Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Masalcı

Masalcı, bize bir masal anlat hiç bitmesin Eski zamanların insanlarını 1001 gece masallarını Ghoul'un kızı Lunja'yı Ve Sultan'ın oğlunu anlat Masal anlat bize yeniden Bizi bu dünyadan çok uzaklara götürecek Masal anlat bize yeniden Herkesin yüreğinde yer edecek Anlat ve unuttur yaşımızı Farzet ki genciz Bize cennet ve cehennemden bahset Ve hayatı boyunca hiç uçamamış bir kuştan Çözmemizi sağla Nedir bu hayatın anlamı? Masalcı, sana nasıl anlattılarsa öyle anlat Ne eksik ne fazla Ki biz de içinde olalım onun Bu zamanı unutturmak için anlat Bizi zamanın birinde bırak راوي يا راوي حكي حكاية مادابك تكون رواية حكي لي على ناس الزمان حكي لي على ألف ليلة وليلة وعلى لنجة بنت الغولة وعلى ولد السلطان حانجيتك مانجيتك دنا بعيد من هادي دنيا حاجيتك ماجيتك كل واحد منا في قلبه حكاية حكي وانسى بلي احنا كبار في بالك رانا صغار حكي لنا على الجنة حكي لنا على النار على طير عمره ما طار فهمنا معانى الدنيا يا راوي حكي كما حكوا لك ما تزيد ما نقص من عن...

6000. Paylaşım

Aşk Şiiri Bu bedeni ben taşıyacağım yıllar yılı Sen arkamdan geleceksin.. Ben yorgun düşeceğim aşkdan Kalbimi sen yükleneceksin... Aynur Şakman Çağrı Dergisi / Sayı 20 / Ağustos 1959

Bir Yabanînane

Iğdır'da büyümeyi bırakmış Kardeş bir yabanînane düşünüyordu. Aynı arz dairesinde New-York, San Fransisco, Çin ve Japonya vardı. Hepsi de gayet yakınlarındaymış gibi Iğdır'dakini görüyorlardı. Çin'de birtakım yabanînaneler vardı ki Iğdır'dakini düşünerek büyüyorlardı. Sonra nehirler vardı dünyada steplere doğru akmak isterlerdi Dünya son derece büyüktü, nerde başlar, nerde biter, bilinmezdi Ama bu mühim değildi, Öyle topraklar vardı mesela pırıl pırıldı Öyleleri de vardı ki karanlık mı karanlık. Topraklar ki bir gökyüzü altında kayar dururdu Ağaçlar, nehirler kayar dururdu. Ama öyle insanlar vardı ki dünyada, Yeryüzünün bir köşesinde büyüyen buğdaylarla yürekleri, Beraber durur Beraber atardı. Yine öyle nehirler, öyle ağaçlar, öyle insanlar vardı ki dünyada Dünyasız olamazlardı. Bir karınca doğsa cihanda Bilmelilerdi. Ölse, Bilmelilerdi. Öyleleri de vardı ki Paris'te işçilere haksızlık ediyorlar diye yas tutarlardı Her şeyin bir hayatı vard...

Öykü

İşsizlik kötü şey vesselam. İşsizliğin kötü olduğunu da yalnız aç kaldığım zamanlar, düşünüyorum. Can sıkıntısından bunaldığım sıralarda da düşünsem ya. Olmuyor. Bu bahçeye de hep böyle zamanlarımda gelirim. Neden acaba? Etraftakilerin de çoğu işsiz. Bu bahçe sadece kaderleri bu yolda ortak olanları mı çekiyor dersiniz. Olabilir. Vakit öğleyi geçiyor. Açlıktan bahsettim ama pek de aç değilim. Bununla beraber, neden bilmem, etrafımdakilerden utanıyorum. Herkesin yemeğe gittiği bir saatte benim, parasız pulsuz buralarda dolaşmam bir suçmuş gibi geliyor bana. Boş sıralardan birine oturdum; düşünmeye başladım. Bereket versin sigaram var. O da olmasa felaket. Bilmem ne dağındaki petrol arama kampında bir iş teklifi etmişlerdi. Gitseydim kötü mü olurdu sanki. Enayilik işte, parayla pulla değil ki. Bir odam olurdu, hiç olmazsa; ev kirası düşünmezdim. Sabahları acı kahvemi içebilir, öğle, akşam yemeklerini kampın tabldotundan yiyebilirdim. Tabldotu düşünür düşünmez karnım guruldamaya başla...

