Ana içeriğe atla

Fekku't-tâlasim "Bilmecelerin Çözümü"

قصيدة فكّ الطّلاسم لربيع السّعيد عبد الحليم

1- Dünyama geldim, ve kesin olarak biliyorum nasıl geldiğimi,
Ayetlerin rehberliğinden anladığım bir iş için geldim,
Önümde bir rehber gِördüm ve uydum,
Keşke bilseydim nasıl saptı insanlar bu rehberden,
Keşke bilseydim!

جئتُ دُنْيايَ وأدْري، عن يَقينٍ كيف جئْتُ
جئتُ دنيايَ لأمرٍٍ من هُدَى الآيِِ جَلَوْتُ
ُولقد أبصرتُ قُدّامي دليلاً فاهْتَدَيْتُ
ُلَيْتَ شِعْرِي كَيْفَ ضَلَّ القومُ عـنه!

لَيْتَ شِعْرِي!

2- Bilinmeyen bir sır değildir bu varlığın durumu,
Allah’a gِötüren birer harikadır evrendeki her şey
Yaratılışa tanıktır karadaki ve denizdeki varlıklar,
Keşke bilseydim nasıl saptı insanlar bu rehberden,
Keşke bilseydim!

لَيْسَ سرّاً ذَا خَفَاءٍ أمرُ ذيّاك الوُجُودْ
كلُّ مَا في الكَوْنِ إبْدَاعٌ إلى الله يَقُودْ
كائناتُ البَرّ والبَحْرِ على الخَلْقِ شُهُودْ
لَيْتَ شٍعْرِي كَيْفَ ضَلَّ القَوْمُ رُشْدًا!

لَيْتَ شِعْرِي!

3- Ata Adem peygamberdir, her şeye gücü yeten Allah’ın yaratışıdır bu,
Onu seçti, ona doğruyu gِösterdi ve ona müjdeci dedi,
Ona katından ilim kaynağını verdi, aydınlatsın diye;
Keşke bilseydim insanlar onu nasıl gِörmez,
Keşke bilseydim!

آدمُ الجَدُّ نَبيٌّ، فِطْرَةُ اللهِ القَدِيرْ
ْاجْتَبَاهُ و هَدَاهُ و دَعَاهُ بالْبَشِيرْ
و حَباهُ، من لَدُنْهُ، فيْضَ علمٍ كيْ يُنيرْ
لَيْتَ شِعْرِي كَيْفَ يَعْمَى القومُ عنه؟

لَيْتَ شِعْرِي!

4- Atam gibi, rabbim gِstermiştir bana doğruyu emin ruh ile,
Bir peygamberden diğeriyle gelmiştir bize zikr-i mübin,
Hakkın ışığında gِörürüz gizli gaybın gizemini;
Keşke bilseydim nasıl saptılar onun doğru yolundan?
Keşke bilseydim!!

مثلُ جَدّي قد هَدَاني اللهُ بالرُّوحِ الأَمِينْ
من رَسُولٍ عن رَسُولٍ جَاءَنَا الذِّكْرُ المُبينْ
في ضِيَاءِ الحقِّ نَجْلُو طَلْسَمَ الغَيْبِ المَكينْ
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ حَادُوا عن هُدَاه؟

لَيْتَ شِعْرِي!

5- “Ol” dedi rabbim, ben de oldum, sonra da bugün canlı oldum,
Elimdedir gemimin dümeni, nasıl istersem,
Özgürüm seçimimde, ister asi ister razı olayım,
Apaçık gerçekten saptılar, nasıl saptılar?
Keşke bilseydim!

قَالَ رَبّي: كُنْ فَكُنْتُ ثمّ صِرْتُ اليَوْمَ حَيَّا
وقُوَايَ مُشْرَعَاتٌٍ كَيْفَ شِئْتُ في يَدَيَّا
دُمتُ حُرًّا في اخْتِيَاري إنْ عَصِيّاً أوْ رَضِيَّا
عن جَلِيِّ الأَمْرِ ضَلُّوا! كَيْفَ ضَلُّوا!

لَيْتَ شِعْرِي!

 Deniz                                            البحر                                    
6- Bir gün sordum denize: İnsanlara cevap vereyim mi senin adına?
Cevap verdi deniz: Haydi, iftira sِözlerden bıktım artık,
Sen de benim gibi rabbimin yaratığısın, ve doğruluk fışkırıyor senden,
Keşke bilebilseydim, hak olduğu halde ne çabuk unuttular bunu,
Keşke bilebilseydim!

قد سَألْتُ البَحْرَ يَوْمًا: أ أُجيبُ النّاسَ عَنْكَا؟
فأجَابَ البَحْرُ هَيَّا، قد سَئِمْتُ القَوْلَ إفْكَا
أنتَ مِثْلِي، خَلْقُ رَبّي و يَفِيضُ الصِّدْقُ مِنْكَا
لَيْتَ شِعْرِي كَمْ نَسَوْهُ وَهْوَ حَقٌّ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

7- Ey deniz, yeter artık senin hakkında sِöyledikleri uydurmalar,
İşte sahil, biliyor senin ِnünde diz çِöktüğünü,
İşte nehirler, sana akıtıyor onları Allah’ın gücü
Sanıyorum şِöyle dedi dalgalar kِöpürdüğünde:
Keşke bilebilseydim!

أيّها البَحْرُ كَفَانَا قَوْلُهُم زُورًا عَلَيْكَا
هَا هو الشَّاطِئُ يَدْرِي أنّه جَاثٍٍ عَلَيْكَا
هَا هي الأنهارُ أَجْرَتْهَا يَدُ الله إلَيْكَا
أحسب الأمواج قالت حين ثارت

لَيْتَ شِعْرِي!

8- Yücesin sen ey deniz, ah! Ne yüce durumun!
Bir esir değilsin ey deniz. Sapıtmıştır esir olduğunu sِöyleyen.
Sen itaat edensin ey deniz, senin gizemini yaratana,
Keşke bilseydim bunu nasıl esaret dediler?
Keşke bilebilseydim!

أنتَ يا بَحْرُ عَظيمٌ.. آه ما أعْظَمَ أمْرَكْ
لستَ يا بَحْرُ أسيرًا.. ضَلَّ مَنْ يَزْعمُ أسْرَكْ
أنتَ يا بَحْرُ مُطيعٌ أمْرَ مَنْ أبْدَعَ سِرَّكْ
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ قَالُوا ذَاكَ أَسْرٌ؟

لَيْتَ شِعْرِي!

9- Sen ey deniz, itaat edersin Allah’a, emrettiği şeylerde,
Bir de bakarız, suya kandırır yeryüzünü ve ağaçları bulut,
Yağmur yığınları kılar Allah bulutları,
Keşke bilseydim, nasıl akıl erdiremediler sana?
Keşke bilseydim!

