Ana içeriğe atla

Kassandra

I
Şiir seraptır. Kalemdir. Kâğıttır. Kıssadır. Bigbang'tir. Özdür. Zorluktur. Zorbalıktır. Diktadır. Kurgudur şiir... Başlangıçtır. Yaratıştır. İlk andır. Yarışımdır tanrıyla. Acunlar doğurmaktır. Kevser-i şaraptır şiir... Uryandır. Aryandır. Sağaltır. Acıları dindirir. Candır. Kırık gönüllere, yenilmişlere; sevip de sevilmemişlere dermandır!..

\"Herkes şairdir çünkü rüya görür!\"

Her Ademoğlu, her Havva kızı şiiri bilir. Hepimiz küçük birer tanrıyızdır. Şiir yaratmaktır, yok etmektir. Küfrdür şiir. Yaşamdır. Ütopyadır. Zamandır. Antiyaşam, antiütopya, anti andır. Âyettir. Ölümdür. Kozmostur şiir. Antium yamaçları, Gomore yalvaçlarıdır. Yokluktan varlığa bakmak, varlık gözüyle yokluğu-sonsuzu kuşatmaktır!

Yadsımadır şiir. Acıdır. Mutlandır. Şirktir...

Velhasıl o; her şeyi, hiçbir şeyleyen, hiçbir şeyi herşeyleyendir. O dönüşüm ve varoluş, yaratış ve yokoluştur, can veren anımsayışla, sonsuzlayan unutuştur.

Şair ki lanetli yaratık (şeytan, mefisto, deccal...) Platon'da, Kuran'da ve hemen tüm kutsal metinlerde düşbirliğiyle aşağılanıp, koşut evrenci olarak azap çukurlarına yuvarlanan, bir cehennemi varlıktır. Cennetten sürülmüş, yeryüzünden kovulmuş bir Yurtsuz Jean, bir vatansız adam, bir heimatlostur...

\"Bir kuş koşuyor çayıra doğru / Süheyl'den kanat almış bir peri / Kızıl bir çöl akıyor orman üstünden / Güneşse eğilmiş su içiyor çam diplerinden...\"

Veya;

\"Bir ozan gördüm güle siz diyen / Ve bir sözcük otluyordu çayırlıkta / Ay ışığı sönüyor şafak sökerken / Ne mutlu onlara ki âşıktılar ışığa.\"


Yukarıdaki betim ve benzeşimlerin hangisi hatalıdır? Hiçbiri... Çünkü şiir tanımlanamayan, karanlığın yüreğine çöreklenmiş ışık, bilinmeyenin gözesindeki ağıt, cevherin içine akıtılmış muştu, gelecek çağların kızıllığındaki mutlandır.

Tarih boyunca en çok sürgün edilmişler şairler olsa gerektir. Bu bakımdan Âdem de şairdir. Çünkü aşka (sonsuz barış duyunu) kucak açmış, Tanrı kelâmını değil, Havva sözünü dinlemiş, bundan ötürü, Aden'den (cennetten) kovularak, ölümlü dünyanın meşgalelerine, kaotik, vahşi güdüleriyle, uskıran, karayorularına terkidiyar ederek yaşam dilimini tüketmek zorunda bırakılmıştır. Demekki şiir insanın özüdür ve gerçekte her insan; bir şiirin parçası ve onun doğrudan yaratıcısıdır.


II
Damarlarında ilk gecenin büyüsünü ve şiirsellikle dolu yıldızlı göklerin mirasını taşıyan insan, sonsuz geçmişin ve geleceğin akışında bellekle bezenip, güzel sanatlarla beslenen o ölümsüz estet duygusuna sahip olarak (sonsuz bir aradalık) dünyaya gelir ve o duyguya içten bir bağımlılıkla yaşar ve duruk (cansız) güzelliğin simgesi cennetten kovulmuş bir can olarak, us ve gönül isteriyle, özgürlüğün ve gökkuşağı renklerinin peşinden koşmaya adanır, ona kucak açar ve deyim yerindeyse bundan ötürü de; sürklâse olan her bütüne baş kaldırır.

