Ana içeriğe atla

Bilmiyorum

1. Geldim, bilmiyorum nereden, ama geldim;
Önümde bir yol gördüm, yürüdüm,
İstesem de istemesem de yürümeyi sürdüreceğim,
Nasıl geldim, nasıl gördüm yolumu?
BİLMİYORUM!

2. Bu varlığın içinde yeni miyim yahut eski mi?
Özgür müyüm yoksa bağlı bir tutsak mı?
Hayatımda kendimi ben mi yönetiyorum, yoksa başkası mı?
Bilmek isterdim, ancak...
BİLMİYORUM!

3. Benim yolum nasıldır? Uzun mu, kısa mı?
Tırmanan mıyım yahut düşüp yok olan mı?
Ben mi yolda yürürüm yoksa yürüyen yol mu?
Yoksa ikimiz dururken, geçen sadece zaman mı?
BİLMİYORUM!

4. Keşke bilseydim, o meçhûl güvenli alemdeyken,
Acaba biliyor muydum orada gömülü olduğumu?
Ortaya çıkıp sonradan, bir gün var olacağımı?
Yoksa acaba hiçbir şeyi anlamıyor muydum?
BİLMİYORUM!

5. Acaba, bu şeklimle bir insan olmadan önce,
Herhangi bir şey miydim ya da hiçbir şey mi?
Var mı bu bilmecenin bir cevabı yoksa sır mı kalacak ebedî?
Bilmiyorum ve niçin bilmediğimi de...
BİLMİYORUM!


DENİZ

6, Sordum bir gün denize: “Ey deniz ben senden miyim?”
Doğru mu bazılarının hakkımızda söyledikleri?
Yoksa yalan, yanlış ve iftira mı dedikleri?
Güldü bana dalgaları ve dedi ki
BİLMİYORUM!

7. Ey deniz, biliyor musun üstünden kaç bin yıl geçtiğini?
Hatırlar mı sahiller, önünde diz çöktüklerini?
Biliyor mu nehirler, senden doğup sana döndüklerini? |
Ne diyor köpürdüğünde dalgalar?..
BİLMİYORUM!

8. Sen, ey tutsak deniz, Ah!.. Ne büyük tutsaklığın!
Ey haşin deniz! Sen de ben gibisin elinde değil hiçbir şeyin,
Ahvâlimiz bir, benzemiyor özrüme özrün,
Ne gün kurtulurum bu tutsaklıktan? Ya Sen ne zaman?..
BİLMİYORUM

9. Gönderdiğin bulut ile ağaçlar sulanır bir de toprağımız,
“Yedik meyveleri” deriz, halbuki biz seni yeriz,
“İçtik yağmurları” deriz de seni içeriz, ...:
Doğru mu bu inandığımız yoksa yanlış mı?
BİLMİYORUM!

10. Sordum ufuktaki buluta: “Kumunu hatırlar mısın?”
Sordum yapraklı ağaca: “Kadrin ne bilir misin?”
Sordum boyundaki inciye: “Aslını anımsar mısın?”
Sandım ki hep bir ağızdan dediler:
BİLMİYORUM!

11. Raks ediyor dalga, bitmez bir savaş varken derinliğinde,
Yaratırsın balıkları, ama obur balinaları da,
Ölüm ile güzel yaşam buluşmuştur bir arada sinende,
Bilseydim keşke, beşik misin yoksa mezar mı?
BİLMİYORUM!

12, Leyla gibi kaç genç kız ve Mecmûn gibi kaç delikanlı,
Nice saatleri kıyında geçirdiler, Leyla şikayet edip, Mecmûn açıklayarak,
Dinler; her ne konuşsa Mecmûn, Leyla söyler, Mecmûn'sa kendinden geçer,
Yoksa kaybettiği bir sır mıdır dalganın sesi?
BİLMİYORUM!

13. Geceleyin nice krallar otağ kurdular da etrafında,
Sisten başka bir şey göremedik sabah oldu da,
Ey deniz! Bir gün dönerler mi yoksa dönmeyecekler mi asla?
Sordum: “Kumun mu içindeler?” Kum dedi ki: “Ben”
BİLMİYORUM!

