Ana içeriğe atla

Betül Mardin'den Kadınlara Öğütler

1. Her sabah spor yapacaksın. Günaşırı filan değil evladım. Her sabah.

2. Hep çalışacaksın. Üreteceksin. Beynin meşgul olacak, hep koşturman gereken işler olacak.

3. Günceli takip edeceksin. Haber izle, dergi, kitap, gazete oku. Gündemi yakala. Her konuda kendini update et. Yeni çıkan kitapları da bil, yeni açılan lokantaları da, bu sene moda olan renkleri de.

4. Evlilik ise şart değil, kafanı takma. Gerekli de değil. Hatta şöyle söyleyeyim: One problem less! (Bir problem eksik!)

5. Çocuk meselesine gelince... Ha işte, burada akan sular duruyor. Yapabiliyorsan yap. Birini bu kadar çok sevmek, onun sorumluluğunu taşımak sadece onu değil, seni de mutlu eder. Doğurmayacaksan, evlat edin. O zaman da senin çocuğun değişen bir şey yok. Evlat edinmeyeceksen de, manevi çocuğun olsun, birini okut, geleceğini şekillendirmesine yardımcı ol.

6. Günde bir kere et ye. Mutlaka her öğün sebze ve meyve ye. Kusura bakma, ben tatlı severim. Tatlıdan uzak dur diyemeyeceğim!

7. Ölümden sonra yaşamak istiyorsan, günlük tut. O küçük notlar, hem kendi hayatının tanıklığı, hem de yarına kalan bir bilgi kaynağı. Mesela benim babam, hiç düşünmeden 60 sene boyunca her gün Ece Ajanda'sına o gün olanları yazmış. Hâlâ açıp okuyorum ve çok faydalanıyorum.

8. Olumlu olacaksın.

9. Bazı şeyleri kabul edeceksin. Bütün kadınların seni sevmesine imkân yok! Demek ki bazı kadınlara dikkat edeceksin.


10. Erkeklere gelince, aynı anda birkaçını sevmeyeceksin. Ama onların böyle bir yeteneği ve şerefsizliği olduğunu bileceksin!!





Ben şanslıyım. 87 yaşında bir hayat gurusunun sadece gelini değil, arkadaşıyım da. Yaptığımız sohbetlerden çok şey öğreniyorum. Betûl Mardin’in hayata bu kadar bağlı olması bana yol gösteriyor. Onda her şeyin çözümü var. Çözemeyeceği bir şey yok. “Hayat o kadar komplike değil, hallederiz, yaparız, sıkma canını” kadını o! Bu olayların üzerine çıkabilme gücü, bana güven veriyor, sağlık sorunları olsa dahi hâlâ bütün aileyi o bir arada tutuyor. Her cumartesi mutlaka babaannenin evine gidiliyor, eski albümler çıkıyor, hikâyeler anlatılıyor. Bütün bunları da insanı baymayacak şekilde, son derece eğlenceli bir biçimde yapıyor. Bu röportaj yine o sohbetlerin birinden çıktı...


Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz?

-87’yim! Ama bir türlü kendimi yaşlı gibi hissetmeye başlayamadım. Sanki orta yaşlıyım. Sanki  yapacağım daha çok şey var...

E harika...

-Hâlâ üniversitede ders veriyorum, hâlâ çalışıyorum. Ama zaman zaman bazı şeyleri unutuyorum. Allah’tan unuttuğumu unutmuyorum. Fark edince, kendimle de, herkesle de dalga geçiyorum. Oğluma, “Evladım, senin adın ne? Sen kimsin!” diyorum. Yüzünde bir şaşkınlık oluyor ama sonra benim hınzır gülümsememi görüyor, durumu çakıyor. Bu yaşa gelince şunu idrak ediyorsun: Korkacak hiçbir şey yok. Her şeyin çözümü var. Hayatta telafi edilmeyecek, geri alınmayacak hiçbir şey yok. Ölüm dışında. Ben de unutmamak için, akıl defterime notlar alıyorum. Herkese de tavsiye ederim. Bir ajandanız olsun, o güne dair birkaç satır yazın, sizi etkileyen kişileri, olayları, duygularınızı, yapacaklarınızı, hayallerinizi, hedeflerinizi... Bir de şu aralar, hayatla ilgili kolay hatırlanacak ve işe yarayacak sözler bırakmak istiyorum gençlere.

Nasıl yani? Öğütler mi?

-Yok canım. Öğüdü kim takar? Kim kimin öğüdüne uymuş ki. Öğüt cıssss! İçselleştirebilecekleri, işlerine yarayabilecek, “Ya evet haklı aslında!” diyecekleri sözler. Kafamda hep o var. Durmadan kitap karıştırıyorum, en kolay nasıl anlatabilirim diye...

