Ana içeriğe atla

Yazarın Yazgısı

Pek çok insan bir yazarın yerinde olmayı düşünür. Onun tıpkı bir sihirbaz maharetiyle sözcüklere görünmez gömlekler giydirmesi; cümlelerini birer merdiven basamağı gibi kullanıp insan ruhunun karanlık bir yerlerine inmesi; hep düşünüp de adını bir türlü koyamadığımız bir varoluş sancısına bıçak gibi dokunması; ya da hiç beklemediğimiz bir yerde saçlarımızı diken diken eden cüretkâr bir hükme varması bizi fazlasıyla şaşkına çevirir. Ve ona ait bir metni her okuduğumuzda kendimize şunu sorarız: Kimdir bir yazar? Sözcüklerini birer yem olarak kullanan bir okur avcısı mı? Aklımız ve düşlerimiz arasında kumar oynayan ve hangisinin kazanacağını daha başından beri bilen hilekâr bir kumarbaz mı? Bizi bütün ayrıntılarımıza kadar gözlemleyen hayatımızı mürekkebine katık eden usta bir hırsız mı? Yoksa canı pek sıkıldığı için düzenimizi altüst ederek keyif çatan bir oyun bozan mı? Kim bilir belki de hepsi. Ama gerçek şu ki hiç birisi değil!..


Bana öyle geliyor ki insanlar içerisinde en talihsiz yazgı yazarın yazgısıdır. Herkesin hayatını herkesin aşklarını herkesin gülüşlerini uzaktan seyreden ama bir türlü insan oyununa katılamayan gerçek bir beceriksizdir o. Çok istemesine rağmen bir dünya vatandaşı olamamış dünyanın herhangi bir gününü dünyadaki herhangi birisi gibi yaşayamamıştır. Kuşkusuz denemediği bir durum değildir bu; ama her seferinde hayat tarafından paramparça edilmiş her seferinde kendi beceriksizliğinin kollarına geri döndürülmüştür. Garip bir oyundur yazarınkisi: O "kendi beceriksizliğimin ipuçlarını bulabilirim" umuduyla başkalarının hayatını derinden seyre dalmış; o uzun dalgınlık sırasında insan hakkında yeni pek çok şey öğrenmiş; ama insan hakkında öğrendiği her yeni şey beceriksizliğini daha da bir artırmıştır. Yaklaştıkça uzaklaşmış tanıştıkça yabancılaşmıştır insana. Ve obeceriksizlik yüzünden dünyaya katılamadığı için içinde büyüyen dehşetli arzunun üstünü örtmeye insanlardan üste çıkmayaonları şaşırtmaya neredeyse mahkûm olmuştur. Eğer bir asker olsa büyük bir kahramanlık göstermeye yeltenecekti kuşkusuz. Ama onun elinde başka bir silah vardır: Kalem...

Ve kalem bir yazarın anaforunda sözcükleri yeniden karıştırıp yeni baştan önümüze sürdüğünde bu sefer dehşet sırası bize gelmiş; yazar dediğimiz o "öç alıcı" bize katılamamanın bizden biri olamamanın hesabını bize ödetmeye başlamıştır artık. Şimdiye kadar kendimizden bile sakladığımız sırlarımız; bizi utançtan yerin dibine geçirecek tutkularımız; gülümseyen dişlerimizin arasındaki kanlı kindarlık; her şeyi yıkmak isteyen ama bir otu bile yerinden edemeyen korkaklığımız ve öteki sayısız hallerimiz "şu aramızdaki beceriksiz" tarafından nasıl da yüzümüze vurulmuştur. Sıkıca örttüklerimizin üstünü açtığı ve bizi ruhumuzun aynasının karşısına diktiği için ondan nefret etmemiz gerekir belki de! Ama biz de en az onun kadar kurnazız: Ondan nefret edip hakikati kabul etmek yerine hayranlık beslediğimizi söyleyip onu ikinci kez yenilgiye uğratmayı daha akıllıca buluruz. "Ne güzel yazmışsın" deriz ona; "Nasıl oluyor da bütün bunları biliyorsun?" Yazarı şu bize katılamayan beceriksizi bu sefer de hayranlığımızın gölünde boğar ruhumuzu pazara çıkarmasının bedelini fazlasıyla ödetiriz ona...