14. Ey haşin deniz! Senin de ben gibi kabukların ve kumun var,
Sen gölgesizsin ve benimse yeryüzünde bir gölgem var,
Sen akılsızsın ey deniz, benimse bir aklım var,
Acaba ben gidiyorken sen niçin kaliyorsun?
BİLMİYORUM!

15. Ey feleğin kitabı! Söyle var mı bu denizin öncesi ve sonrası?
Ben bir kayık gibiyim onun içinde, o ise uçsuz bucaksız,
Zamanın amacı var mı gidişimde, ben gidiyorken amaçsız,
Bilmek ne güzel, fakat nasıl bileyim?..
BİLMİYORUM!

16. Ey deniz! Bilsen ne acayip sırlar var içimde,
İndi bu sırların üstüne örtüsü ben olduğum bir perde,
Bunun için daha da uzaklaşıyorum, her yaklaştığımda,
Bilmek üzere görüyorum kendimi ama...
BİLMİYORUM!

17. Ey deniz! Ben de bir denizim, kıyısı kıyın olan,
Meçhûl yarını ve dünü seni kuşatan,
İkimiz de ey deniz, bir damlayız buradan ve şuradan,
Dün nedir, yarın nedir diye sorma?.. Ben...
BİLMİYORUM!


MANASTIR

18. Hayatın sırrını keşfetmiş bir topluluk var dediler manastırda,
Ancak bozuk akıllılardan başka bir şey bulamadım orada,
Cesetleşmişler; çünkü ülküler helak olmuş kalplerinde,
Ben kör değilim de başkaları mı kör?..
BİLMİYORUM!

19. Tapınaktakiler sırları en iyi bilenleriymiş insanların güya,
Dedim: “Doğruysa söylenenler, sır çıkmış açığa”,
Şaştım; Örtülü gözler güneşi görüyor da,
Niçin göremiyor örtüsüz olanlar?..
BİLMİYORUM!

20. İnziva ile takva ise eğer uzlet, kurt rahip olur,
Manastırsa aslanın ini, onu sevmek farz ve vacip olur,
Keşke bilsem, yetenekler yaşatansa öldüren inziva mı olur?
Bir günahken inziva, nasıl günahı yok eder,
BİLMİYORUM!

21. Gördüm manastırda dikenli teller içindedir güller,
Gördüm ki: temiz çiğdem sonra acı suya kanaat etmişler,
Canlı ışık etrafında karanlığa razı gibiler,
Var mıdır kaibi sabırla öldürmenin bir hikmeti?
BİLMİYORUM

22. Şafakta girdim manastıra, neşeli bir şafak gibi,
Gece ayrıldım oradan, kızgın bir gece gibi,
Bir sıkıntı vardı içimde, oldu bin bir sıkıntı,
Manastırdan mı derdim yoksa geceden mi? :
BİLMİYORUM!

23. Girdim manastıra münzevileri konuşturmak için,
Bir de ne göreyim, bir topluluk, en az ben kadar şaşkın,
Ümitsizlik alaşağı etmiş onları, teslim olmuşlar zayıflıklarından,
Bir de baktım kapıya, yazılmış üstüne:
BİLMİYORUM!

24. Hayret, itaatkar, hem de zekî münzeviye!
Terk etmiş insanları, yaratıcının bütün güzelliği onların üzerinde,
Sonra başlamış aramaya onu ıssız yerlerde,
Su mu gördü çölde yoksa serap mı?..
BİLMİYORUM!

25. Ne kadar da tereddüt edersin bu açık gerçekte ey münzevi!
Dileseydi şayet Allah Güzeli sevmemeni,
Yarattığında akılsız ve ruhsuz eylerdi seni,
Dedim: “Yaptığın günahtır”, bana dedi ki:
BİLMİYORUM!

26. Ey kaçan adam! Asıl ayıp işte bu kaçışın,
Kurtuluş yok ettiğinden, çöllere de gitsen,
Sen her hâlükârda cânî, öcünü alamamış bir katilsin,
Hoş görür mü Allah bunu, hiç affeder mi? :
BİLMİYORUM!