أنتَ يا بَحْرُ تُطيعُ اللهَ فيما أَمَرَا
فإذا بالمُزْنِ تَسْقِي أَرْضَنَا و الشَّجَرَا
سُحُبًا يَجْعَلُُها اللهُ رُكَامًا مَطَرَا
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ لَمْ يُولُوكَ فَهْمًا؟

لَيْتَ شِعْرِي!

10- Rahman olan rabbimiz akıttı rızkımızı senden ve çevrenden,
Ve gِösterdi bize, onu nasıl derleyeceğimizi, senin erdemini inkar etmeden,
Ve dalgaları nasıl geçeceğimizi, senin heybetinden korkmadan,
Keşke bilseydim, insanlar seni ne kadar kِötü anladılar?
Keşke bilseydim!

ربنا الرحمنُ أجرَي رزقَنَا منك و حوْلَك
ْو هدَانَا كيف نَجْنِيه و لا نَجْحَدُ فضْلَك
ْكيف نَمْضي نَمْخُرُ الأمواجَ لا نَرْهَبُ هَوْلك
ْليتَ شِعْري كم أساءَ القوْمُ فَهْمَكْ

لَيْتَ شِعْرِي!

11- Sen ey deniz, benim yararımasın, toprağım ve havam gibi,
Yücelerinde güneş ısı ve ışıktır gِökyüzüm için,
Bir evdir gecenin karanlığı, yorgunluk ve çabamdan sonra,
Keşke bilseydim, rabbimin iyiliği nasıl unutulur?
Keşke bilseydim!

أنت يا بَحْرُ، لِنَفْعي، مثْلُ أَِرْضِِي و هَوائِي
في عُلاَكَ الشّمْسُ دِفْءٌ و ضِياءٌ لِسَمَائِي
و ظَلامُ اللّيلِ سُكْنَى، بَعْدَ كَدْحي و عَنَائي
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ يُنْسَى فَضْلُ رَبِّي؟

لَيْتَ شِعْرِي!

12- Allah seni de benim gibi yarattı, içinde sedefler ve kumlar var,
Allah beni sudan ve çamurdan yarattı, asıl olan bu.
Sonra akıl ile şereflendirildim, ruhun üflemesiyle yücelirim,
Allah’ın akıl ile ِödüllendirdiği kimse nasıl unutur?
Keşke bilseydim!

قد بَرَاكَ اللهُ مِثْلِي، فِيكَ أَصْدَافٌ ورَمْلُ
وبَرَانِي اللهُ من مَاءٍ وطينٍ، ذَاكَ أَصْلُ
ثم كُرِّمتُ بعَقْلٍ وبنَفْخ الرُّوح أَعْلُو
مَنْ حَبَاهُ اللهُ عَقْلاً كَيْفَ يَنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

13- Bir denizim ben ey deniz, kıyıları kıyıların olan,
Seni kuşatan da umulan yarınla dün,
Yok olacaksın sen, ve insanların sonsuzluğu gerçektir bundan sonra,
Nasıl unuturuz, benliğimize kapılarak, ebedilik yurdunu?
Keşke bilseydim!

إنّني يا بَحْرُ بَحْرٌ شَاطِئَاهُ شَاطِئَاكَا
الغَدُ المأْمُولُ والأمسُ اللّذان اكْتَنَفَاكَا
أنت تَفْنَى وَ خُلودُ النّاسِ حقٌّ بَعْدَ ذَاكَا
كَيْفَ نَنْسَى، في غُرُورٍ، دَارَ خُلْدٍِ؟

لَيْتَ شِعْرِي!

14- Leyla gibi kaç genç kız ve Mecnun gibi kaç delikanlı
Dalgaları dinlediler şafakta, ibadet edip Allah’ı yüceltirken dalga,
Coştu iman her ikisinin yüreğinde ve dedi ki:
Dalgaların da duası vardır, bilmiyor musun?
Keşke bilebilseydim!

كَمْ فَتَاةٍ مِثْلِ لَيْلَى وفَتًى كَابْنِ الْمُلَوَّحْ
أَنْصَتَا للمَوْج فَجْراً عِنْدَمَا صَلَّى وَسَبَّحْ
زَغْرَدَ الإيمَانُ في قَلْبَيْهِمَا حُبًّا وأَفْصَحْ
إنّ للمَوْج دُعَاءً، أَوَ تَدْرِي؟!

ليت شعري!

15- Duası vardır evrenin : tesbih ve zikir,
Şarkısı vardır kuşların : tamamı hamd ve şükür,
Yüceltir yaratıcıyı deniz, gezegenler ve çiçekler,
Keşke bilseydim, nasıl unutur rabbini kul?
Keşke bilseydim!

إنّ للكَوْن صَلاَةٌ هي تَسْبِيحٌ وَ ذِِكْرُ
إنّ للطَّيْرِ نَشيدًا كلُّهُ حَمْدٌ وَ شُكْرُ
سَبَّحَ الخَالِقَ بَحْرٌ وَ مَجَرَّاتٌ وَ زَهْرُ
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ يَنْسَى العَبْدُ رَبَّهْ؟‍


لَيْتَ شِعْرِي!

16- Nice krallar çevrende gece kubbeler kurdular da,
Sabah oldu, fakat yerinde bulamadık sisten başka bir şey,
Onların, ey deniz, var elbette hesapla karşılaşacakları bir günleri,
Hangi mülk onları kurtaracak o sırada?
Keşke bilseydim!

كَمْ مُلُوكٍ ضَرَبُوا حَوْلَكَ في اللّيْل القِبَابَا
طَلَعَ الصُّبْحُ ولَكِنْ لم نَجِدْ إلاّ الضَّبَابَا
و لَهُمْ، يا بَحْرُ، يَوْمٌ فيه يَلْقَوْنَ الحسَابَا
أيُّ مُلْكٍ سَوْفَ يُغْنِي حِينَ ذَاكَا؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

17- Sِöyle bana ey feleğin kitabı, var mı onun ِöncesi ve sonrası?
Bir gemiyim ben onda, o ise engin bir deniz,
Yok benim bir amacım, var mı feleğin benim gidişimde bir amacı?
Bِöyle sِöylediler! Peki dinlediler mi benim cevabımı?
Keşke bilseydim!

يا كتَابَ الدّهْرِِ قُلْ لي أ لَهُ قَبْلٌ وَ بَعْدُ
أنا كالزّوْرَق فيه وهو بَحْرٌ لا يُحَدُّ
ليس لي قصدٌ، فهل للدّهْرِ في سَيْريَ قَصْدُ؟
هَكَذَا قَالُوا! فَهَلْ أَصْغَوْا لِرَدِّي؟

لَيْتَ شِعْرِي!

