Ana içeriğe atla

Söylemeyeceğim Adını

1
Geriye kalan zamanını yaşamak için
Derin ışığın kırılmış gecesine indin
Bir ölüye geç kalmış çelengi süsleyen
Karanfil mesafesiydi ruhun

Işıkların sessizliğinde alev almasını bekledim
Yüzünün,
cansız düşen gözlerinin
Kanatlarında aradım gölgeyi,
Gizlemek ürkek gözlerimi

Seni yaşamak için öğrendim ölümü ve
Adını öğrenmek için
Gecenin yaşlanmasını bekledim.

Karanlığın dilini konuşan,
Işığın su yürümesiyle ulaştım sana
Adını öğrendim?
Öğrendim
Ve karanfil mesafesini yürüdüm.


2
İçimi daraltan o büyük boşluktur
Vazonun eskimiş suyunda biriken sinek ölüleri,
Canımı acıtan tenha odadır.
Yenilgidir gece, bulutların doruğunda bocalayan,
Karanlık teranesinde yenilgimdir.
Geç çok geç
Biliyorum!
Kurtaramaz artık hiç bir şeyi;
Çok geç
Çok?

Bu hiçliğin tedirginliğidir
Seni bana sunan.

İşte bekle dediğin sokaktayım
Islak bir külün büyüsünü bozmadan
             Yeşil gözlerinden bakıyorum
             Ve görmüyorum gideceğim yeri

Kendi dilinde söyle- diyorum:
Zaman bir kehribardır elinde- diyorsun:
İki taşın arasını yırtıp tene dokunan akrep- diyorum:
Tanıdık olduğum bu gecelerin devrim acısı- diyorsun:
Görünür değildir bulanık düşlerle geçilen sokaklar
Pıhtılaşmış geceden bir su gibi sızıyoruz odaya


-İyileşmez yara-karanlık yaşamın akıntısından çekemiyorum seni
-Gittiğim yoldan aynı gece- diyorsun. Adsız çamur gibi duran
Yatağa batıyorsun. Aynıdır suyun dibinde duran yüzün
Suretiyle aynadaki.


Ve karanfil mesafesini kat ettim.


Elimdeki kehribara bakıyorum
Su oluyorum zamanla
Islak tenin doruğuna ulaşıyorum
Karanlık teranesinin uyumundan ellerimi
çözüyorsun
Çoğalarak dibine vuruyorum.
Çözülmelerin yitik izlerini bırakıyoruz havluya
Anılar- diyorsun.
"Ah! Bize sonsuz biçimler veren"- diyorum.
Ve karanfil mesafesini kat ettim.

3
Sonunda çıkıp gittin.
Gözlerim peşinden yeni bir mezar taşımı
Okumaya gidiyor.

Birileri soracak biliyorum
Bu saralı günün sonunda
Cesediniz hangi çiçek koksun-anı olmasını
                                            bekleyeceğim-
Bir giz gibi tükenecek kehribar avucumda
Söylemeyeceğim.

Metin Fındıkçı

“İnsanın genç yaşta ayağı tökezleyip boşluğa yuvarlanırsa; hüzünlü bir hayat tamamlar zamanını. Aşkın ve sevdalandığım şiirin son durağında inene dek, belki bu tamamlanacak zamanın hüznüne yardımcı olmak düşecek bana. Ben buna çok sevdiğim denizin üstünde gezmek derim: Dirençli, barışçıl ve sessizliğe fısıldayarak. Çünkü, sessizliğe her fısıldadığımda ayrı bir tat alıyorum. Hayat içimde coşuyor. Bu yüzden diyorum:
Aşksız ve şiirsiz asla!”

Metin Fındıkçı'nın Kıssası

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

EĞER UZAKTAN

Eğer uzaktan, artık ayrıldığımıza göre,  Hâlâ tanıyabiliyorsan beni, ve geçmiş,  Sen, ey acılarımın ortağı! Bugün de Anlatabiliyorsa sana benden iyi bir şeyler, Söyle, nasıl bekliyor olabilir seni sevgilin? Korkunç ve karanlık zamanların ardından  Birbirimizi bulduğumuz o bahçelerde,  Burada, kutsal bir ilkülkenin nehirlerinde? Söylemeliyim, iyi bir şeyler vardı  Bakışlarında, uzaklarda bir kez daha Neşeyle etrafına bakındığında, gittikçe İçine kapanan insan, karanlık Görünüşlü. Nasıl akıp gitmişti saatler,  Ne sessizdi ruhum, böylesine  Ayrı oluşum karşısında! Evet!  Senindim, itiraf etmiştim sonunda. Evet! Nasıl bilinen her şeyi  Bana hatırlatıp yazmak istiyorsan  Mektuplarda, benim de aynıdır dileğim, Hepsini söylemek, geçmiş ne varsa İlkbahar mıydı? Yoksa yaz mı? Bülbül  Tatlı şarkısıyla yaşıyordu uzak olmayan  Çalılıklardaki kuşlarla birlikte  Ve kuşatılmıştık ağaçların kokularıyla. Işıklı patikalar, kısa otlar, üstün...