MEZARLAR ARASINDA :

27. Mezarlar arasındayken demiştim kendi kendime:
“Güveni ve rahatı buldun mu, bu çukurdan başka bir yerde?”
İşaret etti, bir de baktım ki göz çukurlarında bir böceğin açtığı yara,
Sonra dedi ki: Ey soran! Ben de...
BİLMİYORUM!

28, Bak (ey nefsim)! Bu mekân nasıl da denk etti herkesi,
Köle kalıntıları arasında kral yok olup gitti, :
Bir daha ayrılmamak üzere aşık ile sevmeyen bir araya geldi,
Bu mu en mükemmel adalet? (Nefsim) dedi ki:
BİLMİYORUM

29. Eğer ölüm bir diyetse, temiz olmanın suçu ne?
Eğer sevapsa, günahkârlığın erdemi ne?
Eğer ölüm varsa, kazanç ya da kayıp ne?
Niçin “kötülük” ya da “iyiliğin” adları var?
BİLMİYORUM!

30. Konuş ey mezar! Söyleyin ey çürümüş kemikler bana,
Yıktı mı hayallerinizi ölüm, öldü mü kara sevda?
Kimdir ölen, yıllardan ve milyonlarca yıldan bu yana?
Mezarlarda, ortadan mı kalkar zaman?
BİLMİYORUM!

31. Eğer yatışsa ölüm, sonu uzun bir kalkış olan,
Neden sürekli değil, güzel kalkışımız bu yatıştan?
Neden bilmez kişi, acep göç ne zaman?
Ne zaman anlaşılacak bu sır, ne gün bilecek insan?
BİLMİYORUM!

32. Bir uykuysa eğer ölüm, ruha rahatlık veren,
Tutsaklık değil, özgürlük, son değil, başlangıç iken,
Niye severim uykuyu, hoşlanmazken ölümden?
Neden korkar ruhlar ecelden?
BİLMİYORUM!

33. Ölümden sonra kabir ötesinde dirilme ve canlanma var mı?
Bir hayat ile sonsuzluk mu yahut yok oluş ile kayboluş mu?
Doğru mu insanların söyledikleri yoksa yalan mı?
Doğru mu bazı insanların bildikleri?..
BİLMİYORUM!

34. Ölümden sonra hem bedenimle, hem ruhumla dirileceksem,
Acaba bir kısmımla mı yoksa tamamen mi dirileceğim?
Bir çocuk mu yahut orta yaşlı mı olacağım?
Dahası, ölümden sonra tanıyacak mıyım kendimi?..
BİLMİYORUM!

35. Ey dostum! Örtüleri parçalamakla oyalama beni,
Öldükten sonra aklım hesaba katmaz formaliteleri,
Eğer aklım başımdayken bilmiyorsam akıbetimi,
Nasıl bilebilirim kaybettikten sonra aklımı?.
BİLMİYORUM!


SARAY VE KULÜBE

36. Yüksek kubbeli, heybetli bir saray gördüm,
“Seni yapan yıkılasın diye mi yapmış” dedim,
Bir parçasısın onun, bilmiyorsun nasıl kaybolduğunu dedim,
O da bilmiyor senin ne içerdiğini; biliyor mu?..
BİLMİYORUM

37. Ey ustalar istemeden önce bir hayal olan örnek!
Bir fikirsin beyinde, seni örtmüş karanlık,
Ve kalplerde böceklerin yediği bir dilek,
Sensin kendinin ustası, hayır... hayır...
BİLMİYORUM!

38. Nice saraylar vardır da, ustalar onları ilelebet baki sanır,
Sarsılmaz dağlar gibi sabit, yıldızlar gibi sonsuz sanır,
Halbuki daha bir taslakken zaman onun üstüne kuyruğunu atmıştır,
Yıkılmak içinse yaptıklarımız neden hâlâ yaparız?..
BİLMİYORUM

39. Bulamadım sarayda bir şey, berbat kulübede olmayan,
Her ikisinde de kölesiyim şüphenin ve gerçeğin,
Mahkumuyum ebedî gecenin ve aydınlık sabahın,
Sarayda mı, kulübede mi üstünüm?
BİLMİYORUM!

40. Hem kulübe, hem sarayda yok kendimden kaçacak bir yerim,
Hem umuyor, hem korkuyorum, hem razı oluyor, hem kızıyorum,
Altın yaldızlı ipekten mi yoksa keten midir elbisem?
Öyleyse çıplak niye elbise bekler?!.
BİLMİYORUM!