Ve şanlı bir sapiens, çekici duyunun, gizil bir klanın seçtiği, savaşkan üye gibi belleğinin karanlık odasında, henüz inceliği bilmeyen, ama ruhunun derinliklerinde bunu seçmesini sağlayan ölümsüz bilgiye sahip bir âdem olarak, bilginin ılık akışında yuvarlanan kırların tanrısı, bir çiftçi Habil benzeşiyle evrenin şiirine boyun eğmeyi ve onunla bütünlenip ortakça yaşam sürmeyi bir kabul bilir.

O çok önceleri kromozomlarına işlemiş duyguyla, hareketin en basit biçimi yer değiştirme en gelişmiş biçimi düşüncedir kuralı uyarınca estete tepki verir ve ne denli umutsuz olunsa da, sonsuz barış ve güzelliğe kavuşma özlenciyle yaşar ve öylece de ölür insanın oğlu! Bundandır sonsuz barış ve güzellik gerçekleştiğinde dünya bir metafor olarak cennete dönüşeceği ve insanda tanrılaşacağı, tanrı katına yükseleceği için artık yaşamın bir ereği kalmaz. Onun için şiir ulaşılamayandır, sonsuzun sonsuzudur, geri dönülemeyen ama öncekinin sürekli yittiği, sonrakinin sürekli doğduğu bir tür yokoluş ve bir tür varoluştur.

Biz şiire gerçel olarak tümüyle ulaştığımızda artık biz olamayacağımız için, şiir bize ulaşmamız için vaat edilen ama ulaştığımızda bizim yok olacağımız, sonsuza karışacağımız, iksirli bir türevdir. Nasıl İsa, (tanrı, insan, kutsal ruh üçleminde); \"O'nu aradım, neredesin baba dedim, uçsuz bucaksız boşluklar ve uçurumlara yağan yağmurlardan başka bir şey göremedim.\" diyor, çünkü onu görseydi yaşamasının ya da arayışının bir değeri kalmayacaktı, şiir ve yaşam, artık sona erecekti.

Reel olan arayıştır ve aradığımız salt şiirdir, başka bir şey değil... Hilkat çeşmesinden su içenler içinse; Âdem de dişildir, çünkü veluddu ve oda bir estet peşindeydi... Ve o Havva'yı doğurdu! Çünkü şiir; her şeyde ki sonsuz güzellik ve hiçbir şeydeki erişilmez arzudur. O; ustaki arayış, yoksunluğun düşkünmesi ve umarsızlıktaki yakarıdır.

Yanardağ patlamalarının ürküttüğü cromagnon insanı nasıl ateşi mağara duvarlarına meyan kökünün çıldırtıcı kırmızısıyla resmetmekten kendini alamamıştır!.. Şiir bu yüzden kutsamadır, ışıkta cennetsi görünen, büyülere bürünen çağlayanın, zamanın boyunduruğunda tutsak olan insanın güzellik karşısındaki başkaldırısı, onunla bütünleşip sonsuzlaşma isteğidir. Şiir ölümsüzlüktür, dirimi tayfta kutsamak, hareketi sonsuzla kaynaştırıp, bir düşün peşinden koşmak, adanmışlıkla çabalamaktır.

Baharın patlayışı, yaz güneşiyle kekliklerin kırlardaki salınışı, baştan beri var olan ovanın çıldırtısı, suların çınıltısı ve sızılı otların yakarısı... Korudaki sessizlik, yaprakların dökülüşü ve kış beyazlığında, uyumu arayan Pan'ın, tanrının dilini yadsıyıp, unutulmuş bir mağara diliyle konuşuşudur... Ve şiiri sözcükler değil, ruhlarımızdır yazan, şairin sözcükleri değil ruhudur bizi saran, bu bakımdan şiir çevrilebilir de demek gerekir.


