Ana içeriğe atla

Lodos

Batıya doğru sıradağlarına kavuşuyor açık deniz. 
Çıldırtıyor bizi solumuzda esen lodos, 
bu, eti kemiğinden ayıran rüzgâr. 
Çam ağaçlarının, harnupların arasında evimiz. 
Kocaman pencereler. Kocaman masalar 
yazmak için sana seslendiğim mektupları: 
Aylar boyu yazdığımız ve ayrılığı dengelemek için 
ayrılığın yüreğine attığımız mektupları. 

Sabah yıldızı, gözlerini indirince sen, 
yaraya sürülen yağdan daha tatlıydı, 
daha neşeliydi damağa değen soğuk sudan 
daha durgundu kuğunun kanadından 
saatlerimiz. 
Senin avucundaydı yaşamımız. 
Acı ekmeğinden sonra gurbetin, 
ak duvarın önünde durursak geceleyin 
yoluna bağlanan umut gibi yaklaşır bize sesin 
ve bu rüzgâr gene biler
sinirlerimizin üzerinde bıçağını. 

Hepimiz aynı şeyleri yazıyoruz sana 
ve susuyor ötekinin karşısında herbirimiz 
bakarak herkes kendi adına o aynı dünyaya 
karanlığa, sıradağlardaki ışığa
ve sana. 
Kim sökecek yüreğimizden bu acıyı? 
Bir sağnak boşandı dün akşam ve bugün 
gene bulutlu gökyüzü. 
Dünkü sağnağın çam pürenleri gibi düşüncelerimiz 
yığılmışlar kapımıza, yararsız, 
yeniden dikmek istiyorlar bir yıkılmış kuleyi. 

Bu yıkık köylerde 
lodosa açık bu burunda 
seni gizleyen sıradağlarla önümüzdeki, 
kim hesaplayacak unutma kararımızı bizim için? 
Kim kabul edecek sungularımızı bu güz bitiminde?

Neyi arıyor ruhlarımız böyle çıktığı yolculuklarda 
hurda gemilerin güvertelerinde 
sıkışarak solgun kadınların, ağlayan çocukların arasına, 
ki ne kırlangıç balıkları, ne de direklerin 
uçlarıyla gösterdiği yıldızlar avutabilir onları. 
Yıpranarak silinmiş gramofon plaklarından 
var olmayan tapınmalara istemeden bağlı 
yabancı dillerde kırık dökük düşünceler mırıldanarak 
neyi arıyor böyle çıktığı yolculuklarda ruhlarımız? 

Neyi arıyor böyle yolculuklarda ruhlarımız 
çürük teknelerde 
dolaşarak bir limandan öteki limana? 

Taşıyarak parçalanmış taşları, her geçen gün 
biraz daha güçlükle soluyarak çamların serinliğini, 
yüzerek sularında kâh şu denizin 
kâh bu denizin 
ilişkisiz 
kimsesiz 
artık ne bizim 
ne de sizin olan bu yurtta. 

Biliyorduk, güzeldi adalar 
rastgele gittiğimiz yerin yakınlarında bir yerde, 
biraz aşağıda ya da biraz yukarda, 
belki de burnumuzun dibinde.

Liman eski, bekleyemem artık 
ne çamlık adaya giden dostu 
ne çınarlı adaya giden dostu 
ne de denize açılmış olanı. 

Pas tutmuş topları okşuyorum, kürekleri okşuyorum 
gövdem dirilsin de karar verebilsin diye. 
Yalnızca öteki fırtınanın
tuzuyla kokuyor branda bezleri. 

Tek başıma kalmak istedimse, yalnızlıktı 
aradığım, böyle bir bekleyişi aramadım, 
ne ruhumun ufuklarda parçalanmasını, 
ne de bu çizgileri, bu renkleri, bu sessizliği. 

Geri götürüyor gecenin yıldızları beni 
çirişotları arasında ölüleri umutla bekleyen Odisseus'a. 
Çirişotları arasında demir atınca burada 
bulmak istiyorduk yaralı Adonis'i gören geçidi.

Ülkemiz kapalı, hep dağ dört bir yanımız
çatı olarak basık bir gökyüzü, gece-gündüz. 
Irmaklarımız yok, kuyularımız yok, pınarlarımız yok, 
yalnızca bir kaç sarnıç, üstelik boş, 
ses yankılanır içlerinde, taparız onlara. 
Kof, ölü bir ses, tıpkı yalnızlığımızın benzeri, 
tıpkı sevdamız gibi, gövdelerimiz tıpkı. 
Şaşıyoruz, evlerimizi, kulübelerimizi, ağıllarımızı 
bir zamanlar nasıl yaptık diye acaba. 
Taze çelenklerle, yüzüklerle düğünlerimiz 
çözülmez bilmeceler oluyorlar ruhumuza. 
Nasıl doğdu, nasıl büyüdü çocuklarımız acaba? 