18- Nereden bileyim rehbersiz, gaybın mahiyetini ve boyutlarını?
Nice yaratık kıpırdar çevremde, ve ben gِörmem onları,
Belki serçe bir şey gِörür, benim gِözümden kaçan,
Keşke bilseydim, rehbersiz nasıl bilirim?
Keşke bilseydim!

كَيْفَ أَدْرِِي دُونَ هَدْيٍٍ كُنْهَ غَيْبٍ أوْ مَدَاهُ؟
و كَثيرٌ مِنْ وُجُودٍٍ، دَبَّ حَوْلِي، لاَ أَرَاهْ
قد يَرَى العُصْفُورُ شيئًا غَابَ عَنْ عَيْني وَ تَاهْ
لَيْتَ شِعْرِي، دُونَ هَدْيٍ كَيْف أَدْرِي؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

19- Aklım alır ilmi beş duyudan,
Eksik ve karmaşık gِörecektir ilmi, onun dışındakilerle,
Nasıl hüküm verebilirim ilimsiz,  hayattan ve hayatın ters yüz edilişinden?
Keşke bilseydim, nasıl razı olur insanlar bilgisizliğe?
Keşke bilseydim!

إنّ عَقْلي يَسْتَقي الْعِلْمَ من الخَمْسِ الحَواسْ
و عَدَاها سَتَرَاهُ في قُصُورٍ و الْتِبَاسْ
كَيْفَ أُفْتِي دُونَ عِلْمٍ عَنْ حَيَاةٍ وَ انْتِكَاسْ
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ يَرْضَى الجَهْلَ قَوْمٌ؟

لَيْتَ شِعْرِي!


20- Güzellik, mükemmellik ve uyum vardır evrende,
Yemyeşil yaprak açar bitkiler, ve rızk alınır ondan,
Meyveler vardır güneş ışınından, en güzel tada sahip,
Bir rolü vardır güneşin, nasıl unutulur bu?
Keşke bilseydim!

إنّ في الكَوْنِ جَمالاً و كَمَالاً و وِِفَاقْ
يُورِقُ النَّبْتُ اخْضِرارًا و به الرِّزقُ يُسَاقْ
منْ شُعاء الشّمْسِ أَثْمارٌ لها أَحْلَى مَذَاقْ
إنّ للشّمْسِ لَدَوْرًا، كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

21- Yemyeşil yaprak açar bitkiler, ve hava temizlenir onunla,
Zehir vardır insanların nefes verişinde, bitkinin kِöklerinde yükselen,
Yok olur zarar onda ve kalır insanlara yararlı olan,
Bitkinin de bir rolü var, nasıl unutulur bu?
Keşke bilseydim!

يُورِقُ النبْتُ اخْضرارًا، و به الجوُّ يُنَقَّى
في زَفيرِ الإنْسِ سُمُّ في عُرُوقِ النَّبْتِ يَرْقَى
فَيَزُولُ الضُّرُّ عنه، ما يُفيدُ النّاسَ يَبْقَى
إنّ للنَّبْتِ لَدَوْرًا، كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

22- Yemyeşil yaprak açar bitkiler, ve artar onunla iyilik,
Sıra sıra dizilmiş hurmalar rızkımızdır yükselen hurma ağaçlarında,
Ne kadar yararlı koku ve nektar verir bitkiler,
Ekinin de rolü vardır, nasıl unutulur bu?
Keşke bilseydim!

يُورِقُ النبْتُ اخْضرارًا، و به الخَيرُ يَزيدْ
بَاسِقَاتُ النَّخْلِ فيها رِزْقُنَا طَلْعٌ نَضيدْ
 يَهَبُ النَّبْتُ عُطُورًا وَ رَحيقًا كَمْ يُفيدْ
إنّ للزَّرْعِ لَدَوْرًا، كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

23- Yemyeşil yaprak açar bitkiler, ve parlar onunla otlaklar,
İşte koyunlar yaşıyor bak, her yerde otlayarak,
Ve süt ve ete çeviriyorlar otları, açlar için,
Koyunların da bir rolü var, nasıl unutulur bu?
Keşke bilseydim!

يُورِقُ النبْتُ اخْضرارًا، تَزْدَهي منه المَرَاعِي
هَا هِيَ الأَنْغَامُ تَحْيَا رَاتِعَاتٍ في الْبِقَاعِ
تَجْعَلُ النَّبْتَ حَلبيًا و لُحُومًا للجِياعِ
 إنّ للأَنْغَامِ لَدَوْرَا، كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

24- Bir ay var, gümüşsü ışığında deliller ve büyü olan,
اeker denizi kendine, gel-gittir o,
Ve izlediği bir yِörünge var, bir hilaldir o, sonra dolunay,
Bir durumu var ayın da, nasıl gِöz ardı edilir bu?
Keşke bilseydim!

قَمرٌ في ضَوْئه الفِضِّيّ آياتٌ و سِحْرُ
يَجْذِبُ البَحْرَ إليه، إنّه مَدٌّ و جَزْرُ
و مَدَارٌ سَارَ فيه، مِنْ مَحاقٍ تَمَّ  بَدْرُ
إنّ للبَدْرِ لَشَأْنًا ، كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

25- Bir güzellik, mükemmellik ve dayanışma vardır evrende,
Yoktur onda bir itişme, eksiklik ve aldatmaca,
Bir sevgi ve dayanışma vardır bu evrenle insan arasında,
Bir rabbi vardır evrenin de, nasıl unutulur bu?
Keşke bilseydim!

إنّ في الكَوْن جَمَالاً و كَمَالاً و تَعَاوُنْ
لَيْسَ في الْكَوْن نُفُورٌ أوْ قُصُورٌ أو تَغَابُنْ
بَينَ هَذَا الْكَوْن و الإنْسانِ وُدٌّ و تَضَامُنٌ
إنّ للْكَوْن لَرَبًّا، كَيْفَ يُنْسَى؟


لَيْتَ شِعْرِي!

26- Bir bağ vardır kara, denizler ve gِökler arasında,
Nice bağlar gِördük insanla evren arasında,
Nasıl sِöylerler: “Amaçlı değil, rast gele” diye?
Nasıl sِöylerler “Yaratıcısı yoktur evrenin” diye?
Keşke bilseydim!

بَيْنَ بَرٍّ و بِحَارٍ و سَمَاوَاتٍ تَرَابُطْ
بَيْنَ إنْسَانٍ وَ كَوْنٍ كَمْ رَأيْنَا مِنْ رَوَابِطْ
كَيْفَ قَالُوا:"لَيْسَ قَصْدًا، إنّمَا خَبْطَةُ خَابِطْ"
كَيْفَ قَالُوا: "لَيْسَ للأكْوَانِ خَالِقْ"؟

لَيْتَ شِعْرِي!