III

Şiir (şiirsellik) üzerine yapılan bu açınlamaları, yazın dünyamıza yeni girmiş bir deyim üzerine;
ön bilgilenim ereğiyle aktarılmaya çalışıldığını belirtelim. Bu deyim şimdilerde; proza metin olarak adlandırılıyor.

Proza metin; yalın ve dengeli bir anlatımla düzyazının şiire yaklaştırılması ya da olağan duyguların düzyazıyla biçimlendirilerek kısa, uyumlu ve haz veren biçimde okura yansıtılması olarak açıklanıyor.

Bu tanımdan hemen proza'nın (prozak bir ema olarak uyuşturuyor ve tatlı sarhoşlukla-tehlikeli bir alışkanlık veriyormuş) tıpta kullanılan bir sağaltım nesnesiyle, ilintili olmasa da bir çağrışıma yol açtığını düşünebiliriz. Burada (prozanın) kısaca anlamı belki de şu oluyor artık; coşkun bir duygu ve hayranlık verici bir estet barındıran (şiirsel) ve öykümsü de sayılabilecek, kısa metinler. Bu konuda örnekler vermek belki konuyu daha iyi aydınlatabilir. Sonuçta otomatik metine, kısa öyküye, aforistik yazına, düz şiire, deneme ve anlatıya akrabalık gösteren bu tür yazımlara proza metin diyebiliriz sanıyorum.


IV
Türk şiirinde proza metine örnek sayılabilecek ilk yapıtlardan biri Mehmet Rauf'un Siyah İnciler adlı kitabıdır, orada bu anlayışa yakın şiirsel metinlerin olduğu düşünülebilir. Küçük bir gezinti yaparsak; Nâzım bir dünyanın şiirine gönül verdiği için bu tür deneyselliklere girişmemiştir. Saman Sarısı belki ufukların ötesinden, galaktik bir kızılderili dumanı yayabilmiştir. Sonrasında ise ikinci yeni, olumlama anlamında Türk şiirinin \"koroner damarını\" açtığı için, örneğin İlhan Berk bir ölçüde düz şiirlerinde proza metnin primitif örneklerine giriş yapmıştır, Ece Ayhan, keşiş şiiri yazıp, aynı güneşin altında oturduğu için bu konuda metinsel geçiş sergilememiştir. Sezai Karakoç da tek bir dizenin peşine düşmüştür, bir altın söz peşindeki Karakoç katıksız proza metin üretmemiş, yapacağı yaptığına hep ağır basmış ve ama proza metnin içinden geçtiği dizelerde söyleyebilmiştir. Bu tarz metin, düz şiir temriniyle, düz yazı arasında geçişli ve büyük ölçüde deneysel bir şey olduğu için M.C.Anday, Oktay Rıfat veya benzeri 'salt şairler' bu konuyla bağ kurmamışlardır. Edip Cansever, düz şiire yakın dursa da, 'şiirden' uzaklaşmamıştır yapıtlarında... Sait Faik, Nazlı Eray, Latife Tekin, Bilge Karasu bu tür metnin varyantlarında gezinmişler ve yapıtlarında sayısız girizgâhla Yaşar Kemal özellikle bu tür metinler üreterek düz yazı ile proza metin arasında bir köprü olmuşlardır.

Günümüzün büyük ölçüde sanal dünyasıyla, yazılı ortamında genç yazar-şairlerin proza metin örnekleri var mıdır, ya da bu anlayışa yakın durup üreten birileri bulunur mu, belirlemek zor, bugün liberal dünya şiirinin karanlık okyanusunda, Odysseus gibi Hades'e inip soruşturmalar yapabilmek o denli zor ki, örnekçe; şiir diye indiğiniz Atlas'ın ortasında Ebu Kir'le de karşılaşabilirsiniz!..


