ama sonra benim hınzır gülümsememi görüyor, durumu çakıyor. Bu yaşa gelince şunu idrak ediyorsun: Korkacak hiçbir şey yok. Her şeyin çözümü var. Hayatta telafi edilmeyecek, geri alınmayacak hiçbir şey yok. Ölüm dışında. Ben de unutmamak için, akıl defterime notlar alıyorum. Herkese de tavsiye ederim. Bir ajandanız olsun, o güne dair birkaç satır yazın, sizi etkileyen kişileri, olayları, duygularınızı, yapacaklarınızı, hayallerinizi, hedeflerinizi... Bir de şu aralar, hayatla ilgili kolay hatırlanacak ve işe yarayacak sözler bırakmak istiyorum gençlere.

Nasıl yani? Öğütler mi?

-Yok canım. Öğüdü kim takar? Kim kimin öğüdüne uymuş ki. Öğüt cıssss! İçselleştirebilecekleri, işlerine yarayabilecek, “Ya evet haklı aslında!” diyecekleri sözler. Kafamda hep o var. Durmadan kitap karıştırıyorum, en kolay nasıl anlatabilirim diye...

Mesela neyi anlamalarını istiyorsunuz?

-“Hayatını sen ele al” demek istiyorum, “Sen yönlendir. Sen şekillendir, yoksa senin yerine bir başkası yapar!” Ben 35 yaşındayken, 50’ye kadar hayatımı planlamıştım. Her şeyi yapamazsın hayatta. Bazı şeyleri kafadan eleyeceksin! Bazı yerlere de gitme kardeşim! Her şeye saldırma. Bazı alanlarda hiç olma. Mecbur da değilsen...

Ne yapabileceksen onu yap...

-Hah aynen! Çıldırma... Dağılma... Patikanda kal... Ama “Yapacağım!” dediklerini de en iyi şekilde yap! Kalbinle yap...

Ne yani! Siz, kendi hayatınızı oya gibi işlediniz mi?

-Evet, işte bu! Çocukken konuşamıyordum. Bu benim en büyük travmalarımdan biri, yıllar sonra konuşmaya başlayabildiğimde kekeliyordum. Bu beni hem ezdi hem hırslandırdı. Bu eksiklik bana planlamayı, kendimi korumayı ve hayatımı ele almayı öğretti. Aynanın karşısına geçip kekelemeden konuşmaya çalışıyordum. İnsanların yüzüne nasıl bakmalıyım, nasıl gülmeliyim. Bunları hep çalıştım ben. Tamam bir yere kadar kendini hayatın akışına bırakacaksın ama sen rüzgârda savrulan bir yaprak da değilsin, planlamak gerekiyor. Tamamen plansız da yaşarsan saçmalıyorsun. Bazılarının hayat gayesi olabilir bu, benim değildi.

Aslında, “Kendinizi çalışın! diyorsunuz...

-“Benim yolum buydu!” diyorum. Aklına her eseni yapmaya kalkışırsan, dağılıyorsun. Yapmak istediklerine karar ver ve onlara yoğunlaş. Benim gibi kekeme olman da gerekmiyor ama yokluk seni hırslandırıyor. Gençlere üzülüyorum, her şeyleri var. Her şeyi olan insan neye ulaşmak ister? Kendini kanıtlamak ister mi? Ben çok istedim...

Sizin hayatınızda birkaç dönüm noktası var. 70’li yıllarda kalçanız kırılıyor. Çivi takılıyor ama ameliyat başarısız oluyor. Londra’ya gidiyorsunuz, tekrar ameliyat, bir nebze iyileşiyorsunuz ama bu sefer de bacağınız kısa kalıyor... Ondan sonra da bastonlu, topuzlu, hep pantolon giyen Betûl Mardin imajı doğuyor!