Yaz Kalbiyle Gelir

Yaz kalbiyle gelir aramıza. Çocukça bir nazla hızlanan suskun ve acemi dudaklara.. Yağmuru ve bulutu tutar, gölü efsunlar, soğuk bir bahçe tadı bırakır gözlerin kilitlendiği bîçare dakikalara.. O kalp üşüten haz, her sabah rûha değen netameli sıyrık; ürpertir dili ve dilin içinde yırtılan kasveti.. Bütün gece bir mahzen sızısıyla mayalanan niyâz! Yolar sıcağın esmer tenini; tan vakti hâtıraya sinen ağlama ve kahkaha birikintilerini.. Balkonda bir kıpırtı olsa, akıp gider; koyu bir memnuniyet ritmiyle yayılır peşimize takılan sokak köklerine.. Kim bilir; aramızda dolaşan gölgesi kırılmış bu son yaz dır belki de.. Göğü döven o saf yelpaze; ne arar ne bulur, ince huyları kışkırtan bir havuz kenarı gibi durduğumuz o boşlukta? Yaz kalbiyle gelir miş aramıza. Hem de perde olurmuş eski aşkların hâfızasına.. Yazık! Ben ki; çok geç anladım, inanmazdım da: Bu mevsim kalbimi habersizce örten ölüm hissi nin sesimden bir daha hiç ayrılmayacağına… İhsan Deniz ...

Kırkikindiler

"Bu sarı, tok tütünü senin için ayırdım: senin için soydum domatesin kabuğunu, senin için dildim, tuzladım." "Senin için perdaha çektim içimdeki hayvanı; gövdemi yaya, burguya aldım senin için. Bu koku, bu kor, bu gemsiz istek senin açlığın için." "Toprak suya doydu bu yıl, ben sana daha doyamadım," diye sürdürüyor kadın, içinden. "Yüzündeki gururlu umutsuzlukla içimdeki doludizgin kısrağa katıl." Enis Batur

İlk Cinayet

Ben daima ıstırap içinde yaşayan bir adamım! Bu azap adeta kendimi bildiğim anda başladı. Belki daha dört yaşında yoktum. Ondan sonra yaptığım değil, hatta düşündüğüm fenalıkların vicdanımda tutuşturduğu sonsuz cehennem azapları içinde hâlâ kıvranıyor. Beni üzen şeylerin hiçbirini unutmadım. Hatıram sanki yalnız üzüntü için yapılmış. *** Evet, acaba dört yaşında var mıydım? Ondan evvel hiçbir şey bilmiyorum. Tolstoy, daha dokuz aylık bir çocukken kendisinin banyoya sokulduğunu hatırlıyor. İlk duygusu bir haz! Benimki müthiş bir ıstırap ile başladı. Ben ilk defa kendimi şirket vapurunda hatırlıyorum. Hâlâ gözümün önünde: Sanki dünyaya o anda doğmuşum, annemin kucağındayım. Gürültülü bir kadın kalabalığı... Annem, yanındaki çok sarı saçlı, genç bir hanımla gülüşerek konuşuyor, sigara içiyorlar. Annem sigarasını ince gümüş bir maşaya takmış. Ben bunu istiyorum. - Al, ama ağzına sürme! diyor. Bana bu ince maşayı veriyor, sigarasını denize atıyor. Galiba yaz. Çok aydınlık, güneşli bi...

