Ana içeriğe atla

Haçlı Savaşlarında Bir Ahmet

1. Ahmet ... sen hiç yaşadın mı adından ayrı
    dipsiz bir kuyuya atılan yadataşı nasıl
    düş kurar uykusunda gizli gizli
    eski bir toprağın öyküsüydü
    zamana karışan yaşlı gözleri

    ve dualı su dökmüşlerdi başlarından aşağı
    kesilsin diye çocukların korku nöbeti

2. Kente indiğinde dikelmişti önünde şövalye bıyıkları
    testere tekerlekli arabalar geçmişti yaralıların üzerinden
    Ahmet ... sen hiç yıkandm mı ölünden ayrı
    kınsız bir kılıca bulaşan kan nasıl
    büyür sevdalarda dudaklardan karınlara

    ve sevişemeyecek kadar yorgun kadınlar 
    ağıtlar yakmışlardı kara yazgılarına

3. Bir masaldan çalınan zehirli yüzük
    parmaktan parmağa büyüsünü taşıdıkça
    Ahmet ... sen hiç utandın mı göğünden ayrı
    İnce mumlu rahibe ilahilerinde nasıl
    kanatlanır bunca öç bunca acı

    ve zulüm adına dikilen heykellerde 
    unutma tanrıların günahını


Sabahattin Yalkın

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

İmam-ı Şâfiî'nin Şiirlerinden Seçmeler

BIRAK GÜNLERİNİ DİLEDİĞİNİ YAPSIN Bırak günleri dilediğini yapsın Razı ol hükmedince kader Gecelerin musibeti sabrını taşırmasın Bâki değil dünyadaki zorluklar Güçlü bir adam ol, korkuların üstünde Ahlâkın müsamaha ve vefa Kusurların çoğalsa da tüm mahlukatta Örtüsü olması seni sevindirir yine de Cömertlikle setret ki her ayıbı Örter denilir cömertlik Sakın gösterme düşmanlarına zillet Belâdır üzüntünle onları sevindirmek Cimriden yardım umma Ateşte susayan için su yok Rızkını eksiltmez ağırdan alış Ve artırmaz hırsla çabalamak, yorulmak Ne hüzün devam eder ne sevinç Ne sıkıntı, ne rahatlık Eğer kalbin kanaatkarsa Farkın yok, başkası dünyaya sahip olsa Kimin inerse meydanına ölümler Ne gök korur onu, ne de yer Allah’ın mülkü geniştir ama Feza daralır hükmettiğinde kader Aldırma vefasız günlere hiç Fayda vermiyor ölüme ilaç GAM Ne zenginlik içinde olan bilir fakirliğin tadını Ne sağlam bedenli biri hasta gibidir Ne yoksulluklar vardır ki, örtülüdür üstü onurla Ne zaruretler memnuniyet a...

ana, baştan başlayayım, beni yine kundakla

Güvercin Gerdanlığı Twitter Arşivi - 2011 Ağustos 2011 Yazar Anne Michaels, adı Kış Mezarı, çeviri Elif Günay, yayıncı Doğan Kitap, sevdiren Esra Yalazan. "Hiçbir şey, zamanı geçmiş kadar yiyip bitirmiyor." ...mutluluk süregiden bir duygu değildir, zaman zaman hissedilir. sahip olunduğu hatırlanır. İki kişilik zannedilen ilişkinin arkasında geniş, kocaman bir ailenin olduğu fark edilmeye başlanır...." "...Derken rüya biter! Unutulan ötelenen dünya ve içindekiler geri gelmeye başlar. Bir anne ve babaya, erkek ve kız kardeşlere "Birini unuttuktan sonra bile mutluluklarının ya da hüzünlerinin sesini hatırlayabiliyorsun,bedeninde hissedebiliyorsun." Başka bir insanoğluna aşık olmanın ne demek olduğunu unutmamalıyız. Çünkü bir kere unutuldu mu, bir daha asla hayal bile edilemez. Gözümde yaşlarla ayrıldım... Yüreğimi bıraktım, yegane yüreğimi. Ondan isteyerek vazgeçmedim "... ana, baştan başlayayım, beni yine kundakla ." (Kış Mezarı...

Dalgınlık

Bir pencere açıldı kitabımın sayfasında El sallayarak sen göründün, Satırlar takım takım evinin önünde Ne güzel bu küçük askerler... Fakat kayboluyorsun pencereden Şimdi ağlıyor bütün harfler... Sonra birden beliriyorsun Elinde nakışlı mendilin, gülümsüyorsun Ve başlıyorsun konuşmağa Sesin ağlamaklı, Sesin yumuşak, Anlattıklarına karışıyor kitabın anlattıkları.. Nahit Ulvi Akgün

