Ana içeriğe atla

Adına Hazırım

1.

parça pörçük
bir şiir bu
hem bütün benim gibi
ha var ha yok

2.

rutûbet kokuyor genzim
balçık her yanım kara balçık
çözüldü çözülecek dilim
koptu kopacak tufan
el aman

3.

ne
zaman boşalacak
bu gergin bu meyus yay
alın çatına dünyanın kötücül aklıma
kaçak sayılsak da kehânet gecelerinde
yarım kalsa da suçumuz
alıştık kalbimize yenilmeye
alıştık nietszche’nin ölümüne
dar vakitlerde ölmeye
ya hallâc-ı mansûr’a

takvimler göstermese son günü
ne çıkar uzun gelse
çentiklenmese hayat birikmese
yok olsa denizde masmavi köpük köpük
gecikse attar’ın anka’sı zümrüt siyahı
kopsa tufan kim erer salâha
nuh değilse adı kim

körelen bir bilmece bu
eksikte yok olan parçada bunalan
kelâmı olmayan mihrap mı ne
ne karıncasız yaz ne vahasız çöl
yetebilir mecbur kalbime
sultanı olsa da bir güzeller güzeli
gökten üç elma düşse de tek evime
çıkamam kerevetine
neden

4.

kim sussa
kim yalnız kalır
kim tek başına, nerede
duvar altında kalmasa hâlâ
çıkabilse çan seslerinden
hac yolunda kervanların önünde
uçsuz bucaksız bir anda
ipek yolunda, kuşkulu
allah bilir, kim

5.

söyleyip kurtulacağım
sözlerim (mi) var baht-ı siyah
adımı geri verdirtmeyecek
mezarda bile kanayacak kımıl kımıl
kararlı ve katı
şeytanın
kulakları çınlasın

oysa her söz fazladır biraz
biraz daha yakın ölüme
köpekler düşmüşse peşine
sır üflenmişse apansız
açılmışsa aklımızı yaran yarık
suç ve ceza ve diriliş
sessizce geçmişse önümüzden melekler
yağmuru beklerken biz
güneşi ve yari
bir deri bir kemik

6.

bir ateş tesellisi
bir tatlı söz
her akrebin içinde
kalamadığında şeksiz şüphesiz
örtün beni örtün, diyeceği bir vakitte
büzüştüğünde yine kendine
içini soğutacak kor serinlik
mühürlenmiş evlerden
serperek duasını yüzlere bir bir
esirgenmek için

kucakla-mak için
(-ya bilmek için) ol kelimeyi
çok günahım var, biliyorum
bağışlanacak
çok ad, anmayı unuttuğum
yıllardır levh-i mahfuz’da
aliyyül âlâ

7.

sehven yaşanmış bir hayat
için nedir elzem olan
sağa selam secde-i sehiv
var mı kitapta yeri
hangi kitap
sonra yeniden yazılmışsa
tahrip makamında
yenilendikçe yenilmişse
kim

bir de öteki çıktı şimdi
gökten zembille inmedi, malum
bir başkası mı ben
hani demişti ya rimbaud
yoksa benden içeru
benden gayb
bir ben mi var bende

aklım mı karıştı ne! hayır
ahvalime sığındım mı çırçıplak
şeytan girse de aramıza mütemadiyen
gecikse kimileyin çok gecikse mehdî
su gibi aktım su gibi su
kûze eylenmek için kûzâha inat
cerh tadil
c e r h ta dil
tadilcerh

8.

hiç beden aramadım belâ’dan
ne sözüme ne kendime
kimse sormadı ister misin
diye hiç kimse, neden
bürünmek için ete kemiğe
nefes almak körükçe
sehven ısırmak elmadan sehven
ısırdıkça ısırmak sonra şehveti
bir olamadan bir, bir
olmak ne zaman
ne

ne sözler söyledim
ne hazlar yaşadım ne
ne söyledimse kimin için
yaşadımsa kimin kim
kaç söz kaç haz eder
kaç haz neye tekâbül
- haz sayılır mı hiç ey ahmak-
haz! .. haz… hazırım
hazırım bir volkan gibi solumaya
kül kül zonk zonk
işte akıyor magma
m
a
g
m
a
akma!
a
l
e
v

a l e v

huuu!