27- Bir delil gِördü akıl, evrenin kitabında okunan,
“Bir tanrısı vardır evrenin, mahlukatı yaratan ve kuran” diye,
Allah’ı buldu akıl, bِöyle başlar hikmet,
Nasıl saptılar, doğru yol akılla kavrandığı halde?
Keşke bilseydim!

أبْصَرَ العَقْلُ دَليلاً في كتَابِ الكَوْنِ يُقْرَأْ
إنّ للكَوْن إلهًا أَوْجَدَ الخَلْقَ و أَنْشَأْ
اهْتَدَى للهِ العَقْلُ، هَكَذَا الحِكْمَةُ تَبْدَأْ
كَيْفَ ضَلُّوا وَ الهُدَى بالعَقْلِ يُدْرَكْ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

28- Bir delil gِrdü akıl evrenin harikasında, izlenen,
“Bir tanrısı vardır evrenin, en iyi yaratan her şeyi” diye,
Ancak akıl sınırlıdır, Allahö bilgisi ise en geniş,
Akıl gaybı nasıl bilir rehber olmadan?
Keşke bilseydim!

أبصَرَ العَقْلُ دَليلاً في بَديعِ الكَوْنِ يُتْبَعْ
إنّ للكَوْنِ إلهًا أَتْقَنَ الصُّنْعَ و أَبْدَعْ
بَيْدَ أنّ العَقلَ مَحْدودٌ و عِلْمُ اللهِ أَوْسَعْ
كَيْفَ يَدْري العَقْلُ غَيْبًا دُونَ هَدْيٍ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

29- Kesinlikle kavradı akıl, Allah’ın gaybı bilen olduğunu,
Nasıl kalır akıl yollar arasında şaşkın biri olarak?
Allah gِöstermiştir ona vahyi, net ve canlı olarak,
Nasıl bilir akıl gaybı, vahiy olmadan?
Keşke bilseydim!

أَيْقَنَ العَقْلُ بأنّ اللهَ عَلاَّمُ الغُيُوبِ
كَيْفَ يَبْقَى العَقْلُ فَرْدًا حَائِرًا بَيْنَ الدُّرُوبِ؟
قدْ هَدَاهُ اللهُ وَحْيًا دُونَ لَبْسٍ أو نُضُوبِ
كَيْفَ يَدْرِي العَقْلُ غَيْبًا دُونَ وَحْيٍ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

30- Bir elçi gِönderdi Allah, bol ilmi bildiren,
Neredeydik? Nasıl geldik? Ve dِönüşümüz nereye?
Doğru bir vahiy, kendi katından; hak yolu, aydınlatılmış,
Keşke bilseydim, nasıl uzaklaşır akıl ondan?
Keşke bilseydim!

أرْسَلَ اللهُ رَسُولاً أَبْلَغَ العِلْمَ الغَزيرْ
أيْنَ كُنَّا؟ كَيْفَ جِئْنَا؟ وَ إلى أيْنَ المَصِيرْ؟
وَحْيُ صِدْقٍ مِنْ لَدُنْهُ، دَرْبُ حَقٍّ قَدْ أُنِيرْ
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ يَنْأَى العَقْلُُ عَنْهُ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

31- Evrendeki her şey yaratılmıştır benim için, ey deniz;
Bir amacı vardır insan hayatının, boşa değildir dünya,
Bir rol için yaşıyorum, sِözüm ve eylemim var bu rolde,
Akıl doğru yolu bulur bِöyle, nasıl saçmalar?
Keşke bilseydim!

كلُّ مَا في الكَوْنِ مَخْلوقٌ، أَيَا بَحْرُ، لأَجْلي
لِحَيَاة النّاس قَصْدٌ، لَيْسَتِ الدّنيَا لِهَزْلِ
إنّمَا أَحْيَا لِدَوْرٍ، و لَهُ قَوْلي وَ فِعْلي
هَكَذَا فَالْعَقْلُ يَهْدي، كَيْفَ يَهْذي؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

32- İnsanların sırları en iyi bileni rabbini bilenidir,
Bilmeceler yoktur akıl için, yolunda yürüdüğünde,
Başta bulur Allah’ı ve hak aydınlatır onun aklını,
Nasıl sapıtır akıllı kişi doğru yolunu?
Keşke bilseydim!

إنّ أَدْرَى النّاس بالأسْرَار مَنْ يَعْرِفُ رَبَّهْ
لَيْسَ عِنْدَ العَقْل أَلْغَازٌ إذَا مَا سَارَ دَرْبَهْ
يَهْتَدي للهِ بَدْءًا فيُنِيرُ الحَقُّ لُبَّهْ
كَيْفَ ذُو عَقْلٍٍ لَبيبٍ ضَلَّ رُشْدَهْ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

33- Hiçbir bilmece yok gِönlümde, cevabını kavrayamadığım,
Hiçbir şüphem yok,doğru yola dِönmüştür yüreğim,
Bir yol var Allah’ın kitabında, gِörürüm onda doğruyu,
Keşke bilseydim, nasıl saptı insanlar ondan?
Keşke bilseydim!

لَيْسَ في صَدْرِىَ لُغْزٌ، قَطُّ لَمْ أَعْىَ الجَوَابَا
لَيْسَ عِنْدِي أيُّ شَكٍّ، للهُدَى قَلْبي أَنَابَا
في كِتَابِ الله مِنْهاجٌ أَرَى فيه الصَّوَابَا
لَيْتَ شِعْرِي، لِمَ حَادَ القَومُ عَنْهُ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

34- Yüreğimde, ey deniz, sırlı ışıklar var,
İman parıltıları ışıldar onlardan, ben ferahken,
Bunun için artar sevgim, daha fazla yaklaştıkça,
Keşke bilebilseydim, insanları da kendim gibi gِörebilecek miyim?
Keşke bilebilseydim!

إنّ في صَدْرِيَ يا بَحْرُ لأَنْوَاراً عِجَابَا
أَشْرَقَ الإيمَانُ منها وَأنَا كُنْتُ الرِّحَابَا
وَلِذَا أزدَادُ حُبًّا كُلَّمَا ازْدَدْتُ اقْتِرَابَا
لَيْتَ شِعْرِي! هَلْ أَرَى الأَقْوَامَ مِثْلِي!

لَيْتَ شِعْرِي!

 Kabirler arasında     بين المقابر                                              
35- Kabirler arasındayken demiştim ruhuma:
اukurlardan başka yerde gِördün mü güvenlik ve rahatı?
Cevap verdi: İşte güvenliğim, nimetim ve müjdeler,
Azığını hazırla ve hazırlan, şüphen mi var?
Keşke bilseydim!