Ülkemiz kapalı. İki Simplikades
kapıyor onu, kapkara. Hava almaya 
inince pazar günleri limanlara, 
çürümüş teknelerini görürüz bitmemiş yolculukların 
parıldarlar batan güneşin aydınlığında, 
görürüz bu artık sevişmeyi unutmuş vücutları.

Bir zamanlar ay gibi donardı kanın; 
tükenmez gecede kanın 
açardı ak kanatlarını 
kara kayaların, ağaç gölgelerinin, evlerin üzerine 
çocukluğumuzdan artakalan azıcık ışıkla.

Yorgo Seferis

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Su

Set çek seline yavaş yavaş ilerle damla damla birik. Ak geç ıslattığın kayalardan: duraksama - uçurur güneş seni. Atla takıldığın çavlanlardan: duraksama - savurur rüzgar seni. Aldırma kumlara, çakıllara: çöker onlar dibe nasılsa - ilerle yavaş yavaş birik damla damla set çek seline. Oruç Aruoba

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle Değiştirmeye alıştılar İnsanlar başka insanların hayatını Bir hezaren sandalye midir hayat Dizip kaldırmaya alıştılar İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar Yelin üflediği yaprak mıdır onur Yürek arsız otlar gibi ayak altında Tanımıyor kimde kimseyi Ve kendini tanımak istemiyor İnsan tanımazsa kendini insan Nasıl varolabilir Bu yüzden dünya hey koca dünya Dönüyor bir ölüler ülkesine Susanlar şimdilik Oyunun dışına düşenler Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar Gün kıyamete erdiğinde Gülten Akın

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Şiirim

Bir veda havasında bu gece gökyüzü yere değecek gibi yıldızlar, kulaktan dolma korkularla deprem bekler gibi ketum kaldırımlar. … Upuzun gecemin sabah içtimasında güneşe tekmili kaytarmışım senden belli namlusu paslı bir uykuda.. Sanki yitirmişim seni sol yanımda sağlam bir sancı. Birkaç kaburgam, seni korumak için feda etmiş kendini. Şiirim.. İncinmişliğim.. Sen düştüğünde aklıma Kepenk kapıyor hüzünler. Pervasız bir çocuk erik çalıyor bahçemden. Cemre düşüyor ayazıma, salkım salkım sözler topluyorum gönül bağımda; tomurcuk gülücükler çiçek açıyor hırkamda. Şiirim.. Eril halim.. Bedeninin kuytularında doğup göğsümü kundaklayan acz yangınım.. Şiirim.. Lal kalbim.. Boşa yanan cümlelerim. 1-3 nöbetlerinde öykündüğüm, huzurlu uykum. En üst rafta kurulmayı bekleyen, çocukluk düşüm.. Sessiz kalma haklarına sığınıyor mevsimler. Oysa hep sulhtan bahsediyor gülüşün. Şiirim.. Esaretim.. Bağımlılık halim. Senden başka herşeyi görme zorundalıklarında, ...

Şiirde Açan Gelincik Çiçekleri

Hayat hikayem mi? Tarlaların kıyısındaki gelincikler. Süreyya Berfe sandınız ki haz içindeydim şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik tasasız yaşayıp gidiyordum; dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların uzun saplı gelinciklerin donattığı yaz ırmağı kıyılarında yalıncak! Ahmet Uysal Bir sap gelincik iki taş arasında Bulmuş da boyunu uzatan hızı, Sallanır durur çiçeğiyle rüzgarda; Bütün gelinciklerden daha kırmızı… Metin Altıok Senin resmini yaparken Parlak kırmızıyla laciverti Birbirine karıştırıyorum. Söyle bana ey gelincik Toprakta ne al, ne lacivert, Ne kırmızı, ne de sarı varken Sen nasıl boyuyorsun böyle Çiçeğinin yapraklarını?.. Nakagawa Kazumasa gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelin...

Bir Göl Nasıl Uyandırılır

bir göl nasıl uyandırılır bilmem neresine dokunulur bir taş atsam korkup sıçrar mı bilmem bir göl nasıl uyandırılır düş mü görür kabus mu acaba saati mi belki derindir uykusu balıkları kırılır bir göl nasıl uyandırılır bilmem beni karşısında görmek istermi rüzgar eğmişse kaşlarını kapısı mı vurulur yorgunsa nasıl kıyılır bir göl nasıl uyandırılır Ali Ural