Dalgıç

Giyindim. Yittiğim bilmezler. Görünmem dibe indim, yeşil düşler yosunlar düşkırıcılar da ardımda yüzey ince, dokunsalar kırılır toplayamam kalsın orda Dönmem bana kalsa, kendim amfora kimlerin serüvenine girdiğimi unutsam isterim yukarda dışarda böyle sessiz deniz ikimiz düşkırıcılar da ardımda belki daha sonra bir başka sefere dönerim sessiz görmezler göstermem batık kalırız Gülten Akın

Yenilik İsteği

İşitilmemiş sözler bulsam, garip cümleler söylesem, Kimselerin kullanmadığı bir dilim olsa Tekrarlanmamış, bayatlamamış deyimlerimle Eskilerin sözlerinden uzaklaşsam. Rahip Haheperesenb

Duyuş ve Düşünüş

Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer, Ay geçmiyor ki almıyayım gamlı bir haber. Kalbim zaman zaman bu haberlerle burkulu; Zihnim düşünceden dağınık, gözlerim dolu. Kaybetti asrımızda ölüm eski hüznünü. Lakayd olan mühimsemiyor gamlı bir günü. Çok şey bilen diyor: "Gidecek her gelen nesil Ey sâde-dil! Bu bahsi hayatında böyle bil ! Hiç durmadan, hayât öğütür devreden bu çark. Ölmek sırayladır, sıralanmakta varsa fark !" İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri. Yahya Kemal Beyatlı

Dar Zaman

Daha katı günler yolda, yakın. Dönekliğe ayarlanmış zamanlar görünür gitgide çevren çizgisinde, çekip bağlarsın yakında ayakkabılarını, köpekleri avlulara geri kovalarsın. Balıkların içi çoktan buza kesmiştir çünkü yelde. Yoksulca yanar ışığı kandillerin. Sisi tarar bakışların: Dönekliğe ayarlanmış zamanlar görünür gitgide çevren çizgisinde. Ötede sevdiğin kuma batıyor, çıkıyor kum dalgalanan saçlarına, doluyor sesine, düşüyor ortasına dediğinin, sevdiğine susmasını buyuruyor; öylesine ölümlüyken yakalamış da kızı, öyle bir istekliyken bastırmış ki, ayrılığa, kum, işte her kucaklaşmanın ertesinden. Bakınma hiç çevrene. Çek ayakkabılarını, bağla haydi. Köpekleri geri kovala. Balıkları denize at. Söndür kandilleri! Daha katı günler yolda, yakın. İngeborg Bachmann Çev:Ahmet Cemal

Bir Güneydoğu Ağıdı

İlk bu sabah İlk bu sabah göğü görmedim İlk bu sabah kaysı çiçeklerini Hüzün ilk kez konuk gibi gelmedi Efendim, ev sahabım Karacamı suya indiremedim Şahanım uçurdum döndüremedim Dağlar Enikli kapılar kitlendi Taş avlular sustu, ben sustum İlk kez bekledim ölümü Dostu bekler gibi bekledim Dağlar Benim acım acıların beyidir Canıma bir doru kısrakla gelir Öfkeyi sabırda eritir Umut yer Suyunu gözümden içer bir zaman Dağlar of dağlar Gülten Akın

Büyü Şiir

Pâris'de genç iken koyu Baudelaire - perest idim. Balkon'la, Yolculuk'la, Güzellik'le mest idim. Sinmişti şi'ri rûhuma ulvî keder gibi; Absent'e damla damla sızan bir şeker gibi. Hulyâsının yarattığı iklîm o başka yer! Gür defnelerle çevrili, afyonlu bahçeler... Her zevki bir harâm olan efsunlu cennetin Koynunda vardı lezzeti bin türlü nîmetin. Bir gün vedâ edip o diyârın hayâtına, Döndüm bütün bütün vatanın kâinâtına Lâkin o bahçelerde geçen devre'den beri Kalbimde solmamıştır o şi'rin çiçekleri. Yahya Kemal Beyatlı

Mahzun Durmak

Sevdiğim insanlara Kızabilirdim, Eğer sevmek bana Mahzun durmayı Öğretmeseydi. Orhan Veli