ولقدْ قُلْتُ لنَفْسي و أنا بَيْنَ الْمَقَابِرْ
هل رَأَيْتِِ الأَمْنَ والرّاحَةَ إلا في الحَفَائِرْ
فأجَابَتْ: "ذَاكَ أََمْنِي ونَعِِيمِي والبَشَائِرْ
 فَتَزَوَّدْ و تَهَيَّأْ، هل تُمَارِي؟

لَيْتَ شِعْرِي!

36- Konuş ey kabir, sِöyleyin ey kumlar,
Bedeni içinize aldığınızda ve eş dost çekip gittiğinde,
Nasıl dِöndü ruh bedene ve kulak verdi soruya?
Bir sınav vardır kabirde, nasıl unutulur bu?
Keşke bilseydim!

أيّهَا القَبْرُ تَكَلَّمْ، أَخْبِرِينَا يا رِِمَالْ
عِنْدَمَا وَارَيْتِ جِسْمًا و اخْتَفَى صَحْبٌ و آلْ
كَيْفَ عَادَتْ فيه رُوحٌ ثمّ أََصْغَى للسُّؤَالْ؟
إنّ في القَبْرِِ امْتِحَانًا كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

37- Sormuştum kabire: “Hangi misafir başarılı sende?
Zengin mi, makam sahibi mi, yoksa güçlü mü kurtulan?”
Cevap verdi bir ses: “Kalk da iyice bak, amellerin ne kadarı salih?
Bir sınav var kabirde, nasıl unutursun bunu?”
Keşke bilseydim!

و لقدْ سَاءَلْتُ قَبْرًا: أَىُّ ضَيْفٍ فيك نَاجِحْ؟
صَاحِبُ الأَمْوَالِ أمْ ذُو الْجَاهِ و السَّطْوَةِ فَالِحْ؟
رَدَّ صَوْتٌ: قُمْ تَبَيَّنْ كَمْ من الأَعْمَالِ صَالِحْ؟
إنّ في القَبْرِِ امْتِحَانًا كَيْفَ تَنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

38- Ya bir nimet var kabirde ya da sürekli bir azap;
Bize aklımız gِöstermiştir yüce iyilik sahibi Allah’ı,
Ve vahiy gelmiştir bize, sırat-ı müstakim’i gِösteren.
Dostum! Bilgisizlik nasıl yüz çevirtir ondan!?
Keşke bilseydim!

إنّ في القَبْرِِ نَعِيمًا أوْ عَذَابًا مُسْتَدِيمْ
قدْ هَدَانَا عقلُنَا للهِ ذِي الفَضْلِ العَظيمْ
و أَتَانَا الوَحْيُ يَهْدِي للصِّراطِ المُسْتَقِيمْ
يا صَدِيقِي! كَيْفَ صَدَّ الجَهْلُ عَنْهُ؟

لَيْتَ شِعْرِي!

39- Dostum! Herkes bir olmaz bu kabirlerde,
Bazıları yaşamıştır hayatını Rahman ve Ğafûrun yolunda,
Bazıları da yaşamıştır aldatıcı şeytan yolunda,
Keşke bilseydim, eşit olsalardı nasıl bir adalet olurdu?
Keşke bilseydim!

يا صَدِيقِي مَا تَسَاوَى الكلُّ في هَذِي القُبُورْ
فَفَريقُ عَاشَ دُنْيَاهُ لِرَحْمَنٍ غَفُورْ
و فَريقُ عَاشَ دُنْيَاهُ ُلشَيْطَانٍٍ غَرُورْ
لَيْتَ شِعْرِي! أىُّ عَدْلٍٍ إنْ تَسَاوَوْا؟

لَيْتَ شِعْرِي!

40- Şüphe duyma, herkes eşit olmaz bu çukurlarda,
Kimisi iyilik kazanır, hidayet basiretin ışığıdır zira,
Kimisi de kِötülük kazanır, şaşkının uyarılmasına rağmen,
Dostum! Nasıl bir haksızlık olurdu, eşit olsalardı?
Keşke bilseydim!

لا تُمَارِي! ما تَسَاوَى الكُلُّ في هَذِي الحَفَائِرْ
فَفَرِيقٌ حَازَ خَيْرًا، و الهُدَى نُورُ البَصَائِرْ
و فَريقٌ حَازَ شَرًّا رَغْمَ إرْشادٍ لِحَائِرْ
يا صَدِيقِي! أَىُّ ظُلْمٍ لَوْ تَسَاوَوْا؟

لَيْتَ شِعْرِي!

41- Şüphe duyma, herkes eşit olmaz burada,
Kimisi ebediliği hak etmiştir, cennet bahçeleri içinde,
Kimisi ebediliği hak etmiştir, cehennem ve duman içinde,
Ölümden sonra diriliş vardır, nasıl unutulur bu?
Keşke bilseydim!


لا تُمَارِي، مَا تَسَاوَى الكُلُّ في هَذَا المَكَانِ
فَفَريقُ لخُلُودٍ في رِيَاضٍٍ منْ جِنَانِ
و فَريقُ لخُلُودٍٍ في جَحِيمٍٍ و دُخَانِ
إنّ بَعْدَ المَوْت بَعْثٌ كَيْفَ يُنْسَى؟

لَيْتَ شِعْرِي!

42- Yok olup boşa gitmez zaman kabirlerde,
Ancak zaman, bizim için, bir ِömür ve getirisi olacak bir birikim yapmaktır.
ömrün meyveleri toplanır ِlüp gittikten sonra,
Dostum! Kurtulacak mısın artık fırsatı kaçırmadan ِönce?
Keşke bilseydim!

لا يَصِيرُ الوَقْتُ في الأَرْمَاسِ مَحْوًا و هَبَاءْ
إنّما الوَقْتُ، لَنَا، عُمْرٌ و ذُخْرٌ ذُو نَمَاءْ
و ثِِمَارُ العُمْرِ تُجْنَى بَعْدَ مَوْتٍ و فَنَاءْ
يا صَدِيقِي! هل سَتَنْجُو قَبْلَ فَوْتٍ؟

لَيْتَ شِعْرِي!

43- Konuş ey kabir, sِöyleyin ey çürümüş kemikler,
Dürüp bükmedi ِölüm düşlerinizi, dünyalık şeyler sona erse de;
Kalır amel defterinin sayfaları, karşılaşacağız umduğumuzla,
Niyet ettiğini elde eder herkes, şüphen mi var?
Keşke bilseydim!

أيّهَا القَبْرُ تَكَلَّمْ، حَدِّثِينَا يا رِمَامْ
مَا طَوَى أَحْلاَمَكِ الَمْوتُ و إنْ زَالَ الحُطَامْ
صَفْحَةُ الأَعْمَالُ تَبْقَى، سَوْفَ نَلْقَى ما يُرَامْ
و لكلٍّ مَا نَوَاهُ، هل تُمَارِي؟

لَيْتَ شِعْرِي!