Mesela neyi anlamalarını istiyorsunuz?

-“Hayatını sen ele al” demek istiyorum, “Sen yönlendir. Sen şekillendir, yoksa senin yerine bir başkası yapar!” Ben 35 yaşındayken, 50’ye kadar hayatımı planlamıştım. Her şeyi yapamazsın hayatta. Bazı şeyleri kafadan eleyeceksin! Bazı yerlere de gitme kardeşim! Her şeye saldırma. Bazı alanlarda hiç olma. Mecbur da değilsen...

Ne yapabileceksen onu yap...

-Hah aynen! Çıldırma... Dağılma... Patikanda kal... Ama “Yapacağım!” dediklerini de en iyi şekilde yap! Kalbinle yap...

Ne yani! Siz, kendi hayatınızı oya gibi işlediniz mi?

-Evet, işte bu! Çocukken konuşamıyordum. Bu benim en büyük travmalarımdan biri, yıllar sonra konuşmaya başlayabildiğimde kekeliyordum. Bu beni hem ezdi hem hırslandırdı. Bu eksiklik bana planlamayı, kendimi korumayı ve hayatımı ele almayı öğretti. Aynanın karşısına geçip kekelemeden konuşmaya çalışıyordum. İnsanların yüzüne nasıl bakmalıyım, nasıl gülmeliyim. Bunları hep çalıştım ben. Tamam bir yere kadar kendini hayatın akışına bırakacaksın ama sen rüzgârda savrulan bir yaprak da değilsin, planlamak gerekiyor. Tamamen plansız da yaşarsan saçmalıyorsun. Bazılarının hayat gayesi olabilir bu, benim değildi.

Aslında, “Kendinizi çalışın! diyorsunuz...

-“Benim yolum buydu!” diyorum. Aklına her eseni yapmaya kalkışırsan, dağılıyorsun. Yapmak istediklerine karar ver ve onlara yoğunlaş. Benim gibi kekeme olman da gerekmiyor ama yokluk seni hırslandırıyor. Gençlere üzülüyorum, her şeyleri var. Her şeyi olan insan neye ulaşmak ister? Kendini kanıtlamak ister mi? Ben çok istedim...

Sizin hayatınızda birkaç dönüm noktası var. 70’li yıllarda kalçanız kırılıyor. Çivi takılıyor ama ameliyat başarısız oluyor. Londra’ya gidiyorsunuz, tekrar ameliyat, bir nebze iyileşiyorsunuz ama bu sefer de bacağınız kısa kalıyor... Ondan sonra da bastonlu, topuzlu, hep pantolon giyen Betûl Mardin imajı doğuyor!

-Evet, o kadını ben yarattım aslında. Bilinçli olarak. Biraz da mecburiyetten. Nasıl bir imaja sahip olmak istiyorsam bir kâğıda tek tek yazdım. Topuz seviyordum, ağır ve asil bir hava veriyordu. Ve kolaydı. Çünkü saçlarım dümdüzdür, zor baş etmek, sürekli berbere gidip şekil verdirmem gerekiyordu. Topuzla, işi kökten hallettim ve doğal rengine bıraktım. Saçımla uğraşmaktan kurtuldum. Sonra baktım ki, etek giymekle filan da uğraşmak istemiyorum. Her gün saatlerce bugün ne giysem diye düşünmek istemiyorum. Bacaklarım da problemli zaten, pantolona geçtim. Bir de pantolon aktif bir görüntü verir. Ama en şık pantolonları arar, bulurdum, “Ne yaparsan, iyi yapacaksın!” Bana yakışmayan parçaları asla giymedim. Ve tabii bastonum. Çünkü dikkatli yürümem gerekiyordu, kemiklerimle hep sorunum oldu. Hem işe yaradı hem de farklı bir hava verdi.

Aile...