ya hu
hu

9.

diriler kimi çağırır ölüler kimi
sökülmüşse teğelleri sırmalı kaftanın
kime ne kamıştaki zâr’dan
korarmış milden, mil mil
gözleri kör eden aklı karartan
o sağır kuyudan

gölden kime ne melâlî
haşim’in acem seccadesi
nerde o mükedder belde
hangi yolun sonunda
kertik yolculardan âzâde
unutma kendini diyen yani kalbini
unutma boynundaki bıçak izini
unut ama dört işlemi önce bölmeyi çıkarmayı
imlâyı –bînizâm imleri-
ayraç aç ve kapa
(sus)

sus
konuşma diyemem, sus
kovulursun yoksa cezbeli ayinlerden
dizleri dibinden mürşitlerin
ağaların hanların hamamların
duldasından bir bir, bir ömür
seğiren anılardan bile
bir boşluk bırak ardında
zaten boşluk önümüz ardımız
sağımız solumuz
sobe!

sobelendinse bir kez
duyulur mu çarmıhta
uçurum mübadelesi sesin
kurşun dokunuşu şakaklarında
ölüm:
s.o.s

ölüm olmasa
demedim hiç
desem de ne fayda
el hak
“ölüm bize ne uzak
bize ne yakın ölüm”
tatmadık ölümsüzlüğü
kim tatmış ne zaman nerde
azalan bir tesellî
çoğalan bir ağrıysa
yaşamak

10.

biraz fazla, belki
çok fazla gülmek için hayat
buzla ovmak donmuş parmakları
her rivayete kulak vermek hemen
ravisi kim
bilmeden adres defterlerinden
medet umarak hükmü kalmamış
sadra şifa bir söz bulmak
marifet susmaktır demiş
bir derviş, bilmiyorum kim
unutmak olmalı belki
unutmak diyorum kötülük çiçeklerini
bir türlü unutamasam da
üstüne abanan birden
deniz gibi toprak gibi
ölüm gibi erken gelen
dağlar kızı’na nicesine
nicesine oy oy

erken ölüm yokmuş oysa
her ölüm vakitliymiş meğer
vakti saati varmış er ya da geç
vakti saati
ne zaman
kim bilir kim

11.

çok konuştun ey gafil
sol yanından mı kalktın yine besmelesiz
şehadet getir allah muhafaza
bilmez misin ne oldu deli dumrul’a
pervasız abdal’a cellâl ömer’e
hâşâ! hâşâ!
kastım devadır, derdnâkım
el çek talip, yaramdan
helâkım
helâkım

12.

el çektim yaramdan
desem çekemem
gömleği gözlerimde kınalı yusuf’un
pıtır pıtır dökülen kurtçuklarım
çorap kaçığı teninde eyyub’un
işte kanla kirlenmiş evrak
daha ne sayayım ağlıyorsa tarih
kanıyorsa ogünbugün
elimize yapışmış kalem

eksik çok şey var çok
benden sana senden bana akmayan
ey hayat
çatladı aynan taştı ardında boşluk
kim bilir kim yitik
kim bulundu arandığı yerde
müşahhas ve müsellem
kim muhkem
kim

13.

bırak soru sormayı
sorma da gör, bırak
boşalsın zembereğin bir anda
- bak takılmış en başta-
eksile eksile uzasın zaman
dile gelsin dil söze gelsin
silinsin geçmiş gelecek olmuş olacak
ha hikaye ha masal ha şiir
dönsün çağrılan yalvaç, memnun mu ki yerinden
sorma
kuşlar kanatlansın pır pır
kuşbazlar pusuda kalsın gaddar mı gaddar
cellatlar sehpada yatakta kimileri
sofular en ön safta
hemen ardında imamın, sırtında
gani gani olsun diye sevabı
tüccar kârda
bu dünyada

bu dünyada sanki
yasak soru sormak
kim mühürledi dilimizi
kim

sorsam ne çıkar hem
sormasam ne
nedir ölümü rehin alan
sormak fiyaka mı
ne

14.