44- Dostum! ölüm bir geçiştir insanlar için,
Bir yoldan diğerine, düzen ve intizamla,
Yok olup gitme değildir bu, tekrar dirilip kalkacağız yığınlardan,
Başlangıçtaki yaratılış gibi; yoksa şüphe mi ediyorsun?
Keşke bilseydim!

يا صَدِيقِي! إنّمَا المَوْتُ عُبُورٌ للأنَامْ
منْ مَسَارٍ لِمَسَارٍ في اتِّسَاقٍ و نِظَامْ
لَيْسَ هَذَا بالتَّلاَشِي، سَوْفَ نَحْيَا منْ رُكَامْ
مِثْلَِ خَلْقٍٍ عِنْدَ بَدْءٍ، هل تُمَارِيي؟

لَيْتَ شِعْرِي!

45- Dostum, bir bilmece değil bu, perdeler arkasında,
Cenine sor, kalacak mı karanlıkta, ışık olmadan?
Bir şey değildi ِönceden o; yeniden diriliş günü de bِöyle,
Gِörünen bir tasviridir cenin,  yeniden dirilişin, şüphe mi duyuyorsun?
Keşke bilseydim!

يا صَدِيقِي! لَيْسَ هَذَا طَلْمَسًا خَلْفَ السُّتُورِ
سَلْ جَنِينًا هل سَيَبْقَى في ظَلاَمٍ دُونَ نُورِ؟
لمْ يَكُنْ منْ قَبْلُ شَيْئًا، هَكَذَا يَوٍْمُ النُّشُورِ
صُورَةٌ للبَعْثِ تَبْدُو، و تُمَارِي؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

46- Dostum! Sürekli ikamet yeri değildir dünya,
Geçip gideceğiz: ِönce kabir, sonra diriliş ve kıyamet;
Ebedilik orada gerçekten; nice belirtilerini gِördük,
Bir hatırlatma var ana rahminde, hem de ne hatırlatma!
Keşke bilseydim!

يا صَدِيقِي! لَيْسَت الدُّنْيَا بِدَارٍٍ للإقَامَهْ
سَوْفَ نَمْضِي عَبْرَ قَبْرٍ ثمّ بَعْثٍٍ و قِِيَامَهْ
و هُنَاكَ الخُلْدُ حَقًّا، كَمْ رَأَيْنَا مِنْ عَلاَمَهْ
إنّ في الأَرْحَامِ ذِكْرَى أَىَّ ذِكْرَى؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

47- Yok rahimde ne su, ne yemek, ne de gِökyüzü;
Yok rahimde ne güneş, ne hava, ne de ışık;
Bir parçacık var onda sadece, aslında değeri olmayan,
Kabire benzer rahimler, bunu nasıl unuturuz?
Keşke bilseydim!

ليْسَ في الأَرْحَامِ مَاءٌ أوْ طَعَامٌ أوْ فَضَاءْ
لَيْسَ في الأرْحَام شَمْسٌ أوْ هَوَاءٌ أوْ ضِيَاءْ
لَيْسَ فيها غَيْرُ ذَرٍّ كان في الأَصْلِ هَبَاءْ
تُشْبِهُ الأرْحَامُ قَبْرًا، كَيٍْفَ نَنْسَى؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

48- Apaçık deliller vardır rahimlerde, akıllı için,
Nasıl içinde hapsetti, sonra büyüttü, attı ve boşaldı,
Bir hayattan diğerine? Ve bِöylece şekil tamamlandı?
Diriliş şeklini gِöreceksin, hala şüphe mi ediyorsun?
Keşke bilseydim!

إنّ في الأرْحَام آياتٍ لِذِي لُبٍّ تَجَلَّتْ
كَيْفَ غَاضَتْ ثمّ زَادَتْ ثمّ أَلْقَتْ و تَخَلَّتْ
منْ حَياةٍ لِحَياةٍ، هَكَذَا الصُّورَةُ تَمَّتْ
صُورَةُ البَعْثِ تَرَاهَا، و تُمَارِى؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

49- Şüphe duyma yeniden dirilişte, kolaydır bunu anlamak,
Kalk, bak ve düşün güvercinin uçan yavrusunu,
Bir ِölüydü çamur ve kireçten yapılmış bir zarda,
Keşke bilseydim, nasıl kıpırdadı içinde ruh?
Keşke bilseydim!

لا تُمَارِي في نُشُورٍ، فَهْمُ ذَيّاكَ يَسِيرْ
قُمْ و شَاهِدْ و تَأَمَّلْ فَرْخَ وَرْقَاءَ يَطِيرْ
كان مَيْتًا في غِلاَفٍ قُدَّ مِنْ طِينٍ وَجِيرْ
لَيْتَ شِعْرِي، كَيْفَ دَبَّتْ فيه رُوحٌ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

50- Şüphe duyma, kalk ve bak, gece nasıl gِösteriyor şafağı,
Kalk, bak ve düşün, nasıl suluyor bulutlar çِölü,
Kalk, bak ve düşün, nasıl çiçek veriyor yeryüzü?
Nice hayat vardır ِölümden sonra, nasıl unuturuz bunu?
Keşke bilseydim!

لا تُمَارِي، قُمْ و شَاهِدْ كَيْفَ يُبْدِي الليلُ فَجْرَا
قُمْ و شَاهِدْ و تَأَمَّلْ كَيْفَ تَسْقِي السُّحْبُ قَفْرَا
قُمْ و شَاهِدْ و تَأَمَّلْ كَيْفَ تُعْطِي الأرضُ زَهْرَا
كَمْ حَياةٍ بَعْدَ مَوْتٍ، كَيْفَ نَنْسَى؟!

لَيْتَ شِعْرِي!


Kavga ve Mücadele  صراع و عراك                                        
51- Bir uyum vardır ruhumda, güven ve esenlik yayan,
Bir melek eşlik eder ruha, sevgi ve uyum saçan,
Sevinç dolar yüreğim ve doğru yolunu bulur, rabbime ne zaman yakarsam;
Keşke bilseydim, nasıl unuturum rabbimi anmayı?
Keşke bilseydim!

إنّ في نَفْسي وِفَاقًا شَاعَ أَمْنًا و سَلامَا
يُؤْنِسُ النّفسَ مَلاَكٌ شَعَّ حُبًّا و وِئَامَا
كلَّما ناجَيْتُ رَبّي سُرَّ قلبي و اسْتَقَامَا
لَيٍْتَ شِعْرِي، كَيْفَ أَنْسَى ذِكْرَ رَبّي؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

52- Bir uyum vardır ruhumda, güven ve esenlik yayan,
Vahyi tanırım onda ve kovarım bulutları yüreğimden,
Hiç şüphem yok evrenin bir düzeni olduğundan,
Bir hastalıktır bu şüphe, hem de ne kadar dert veren!
Keşke bilseydim!