-Hayattaki en önemli şey. Gençken bunun farkına varamıyorsun. Zaman içinde ne kadar esaslı bir şey olduğunu anlıyorsun. Birlik olmak önemli. O karşılıksız sevgiyi hissetmek önemli. Ben büyürken aile çok mühimdi. Biz masaya 16-17 kişi otururduk. Büyükbabam masanın başında olurdu. Biz de yaşımıza göre sıralanırdık. Eğer zayıfsak, ki ben öyleydim, yanına oturturdu. En büyük korkumdu! “Gene zayıfladın sen, gel!” derdi. Sıkıysa yeme! Sağında karısı otururdu, solunda misafir varsa o. Tam karşısında da oğlunun oğlu. Yani erkek torun. O ramazan iftarlarını, sahurlarını, bayram yemeklerini hiç unutmuyorum. Hepsi rahmetli oldu. Geriye bir ben kaldım. Dedem, hoş, havalı, esprili bir adamdı. Devrin en önemli adamlarından biriydi. Ben bütün ailemi bilirim. Bak bunu da çalıştım. Kim kimdir, annemin soyu kimlerden gelmiştir, babamın soyu kimlerden gelmiştir. Aile şeceremiz var. İnsanın dedesinin dedesinin kim olduğunu, ne iş yaptığını bilmesi iyi bir şey. Ve bunu öğrenmek elimizde. Ama tabii meraklı olmak, biraz araştırmanız gerekiyor. Aile büyüklerini dinlemeyi sevmek gerekiyor. Onları bilmek demek, kendini bilmek demek, herkese tavsiye ederim.

Gençken, 87 yaşına ulaşabileceğiniz aklınıza geliyor muydu?

-Ne yalan söyleyeyim hayır! 87 yaşına kadar yaşayabileceğimizi düşünmüyordum! Bir de gençken, insanların çok kitap okuyacaklarını zannediyordum. O konuda yanılmışım. Çünkü büyükannem ve büyükbabam çok kitap okurdu. Kitap okumak bir ölçüydü. Klasikleri filan okumamış olmak demek, olacak şey değildi. Ben de 10 küsur yaşında çoğunu hatmetmiştim. Hâlâ birkaç kitabı aynı anda okuyorum. Gerçi “Yaşlandığımda bol zamanım olacak, daha çok okuyacağım!” falan diyordum. Öyle olmadı. Şimdiki gençliğin okumaması beni üzüyor, sosyal medya iyi ama kitabın yerini tutmaz, insana o derinliği vermez ki!

Benim annem, “Yaşlanmak iyi bir şey değil!” diyor...

-Çünkü dışın eskiyor, ambalaj yıpranıyor! Ağrılar oluyor. Ama inan iyi tarafları da var. Seni şaşırtan az şey oluyor, her şeyi yaşamış oluyorsun. Her şey hakkında bir fikrin oluyor. İyidir büyümek, gelişmek. Torunlarını görebilmek.

İyi yaşlanmanın yolu ne?

-Bunun cevabı da bana göre ‘planlamak.’ Ona göre yiyorsun, içiyorsun, kendine bakıyorsun. Ben baktım mesela. Sporumu, jimnastiğimi hiç ihmal etmedim. Hep iyi şeyler yedim. Kendime özen gösterdim. Donanımlı olabilmek için yatırım yaptım.

En çok nelerden mutlu oldunuz?

-Çocuklarım ve torunlarım. Ailem yani. Bir de tabii mesleğim. Mesleğimin Türkiye’de kabul görmesi, saygıyla karşılanması ve hasbelkader benim tarafımdan başlatılmış olması, halkla ilişkiler deyince akla geliyor olmam, müthiş bir onur.

Bir kadın için olmazsa olmazlar...

-Çocuk güzel bir şey. Çünkü bir eser yaratıyorsun. Ve o eseri görüyorsun. Kendini de görüyorsun o eserde, kötü yanlarını da, iyi yanlarını da. Ama tabii herkesin kendi kararı. İnsanların çocuğu olacak, olmalı diye bir şart yok. Ama öyle büyük bir mutluluk ki, tarifi yok, böyle bir şansları varsa tepmesinler.

Nasıl erkeklerden kaçsınlar peki?

-Çalışmalarına izin vermeyen, hükmeden erkeklerden... Gerçi kendi ayakları üzerinde durmak isteyen, yani ne istediğini bilen kadının zaten böyle erkeklerle işi olmaz. Tabii, kız çocuklarını kimseye bağımlı olmayacak şekilde yetiştirmek gerekiyor. Bence en önemli şey bu. Bir kadın eğer başkasına muhtaç hissediyorsa, bu kötü...

Ama sizin babanız sizin üniversiteye gitmenizi istememiş...

-Evet, istemedi. “Bacağına, erkek bacağı değmesin!” dedi. Çalışmamı da istemedi. Robert Kolej’den sonra üniversiteye devam edemedim. İlk evliliğimi yaptım, Haldun’la evliyken de onun oyunları dışında bir şeyde çalışmadım. Ne zaman hayatımdan kocalar çıktı, ben özgür oldum. 40’ımdan sonra kimseyi dinlemedim ve çalışmaya başladım. Sonradan çok güzel mektuplar yazdı, “Seninle iftihar ediyorum kızım!” diye...


Bir Ayşe Arman röportajı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...