buradayım işte
gizlesen de çalı çırpıyla
sayılarla pürtelâş sarargın yüzümü
sana inat buradayım
işte ben neredeysem
öznesi kendi nesnesi kendi
bağışlanmak dilenen yine de
muhtemel her fail-i meçhulden

biraz küstah belki
had bilmez değil
tükendikçe sabır
söndükçe ışıklar bir bir
adımı siler kendimi beklerim
bilirim zaman alır
kendimi beklemek
bir ırmak şırıltısı duymak hafiften

15.

bir yarayım ben bir yara
kanadıkça yarılan
nafile bunca kelime bunca şiir
hangi söze sığar bu çığlık
bu hüzzam bu keman bu mülteci
sanma ki kapanır eski defterler
sararsa da yaprakları samansı
canlanıverir bir süzük bakışta
bir dokunuşta, ne varsa
sakladığı, saçar ortalığa

boşuna çarpmak toplamak beni
boşuna ahvalim sormak
soyulup kanamaktan
yoruldum artık daraldım
uyuyup uyanmaktan
neden

16.

uyumak hayat verir oysa insana
“bir sanrı değilse yaşamak”

17.

elbet sana döllendi
bütün huylarıyla gövdem
tamamlansın diye eksik yanlarım
eksik kalmak niye
niye söz uçar yazı silinir
geviş getirir develer dinlenirken güneş altında
ritmik yürürken müs tef i lâ tün
tef’ileler tüm
dökülmez kirpikleri, kime güzel görünsün diye
sevindirik olur yeni yetme kızlar
domuran yerlerine bakıp aynada
bir o yana bir bu yana dönüp durup
kıs kıs güler şempanzeler elleri meşgûl

eller mi!
ah o eller
geren ve gevşeten
akla ziyan eller
kimin

18.

bir delilik sınavı mı bu
cinnet hangi soruda hangi seçenekte
hani göremedim yok mu ne
cennet’in ce’si son soru hem de
tesadüf mü yoksa tevafuk mu
böyle gelmiş böyle giderse bu heyula
bir bulut yumağı olmazsa dünya
hep böyle kalacağım
hep böyle
böyle çivilenmiş
böyle biçilmiş
böyle karnında balığın
iki büklüm tor topak
bin bir desise
desise içinde desise handiyse
neden

19.


ey pîr-i dessas
git kapımdan dokunma tokmağına
yaldızları bulaşır yoksa eline
kursağında kalır hevesin
git yanlış değilim ben
yandaşın değil hiç
kimin yanlışıysa alkış
o yandaşın
ona git

20.

el versin pîr-i mugan
aksın mey dolsun kâse-i nun
berzahta, kalmasın korkuların

21.

korkutulmuş bir çocuk mu var içimde
haydi inelim en derine hekim kim
yok çocukluğumla alâkası biliyorum
yetişkin yaşadıklarımdan işaret
çevrimdışı oluşum
bundandır belki sandığımdaki maskeler
yakmak isteyişim ormanları birer birer

bir esrar mı yoksa cezbeden
bir muamma mı var bildiğin
yahut bir ebcet
kim olmadığımı ele verecek
çekilip kabuğuna kıvrım kıvrım
orda mesut müreffeh
günler anlatacak

karantina günleri meselâ
şubat çalgını kocakarı ayazına denk
kendi tapınağında herkes
iki ayazma arasında muhlis
yaşarken bilmece-bulmaca
soldan sağa devlet
yukardan aşağıya din
çıkarken bütün kareler
kim ihbar eder kimi
iki namlu arasında kalmışsa

22.

kontesi kim vurdu
bilmedim duymadım hiç
hangi kontes hangi kontun
geçmişte kalmadı mı onlar paşalar gibi
demeden daha hatırladım hemen
kortej hazırmış meğer
hangi birini sayayım bir bir
nisyan ile malul
değil mi insan

23.

nisyan mı dedim, isyan
desem ne değişir acaba
çıkar mıyım dinden imandan
bir talakım düşer mi cüftümden
- damdan düşer gibi-
tazelesem imanımı kurtarır mıyım nesebimi
boyun bükmeliyim değil mi
sakalını sıvazlar takkesini yerleştirirken tam tepesine
hâce-i muazzama
mülâyim mi koydunuz adımı
bir adım var zaten doğduğumda konmuş
atalara uyulmamış beklenmemiş hiç
ismimi bulayım ismimle müsemma olayım
islenmiş bedenim belki ondan
kime yoldaş kim bilir
nehrine dar gelen bu havza
kime

24.