إنّ في نَفْسي وِفَاقًا شَاعَ أَمْنًا و سَلامَا
أَعْرِفُ الوَحْيَ و أَجْلُو، فيه، عن قلبي رُكَامَا
لَيْسَ عِنْدِي أىُّ شَكٍّ أنّ للكَوْنِ نِظَامَا
إنّ هَذَا الشَّكَّ دَاءٌ، كَمْ يُعَانَى؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

53- Bir uyum vardır ruhumda, güven ve esenlik yayan,
Helalini bilirim hayatın, hoş gelmez bana haram,
Işık bağışlamıştır Allah bize, yolunu kaybeder ışığı gِörmeyen,
Nasıl sever bazıları karanlıkta yaşamayı?
Keşke bilseydim!

إنّ في نَفْسي وِفَاقًا شَاعَ أَمْنًا و سَلامَا
أعْرفُ العَيْشَ حَلاَلاً لَيْسَ يَحْلُو لي حَرَامَا
قدْ حَبَانَا اللهُ نُورًا، ضَلَّ رُشْدًا مَنْ تَعامَي
كَيْفَ يَهْوَى البَعْضُ عَيْشًا في ظَلاَمٍ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

54- Belki bir kavga ve mücadele gِörürüm ruhumda,
Tuzak kuran bir düzenbaz sebep olabilir buna,
Elinde yemler, ِölümü koymuş arasına;
Fakat hiç uymadım ona, nasıl kulak veririm şeytana?
Keşke bilseydim!

رُبّمَا أَشْهَدُ في نَفْسِي صِراعًا و عِراكَا
يَطْرُقُ البَابَ عليها مَاكِرٌ يُلْقِي شِبَاكَا
في يَدَيْهِ مُغْرِياتٌ طَيَّهَا دَسَّ الهَلاَكَا
لَمْ أُطِعْهُ، كَيْفَ أُصْغي لِغَرُورٍ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

55- Kalbim andırırken kuşluk vakti yemyeşil bir ormanı,
İçinde çiçekler, ِten kuşlar ve ırmaklar olan,
İkindi oldu da kalbim kabir gibi ıssız bir çِöl oluverdi,
Şeytan mı vesvese verdi ona fısıltılarla yoksa?
Keşke bilseydim!

بَيْنَما قَلْبِي يَحْكِي في الضُّحَى إحْدَى الخَمَائِلْ
فيه أَزْهارٌ و أَطْيارٌ تُغَنِّي و جَدَاوِلْ
أَقْبَلَ العَصْرُ فأَمْسَى مُوحِشًا كَالقَبْرِ قَاحِلْ
وَسْوسَ الشَّيْطَانُ فيه بالهَوَاجِسْ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

56- Bazen şikayet ederim dertler, sıkıntılar ve zorluklardan,
Fakat yِöneldiğimde rabbime dua ile,
اeker gider dertler, duruluk akar sonra,
Allah’ım! Nasıl yüz çeviririz sana dua etmekten?
Keşke bilseydim!

قدْ أُعَانِي منْ هُمُومٍ أوْ عِدَاءٍ أو عَنَاءْ
بَيْدَ أنِّي حين أَرْنُو صَوْبَ رَبّي بالدُّعاءْ
يَرْحَلُ الهَمُّ بعيدًا ثمّ يَنْهَلُّ الصَّفاءْ
يا إلَـهِِي كَيْفَ نَـغْـفُو عن دُعَائِكْ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

57- Bir melek vardır ruhumda, aydınlık ve mutluluk saçan,
İyilik, güzellik ve kulluk akımını yayarak;
Şeytanın vesvesesini ve onun inadını güçlendiren şeyleri uzaklaştırarak;
Hangi dostluk, hangi müjde vardır bunun ِötesinde?
Keşke bilseydim!

إنّ في نَفْسِي مَلاَكًا شَعَّ نُورًا و سَعادَهْ
دَافِقًا تَيَّارَ خَيْرٍ و صَلاَحٍ و عِبَادَهْ
مُبْعِدًا وَسْواسَ إبْليسَ و مَا أَقْسَى عِنَادَهْ
أيُّ أُنْسٍ، أيُّ بِـشْـرٍ بَعْدَ هَذَا؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

58- Dostum! Bir kuruntu değildir cin ve melek meselesi,
Elektriği gِördün mü sen? Yahut kavrayabildin mi sırrını onun?
Gِörüyor musun, kanını temizlemek için akan havanın akışını?
Nasıl yok sayabilirsin gِörmediğin her şeyi?
Keşke bilseydim!

يا صَدِيقِي، لَيْسَ وَهْمًا أَمْرُ جِنٍّ أوْ مَلاَكْ
هلْ رَأَيْتَ الكَهْرِبَا؟ أمْ سِرُّها جَازَ مَدَاكْ
هلْ تَرَى سَيْرَ الهَوَا كَيْمَا يُنَقِّي مِنْ دِمَاكْ
كَيْفَ تَـنْـفِي كلَّ شَيْءٍ لا تَرَاهُ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

59- Şüphe duyma varlığından, hem şeytanın hem meleğin,
İşte evren geniş, yıldızları ve balıkları var,
İyice bakarsan dostum, gِöreceksin kendinden başka yaratıklar,
Niye iyice düşünmüyorsun gِök yüzünü?
Keşke bilseydim!

لا تُمَارِي في وُجُودٍ لِلَعِينٍ و مَلاَكْ
هَا هُوَ الكَوْنُ فَسِيحٌ ذو نُجُومٍ و سِمَاكْ
فَتَدَبَّرْ يا صَدِيقِي، سَتَرَى خَلْقًا سِوَاكْ
لِمَ لا تُمْعِنُ فِكْرًا في السَّمَاءْ؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

60- Dِön hür ve ِözgür olarak, sevinç içinde, ey şaşkın,
اِz bağları şüpheden ve aldatıcı şeytana boyun eğişten,
Mutlu yaşa bahçelerde, dirilişe inanarak,
Nice deliller var güneşin ışığı gibi, yol gِösteren!
Keşke bilseydim!

أيُّهَا الحَيْرانُ عُدْ حُرًّا طَليقًا في سُرُورِ
فُكَّ قَيْدًا مِن شُكُوكٍ، مِنْ خُضوعٍ لِلْغَرُورِ
عِشْ سَعيدًا في رِيَاضٍ مِنْ يَقينٍ بالنُّشُورِ
كَمْ دَليلٍ مِِثْلِ ضَوْءِ الشّّمْسِ يَهْدِي!!

لَيْتَ شِعْرِي!