41. Tan vaktine sor: “Var mı çamuru ve mermeri?”
Saraya sor: “Örtmüyor mu karanlık onu da kulübe gibi?”
Yıldıza, rüzgara, bir de buluta sor ki:
“Acep her şey gördüğümüz gibi mi?”
BİLMİYORUM!


DÜŞÜNCE

42. Belirdi içimde birçok düşünce ve açığa çıktılar,
Benden sanmıştım onları, ancak fazla kalmadan uzaklaştılar,
Kuyuda bir an görünen hayal gibi, sonradan kayboldular,
Nasıl çıktı ortaya, niçin kaçtı benden?
BİLMİYORUM!

43. Acaba yolcu mudur, yeryüzünde ondan ona konan kişi?
Bir şey mi şüphelendirdi onu, kalmayı kabul etmedi?
Yoksa bana uğrayıp gitti mi köprüyü geçmem gibi?
Benden önce bir başkasında mı gördün onu?
BİLMİYORUM!

44. Yoksa bir an çakıp da kaybolan şimşek miydi?
Ya da bir kafesten uçup giden kuş gibi mi?
Yahut içimde çözülüveren bir dalga gibi mi?
Ben arıyorum onu, o ruhumdayken,
BİLMİYORUM!


ÇATIŞMA VE KAVGA

45. Bir çatışma ve bir kavga fark ediyorum içimde,
Bazen bir şeytanım, bir melek gibi görüyorum kendimi bazen de,
İki kişi miyim ben, katılmayı reddeden biri diğerine?
Yoksa acaba gördüğümde yanılıyor muyum?
BİLMİYORUM!

46. Kalbim kuşluk vakti, bir ormana benzerken,
İçinde çiçekler var, dereler, kuşlar var şarkı söyleyen,
Gönlüm ıssız bir çöle döndü, vakit ikindi olurken,
Nasıl olur kalbim önce bahçe, sonra da çöl,
BİLMİYORUM!

47. Nerede çocukluğumdaki gülüşüm ve ağlayışım?
Neşem nerededir ve gururlu toyluğumdaki saflığım?
Nerede, nasıl yürürsem öyle yürüyen hayallerim?
Kayboldu hepsi, ama nasıl?
BİLMİYORUM!

48. Bir inancım var, fakat benim inancım ve dindarlığım değil,
Ağlıyorum, ama daha önce ağladığım gibi değil,
Gülüyorum bazen de, ancak yürekten değil,
Keşke bilsem, nedir değiştiren beni?
BİLMİYORUM!

49. Her gün dertli, her zaman duyguluyum,
Bugünkü ben, gecelerden ve aylardan beriki ben miyim?
Yoksa güneşin batışındaki ben, doğuşundaki ben değil miyim?
Her soruşumda kendime verdiğim cevap:
BİLMİYORUM!

50. Nice işler var, bende iken korktuğum,
Kaybettiklerimi arzulayarak gecelediğim,
Nedir beni ona sevdiren ve ondan nefret ettiğim?
Ondan yüz çeviren ben miyim? --
BİLMİYORUM!

51. Niceleri vardı, bir süre eğlenip zevk alarak beraber yaşadığım,
Ya da nice yerler, zevk ü safa ile zaman geçirdiğim, :
Uzaklığını yakınlığından daha açık gördüğüm, i
Nasıl kalır kaybolan bir şeyin izi?
BİLMİYORUM!

52. Nice bahçeler var, ömrümü ağaçlarını korumakla geçirdiğim,
İzin vermedim insanlara, çiçek koparmalarına oradan,
Gelip kuşlar yediler meyvelerini sabahleyin,
Uçan kuşların mı bahçe yoksa benim mi?
BİLMİYORUM!

53. Zeyd'e göre nice çirkin olan; Bekir'e göre güzeldir,
Zıt iken birbirlerine, Amr'a göre bir hayaldir,
Bilseydim keşke, iddiasında hangisi doğrudur?
Niçin bir ölçüsü bulunmaz güzelliğin?
BİLMİYORUM!