Belli ki yazarla okur arasında ancak iki kurnaz arasında oynanabilecek dönüşümlü bir oyun oynanmaktadır. Nihayetinde yazar sözcüklerini okur hayranlığını ortaya sürmüştür. Şimdi her ikisi de bu tahripkâr sınırda durup birbirlerinin gücünü denemeye başlamışlardır. Bu sınırda taraflardan biri diğerine bir şekilde teslim olacaktır: Yazar ya okurun hayranlığına sırtını dönerek yeniden kendi karanlığına kendi sözcüklerinin ancak yalnızlıkla elde edilen ateşine geri dönecek ya da hayranlık tarafından teslim alınarak öylesine bir memnun ediciye dönüşecektir. Ya yeniden kendi tutunamamışlığına dönüp insanı tekrar be tekrar rasat edecek ya da her seferinde okurun gözlerinin içine bakan bir hayranlık dilencisi haline gelecektir. Okur elbette yazarını hayranlığına esir etmek için can atmaktadır; o her şeyi satın almaya her şeye dokunmaya her şeyi kendisine mal etmeye fazlasıyla alışkındır zaten! Onun en mutlu olacağı an yazarın kaleminin göze hoş desenler çizen bir şablona evrildiği andır. Çoğu okur yazarı kendisine hovarda etmek ister ve çoğu kalem hırsızı okuruna hovardalık etmeyi yazarlık sanır!..


Ali Ayçil

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Gündüz Ağacı

Seni sevmeye dağlardan başlıyorum Kalbine yenilmek diyorlar buna. Yürürsem yakındır, bakarsam uzak Derinleşiyor birden, evet, yaşamak. Ahmet Murat der, meyvenin hayatı Dalların ucunda bir tutam heves- İnsandan insana geçiyor ömrüm Mezar yeri aldım dünyadan bugün. İbrahim Tenekeci

Gittin ve kent üzerime yağdı

Mat bir gündü. İnsanın içine sıkıntı veren cinsten. Yağmurun hemen sonrası. Göklere dokunsak yağmur yine bardaktan boşalırcasına üzerimize yağacaktı. Konuşsak yağmur yağacaktı yeniden. Pencereden dışarı çevirsek bakışlarımızı yağmur yağacaktı. Birimiz ayağa kalksa, bir diğerimiz gözlerini sıkı sıkıya yumsa. derin bir iç çeksek, ellerimizle yüzümüzü kapasak, geçmişe dalsak durduğumuz yerde yağmur yağacaktı. Ne yaparsak yapalım gök üzerimize yağacaktı. Ne yaparsak yapalım kent üzerimize yağacaktı. Albümlerde bekleşen fotoğraflar, apartman saçaklarına sinmiş taslar, çöp kutularının altlarına sığınmış kediler, kitap aralarına iliştirdiğimiz çiçekler, fanilaların kenarına iliştirilmiş muskalar üzerimize yağacaktı. Hayat, aramızda kalmış utangaç bir çocuktu sanki. Kent susmuş ve söylenecek bir çift lafın merakına dalmıştı. Susuyorduk öylece. Göz göze gelsek kör olacaktık. Konuşsak sözler bitecekti Ve söylenecek bir çift söz kalsın diye konuşmuyorduk. Geriye dönebilecek bir adım kal...

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Dedim ki, güneşe dönen bir çiçeğim

nedir dostluk? ikinci bir güneş. Adonis Her akşam , aynı yer, aynı saatta, Güneşten eşyama düşen bir çubuk; Yangın varmış gibi , yukarı katta, Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk ! Necip Fazıl Kısakürek umut kesilmiyorsa dostlarım kesip barikatlar kurarak kangrenli gövdemizden şurda güneşe ne kaldı İlhami Çiçek Neresi yurdum? Güneş belki de. O hep duran. Çocukluğumu tanıyan eski dostum kaplumbağa. Bejan Matur Sanma ki derdim güneşten ötürü; Ne çıkar bahar geldiyse? Bademler çiçek açtıysa? Ucunda ölüm yok ya. Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten. Güneşle gelecek ölümden? Orhan Veli Saçı siyah salkıma benzeyip; Sanki taç gibi parlıyor, Güneşin ateşiyle yıkanıp, Doğrulardan geliyor, Yunus Emre Dünün sonsuz gönlünden, Ölen bugün yine yaşar, Doğacak başkası yeniden. Güneş yok olursa eğer, Yunus Emre her akşam tufanında harap oldu güneşim gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm Nurullah Genç Yaşam, belleği icat etmekle gaddarlık etm...