61- Kalk şafakta vakti ey şaşkın, gِireceksin ışık kafilesini,
Seni çağırıyor derinlerdeki ses, Rahman ve Şekûr olan Allah’a,
Kalk ve boyun eğ, hakka dِönerek, bağışlayıcı Allah’a
Sesleniyor tevbeleri kabul eden! Uyacak mısın emrine?
Keşke bilseydim!

أيُّهَا الحَيْرانُ قُمْ فَجْرًا تَرَى مَوْكِبَ نُورِ
هَاتِفُ الأَعْمَاقِ يَدْعُوكَ لِرَحْمَنٍ شَكُورِ
قُمْ، و طَاوِعْ، عائِدًا للحَقِّ، للهِ الغَفُورِ
قابِلُ الـتَّـوْبِ يُنَادِي! هل تُلَـبِّي؟!

لَيْتَ شِعْرِي!

62- Hiçbir şeyi gِöz ardı etmiyorum geçmiş hayatımdan,
Hiçbir şeyi inkar etmiyorum gelecek hayatımdan,
Bir ِözüm var, ruhumdur o benim, ve sonsuzdur o,
Sonsuzluk yurdudur ِölümden sonraki yerim,
BEN BİLİYORUM!

أنا لا أُغْفِلُ شَيْـئًا من حَيَاتِي المَاضِيَهْ
أنا لا أُنْكِرُ شَيْئـًا من حَيَاتِي الآتِيَهْ
لِـيَ ذاتٌ هِيَ رُوحي وَهْىَ دَوْمـًا بَاقِيَهْ
و مَقَـرِّي بَعْدَ مَـوْتٍ دَارُ خُـلْدٍ

أنَا أَدْري!


Rebi' es-Sa'id

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

Uçarken de ölür mü kuşlar

Elif'e Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana Füruğ Ferruhzad Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? ’Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna’ bir çocuk demiş.” Nilgün Marmara Dünyada ne kadar kuş varsa Bir fazlası senin soluğunda Ülkü Tamer Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım Metin Altıok Dön bana ve dinle, Kuşlar uçuşuyor içimde Erdem Beyazıt İsterim ki; Yanmasın kanadın, gökyüzünde süzülsün ve her kitabın yanında dağılsın  hüznün Elif'çe Durgunsa kahvelerin masalarında hava Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim Gülten Akın Âh beni vursalar bir kuş yerine! Sezai Karakoç Bu çılgın eğlentinin karşıtı bir yürek hangi kuşun sesinde dinlensin?  Nilgün Marmara Bir kıyısız zamana kanat vuruyor,  Üzer...

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Şiir her okumada farklı gösterir kendisini

Şiirin, ağırlıklı olarak elitlerin etkinlik alanında bulunduğu Batı dünyasının aksine hayli uzun dizeleri ezberlemiş okuma yazma bilmeyen İranlılar vardır. İran, şairlerin mezarlarının süslendiği, televizyon kanallarında ezbere okunan şiirlerden başka bir şeyin gösterilmediği bir ülkedir. Büyükannem ne zaman bir şeyden şikâyet etmek istese veya bir şeye beslediği sevgiden bahsetse bunu şiir yoluyla yapardı. İran’ın nispeten sıradan insanları beraberlerinde hayat felsefelerini de taşırlar, bu da şiirdir. İş film yapmaya geldiğinde, teknik noksanlarımızı telafi edecek bir hazinedir bu.  Bir defasında, İran sanatının temelinin şiir olup olmadığını sormuşlardı bana. Ben de bütün sanatların temelinin şiir olduğunu söyledim. Sanat, açığa çıkarmadır, yeni bilgilerin yorumlanmasıdır. Gerçek şiir de benzer şekilde, bizi yüceltir. Her şeyi alaşağı eder ve bizim müzmin, alışılmış ve mekanik rutinlerimizden kaçmamıza yardım eder; bu da keşfe ve ilerlemeye giden ilk adımdır. Aksi durumda, insa...

VAN GOGH'DAN THEO'YA DOSTLUKLA BİTEN MEKTUPLAR

Hayatımızı bir yolculuğa benzetebiliriz; doğduğumuz yerden çok uzaktaki bir sığınağa gideriz. Gençlik yıllarımız bir nehirde yelkenli tekneyle gitmeye benzetilebilir; ama çok geçmeden dalgalar kabarır, rüzgâr sertleşir; neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar kendimizi denizde buluruz - ve yürekten Tanrı'ya seslenen yakarış kopar: Koru beni ey Tanrım, zira teknem çok küçük, Senin denizin ise çok büyük. İ nsan yüreği denize çok benzer; fırtınalar barındırır, dalgalar barındırır ve diplerinde inciler de barındırır. Tanrı'yı ve Tanrı yolunda bir hayatı arayan yürek diğerlerinden daha fırtınalı olur. Zebur'da denizdeki bir fırtınanın nasıl tasvir edildiğini görelim; yazan kişi bu tasviri yapmak için fırtınayı yüreğinde hissetmiş olmalıdır. *** Bugün birlikte olmak istiyoruz. Acaba hangisi daha iyi olur, yeniden görüşmenin sevinci mi, yoksa ayrılmanın üzüntüsü mü? Şimdiye kadar sıkça ayrılmış olsak da bu sefer, her iki tarafta da eskisinden daha fazla hüzün vardı ama aynı zamanda...

HIRAETH: VAR OLMUŞ VE ARTIK OLMAYACAK BİR ŞEYE DUYULAN ÖZLEM

Hiraeth, tek bir kelimeye sığmayan bir özlemdir. Galler dilinden gelir; ama haritası yoktur. Bir yere, bir zamana ya da bir kişiye duyulan sıradan hasret değildir bu. Hiraeth, artık var olmayan—belki de hiç var olmamış—bir eve duyulan iç sızısıdır. İnsan bazen çocukluğuna, bazen yarım kalmış bir ihtimale, bazen de sadece “orada bir yer olmalıydı” duygusuna özlem duyar. İşte o boşluğun adıdır hiraeth. Bu kelime, geri dönmenin imkânsızlığını de içinde taşır. Özlenen şeyin kapısı kilitli değildir; kapının kendisi yoktur. O yüzden hiraeth acıtır ama bağırmaz, sessizce içte kalır. Bir şarkının son notasından sonra havada asılı kalan titreşim gibidir: Ses bitmiştir ama yankı hâlâ kalptedir. Hiraeth, aidiyetin gecikmiş hâlidir. İnsan kendini dünyada biraz misafir hissettiğinde ortaya çıkar. “Ben aslında nereye aittim?” sorusunun cevapsızlığında büyür. Belki bu yüzden en çok şairlerin, göç edenlerin, kayıp yaşayanların ve içi sözcüklere sığmayanların diline yakışır. Kısacası hiraeth, hatırl...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...