Ajans Dinlerken

Vaktiyle gölgesinde dinlendiğimiz çınar, Eski mahalle, vakıf çeşme, bakımsız cami, Sakın zannetmeyin sizi garipsediğimi, Bir güvercin hüznünde susan geçmiş zamanlar! Affedin beni daldığım oluyorsa eğer, Neyleyim gönlümce değil bu olup bitenler. Cahit Sıtkı Tarancı

Bir Saadet

Ne bir kelime konuştuk, Ne işaret çektik birbirimize, Fakat gerçektir seviştiğimiz Vapur kalkıncaya dek, Gözgöze gelmekle sade. Bir saadet gibi hatırlıyorum, Yasemin kokusu ondan, Teneffüsü benden, Bir yaz akşamı, Kandilli iskelesinde! Cahit Sıtkı Tarancı

Yanlış Bilmesinler Beni

Bahçem ağaçlardan, çiçeklerdendir. Evim taştan yapılmış. Annem kardeşim gibi severim Ağaçları, taşları, çiçekleri. Hepsine dair hâtıralarım var, Kimi acı kimi tatlı hâtıralar. Bu ağaç servi olmadan, Bu taşa kitâbem yazılmadan, Bu çiçek kabrime çelenk diye getirilmeden, Söyleseniz beni onlara kuşlar, Yanlış bilmesinler beni. Cahit Sıtkı Tarancı

Bir Aşk Hatırası

Yalnız o yaşta âşıklara mahsus Şeffaf mı şeffaf yaz akşamlarında, Çok zaman kaçamak buluştuğumuz, Gün görmüş, emektar çamlar altında. Neydi o rüzgâr ılgıt ılgıt esen? Neydin güzelim, ne türlü dilberdin! Hani ya bir gülüşünle istesen, Dünyayı gözümden azâdederdin. Sevdalı kolumun çizdiği kavis, Sararken her sefer ince belinden, Sanırdım kavsikuzahlarla ikiz, İkiz çıkmıştır o Tanrı elinden. Cahit Sıtkı Tarancı

Sulh Bir Hatıra Oldu

Böyle mi gelecektin Eylûl? Farkında mısın, Ne başka bir sonbahara verdin bahçemizi. Neler savrulmadı bilsen yapraklardan evvel! Bu sefer ne olduysa biz insanlara oldu. Daha doymamıştık son yemişlerine yazın: Kuşlardı, çiçeklerdi besleyen neşemizi. Gün sakindi, gece yıldızlı, yaşamak güzel! Geçen yaz mevsimiyle sulh bir hatıra oldu. Cahit Sıtkı Tarancı

Ölüme Dair

Ölümü zararsız bir mahlûk haline getirmek istediler ………………………………Göz yaşını icat ettiler. Kimisi tuzunu az buldu kimisi çok, ………………………………Velhasıl beğenmediler. Ölüme kardeş gibi ısınmak istediler; Kabristanın tuttular elinden Şehrin orta yerine getirdiler, Taş üstüne taş kodular Üstüne nakış oydular. Serviler açıldı orta yerinden İçerisine rengârenk kuşlar Yemyeşil dualar dolduruldu. Ölüme kardeş gibi ısınmak istediler. Şiiri seferber eylediler Dolaştı asırlarca mısralar kabir kabir Salındı servilerden yiğit besteler Şiiri seferber eylediler Ve elbirliği ile Gökyüzünün en münasip katında Mükemmel bir cennettir kuruldu Ve üzerimize güller Mezkûr cennette har vurup harman savurdu ölüler. Bedri Rahmi Eyüboğlu