şairim ben hatemü’ş-şuara
olamasam da -kaddesallahu sırrahu-
söz saklamam karnımda
karnaval şamanı değilim çünkü
avunsun diye evlâd-ı iyâlim
suçsuzum, suç gizlemez şiirim ne de aşk
harfler eşkâlim ekber şeyhim
kâh elifim kâh nun kâh mim
kalamam burada böyle muazzep
bir memeden öbürüne körleme
öteki koyundan beriki barka
şekerli sakız çiğner gibi böyle
telâşlı çingene
olamam mülemma

25.

bir yenilgi mi bu, yakın
bir istilâ sessizliği
kendini sızdıran ağır tahrik
kuzeyden güneye kızıl
batıdan doğuya yeşil
kandan dumandan ve yastan
kim güne benzemişse geceden
arsız ve ısırgan
hiç acele etmez mi büyümek için çocuklar
sonra ölmemek için emdikçe dünyayı
kurşun dökmeli belki
tütsü tütmeli biraz köşe bucak
üç beş üzerlik defetmek için
çarçabuk buğulu
başlayan devrimi

kim rahat bırakır renkleri
ayları ve günleri
kim

26.

bir rengi var mı her insanın
kokusu gibi kendine has
kafka’nın rengi neydi meselâ
günahın rengi mi
hangi sarı van gogh’un
kim üşür hangi renkte her mevsim
çıplak ayaklı picasso mu
en yaslısı siyah en acısı kahve mi
eli kırbaçlısı kırmızı en körü
hangisi göçmen hangisi yerli
bir şey akıyor içime çivit mavisi
ayaklarımda kurşunî bir ağırlık

sonu yok (mu) renklerin
kim kimin rengine boyanır kim alaca
palyaço kimi aldatır, güneşleyin
renk vermiyorsa çiçekler sesimize
hiçlenmişse söz
kimi

27.

nedir tebelleş olan bu yaz gününe
yazıyı ısıtırmış yaz ne zaman
düşerse karpuz kabuğu denize
ha yaz ha kış zor ısınır yazım
oysa yazılmak içindir kaynayan kan
depreşen yalnızlık
soruları saklıbahçenin
öpülmek için her kadın güzel kalsın diye
yağmur yağmıyorsa her yazıdan önce
sonra ebemkuşağı akmıyorsa renkahenk
kurtadam olmuyorsa şair her dolunay
kim yazar şişi kebabı tandırı
yakma pahasına kazı onca yıldır kaynayan
kim çağırır sırâta hakk’ı
kim

28.

nedir
kılıçtan keskin kıldan kalın
kesen başı bitiren savaşı
yal ü bal olan erenler dilinde
koklasam kalbimi
bahar değer mi gözlerime
göğerir mi yine ellerim


29.

yoruldum tanrım
yoruldum aramaktan
aramakla bulunmaz olanı
biliyorum saplandı bir kere çivi
kanırtsam ne fayda
paslı ve ezik başını
iliğime işlemiş ne kemik
ne et kalmış hayata karışacak

30.

yas tutsam faydasız
sökülmüşse ağzım sarkmışsa dudaklarım
iğne iplik tutmuyorsa hiç
perde yetmiyorsa sımsıkı örtmeye içimi
kim çeker tırnaklarımı kökünden
uyuşturmadan beynimi
son bir kez deri atamadan
mankurt bir yılan gibi
şu taşın dibine törenle
her aybaşı

31.

ya bitiremezsem bu şiiri
kırkını çıkaramazsam ne yaparım
şirpençe çıkar mı dilimde
yavuz gibi kalır mıyım sefer ellerde
ölsem ne çıkar ölmesem ne
diyebilsem de heyhat
müstafî sayılırım hemen
teşahür erbabınca

32.