İstanbul Seviş Benimle

İstanbul seviş benimle O balık kokan meltemin öpsün yanağımı Rüzgarlarında dalgalansın saçlarım Dolmabahçe hisarlar Sarsın kollarımı beline İstanbul seviş benimle... Ruhum doymaz Gönlüm doymaz sana Bir renk bir şarkı bir ahenksin Dudaklarımda. İçimdeki coşku gözümdeki ışıltısın Gecelerinde başımda güzellik tacısın İstanbul seviş benimle... Özlem dolu sevgilin bekliyor seni Üzme beni anla doyamam sana Martıların uçsun başımın üzerinde Yedi tepenin ahengi büyülesin seni İstanbul doyamam sana İstanbul seviş benimle... Bu haz bu duygu bu coşku Artarak göğsümde çarpıyor sana Şarkısın şiirsin namesin dudaklarımda Gözlerim açık gidecek Hasretinle öldürme ne olur İstanbul seviş benimle... (İstanbul,24 Ekim 1995) İkrime Kara

Sonbahar Şiirleri Bercestem

Fani ömür biter, bir uzun sonbahar olur. Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, tarümar olur. Mevsim boyunca kendini hissettirir veda; Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ. Yazdan kalan ne varsa olurken haşır neşir. Günler hazinleşir, geceler uhrevileşir; Teşrinlerin bu hüznü geçer ta iliklere. Anlar ki yolcu yol görünür selviliklere. Yahya Kemal Beyatlı Sonbaharın bizi daldırdığı rüya geçici… Sararan dallarının çizdiği dünya geçici… Mehmet Çınarlı iki sonbahar kaçakçısı dün izmir’de yakalandı Attila İlhan Olması kâbil mi gönlüm neşve-dâr Ağlıyor karşımda solgun sonbahar Hüzne müstağrak bihâr ü kûhsâr Ağlıyor karşımda solgun sonbahar! Tâhirü’l-Mevlevî Acı dolu, keskin, tiz düdüğünü öttürüyor yakınlarda lokomotif. Kurşun renkli gökyüzü, sonbahar sabahında çepeçevre sarıyor bizi devasa bir hayalet gibi. Giosue Carducci Bir sonbahar tarlasındaki Mısır püsküllerinin üstünde Şimşeğin şak diye yanıp söndüğü O kısacık zaman için bile Elimden gelip de ...

La Figlia che Piange

O quam te memorem virgo…  Dur merdivenin en üst basamağında Yaslan bir bahçe vazosuna – Ör, ör gün ışığını saçlarında – Sarıl çiçeklerine acılı bir şaşırmayla – Fırlat hepsini yere ve dön Gözlerindeki firari bir içerlemeyle: Fakat ör, ör gün ışığını saçlarında. Böylece bırakabilirdim o adamı, Böylece bırakabilirdim o kadını durup yas tuttuğu yerde, Böylece bırakabilirdi adam Ruhun yarılmış ve yaralanmış bedeni bırakışı gibi, Zihnin kullandığı bedeni bırakıp gitmesi gibi. Bulmalıyım Işıklı ve marifetli eşsiz bazı yolları, İkimizin de anlayabileceği bazı yolları, Bir gülüş ve tokalaşma gibi sıradan ve vefasız. Dönüp gitti kadın, fakat sonbahar havasıyla Günler boyu zorladı imgelemimi, Günler ve saatler boyu: Omuzları üstünde saçı ve çiçeklerle dolu kucağı. Ve merak ederim birlikte nasıl olurlardı! Yitirmiş olmalıyım bir davranışı ve duruşu. Bazen bu düşünceler şaşkına çevirir hâlâ Tedirgin gece yarılarını ve öğle uykusunu. T.S. Eliot  Çeviren: İsmail Haydar Aksoy