Baba Evi

Şiir; yani söz… Bir davet metodu. Bayağı, sıradan değil; zarif, çoğu kere sadece muhatabına fısıldayan güzellikte nükteli… Şiir neye davet eder insanı? Şairini, okuyanını bir âlemden bir âleme geçişe yahut iç âleminde yürüyüşüne ya da üçüncü boyuttaki zamandan ve mekandan uzak hiçliğe yahut hepliğe. Okuduktan sonra çoğalmış ya da azalmışsanız biraz önceki siz değilseniz, birşeyler vardır o şiirde. Bazen kelimeler şairin ağzından öyle umarsızca dökülür tembelliğe, serkeşliğe davet eder sadece; bir şey öğretme-anlatma gayesi duymadan, cımbızlı şiirde olduğu gibi: Bir elinde cımbız bir elinde ayna / Umrunda mı dünya … Bazen dağları, taşları, seherde kuşları zikre davet eder Allah’a Yunusça: Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlâm seni … Allah kullarını Kur’an’la kendine ve kendini bilmeye davet etti. O söz o kadar gerçek ve o kadar müzeyyendi ki güzellikteki kemal insanı zâtına hoşça bakmaya, nâkıslığını giderme...

Aşk Daha Yoğundur Unutuştan

42 aşk daha yoğundur unutuştan daha ince hatırlayıştan daha seyrek ıslak bir dalgadan daha sık becerememekten odur en çılgın ve aysı ve daha az olmayacaktır tüm denizlerden, ancak o daha derindir denizlerden aşk daha az süreklidir başarıdan daha az hiçtir canlı olandan daha az büyükçe ilk başlayıştan daha az küçükçe bağışlamaktan odur en sağlıklı ve güneşsi ve daha çok nasıl ölsün o tüm göklerden, yalnız odur göklerden daha yüksek olan e. e. cummings Çev: Suphi Aytimur

Tahmîs-i Gazel-i Nevres (Hüznî)

Fevvare-i derûndan dil intibâh olaydı Tesir-i sûz-ı âha âdil güvah olaydı Aşkın mezakına hem zerre âgâh olaydı Sinemde ger mü'essir bir dûd-ı âh olaydı Ruhsârını yakardım ger gökte mâh olaydı Cismimde tab olaydı başka kârı niderdim Ferhad u Kays’dan evvel aşk katarın yiderdim Sultân-ı aşka kadar ifşâ-yı raz ederdim Evvel senin elinden şekvâya ben giderdim Âlemde âşıkana bir dâd-hâh olaydı Tatar-ı aşk u sevdâ her taraftan gelirmiş Nakdine-i şu’urun yağma eder alırmış Vadi-i aşkta müdam hayran olup kalırmış Zülfün görenlerin hep bahtı siyâh olurmuş Tek zülfünü göreydim bahtım siyâh olaydı Feryadı arşa sütün kılmakla tali-i dun Gayet zebun-ı gerdun vahdette hal diğer gûn Çeşm-i alude-i hun dal oldu kadd-i mevzun Olmazdı kalb-i mahzûn tâ böyle zâr-ı Mecnûn Çeşmin kılaydı efzûn zülfün penâh olaydı Mecnûnu sebkat ettim aklın tetebbu’undan Ferhadı mağlub ettim tişe tereffu’ından Lütfun bana gerekmez geçtim tecemmu’undan El çektim ey vefâsız vaslın temettu’undan ...

Vazgeçmedim

Ben, yine de vazgeçmedim seni sevmekten. Eskisi gibi değil ama. Biraz buruk, biraz küs, biraz sitemkâr seviyorum artık seni... Dudaklarımı ısırıyorum artık adın geçince. Kavga falan çıkarıyorum. Eskisi gibi sakin değilim ama olsun... Cezmi Ersöz

Seni seven âşıkların

Seni seven âşıkların Gözü yaşı dinmez imiş Seni maksud edinenler Dünya ahret anmaz imiş Gönlün sana verenlerin Eli sana erenlerin Gözü seni görenlerin Devranları dönmez imiş Ölmez imiş âşık canı Hiç çürümez imiş teni Aşk her kimi kıldı fâni Ana zeval ermez imiş Aşkına düşen canların Yolun’ ateş verenlerin Aşka bülbül olanların Kimse dilin bilmez imiş Aşkın ile bilişenler Senin ile buluşanlar Sen maşuka erişenler Ezel ebed olmaz imiş Eşrefoğlu Rumî senin Yansın aşkın odun canın Aşk oduna yanmıyanın Kalbi sâfî olmaz imiş Eşrefoğlu Rûmî