kuşku tutmuyor, neden
herkese yetecek kuşkum var oysa
bir başı bir sonu her esatirin
kime mağlûm kime meçhûl
her masala uygun tekerlemem
kaf dağı, padişah kızı, tellâl
hayal içre hayal
olsa da

33.

ne desem lâf ü güzâf
esenlik yok otlara bile
ateş yaktıkça su soğuttukça
saklandıkça yasaklar böyle tutsak
kalacağım cem gibi

34.

her yer mor menekşe
her yanım hüzün sağanağı şimdi
adını ne koymalı bu hayatın
bilmem ki soğuk sular dökünüp
çıksam sokaklara üryan
serinlik değer mi alnıma
güneşli günler için sakladığım
kurumuş yapraklara
bir çalkantıysa zihnim boz bulanık
uzayan bir ayrılıksa ömrüm
ne koymalı adını
her yalnızlıkta bu hayatın

35.

kimden miras bana
bu dikişsiz keten
kim ilikler kim çözer düğmelerimi
kim diker söküklerimi
yalanlamadan tanıklığını
mehtap dalgını meleklerin
hani nerede
gelincik ödüncü yanaklarım
düşlerimi ıslatan uğultulu sularla
beni uzaklara aparan yelbir
terli taylar
kopuk gelen dört nala

soyunsak mı sulara
yangın yakamozlara

soyunsak
nasıl da eskir birden
gövdemizi epriten zaman
rehavet çöker sabah erken
akşamda kalan denize ve kumsala
bu akortsuz gitara

36.

nerde beklenen ulak
ipim kalmamışsa kime ulanacak
kimi yakacak bu nar
kim masum kim cürümkâr
bilmem cüretkâr gecelerden mi tevarüs
bu sırıtkan hatırlayış bu haykırış
çıkar mı saplandığı yerden bu hançer
köpürse nehirler deli devlek
açılsa kapılar
batın
ve
zahir

37.

kelimeler olmasa
ne yapardık tanrım
şeyler olmasa gizli ve aşikâr
tekvin olmasa bu alçak dünya ins ü cin
gayba mahreç olmasa kün
zuhûr etmese ma’dum
cinlenir miydi mecnûn dillere destan
yol bulur muydu ateş denizinde
mumdan gemiler

ayaklarımın altında ırmaklar

38.

yolumuz nereye kadar
ne kadar uzar böyle ıssız
kırarmış saçlarımıza inat
güneşle inilen puslu kanyonlarda
öfke bileyen derbentlerden
geçer mi barbar köylerinden
daha şafak sökmeden derin uykularda
kaygı basmadan aman dinlemez dağları
ne kadar uzar ne kadar
bu yerli yerinde sürgün
var’dan yok’a hayret
olupduran
dur
ve
an

dur ki soluklansın an
eşkâlin olsun sûret
karanlıkta kalmasın vicdan
vecdi an
hayRan
hayyy r aaan

39.

neden akşamdan sabaha
adını sayıklar
senin olsun isterim
gördüğüm bütün harfler
hep senin muhbir gölgeler

neye baksam sen
mahbûb
kim/sen

40.

adına hazırım
adım adım
adın
adım

Mehmet Solak

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

Uçarken de ölür mü kuşlar

Elif'e Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana Füruğ Ferruhzad Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? ’Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna’ bir çocuk demiş.” Nilgün Marmara Dünyada ne kadar kuş varsa Bir fazlası senin soluğunda Ülkü Tamer Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım Metin Altıok Dön bana ve dinle, Kuşlar uçuşuyor içimde Erdem Beyazıt İsterim ki; Yanmasın kanadın, gökyüzünde süzülsün ve her kitabın yanında dağılsın  hüznün Elif'çe Durgunsa kahvelerin masalarında hava Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim Gülten Akın Âh beni vursalar bir kuş yerine! Sezai Karakoç Bu çılgın eğlentinin karşıtı bir yürek hangi kuşun sesinde dinlensin?  Nilgün Marmara Bir kıyısız zamana kanat vuruyor,  Üzer...