54. Gördüm; iyilik unutulur, kusurlar gibi,
Doğuşu da beklenir güneşin, batışı gibi,
Gördüm ki kötülük de gider gelir, iyilik gibi,
O hâlde niye yabancı sayarım kötülüğü? :
BİLMİYORUM!

55. Hani yağmur istemeyerek yağar ya,
Hani yerdeki çiçekler kokularını zorla saçar ya,
Güç yetiremez yer, dikenini yahut gülünü gizlemek için ya,
Sorma: “Hangisi daha hoş ve daha güzel?”
BİLMİYORUM! |

56. Diken bir kralın ya da peygamberin başında taç olabilir,
Gül bir hırsızın veya bir zalimin elinde olabilir,
Tarladaki diken, derilen gülü kiskanabilir,
Yoksa acaba kendinden daha hor mu görür?
BİLMİYORUM!

57. Bazen korur beni tehlikeden, elimi yaralayan bir diken,
Bazen olabilir zehir kokuda burnumu dolduran,
Yine de en iyisidir güİ, yasa ve örfüne göre olan,
Hepsi zulüm dolu bir yasadır bu, ancak...
BİLMİYORUM!

58. Yıldızları gördüm, neden doğduklarını bilmezler?
Bulutları gördüm, neden yağmur yağdırdıklarını bilmezler?
Ormanları gördüm, neden yaprak açtıklarını bilmezler?
Niçin bunlar da benim gibi cahil?
BİLMİYORUM!

59. Her emin oluşumda üstümden örtüyü kaldırdığıma,
Nefsim güldü bir gizemle sırra vakıf olduğumda,
Kendimi bulamadım, ümitsizliği, şaşkınlığı buldum da,
Bilmemek mükafat mıdır yoksa ceza mı?
BİLMİYORUM!

60. Bülbülün ötüşünü dinlemek bir tutkudur bana,
Yeşil yaprağın hışırtısı, derenin şırıltısı da,
Görürüm yıldızları, meşaleler misali karanlıkta,
Onlar mıdır zevk veren yoksa ben mi?
BİLMİYORUM!

61. Bir gün ben melodi miydim acaba bir telde?
Yahut bir dalga mıydım acaba bir nehirde?
Ya da parlak yıldızların birinde?
Yoksa bir koku, bir hışırtı, bir meltem mi?
BİLMİYORUM!

62. Bende de var; sedefler, kumlar ve inciler, deniz gibi,
Bende; meralar, tepeler ve dağlar yeryüzü gibi,
Bende; yıldızlar, bulutlar ve gölgeler gökyüzü gibi,
Deniz miyim, yeryüzü mü, gökyüzü müyüm ben?
BİLMİYORUM!

63. Bal, şarap ve tatlı su, içeceğimdir benim,
Sebze, meyve ve helal et de, yiyeceğim,
Kaç canlı yok oldu gitti varlığımda diyeceğim?
Kaç canlıda bir şeyler var benden?
BİLMİYORUM!

64. Sözü daha anlaşılır, daha tatlı mıyım ben, vadi serçesinden?
Daha da mı güzelim çiçekten, hoş muyum kokusundan?
Yılandan daha akıllı, daha da garip miyim karıncadan?
Yoksa da düşük ve aşağıda mıyım onlardan?
BİLMİYORUM!

65. Yaşayanların hepsi ölür benim gibi,
Yerler elbet, içerler benim gibi.
Uyanır da uyurlar, konuşur sa susarlar benim gibi,
Ah bir bilsem, nedir onlardan ayıran beni?
BİLMİYORUM!

66. Gördüm karıncayı rızkı için çalışır benim gibi,
İhtiyaçları var hayatta ve hakkı benim gibi,
Aynıdır feleğin nazarında suskunluğu konuşmam gibi,
İkimiz de gidiciyiz bir gün, ama nereye?...
BİLMİYORUM!

67. Şarap gibiyim, ancak hem içenim, hem sâkî,
Aslı gizli benim gibi, hapsi toprak hapsim gibi,
Çıkarılır tıpası ondan, tıpkı benden çıktığı gibi,
O, ne olduğunu bilmiyor ve ben de
BİLMİYORUM!