İstanbul'un Fethini Gören İstanbul

Üsküdar, bir ulu rü'yâyı görenler şehri! Seni gıptayla hatırlar vatanın her şehri, Hepsi der: "Hangi şehir görmüş onun gördüğünü? Bizim İstanbul'u fethettiğimiz mutlu günü!" Elli üç gün ne mehâbetli temâşâ idi o! Sanki halkın uyanık gördüğü rü'yâ idi o! Şimdi beşyüz sene geçmiş o büyük hâtıradan; Elli üç günde o hengâme görülmüş buradan; Canlanır levhası hâlâ beşer ettikçe hayâl; O zaman ortada, her sâniye, gerçek bir hâl. Gürlemiş Topkapı' dan bir yeni şiddetle daha Şanlı nâmıyle "Büyük Top" denilen ejderha. Sarfedilmiş nice kol kuvveti gündüz ve gece, Karadan sevkedilen yüz gemi geçmiş Halic'e; Son günün cengi olurken, ne şafakmış o şafak, Üsküdar, gözleri dolmuş, tepelerden bakarak, Görmüş İstanbul'a yüzbin meleğin uçtuğunu; Saklamış durmuş, asırlarca, hayâlinde bunu. Yahya Kemal Beyatlı

Resmim İçin

Şu serilmiş görünen gölgeme imrenmedeyim... Ne saâdet, hani ondan bile mahrûmum ben. Daha bir müddet eminim ki hayâtın yükünü, Dizlerim titreyerek çekmeye mahkûmum ben. Çöz de artık yükümün kördüğüm olmuş bağını Bana çok görme, İlahî, bir avuç toprağını!... Mehmet Akif

Gürültülü Şiir

sakin olun bayım bakın ölüyor herkes sessiz olun lütfen bakın hep yarım kalıyor gürültünüz yavaş sevin bayım bir gelincik çiçeği okşar gibi usul essin içinizdeki rüzgâr mağlup olmayı öğrenin bayım ne kadar yenilseniz o kadar hazır olursunuz büyük yenilgiye sakin ölün bayım Dinçer Ateş

Pişmanlık

Herşey herşey belli Ortada ve açık Birlikte çekilmiş resimlerimizden pişmansın Resimde sarıldığın yaşlı adam Üç beş yıla kalmaz ölür Kalıtı arasında resimlerin görülür Onurun iki paralık olur Herşey herşey belli Yazdığın mektuplarından pişmansın  O güzelim sevi sözlerinden Ki yaşlı adamın uğruna can vereceği Ölürse bugün yarın Mektuplar ele geçer Sonra ne derler Herşey anlaşılıyor  Neden artık mektup yazmadığın Resim çekilirken soğuk duruşun Senin için yazdığı şiirler yaşlı adamın O çiçek o yaprak kurumuş Altında o tarih Bakarsın ölüverir Kalıtında bulunur Onurun kırılır Son yolculuğuna çıkmadan Herşeyi silip kazıyor yaşlı adam Yakıp yok ediyor Ne varsa senden gönderiyor Salt bir acı kalıyor şurasında dinmeyen Yaşanmamış zaman nasıl dönüp yaşanılmazsa Yaşanmış zamandan da geri dönülmez Yaşamak da ölmek gibidir Artık ne yapılsa boş Bunca yıldır Adem'le Havva'nın bile Unutulmadı haram meyveden ısırdıkları...