-Evet, o kadını ben yarattım aslında. Bilinçli olarak. Biraz da mecburiyetten. Nasıl bir imaja sahip olmak istiyorsam bir kâğıda tek tek yazdım. Topuz seviyordum, ağır ve asil bir hava veriyordu. Ve kolaydı. Çünkü saçlarım dümdüzdür, zor baş etmek, sürekli berbere gidip şekil verdirmem gerekiyordu. Topuzla, işi kökten hallettim ve doğal rengine bıraktım. Saçımla uğraşmaktan kurtuldum. Sonra baktım ki, etek giymekle filan da uğraşmak istemiyorum. Her gün saatlerce bugün ne giysem diye düşünmek istemiyorum. Bacaklarım da problemli zaten, pantolona geçtim. Bir de pantolon aktif bir görüntü verir. Ama en şık pantolonları arar, bulurdum, “Ne yaparsan, iyi yapacaksın!” Bana yakışmayan parçaları asla giymedim. Ve tabii bastonum. Çünkü dikkatli yürümem gerekiyordu, kemiklerimle hep sorunum oldu. Hem işe yaradı hem de farklı bir hava verdi.

Aile...

-Hayattaki en önemli şey. Gençken bunun farkına varamıyorsun. Zaman içinde ne kadar esaslı bir şey olduğunu anlıyorsun. Birlik olmak önemli. O karşılıksız sevgiyi hissetmek önemli. Ben büyürken aile çok mühimdi. Biz masaya 16-17 kişi otururduk. Büyükbabam masanın başında olurdu. Biz de yaşımıza göre sıralanırdık. Eğer zayıfsak, ki ben öyleydim, yanına oturturdu. En büyük korkumdu! “Gene zayıfladın sen, gel!” derdi. Sıkıysa yeme! Sağında karısı otururdu, solunda misafir varsa o. Tam karşısında da oğlunun oğlu. Yani erkek torun. O ramazan iftarlarını, sahurlarını, bayram yemeklerini hiç unutmuyorum. Hepsi rahmetli oldu. Geriye bir ben kaldım. Dedem, hoş, havalı, esprili bir adamdı. Devrin en önemli adamlarından biriydi. Ben bütün ailemi bilirim. Bak bunu da çalıştım. Kim kimdir, annemin soyu kimlerden gelmiştir, babamın soyu kimlerden gelmiştir. Aile şeceremiz var. İnsanın dedesinin dedesinin kim olduğunu, ne iş yaptığını bilmesi iyi bir şey. Ve bunu öğrenmek elimizde. Ama tabii meraklı olmak, biraz araştırmanız gerekiyor. Aile büyüklerini dinlemeyi sevmek gerekiyor. Onları bilmek demek, kendini bilmek demek, herkese tavsiye ederim.

Gençken, 87 yaşına ulaşabileceğiniz aklınıza geliyor muydu?

-Ne yalan söyleyeyim hayır! 87 yaşına kadar yaşayabileceğimizi düşünmüyordum! Bir de gençken, insanların çok kitap okuyacaklarını zannediyordum. O konuda yanılmışım. Çünkü büyükannem ve büyükbabam çok kitap okurdu. Kitap okumak bir ölçüydü. Klasikleri filan okumamış olmak demek, olacak şey değildi. Ben de 10 küsur yaşında çoğunu hatmetmiştim. Hâlâ birkaç kitabı aynı anda okuyorum. Gerçi “Yaşlandığımda bol zamanım olacak, daha çok okuyacağım!” falan diyordum. Öyle olmadı. Şimdiki gençliğin okumaması beni üzüyor, sosyal medya iyi ama kitabın yerini tutmaz, insana o derinliği vermez ki!

Benim annem, “Yaşlanmak iyi bir şey değil!” diyor...

-Çünkü dışın eskiyor, ambalaj yıpranıyor! Ağrılar oluyor. Ama inan iyi tarafları da var. Seni şaşırtan az şey oluyor, her şeyi yaşamış oluyorsun. Her şey hakkında bir fikrin oluyor. İyidir büyümek, gelişmek. Torunlarını görebilmek.

İyi yaşlanmanın yolu ne?