68. Halt etmiş "şarap, fıçının kızıdır" diyen,
O, fıçıdan önce kökündeydi asmanın,
Asmadan önce içindeydi sabah bulutunun,
Peki daha önce neredeydi?...
BİLMİYORUM!

69. O, kafamdaki düşünce, gözümdeki nurdur,
İçimdeki umut, kalbimdeki duygudur,
Bedenimde coşarak akan kandıri
Peki daha önce nasıldı?...
BİLMİYORUM!

70. Bir şey hatırlamıyorum geçmiş hayatımdan,
Bilmiyorum bir şey gelecek yaşantımdan,
Bir özüm var, ancak bilgim yok mahiyetinden,
Ne zaman bilir özüm aslını özümün?...
BİLMİYORUM!

71. Geldim ve gidiyorum bilmeden her şeyi,
Bir bilmeceyim... Gidişim de sırdır gelişim gibi,
Karışık bir bilmece, yaratan da bu bilmeceyi,
Tartışma! Akıllı kişidir diyen:
BİLMİYORUM!


İliyyâ Ebû Mâdî

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Zilif

Şimdi — Zilif için 14 Temmuz [-------] Sevgili Kızım, zorlukla yazıyorum. Elim rahatsız, titriyor.  Onun için, yazım çarpık-çurpuk oluyor. (Bu küçük defteri de kendim yaptım; sayfalan keserken o da biraz eğri-büğrü oldu.) Kusura bakma.  Yazdıklarımı şimdi okurken, beni iyice anlayabilecek konumda olacaksın — yıllar geçecek; büyüyeceksin. O zaman, bana küçükken beslediğin duygular, belki bir-iki anıya sıkışıp kalmış olacak; belki de, kocaman bir boşluğun incecik çeperleri durumuna gelecek; ama bu cılız anılardan onların anlamını çıkarabilecek yaşa gelmiş olacaksın; yıllar boyunca da, düşüne düşüne, çıkaracaksın. Bunu umuyor değil, biliyorum; çünkü sende, daha o yaşında bile, o anlamı kavrayacak gücü görmüştüm — yani, şimdi, görüyorum... Anımsıyorsundur: Senin için, “Benim kızım insan olacak” demiştim. Sen, benim bu sözümü o anda beynine kazımış, ama yüzüme de hayretle bakmıştın — o hayretini anımsıyorsun, değil mi?  Evet, gururla, biraz da övünçle söylemiştim o sözü (bab...

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

DİVAN ŞİİRİNDE ÖLÜM KARŞISINDA ÂŞIKLARIN İSTEKLERİ

Divan şiirinin temel mazmun çerçevesini âşık-maşuk arasındaki ilişki şekillendirir. Şiirlerde en fazla işlenen konuların başında, sevgili ve ona ait güzellik unsurlarıyla bunlara karşı âşıkların yaklaşımı gelmektedir. Divan şiirinde âşık, daima şairin kendisidir. Bu yüzden her şey sonuçta aşk ile ilgili görülür. Onun aşkı, mücerret güzelliğe duyulan bir aşktır. Âşığın gıdası üzüntüdür. Sevgiliden daima lütuf bekler. Sevgilisiyle asla bir araya gelemez. Onunla olan beraberliği daima hayalîdir. Âşık sevgilisinden beklediği ilgiyi görmek şöyle dursun, ondan daima işkence ve eziyet görür . Bu durum karşısında bile sıkıntılara tahammül etmesini bilen, hâline şükreden âşığın sevgilisine karşı olan aşkı daha da artar. Hatta sevgilinin sahip olduğu güzellik karşısında canını, ona verecek kadar cömerttir. Ancak o, bir türlü sevgiliden beklediği ilgiyi göremez. Sevgiliden daima ayrı kalır. Bu da âşık için bir ölümdür. Bu nedenle hayat ile ölüm arasında bir bocalayış içindedir. Ölüm, insanoğlun...

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...