V
Dünya yazınında ise, Borges, Halil Cibran, Oscar Wilde'ın bir çok metinleri tam bir proza metin örneğidir. Shakespeare'in (Hamlet) tiradları bile proza metnin örnekleri sayılabilir. Ezra Pound, T.S Eliott ve Kartalın Ölümü adlı ilginç metni üreten İspanyol şair Jose Maria Heredia'da kimi metinleriyle belki bu tür yazına eklemlenebilir.

Borges'ten bir proza metin örneği vererek konuya biraz daha yaklaşalım ama bu örnekler proza metne esinti veren veya benzeşen örneklerdir, çünkü bu kavram zaman içinde kendini tam olarak kesinleştirebileceği için sınırları henüz tam olarak belirlenmemiştir de, bu bakımdan örnekler yanıltıcı ya da savrultucu olmamalı, sezinlenip, ayrışmalıdır.

(Delia Elena San Marco)
\"Once Meydanı'nın köşelerinden birinde vedalaştık. Karşı kaldırımdan bakmak için döndüm; siz de dönmüştünüz ve bana el salladınız. Aramızdan bir taşıt ve insan ırmağı akıyordu; herhangi bir akşamüstünün saat beşiydi; bu ırmağın aşılmaz, kasvetli Akheron olduğunu nasıl bilebilirdim?

Birbirimizi bir daha görmedik ve bir yıl sonra, ölmüştünüz. Şimdi, o anıyı arıyorum ve bakıyorum ve bir yanılgı olduğunu ve basit bir hoşçakalın ardında sonsuz ayrılık olduğunu düşünüyorum.

Bu gece, yemekten sonra dışarı çıkmadım, bu şeyleri anlamak için Platon'un ustasının dudaklarına yerleştirdiği son öğretiyi yeniden okudum. Gövdenin öldüğü an ruhun kaçabileceğini okudum. Şimdi, gerçeğin sonraki uğursuz yorumda mı, yoksa arı hoşçakalda mı bulunduğunu bilmiyorum. Ruhlar ölümsüzse, vedalaşmalarında taşkınlık olmaması iyidir.

Hoşçakal demek ayrılığı yadsımaktır, yani: Bugün ayrılır gibi yapıyoruz, ama yarın yeniden görüşeceğiz. İnsanlar vedalaşmayı icat ettiler, çünkü bir anlamda ölümsüz olduklarının bilincindeydiler, her ne kadar kendilerini düzkarşılaşım ve geçici sansalar bile.

Delia: Bir gün yeniden buluşacağız -hangi ırmağın kıyısında?- ve şu belirsiz söyleşiyi sürdüreceğiz ve düzlükte yitip giden bir kentte, bir zamanlar Borges ve Delia mıydık diye soracağız kendi kendimize.\"


İşte öncelikle bir proza metin yazarı diyebileceğimiz Oscar Wılde'dan ilginç bir koyut;

\"Narkissos öldüğünde, zevk pınarı bir tatlı su havuzundan tuzlu gözyaşı havuzuna dönüştü; Oreas'lar pınara şarkılar söyleyip teselli etmek için ağlayarak ormandan çıkıp geldiler.

Pınar'ın bir tatlı su havuzundan tuzlu gözyaşı havuzuna dönüştüğünü görünce, yeşil saç örgülerini çözüp pınara seslendiler, \"Narkissos için böyle yas tutmana şaşırmadık, çünkü o çok güzeldi,\" dediler.

