Ana içeriğe atla

Gözün Süzdüğü Şiir, Şiirde Görsellik ve Görsel Şiir

Şiirde görselliği araştırmak; şiiri kuran görsel imajları, şiirin resim, fotoğraf, film gibi görsel yapıtlarla ilişkisini ve görsel şiiri kapsayan geniş bir uğraş. Edebiyatın her türünde olduğu gibi şiirde de imajlarla karşılaşıyoruz. Görsel, işitsel, koku, dokunma, psikolojik... imajlar okurun şiiri anlamasında etkendir. Bunların okura en kolay ulaşanı ve belki en güçlü olanı görsel imajlardır. Aynı ya da benzer görsel imajları göz önüne getiren dizeler olduğu gibi okurun kişisel deneyimlerine göre değişik biçimlerde canlandırılacak imajlarla kurulmuş dizeler olabilir. “Özgürlük heykelinin dibinde vurulan halk” gibi bir dize her okurda aşağı yukarı aynı görüntüyü canlandırır çünkü özgürlük heykelini bir kez görmüş olan onu zihninde kugulamayacak olduğu gibi aklına getirecektir. “ne peki / yere dökülen bir un sessizliği mi / göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi” (Edip Cansever, “Ben Ruhi Bey Nasılım”) dizelerinde okurun gözünde canlanan imajlar farklılaşmaya başlar, çünkü her okur daha önce deneyimlediği “unun yere dökülüşü” ve “balonun göğe yükselişi” görüntülerinin katkısıyla algılar dizeleri. Görmek ve hatırlamak kilit sözcüklerdir. Kuantum teorisi hakkında izleyiciyi bilgilendirmek iddiasıyla yapılan What the Bleep Do We Know adlı belgeselde beynin görmekle hatırlamak arasındaki ayrımı bilmediği söyleniyor. Bir imajı gördüğünde beynin hangi bölgeleri aydınlanıyorsa, o imaj göz önünde olmaksızın sadece hatırlandığında da aynı bölgelerin aydınlandığı belirtiliyor. İşin bilimsel geçerliliği bir yana okurun şiirle ya da herhangi bir edebiyat ürünüyle buluşması böyle bir noktada gerçekleşmiyor mu? Şairin görerek ya da hayal ederek şiirine kattığı bir görsel imajla okurun okurken canlandırdığı aynı değil elbette. Aynı olmadığı ölçüde okur yapıtı kendi deneyimleri ölçüsünde yeniden yaratarak algılıyor. İmajların, özellikle de görsel imajların şiire katkısı anlatılan duygulara nesnel karşılık oluşturmaları, şiiri gerçekçi ve ikna edici kılmalarıdır. Sevmek, ihanet, korku, tuhaflık, gizem gibi soyut anlamların şiire yine bu sözcüklerle girmesi okura fazla bir şey vermediği gibi şiirin etkisini de yok ederek onu bir klişeye döndürebilir. Oysa sevgi anlamını yaratan görsel imajlarla örülmüş bir şiirin yenilik bağlamında şansının daha yüksek olduğu rahatlıkla söylenebilir. “Gizemli bir gece” gibi bir dize gizem konusunda imaj sunmadığından son derece soyutken, “paltolarının yakası kalkık kara gözlüklü adamların toplaştığı gece” gibi bir dize “gizemli” sözcüğünü kullanmadığı halde gizemliliği anlatan imajlar vermekte, okur için “gizemli” sözcüğünün anlam evrenine dahil somut örnekler sunmaktadır. “Yakası kalkık palto” ve “kara gözlük” okurun zihninde “gizem” sözcüğüyle bağlantılı olarak kodlanmış imajlardır. Soyut anlamları somut imajlarla yazmak için insanların belli bir uzlaşım içinde oldukları imajları seçmek, şiire somut bir değer ve yeni buluşlara açık taze bir söylem kazandırır. Türk şiirinde özellikle Garip şiirinde ve İkinci Yeni olarak anılan şairlerin şiirlerinde imajların yoğunluğuna dikkat çekmek gerekir. Bu, diğer şairlerde imajlar yoktur anlamına gelmez. İmajsız şiir sözkonusu olamaz, ancak Garip ve İkinci Yeni, imajları şiirin bütününü kuran, söz sanatlarının yerine geçebilen unsurlar olarak bilinçli bir biçimde kullanmaya başlarlar. Orhan Veli’nin “İstanbul’u Dinliyorum” şiiri baştan sona işitsel, duygusal, koku, dokunma imajlarıyla örülüdür. Şairin gözleri kapalıdır ama yaprakların usulca sallanışını, yükseklerden sürü sürü kuşların geçişini işitsel imajlarla verir ve onların okurun zihninde görsel imajlar olarak canlanmasını da sağlar. İlhan Berk, şiirlerinin tamamına imajlar bağlamında bakılması gerektiğini düşündüğüm şairlerin başında gelir. Belki ressamlığının da etkisiyle şiirlerinde sürekli resimler çizer şair. Benzetmeleri bile çoğunlukla görsel imajların dile dökülmesiyle oluşur. “Eylül bir çocuğun elinden tutmak gibi Fener’de / (ki bir ortodoks kilisesine devam ediyordur / lacivert elbiseler giyer ve sarı düğmeleri sallanır rüzgarda” (“Haliç”). “Eylül” ile “bir çocuğun elinden tutmanın” anlam kümeleri yapıldığında ortak hiçbir elemanları olmadığı görülür. Yani “gibi” edatıyla yapılan benzetme bir benzetme işlevi taşımaz, belki Fener’de görülmüş bir resimle (çocuğunun elinden tutmuş giden biri) Fener semtinin eşleştirilmesidir. İlhan Berk’in şiirlerinden bu tür sayısız örnek bulunabilir. Türk şiirinin ustalarını imajlar bağlamında okumanın onları anlamlandırmak konusunda yepyeni boyutlar kazandıracağı ortadadır.