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Şiir her okumada farklı gösterir kendisini

Şiirin, ağırlıklı olarak elitlerin etkinlik alanında bulunduğu Batı dünyasının aksine hayli uzun dizeleri ezberlemiş okuma yazma bilmeyen İranlılar vardır. İran, şairlerin mezarlarının süslendiği, televizyon kanallarında ezbere okunan şiirlerden başka bir şeyin gösterilmediği bir ülkedir. Büyükannem ne zaman bir şeyden şikâyet etmek istese veya bir şeye beslediği sevgiden bahsetse bunu şiir yoluyla yapardı. İran’ın nispeten sıradan insanları beraberlerinde hayat felsefelerini de taşırlar, bu da şiirdir. İş film yapmaya geldiğinde, teknik noksanlarımızı telafi edecek bir hazinedir bu.  Bir defasında, İran sanatının temelinin şiir olup olmadığını sormuşlardı bana. Ben de bütün sanatların temelinin şiir olduğunu söyledim. Sanat, açığa çıkarmadır, yeni bilgilerin yorumlanmasıdır. Gerçek şiir de benzer şekilde, bizi yüceltir. Her şeyi alaşağı eder ve bizim müzmin, alışılmış ve mekanik rutinlerimizden kaçmamıza yardım eder; bu da keşfe ve ilerlemeye giden ilk adımdır. Aksi durumda, insa...

VAN GOGH'DAN THEO'YA DOSTLUKLA BİTEN MEKTUPLAR

Hayatımızı bir yolculuğa benzetebiliriz; doğduğumuz yerden çok uzaktaki bir sığınağa gideriz. Gençlik yıllarımız bir nehirde yelkenli tekneyle gitmeye benzetilebilir; ama çok geçmeden dalgalar kabarır, rüzgâr sertleşir; neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar kendimizi denizde buluruz - ve yürekten Tanrı'ya seslenen yakarış kopar: Koru beni ey Tanrım, zira teknem çok küçük, Senin denizin ise çok büyük. İ nsan yüreği denize çok benzer; fırtınalar barındırır, dalgalar barındırır ve diplerinde inciler de barındırır. Tanrı'yı ve Tanrı yolunda bir hayatı arayan yürek diğerlerinden daha fırtınalı olur. Zebur'da denizdeki bir fırtınanın nasıl tasvir edildiğini görelim; yazan kişi bu tasviri yapmak için fırtınayı yüreğinde hissetmiş olmalıdır. *** Bugün birlikte olmak istiyoruz. Acaba hangisi daha iyi olur, yeniden görüşmenin sevinci mi, yoksa ayrılmanın üzüntüsü mü? Şimdiye kadar sıkça ayrılmış olsak da bu sefer, her iki tarafta da eskisinden daha fazla hüzün vardı ama aynı zamanda...

HIRAETH: VAR OLMUŞ VE ARTIK OLMAYACAK BİR ŞEYE DUYULAN ÖZLEM

Hiraeth, tek bir kelimeye sığmayan bir özlemdir. Galler dilinden gelir; ama haritası yoktur. Bir yere, bir zamana ya da bir kişiye duyulan sıradan hasret değildir bu. Hiraeth, artık var olmayan—belki de hiç var olmamış—bir eve duyulan iç sızısıdır. İnsan bazen çocukluğuna, bazen yarım kalmış bir ihtimale, bazen de sadece “orada bir yer olmalıydı” duygusuna özlem duyar. İşte o boşluğun adıdır hiraeth. Bu kelime, geri dönmenin imkânsızlığını de içinde taşır. Özlenen şeyin kapısı kilitli değildir; kapının kendisi yoktur. O yüzden hiraeth acıtır ama bağırmaz, sessizce içte kalır. Bir şarkının son notasından sonra havada asılı kalan titreşim gibidir: Ses bitmiştir ama yankı hâlâ kalptedir. Hiraeth, aidiyetin gecikmiş hâlidir. İnsan kendini dünyada biraz misafir hissettiğinde ortaya çıkar. “Ben aslında nereye aittim?” sorusunun cevapsızlığında büyür. Belki bu yüzden en çok şairlerin, göç edenlerin, kayıp yaşayanların ve içi sözcüklere sığmayanların diline yakışır. Kısacası hiraeth, hatırl...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...