\"Narkissos güzel miydi?\" dedi pınar. \"Bunu senden iyi kim bilebilir?\" diye cevap verdi Oreas'lar.
\"Bizim yanımızdan geçip giderdi hep, ama seni yalnız bırakmazdı, toprağa uzanıp sana bakar, senin sularının aynasında kendi güzelliğinin aksini seyrederdi.\"

Pınar şöyle cevap verdi: \"Ama ben Narkissos'u, toprağa uzanıp bana baktığı zaman, onun gözlerinin aynasında hep kendi güzelliğimin aksini gördüğüm için severdim.\"



VI
Sıra; Kötülük azap çeken iyilikten başka ne olabilir ki diyen Halil Cibran'da;

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Dönüp de bakmazsın ölülerine. Lut kavminden de değilsin sen, hazdan olmayacak mahvın. Acıyla karıldı harcın ama acıya da yabancısın. Ağıtları sen yakarsın ama kendi kulakların duymaz kendi ağıdını. Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın çalınanlarına. Tanrı'ya yakarır ama firavunlara taparsın. Musa Kızıldenizi açsa önünde, sen o denizden geçmezsin.

Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Korkarsın kendinden olmayan herkesten. Ve sen kendinden bile korkarsın. Hazreti İbrahim olsan, sana gönderilen kurbanı sen pazarda satarsın. Hazreti İsa'yı gözünün önünde çarmıha gerseler, sen başka şeylere ağlarsın. Gündüzleri Maria Magdalena'yı 'fahişe' diye taşlar, geceleri koynuna girmeye çabalarsın. Zebur'u, Tevrat'ı, İncil'i, Kuran'ı bilirsin. Hazreti Davud için üzülür ama Golyat'ı tutarsın.

Ey kavmim... Sen ki peygamberlerinin dediklerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.

Dönüp de bakmazsın ölülerine. Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvın. Ama sen kendi acına da yabancısın. Kadınların siyah giyer, kederle solar tenleri ama onları görmezsin. Her kuytulukta bir çocuğun vurulur, aldırmazsın. Merhamet dilenir, şefkat dilenir, para dilenirsin. Ve nefret edersin dilencilerden. Utancı bilir ama utanmazsın. Tanrı'ya inanır ama firavunlara taparsın. Bütün seslerin arasında yalnızca kırbaç sesini dinlersin sen.

Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Sana yapılmadıkça işkenceye karşı çıkmazsın. Senin bedenine dokunmadıkça hiçbir acıyı duymazsın. Örümcek olsan Hazreti Muhammed'in saklandığı mağaraya bir ağ örmezsin. Her koyun gibi kendi bacağından asılır, her koyun gibi tek başına melersin. Hazreti Hüseyin'in kellesini vurmaz ama vuranı alkışlarsın. Muaviye'ye kızar ama ayaklanmazsın. Hazreti Ömer'i bıçaklayan ele sen bıçak olursun.

Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Ölülerine dönüp de bakmazsın. Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvın. Ama arkana baktığın için taş kesileceksin. Ve sen kendine bile ağlamayacaksın. Komşun aç yatarken sen tok olmaktan haya etmezsin. Musa önünde Kızıldeniz'i açsa o denizden geçemezsin. Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.

Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.



VII
Bir kır tanrısının öğleden sonrası için küçücük bir metin; Tembellik, yalan, çılgınlık, aşk, yalnızlık, ihanet ve cesaret saklanbaç oynamaya karar vermişler, çılgınlıktan herkes uzak durmak istediği için sayıcı olarak onu seçmişler. 99'a kadar saymış çılgınlık, ne ki; tembellik üşendiği için saklanmamış, ama ihaneti onun arkasında, yalnızlığı dağın ardında, yalanı denizin içinde, cesareti ayın çengelinde bir bir yakalamış çılgınlık. Yalnızca aşkın nerede olduğunu bilememiş ve elinde şeytanın mızrağı, kızgınlıkla bir samanlığa girerek aşkı ararken, yazık ki mızrak aşkın gözlerine saplanıvermiş. Üzüntüyle, bağışlanmam için ne dilersen dile benden demiş çılgınlık... Aşk da ne yapsın; \"Gözlerini ver, yeter!\" demiş, âşıkların çılgın oluşu bu olaydan kaynaklanırmış meğer...