İlhan Berk örneğiyle şiir ve görsellik konusunun başka bir yönüne geçilebilir. Berk, resimle olan ilgisini şiirlerinde işleyen bir şairdir. “taşbaskıları”nda Şeker Ahmet Paşa, Eşref Üren, Selmin Başak, Turan Erol gibi ressam ve sanatçıların yapıtlarından yola çıkarak yazdığı şiirleri paylaşır okuruyla. “Etlik Sırtlarından Ankara” adlı şiir “Peyzaj / Eşref Üren” alt başlığıyla yer alır ve şöyledir:

Bir sırt, bir eğriyle kesilen, bir karşıtlık simgesi gibi, bir doruk ta

Kırlar, keçiyolları, evler.
Gök?
Bir öğle sonu göğü. Bir izdüşüm. Şöyle ki yeryüzünün yukarı

yakasına düşüyordur.
Aşağılarda bir hünnap ağacı. Dikenli. Göğü vurguluyor. Nereye?

der gibi.
Karıncalar, yusufçuklar ve hotozlu bir kuş.

Hepsi hepsi bir peyzaj için:
ETLİK SIRTLARINDAN ANKARA, adlı.

Şiir peyzajın bir kez de sözcüklerle yapılması gibidir ve peyzajın bir okumasını da içerir. Hünnap ağacının göğü vurgulaması, peyzajdaki hareketin yönünü saptamasıdır bu okuma. Şiiri örneklememizdeki amaç resim, fotoğraf, film gibi görsel malzemeler kullanılarak yazılmış şiirlerin görsellik bağlamında ne ifade ettiğine, bu tür şiirler için yapılacak okumaların nasıl olması gerektiğine bakmaktır. Rönesans resmini, modern Batı resmini, Osmanlı minyatürlerini ve modern Türk resmini şiire kaynak olarak gören pekçok şair vardır. Bu fotoğraf ve sinema için de geçerlidir. Görsel bir yapıtın yarattığı etkiyi yazmak son derce doğal ve yazılan şiirden görsel bir yoğunluk beklemek de öyle. Melih Cevdet Anday’ın “Güneşte” adlı şiiri seçilebilecek örneklerden yalnızca bir tanesi. “Güneşte”de şair, Brughel’in birkaç resminden yola çıkar. Ama baskın olanı Children’s Games’dir.