HAKLI OLMANIN KORKUNÇLUĞU

çarenin de insanı dermansız bıraktığı anlar vardır  delilerin yazları giydiği o serin palto gibi  peruktan, örtünmek icat eden bir general gibi mesela çarparak  kapısını gittiğim evlerin vahşetine benzemiyor  terk edilmek.  Üstelik bu saatte çıbanlar  "karşında kekelemeden konuşmak gibi" kudretli bir isteği anlamıyor  keşke diyorum  zalime dönüşüyor bütün kelimeler haklı olmak ne kadar korkunç  ağrıyan sırtlarıyla daktilo kadınlar takılıyor aklıma  evden çıkarken bir öğune yetmeyecek bıraktığım para.  gramofon avratlar telaşla söylerken şarkıları gülsem, karşımda gülmeyecek kimse yok çünkü ben ardından üzülecek değil  unutulacak adam olarak yaratılımış bir aşiretin  uzak şehirlerdeki başı dik şubesiyim  içim, karla karışık bir gece ki ne karanlık, ne sabah  başımda çok satacak bir endişenin müşterileri  gözlerimi kapatıp bağırıyorum  beni öldürenler bir adım öne çıksın! diye  duvardaki tablo susuyo...

Kİ AZRAİLE BĀRİ EYLE FERMĀN BU ARADAN BİZİ GELSÜN ÇIĶARSUN

Ķuluŋ işi güci dāǿim ķuśūrdur Senüŋ ismüŋ ile şānuŋ ġafūrdur Baġışla śuçumuzı luŧfuŋ ile Daħı ķurtar Ǿaźābdan fażluŋ ile Ǿİnāyet ķıl bize sensin teālā Ħalāś eyle belādan yüce Mevlā Żaįf ü dil-şikeste ħasteyem ben Naĥįf ü beste vü dem-besteyem ben Dükendi gözlerümden yaş ile ķan Gözüme uyħu gelmez oldı bir ān Dün ü gün zārilıķla dirüm Allāh Giçüpdür ömrimüz āh ile her gāh Bilüm bükildi kaddüm nūn oldı Gözüm giryān ü baġrum ħūn oldı Bilürsin yā İlāhį sen firāķum Dil ile şerĥ olınmaz iştiyāķum Nedür bilmem ki bu derdüŋ Ǿilācı Ki hįç yoķdur cihānda bundan acı Cihāna ķopısar bir gün ķıyāmet Bizüm başumıza her gün ķıyāmet Adūnun cevri žulmi cāna giçdi Daħı ķahrı vü zehri ĥadden aşdı Ne cevr itdi cihānda baŋa düşmen Ħuśūśā kim bilürsin saŋa düşmen Benüm ĥālüm saŋa rūşen degül mi Benüm seyrānuma il şen degül mi Disem ġayrılara ĥālüm ĥikāyet Ki ķorķaram idem senden şikāyet MuǾįn ismüŋ bize dāfiǾ degül mi Ġażabdan raĥmetüŋ vāsiǾ degül mi Eger derdimüze olmazsa dermān Ki Azrāile bāri eyle fermān ...

KEMAL SAYAR: RUHA CANLILIK VEREN ŞEY AZAR AZAR KAYBOLUR

İnsanın ruhu bazen kırılmaz; ama yine de eksik yaşar. Sessizce eksilir canlılık, varlık yavaşça solar.  ‘Yaşamıyor gibi’ yaşarsın. Bu, büyük acıların, derin çöküşlerin hikâyesi değildir. Daha sinsi, daha gündelik bir kayboluştur. Ruha canlılık veren şey azar azar kaybolur. Sabah uyanırsın hayat devam eder. Yapılması gerekenler yapılır, konuşulması gerekenler konuşulur. Fakat bütün bunların ortasında insan, kendi varlığına dokunamaz hâle gelir. Ne dibe vurmuşsundur, ne de suyun yüzüne çıkabilmişsindir. Bir araf, bir arada kalma hâli: Nehirde sürüklenen bir dal parçası gibi, yönsüz, ağırlıksız. Ruh sağlığı yalnızca hastalıkların yokluğu değildir. İnsanın iç dünyasında yeşeren bir “iyi oluş” hâli vardır ki, onu beslemediğimizde hayat sessizce solmaya başlar. Varlığın cevherini daima diri tutmak gerek. Modern zamanların en büyük yanılgısı da burada: Kötü hissetmiyorsak iyi olduğumuzu sanıyoruz. Oysa insan, sadece acı çekmeyerek değil; anlam bularak, bağ kurarak, bir şeye kalbini verere...