Anlatım biçemi o denli önemlidir ki; sarayın falcısı, padişaha, çocuklarınızdan dolayı acılar tadacaksınız der, padişah onu ölüme yollar, çünkü çocuklarının kendisinden önce öleceğini ima etmiştir, başka bir falcı gelir; çocuklar, şahpadi babalarından ötürü hiç acı çekmeyecekler der ve padişah onu armağanlara boğar, oysa her iki falcı da aynı şeyi söylemiş ama ayrı biçimde dile getirmiştir.

Her şey gibi, proza metin üzerine söylenecekler de hiç bir zaman bitmez. Dilenir ki, Flaubert'in papağanı gibi hep aynı şeyleri yinelemiyoruzdur!

Yaşam, sanat, ölüm... Gelelim bu konudaki son söze; Yaşam, sanat yolunda Salierilerin kazandığını, Mozart'ın kaybettiğini söylerse de; ölüm, başkaca bir şey fısıldar bize...

Ulus Fatih


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul Şiirleri Bercestem

İstanbul'u fotoğraf ve şiirlerle sevenlere Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken P...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

Bir şair gördüm, konuşurken bir zambağa “siz” diyordu.

Zambak kokuluya Akdua ölülerin ak ayaklarında açar zambaklar (zambaklar) yer kurtlarının tezgâhında dokunur senin – kötüler kötüsü – yüreğin bunları bilmez ölülerin ak soluklarıyla büyür zambaklar (zambaklar) mahşerin ak bildirisidir okunur senin -yetimler yetimi- aklın bunları almaz şairlerin ölüm çiçeğidir zambaklar (zambaklar) çocukların karbeyaz uykusudur senin -mutrıplar mutrıbı- gönlün bunları çalmaz zambaklar gün gelir şairlerin başucuna sokulur Adnan Özer Ne zaman elleri zambaklı padişah olursam Sana uzun heceli bir kent vereceğim Girilince kapıları yitecek ve boş! Azizim, güzel atlar güzel şiirler gibidirler Öldükten sonra da tersine yarışırlar, vesselam! Ece Ayhan Bayılırım kır zambaklarına, uzak, çaresiz hep birini bekleyip duran; Rainer Maria Rilke onu vurdular, gözümle gördüm onu ak bir zambağa binmiş                            gidiyordu zambak dur, sana da bulaştı...

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Sünbülzâde Vehbi Efendi

Bezm-u hamam edelim, sürtüştürem ben sana, Kese ile sabunu, rahat etsin cism-u can. Lal-u şarap içürem ve ıslatıp geçirem, Parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahsan. Eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır ? Lale ile sümbülü kakulene nevcivan. Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam, Bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan. Salınarak giderken arkandan ben sokayım, Ard eteğin beline, olmasın çamur aman. Kulaklarından tutam, dibine kadar sokam, Sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan. Öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarıda hiç, Düşmanının bağrına, hançerimi nagehan. Eğer arzu edersen, ben ağzına vereyim, Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman. Herkese vermektesin, bir de bana versene, Avuç avuç altını, olsun kulun şaduman. Sen her zaman gelesin, ben Vehbi"ye veresin, Esselamün aleykum ve aleykümselam. Sünbülzâde Vehbi Efendi Sünbülzâde Vehbi, Divan Edebiyatı şairlerinden olup 18. yüzyılda yaşamıştır. Arapça ve Farsçayı lügatlerini yazacak derecede bilen, başta kadılık olmak üzere birçok...

Çocuk

Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk; Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk… Çocukta,uçurtmayla göğe çıkmaya gayret; Karıncaya göz atsa ‘niçin, nasıl?’ ve hayret… Fatihlik nimetinden yüzü bir nurlu mühür; Biz akıl tutsağıyız, çocuktur ki asıl hür. Allah diyor ki:’Geçti gazabımı rahmetim!’ Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim… Bugün ağla çocuğum, yarın ağlayamazsın! Şimdi anladığını, sonra anlayamazsın! İnsanlık zincirinin ebediyet halkası; Çocukların kalbinde işler zaman rakkası… Necip Fazıl

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...