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Adam ve

Adam ve.... Kimseye, belli bir mesafeden fazla sokulan bir adam olmadım hiç. Kimseye sokulmadığım gibi, kimsenin de, bana yaklaşmasına izin vermedim.. Hayır , asık suratlı filan değilim. Zaten , insanın, duvar örmek için ,yüzünü asmasına bile gerek yok. Bir tavır, bir söz, bir soruya verdiğin sıradan bir cevap bile, seninle diğer insanlar arasına kalın bir duvar örebiliyor. “Gidiyorum buradan” dediğimde, yüzlerindeki ifadeyi unutamam.. Delirdiğimi düşünüyorlardı sanırım. Ama hiç biri bunu söyleyemedi. Ya da belki, bu tamamen benim hüsn’ü kuruntumdu. Yani belki de gidişim, kimse için bir şey ifade etmediği için, bu kadar kayıtsız kalmışlardır, bilemiyorum. Sadece, Korhan ; -sanırım O da ,çocukluk arkadaşım olduğu için, bu kadar pervasızca konuşabiliyordu benimle- gecenin yarısı telefon edip, bir sürü laf saydı: - Oğlum , deli misin sen? - Neden? - Manyak mısın oğlum.? Düzenini kurmuşsun, işin var gücün var. E, halin vaktin de fena sayılmaz. Zorun ne şimdi? - Korhan, boğuluyo...

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

sadece edip cansever kalsa şairlerden

                                                                          cansever'in "salıncak"ına hayranlıkla bu gerçekten böyle mi olur allahım gerçekten kaldıramaz mıyız ölümü bir süreliğine ikinci bir emre kadar vazgeçemez miyiz aklımızın çeperlerinden, suratımızın asıklığından bi yolu yok bi yolu yok bi yolu yok diye üç kez korkutarak bağırdığında meleklerin aziz petrusa, tebernuşa, ebuzere aliye soracaklarım bittiğinde, kapandığında defterim dönecek bir evim, uğrayacak bir arkadaşım, elini tutacak bir kadınım kalmadığında özlemediğimde şurup kokan, tütsü kokan bir çeşit şehvet, bir çeşit şiddet kokan özlemediğimde artık şair nedimin çıkmaz sokağındaki o küçücük pencereyi bu gerçekten böyle mi allahım, denizlerle karaların, mutsuz kadınlarla mutsuz adamların, batıyla doğunun yerlerini değ...

Bir ağaç bir mezartaşını yutuyordu çarşıkapıda

Sen mezarım olsaydın mışıl mışıl uyurdum içinde. Oruç Aruoba Sevmeliyiz mezartaşlarını biz, Çünkü yalnız onlar bizi yâd eder. Ahmet Kutsi Tecer Bir mezar gibisin sen artık, bakmadan Geçip gidiyoruz kibirlim, önünden. Rufinus Bir kuş yaşıyordu bende. Bir çiçek dolanıyordu kanımda. Yüreğim bir kemandı. ... (Burada bir kuş yatıyor. Bir çiçek. Bir keman.) Juan Gelman Bütün hoşçakallar, Mezar taşlarında saklıdır. Kazınmıştır ince ince, Ama derin derin yazılmıştır. Mezar taşları gibidir hayatım, Mahcup, boynu bükük, sakin. Bir ırmak gibi sessizdir adımlarım, Bir fatihaya muhtaç gibidir lakin. Yağız Gönüler Öldüğün vakit harikulâde bir hava vardı Mezarlık o kadar güzeldi ki Hiç kimse mahzun olamadı Philippe Soupault Artık bana hiçbir şey söylemeyeceksin Hiç ama hiç Bir sürü adam çiçekler getirdi Nutuklar bile söylendi Ben hiçbir şey söylemedim Seni düşündüm. Philippe Soupault İpleri kesik artık uçurtmaların insan yiyen otlar çıkar ...

Sincabın Sakladığı Sözcükler

yalnızca şiirin ayaklarıyla bulabilirim evin yolunu tek gerçek şiirsel duygu derin hüzündür onun içinde tomurcuklanır gülümseme gözyaşı olur damlar kahkaha sağduyu dedikleri yakıp yıkıyor her şeyi bir gün dönüp arkama baktım hiçbir şey yoktu görünürde tarihin yüreğidir eyleme geçen düşüncedir şiir ışık ile gölgeden ses ile sessizlikten doğmuş yaratıklardır şiirler gecenin imleridir sözcükler gölgeleridirler düşüncenin kağıttan bir kışlada kötülükten de kötüsü korkaklığın aldığı ürpertici öçtür kötülüğün kurbanlarından heyecanın acımasızlığı değil acının öfkeli yüreğidir karşıt yıldızlar gibi bizi alevlendiren boş sokaklardaki kimsesiz güzellikte dünya ile çakışması gerekmez sanatın ama dünyadan kaynaklanması gerekir yalın ve güzel bir şey söylemek isterdim nesnelerin ışığı kestiği yerde oluşan gölgeler üstüne otların nasıl büyüdüğünü rüzgarın nasıl estiğini bildiğim yerlerde oturuyorum en çok her şey yapılmış değildir daha ama olan her şe...