Baltalanan İncire Ağıt

Duvarda kaldı köklerin çıplak, utanmış. Toprağa saçıldı dalların kopuk, parçalanmış. Bir boşluk esniyor eski yerinde. Kumru gelince sekiyor eksikliğinden. Yongalar arasından kokulu, kuruyan bir hava yükseliyor martılara ulaşan. Yokluğun bile yokolacak boşalamadan, baharda. Ben de giderim artık buralardan yakında. Oruç Aruoba

Aç Kollarını

       "Tutunamıyorum Tanrım affet,          Kadınların saçları dökülüyor." Bir şehrin ölümünü görüyorum Upuzun elbisesini giyinmiş ışıklar. Büyük reklam panolarında masallar Upuzun bir rüyaya dalıyorum. Ah Dünya! Uzak bir resim gibi karşımda karanlık, Sisli bir şehir. Yüzler... Ve yüzlerde gölgeler Bana bakan bir genç kız; Kim bilir hangi çılgın ihtirası saklıyor gülüşünde? Şeytan! İki adım ötesinde Eteklerini kaldırıyor kadının Karşımda ışıksız bir şehir... Çok değil... Daha uzaklarda Başka bir şehir... Oda biliyor beni Bu yüzden burada oturmuşum Alçak bir baş ağrısı arasında Tozlu hatıra katmanları Işıklar kaldırıyor bulutları. Gökyüzünde bir kuş Cebrail Kutsanmış bir tebessüm bırakıyor omuzlarıma Kutsa beni Nova! Bunu sende istiyorsun. Sabah, öğle ve akşam Şehirde ap-ayrı zaman Dudakların kapanık bir ah! Şimdi şehirlere veda... Dağ, dağ ardımda Bıraktım evimi Ve sevgilimi uzaklarda Kadere teslim...

''Bazı insanlar, insanları uzak tutmak için çit inşa ederler. Diğerleriyse insanları içeride tutmak için.''

Fences 2016 Çitler ''Bazı insanlar, insanları uzak tutmak için çit inşa ederler. Diğerleriyse insanları içeride tutmak için.'' Jim Bono (  Stephen McKinley Henderson  ) Fences  ( Çitler ),  August Wilson 'un Pulitzer ve Tony ödüllü aynı adlı oyunundan beyazperdeye uyarlanan,  August Wilson 'un senaristliğini yaptığı,  Denzel Washington 'un yönetmenliğini üstlendiği, kadrosunda: Troy Maxson rolüyle  Denzel Washington , Rose Maxson rolüyle  Viola Davis , Lyons rolüyle  Russell Hornsby , Cory rolüyle  Jovan Adepo , Gabriel rolüyle  Mykelti Williamson , Jim Bono rolüyle  Stephen McKinley Henderson , Raynell rolüyle  Saniyya Sydney , Deputy Commissioner rolüyle  Christopher Mele , Troy's Father (Troy'un Babası) rolüyle  Toussaint Raphael Abessolo , Troy's Boss (Troy'un Patronu) rolüyle  John W. Iwanonkiw , Evangelist Preacher (Evangelist Vaiz) rolüyle  Lesley Boone  ve Garbage...

Fırtına Habercisinin Türküsü

Rüzgâr, beyaz denizin geniş düzlüğü üzerinde kara bulutları topluyor Deniz ve bulutlar arasında, gururla açılmış bir kanat uçuyor Fırtına habercisi sanki siyah bir şimşek gibi Bazen bir kanadı dalgalara değmiş, bazen de bulutlara doğru atılmış bir ok gibi Fırtına habercisi haykırıyor Bulut ise mutlulukla kuşun korkusuz çığlığını dinliyor Bu sesin içerisinde, fırtınanın sesi, gazabın gücü ve hevesin kıvılcımı vardır Bulutlar bu çığlığın içindeki galibiyete olan tam inancın sesini dinliyorlardır Dalgıç kuşları da fırtınanın önünde inliyorlar Denizin üzerinde sakinlik için kanat çırpıyorlar Kendi korkularını ise suyun derinliklerine gizlemeye hazırdırlar Yaşamın tadından habersiz inliyor [bu] dalgıç kuşları Gök gürültüsünün gümbürtüsü korkutuyor onları Aptal penguense semirmiş vücudunu korkarak gizliyor kayalıklarda Sadece gururlu fırtına habercisidir Özgürce ve cesaretle uçar kabarmış denizin yukarısında Daha da kararmış ve ağırlaşmış bulutlar alçalıyor denize doğru Dalgalarsa şarkı söyl...