Duvarda bir resim, resimde kalabalık Köy alanı, çocuklar, çember ve zaman. Breughel nasıl da toplamış bunca Ortaklığı ve uyumu biraraya,

Çünkü saatler dardır, sığdırılmaz.
Güneşte her şey çözülür gider bir yana. (“Güneşte”)

Resimle şiir arasındaki bu ilişki Batı literatüründe uzun boylu tartışılan bir konu. Bulduğum sayısız makaleden biri “Picture into Poem: The Genesis of Cummings’ ‘I Am a Little Church’”. Bu, Cummings’in “I Am a Little Church” adlı şiiri ile, bu şiirin yazılmasına kaynaklık eden L’Eglise Saint-Germain-de-Charonne isimli bir fotoğrafın okuması olması dolayısıyla ilginç bir makale. Yazar Rushworth Kidder, sanatlararası karşılaştırmanın metodolojisi üzerine yazıyor ve bir şiirle bir fotoğraf arasındaki ilişkiyi çözümlemeye çalışıyor. Sonuç iki ürün arasında sözdizimsel paralellikler olduğu, kilise fotoğrafı ile şairin otoportresinin benzerliği, zıtlıklar, benzerlikler, “ve”, “ya da” bağlaçlarının işlevleri yoluyla şairin kendi otoportresini bu kilise fotoğrafında gördüğü. Bu tür okumalar şiirin edasının, yapısal özelliklerinin nereden kaynaklandığını saptamak için özellikle önemli. Cummings, şehrin pisliğinden gürültüsünden uzak bu küçük kiliseyi anlatırken kendi kaçışını da anlatıyor.

Şiir ve görsellik bağlamında değinilmeden geçilemeyecek bir başka kavram görsel şiir2. Somut şiir ya da deneysel şiir olarak da karşımıza çıkan kavramın geçmişi Türk şiiri için çok eskilere dayanmıyor. R.P. Draper’in “Concrete Poetry” adlı makalesi görsel şiirin tanımı ve estetiği bağlamında ilgiye değer. Dörtlük biçiminden ve klasik şiirin sentaks düzeninden yoksun olan somut şiir uzamsal bir düzenlenişi amaçlıyor. Bu düzenlenişte sadece grafik değil sözcüklerin birbirleriyle kurduğu anlam ilişkileri de önemli. Bu ilişki gerektiği ölçüde güçlü değilse ortaya çıkan şiir değil sadece bir grafik oluyor. Sözcüklerin düzenlenişinde sözcük oyunları, işitsel ve görsel etki öne çıkıyor. Sürekli tekrarlayan ve yer değiştiren sözcükler, işitsel bağlantılar bir biçim öneriyor. Somut şiiri bir çeşit oyun olarak alıyor Draper. Bu, sayfa üzerinde bir desen yaratmak, bir düzenleniş ortaya koymak, sözcük tekrarları, ses yankılarıyla rastlantısal bir anlam oluşturmaktır. Draper’ın cümleleri somut şiirle açık yapıtın çok yakın olduğunu da düşündürüyor. Çünkü somut şiir okur için farklı yorum olanakları, kendince anlamlandırmaya bir davet taşıyor. Başarılı bir somut şiirde vurgunun görsel olduğunu söyleyen yazar, bu tür çalışmaların (resim ve heykelden üç boyutlu öğrenme) bir sözcük ile onun edebî bileşenlerine farkındalığımızı yoğunlaştıracağını, bizim için harflerin bilinmeyen, tahmin edilmeyen çocukluk tecrübelerini geri alacağını vurguluyor. Yazara göre “Çocuksu tecrübeler ilkeldir ve mağara resmine dayanan somut şiire iter”.

Somut şiirin okurla teması görseldir, okur önce bir desen görür ve bu deseni oluşturan düzenlenişi anlamlandırmaya çalışır. Düzenlenişi kuran ögeleri seçer ve dizeler, sayfalar dolusu yazılabilecek bir konunun anlam üreten bir grafik olarak yoğunluğuyla ilgilenir. Oluşturması da algılanması da bir oyun mantığı taşıyan görsel/somut şiirin eğlenceli ve politik olmak konusunda özel bir yeteneği olduğu da söylenebilir.


Nilay Özer


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...