Sen git ben dağınık kalayım

"Balık yap, yanına bir rakı aç, bir de en sevdiğim kırkbeşliklerden çalsın, sende eşlik et sesin ruhumun ezanı, kulaklarımdan kalbime aksın.. Sonra bir ara gidersin yine dert değil. önce ben bir sarhoş olayım sen başımda dur ben gözlerine bakayım içimi çeke çeke 'bırakma olur mu, beni sakın bırakma diyeyim' sende gözlerime bak 'ben seni hiç bırakamam ki de..'sonra bırak git, dönme sakın, ardına bakma.. ben dağınık kalayım, toparlamadan git.. aramam inan kulaklarımda sesini, ellerimde ellerini, ilk öpücüğünü bile unuturum, sen git ben dağınık kalayım, toparlamadan git.. "                                      

Buz Geceleri

1 Gittim, yenildim, döndüm. Ordum kırıldı, sabah erkendi ova uçsuz bucaksız, gece çöktü ve daraldı görüş alanım: Kan koktu toprak, hava, gürül gürül akan su. Çatlamış atların ağır dansı, iniltileri donmuş yaralılar, yollara yığarak unutulan ölüler, utkuyla bozgunun arası bir karış: Oradan darmadağın, geçtim. Şimdi yeni bir sabah. Pıhtı ve barut geride kalsın. Gökyüzünden umduğum arı bir yağmur Beni eldeğmemiş bir vakte hazırlasın. Bir tay istiyorum bugünden tezi yok, buğday tenli bir tay istiyorum –dün kanamış olsun ilk, bir tohum, filiz, zamansız bahara dönmüş bir dal istiyorum: Kabarmak, açılmak, açmak istiyorum, kokular kokuları silsin. Enis Batur                                                       

Darı

Sevmek Nokta almaz Çocuklar. Sevmeye nokta koyan Sınıfta kalır. Onun, Virgülleri vardır Çocuklar. Sevmek noktalanmaz; O, noktadır. Özdemir Asaf

Kağıt Gemi

Kağıttan bir gemi yaptım küçücük Ya 5 öpücük sığar içine Ya 10 öpücük Kız kardeşim 10 öpücük batar bu gemi dedi Sen misin 15 öpücük Anam sakın denize atma dedi Doğru havuza Sen misin Doğru denize, Ama ıslanmasıyla batması bir oldu. Bir gemi daha yaparım ne çıkar Hem bu sefer öpücük yerine Sunturlu birkaç küfür Daha birkaç gemi yaparım Çok şükür... Bedri Rahmi Eyüboğlu       

Hazan Gazeli

Hazan ki durmadan evrâk-ı sû-be-sû dökülür Hazînesinden eteklerle reng ü bû dökülür Ne inkırâz-ı bahâran ki hân-ı yağmâda Şerâb mahzeni Cem'den sebû sebû dökülür Nevâ-yı neydir esen bâd câm-ı meydir gül Çemende eşk ile sahbâ misâl-i cû dökülür Makaam-ı pîr-i mugandan akarken âb-ı hayât Cihanda tâli'e bîhûde âb-ı rû dökülür Hazan da erse Kemâl el çeker mi cânandan Lebinden ol mehe îmâ-yı ârzû dökülür Yahya Kemal Beyatlı                                                      

Kayısı bahçelerine gökdelen diken uzaylılar var aramızda!

Gündelik hayatımızı, aksayan bütün yönleri ile, güzellikleri ve bakteri üreten tarafları ile konuşmamız gerekiyor. Gündelik hayatımızı bugün mekan üzerinden konuşalım. Son yıllarda AK Partili yetkililerin, yatay şehirler inşa edeceğiz söylemi de bize yol açsın. Mekana dair kafa karışıklığını Tanzimat modernleşmesi ile başlatabiliriz. Tanzimat modernleşmesi yeni bir zamana girişin eşiğidir ve daima zamanın yenileşmesi mekânsal yenilikleri de peşi sıra sürükler. Tanzimat modernleşmesinde Müslüman saati mahallede kalmıştı, mahalle terk edilip apartman dairelerine yerleşilirken dahil olunan zaman alafranga saat idi. Şimdi bunları hangi zamanda konuşuyoruz? Türkiye insanı bir gayret apartmanları da mahalle iklimine çevirdikten sonra, mahalleden kaçmak isteyenler için rezidansların inşa edildiği, ufuk çizgisinin site sakini olmak üzerinden çekildiği bir zamanda konuşuyoruz. Zaman, salt alafranga zaman değil artık aynı zamanda dijital. Tanzimat'tan bu yana ne ist...