Bir ağaç bir mezartaşını yutuyordu çarşıkapıda

Sen mezarım olsaydın mışıl mışıl uyurdum içinde. Oruç Aruoba Sevmeliyiz mezartaşlarını biz, Çünkü yalnız onlar bizi yâd eder. Ahmet Kutsi Tecer Bir mezar gibisin sen artık, bakmadan Geçip gidiyoruz kibirlim, önünden. Rufinus Bir kuş yaşıyordu bende. Bir çiçek dolanıyordu kanımda. Yüreğim bir kemandı. ... (Burada bir kuş yatıyor. Bir çiçek. Bir keman.) Juan Gelman Bütün hoşçakallar, Mezar taşlarında saklıdır. Kazınmıştır ince ince, Ama derin derin yazılmıştır. Mezar taşları gibidir hayatım, Mahcup, boynu bükük, sakin. Bir ırmak gibi sessizdir adımlarım, Bir fatihaya muhtaç gibidir lakin. Yağız Gönüler Öldüğün vakit harikulâde bir hava vardı Mezarlık o kadar güzeldi ki Hiç kimse mahzun olamadı Philippe Soupault Artık bana hiçbir şey söylemeyeceksin Hiç ama hiç Bir sürü adam çiçekler getirdi Nutuklar bile söylendi Ben hiçbir şey söylemedim Seni düşündüm. Philippe Soupault İpleri kesik artık uçurtmaların insan yiyen otlar çıkar ...

hayatın bu sarhoş denizinde/ umut gemim karaya oturdu

Güvercin Gerdanlığı Twitter Arşivi - Aralık 2012 Sana bir “ İnşirah Sûresi” neşesi/ Bana bir “Yâsin” sessizliği./ Servistan IV ahmetkytrk.blogspot.com/2012/12/servis… Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten  Öğrenmez ama öğretir mutluluğu E. Cansever/İçinden Doğru Sevdim Hangi evlere dönersek dönelim geceleyin, vakit geçtir, kimse bizi tanımayacak kadar. Henrik Nordbrandt Kime hayrım dokunduysa bir düşman edinen ben, bir imlâ hatası kadar masum ve suçluyum. Oya Uysal/Annesi Yok Akşamın Suların yükselmesini bekleyen bir sandal gibiyim. Nasıl ki ağır bir damla düştüğünde sarsılır tüm yaprak. İşte öyle sarsılır yüreğim sen düştüğünde içime Erich Fried 'Hala Erken Kaybedenler'i okumadıysan kafana sıçayım!' yazan blog yazarı; nazik uyarın işe yaradı, keyifle okuyorum. Sevgilerimle! Arkadaş Kalalım  ahmetkytrk.blogspot.com/2012/12/arkada…   14 Aralık 2012 bir gün en yalnız saatinde parmak uçlarından ve avuçla...

Metruk Şiir

Beyaz şehrin akşamından geceye doğru Her şeyden vazgeçmenin arifesinde Vazgeçilmişliğin ertesinde Bir pencerenin altında dikilip kaldığında Soğuk, hançer gibi sokulur bağrına. Uğultu sarar geceyi, toprak kımıldar; dal kımıldar, damar kımıldar… Beklersin, Pencereden bir hayal gibi gözüksün. Bir peri gibi görünüp kaybolsun perdelerde. Soğuk zannetsin. İçi titresin senin gibi. Üşürsün… Üşüdüğünden ateşin haberi yoktur… Vicdanı da yoktur aşkın… Kendinden başka yar kabul etmez Şehirden çıkamazsın, geceden de Ama bir kalpten çıkarılmışsındır, ansızın. Sus, diye başlıyor artık adın. İsimlerin bile yok. Hiç yaşanmamış gibi Bir varmış bir yokmuş gibi Her şey’in hiçbir şey’e eşdeğer Metruk bir han gibisin. İzaha lüzum kalmaz, musibet en iyi öğretmendir. Kendini bildirir, uyandırır uykusuz gecelerinden Ve bir gece gönül, tüm suretleri çıkarır hevesinden Asla rûcu eder. Sokağın bittiği yerde, gecenin bittiği yerde, Belki de ömrün bittiği yerde Bir mescit seni bekler...

Sivas Acısı

Ben tanırım Bu bulut bizim oranın bulutu Hemşeriyiz ne de olsa Benim için kalkmış ta Sivas'tan gelmiş Yurdumun bulutu Başımın üstünde yeri var Ben bilirim Bu rüzgar bizim oranın rüzgarı Hemşerimiz ne de olsa Benim için kopup gelmiş yayladan Yurdumun rüzgarı Kurutsun diye akan kanlarımı Ben anlarım Bu acı bizim ora işi, hançer acısı Bir ülkedeniz ne de olsa Aynı dili konuşsak da Anlamayız birbirimizi Hançerin nakışı Tanıdım acısından, Sivas işi Ben duyarım, duyumsarım Bizim oranın sızısı bu Binip kara bir buluta Sivas ilinden Sivas rüzgarında uçup gelmiş Helallik dilemeye Ey yüreğimin onmaz acıları Ey beynimin dinmez sancıları Suç ne bende, ne de sende Ne de olsa yurttaşımsın Kapalı da olsa bütün vicdan kapıları yüzüme Bilmelisin, bir yerin var can evimde Aziz Nesin