-Bunun cevabı da bana göre ‘planlamak.’ Ona göre yiyorsun, içiyorsun, kendine bakıyorsun. Ben baktım mesela. Sporumu, jimnastiğimi hiç ihmal etmedim. Hep iyi şeyler yedim. Kendime özen gösterdim. Donanımlı olabilmek için yatırım yaptım.

En çok nelerden mutlu oldunuz?

-Çocuklarım ve torunlarım. Ailem yani. Bir de tabii mesleğim. Mesleğimin Türkiye’de kabul görmesi, saygıyla karşılanması ve hasbelkader benim tarafımdan başlatılmış olması, halkla ilişkiler deyince akla geliyor olmam, müthiş bir onur.

Bir kadın için olmazsa olmazlar...

-Çocuk güzel bir şey. Çünkü bir eser yaratıyorsun. Ve o eseri görüyorsun. Kendini de görüyorsun o eserde, kötü yanlarını da, iyi yanlarını da. Ama tabii herkesin kendi kararı. İnsanların çocuğu olacak, olmalı diye bir şart yok. Ama öyle büyük bir mutluluk ki, tarifi yok, böyle bir şansları varsa tepmesinler.

Nasıl erkeklerden kaçsınlar peki?

-Çalışmalarına izin vermeyen, hükmeden erkeklerden... Gerçi kendi ayakları üzerinde durmak isteyen, yani ne istediğini bilen kadının zaten böyle erkeklerle işi olmaz. Tabii, kız çocuklarını kimseye bağımlı olmayacak şekilde yetiştirmek gerekiyor. Bence en önemli şey bu. Bir kadın eğer başkasına muhtaç hissediyorsa, bu kötü...

Ama sizin babanız sizin üniversiteye gitmenizi istememiş...

-Evet, istemedi. “Bacağına, erkek bacağı değmesin!” dedi. Çalışmamı da istemedi. Robert Kolej’den sonra üniversiteye devam edemedim. İlk evliliğimi yaptım, Haldun’la evliyken de onun oyunları dışında bir şeyde çalışmadım. Ne zaman hayatımdan kocalar çıktı, ben özgür oldum. 40’ımdan sonra kimseyi dinlemedim ve çalışmaya başladım. Sonradan çok güzel mektuplar yazdı, “Seninle iftihar ediyorum kızım!” diye...


Bir Ayşe Arman röportajı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

AŞIRI DÜŞÜNMEK

Aşırı düşünme (overthinking) günümüzde çoğumuzun muzdarip olduğu, bizi adeta bir bataklık gibi içine çeken, enerjimizi tüketen ve içsel huzurumuzu bozan, işlevsel olmayan bir eylemdir. Araştırmalarında özellikle kadınların aşırı düşünmeye erkeklerden daha yatkın olduğunu bulan Susan Nolen-Hoeksema “Aşırı Düşünen Kadınlar” adlı kitabında, yıllarca yaptığı bu araştırmalara dayanarak kadınlar özelinde bu eylemi derinlemesine incelemekte ve çözüm yolları sunmaktadır.  1.BÖLÜM: BİR SALGINA DÖNÜŞEN AŞIRI DÜŞÜNME EYLEMİ Aşırı düşünme çoğu zaman bize bir fayda sağlamayan, aksine olumsuz duygu ve düşüncelerin altında ezildiğimiz bir haldir. Bu düşünüp durma hali, problem çözme becerimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkilediği gibi ilişkilerimizin ve ruhsal sağlığımızın bozulmasında da rol oynar. Nitekim kadınların depresyon ve kaygı gibi problemleri yaşama olasılığı erkeklere göre iki kat fazladır ve aşırı düşünme eğiliminin bu durumun nedenlerinden biri olarak gösterilmesi mümkündür. Yaza...

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi

sana her geldiğimde ölüm hissiyle kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi geri veriyorsun hayata beni saçlarımdan ve gözlerimden öperek ayrılığın oğulusun sen ağacın toprakta gördüğüsün seni ben ufalayamam sen ben dağıtamam ben sana hiç kıyamam seni toprak çürütsün ağacın toprakta gördüğüysem bilirim dal ile toprak arasını da Mehmet Can Doğan