Ana içeriğe atla

Bilmiyorum

1. Geldim, bilmiyorum nereden, ama geldim;
Önümde bir yol gördüm, yürüdüm,
İstesem de istemesem de yürümeyi sürdüreceğim,
Nasıl geldim, nasıl gördüm yolumu?
BİLMİYORUM!

2. Bu varlığın içinde yeni miyim yahut eski mi?
Özgür müyüm yoksa bağlı bir tutsak mı?
Hayatımda kendimi ben mi yönetiyorum, yoksa başkası mı?
Bilmek isterdim, ancak...
BİLMİYORUM!

3. Benim yolum nasıldır? Uzun mu, kısa mı?
Tırmanan mıyım yahut düşüp yok olan mı?
Ben mi yolda yürürüm yoksa yürüyen yol mu?
Yoksa ikimiz dururken, geçen sadece zaman mı?
BİLMİYORUM!

4. Keşke bilseydim, o meçhûl güvenli alemdeyken,
Acaba biliyor muydum orada gömülü olduğumu?
Ortaya çıkıp sonradan, bir gün var olacağımı?
Yoksa acaba hiçbir şeyi anlamıyor muydum?
BİLMİYORUM!

5. Acaba, bu şeklimle bir insan olmadan önce,
Herhangi bir şey miydim ya da hiçbir şey mi?
Var mı bu bilmecenin bir cevabı yoksa sır mı kalacak ebedî?
Bilmiyorum ve niçin bilmediğimi de...
BİLMİYORUM!


DENİZ

6, Sordum bir gün denize: “Ey deniz ben senden miyim?”
Doğru mu bazılarının hakkımızda söyledikleri?
Yoksa yalan, yanlış ve iftira mı dedikleri?
Güldü bana dalgaları ve dedi ki
BİLMİYORUM!

7. Ey deniz, biliyor musun üstünden kaç bin yıl geçtiğini?
Hatırlar mı sahiller, önünde diz çöktüklerini?
Biliyor mu nehirler, senden doğup sana döndüklerini? |
Ne diyor köpürdüğünde dalgalar?..
BİLMİYORUM!

8. Sen, ey tutsak deniz, Ah!.. Ne büyük tutsaklığın!
Ey haşin deniz! Sen de ben gibisin elinde değil hiçbir şeyin,
Ahvâlimiz bir, benzemiyor özrüme özrün,
Ne gün kurtulurum bu tutsaklıktan? Ya Sen ne zaman?..
BİLMİYORUM

9. Gönderdiğin bulut ile ağaçlar sulanır bir de toprağımız,
“Yedik meyveleri” deriz, halbuki biz seni yeriz,
“İçtik yağmurları” deriz de seni içeriz, ...:
Doğru mu bu inandığımız yoksa yanlış mı?
BİLMİYORUM!

10. Sordum ufuktaki buluta: “Kumunu hatırlar mısın?”
Sordum yapraklı ağaca: “Kadrin ne bilir misin?”
Sordum boyundaki inciye: “Aslını anımsar mısın?”
Sandım ki hep bir ağızdan dediler:
BİLMİYORUM!

11. Raks ediyor dalga, bitmez bir savaş varken derinliğinde,
Yaratırsın balıkları, ama obur balinaları da,
Ölüm ile güzel yaşam buluşmuştur bir arada sinende,
Bilseydim keşke, beşik misin yoksa mezar mı?
BİLMİYORUM!

12, Leyla gibi kaç genç kız ve Mecmûn gibi kaç delikanlı,
Nice saatleri kıyında geçirdiler, Leyla şikayet edip, Mecmûn açıklayarak,
Dinler; her ne konuşsa Mecmûn, Leyla söyler, Mecmûn'sa kendinden geçer,
Yoksa kaybettiği bir sır mıdır dalganın sesi?
BİLMİYORUM!

13. Geceleyin nice krallar otağ kurdular da etrafında,
Sisten başka bir şey göremedik sabah oldu da,
Ey deniz! Bir gün dönerler mi yoksa dönmeyecekler mi asla?
Sordum: “Kumun mu içindeler?” Kum dedi ki: “Ben”
BİLMİYORUM!

14. Ey haşin deniz! Senin de ben gibi kabukların ve kumun var,
Sen gölgesizsin ve benimse yeryüzünde bir gölgem var,
Sen akılsızsın ey deniz, benimse bir aklım var,
Acaba ben gidiyorken sen niçin kaliyorsun?
BİLMİYORUM!

15. Ey feleğin kitabı! Söyle var mı bu denizin öncesi ve sonrası?
Ben bir kayık gibiyim onun içinde, o ise uçsuz bucaksız,
Zamanın amacı var mı gidişimde, ben gidiyorken amaçsız,
Bilmek ne güzel, fakat nasıl bileyim?..
BİLMİYORUM!

16. Ey deniz! Bilsen ne acayip sırlar var içimde,
İndi bu sırların üstüne örtüsü ben olduğum bir perde,
Bunun için daha da uzaklaşıyorum, her yaklaştığımda,
Bilmek üzere görüyorum kendimi ama...
BİLMİYORUM!

17. Ey deniz! Ben de bir denizim, kıyısı kıyın olan,
Meçhûl yarını ve dünü seni kuşatan,
İkimiz de ey deniz, bir damlayız buradan ve şuradan,
Dün nedir, yarın nedir diye sorma?.. Ben...
BİLMİYORUM!


MANASTIR

18. Hayatın sırrını keşfetmiş bir topluluk var dediler manastırda,
Ancak bozuk akıllılardan başka bir şey bulamadım orada,
Cesetleşmişler; çünkü ülküler helak olmuş kalplerinde,
Ben kör değilim de başkaları mı kör?..
BİLMİYORUM!

19. Tapınaktakiler sırları en iyi bilenleriymiş insanların güya,
Dedim: “Doğruysa söylenenler, sır çıkmış açığa”,
Şaştım; Örtülü gözler güneşi görüyor da,
Niçin göremiyor örtüsüz olanlar?..
BİLMİYORUM!

20. İnziva ile takva ise eğer uzlet, kurt rahip olur,
Manastırsa aslanın ini, onu sevmek farz ve vacip olur,
Keşke bilsem, yetenekler yaşatansa öldüren inziva mı olur?
Bir günahken inziva, nasıl günahı yok eder,
BİLMİYORUM!

21. Gördüm manastırda dikenli teller içindedir güller,
Gördüm ki: temiz çiğdem sonra acı suya kanaat etmişler,
Canlı ışık etrafında karanlığa razı gibiler,
Var mıdır kaibi sabırla öldürmenin bir hikmeti?
BİLMİYORUM

22. Şafakta girdim manastıra, neşeli bir şafak gibi,
Gece ayrıldım oradan, kızgın bir gece gibi,
Bir sıkıntı vardı içimde, oldu bin bir sıkıntı,
Manastırdan mı derdim yoksa geceden mi? :
BİLMİYORUM!

23. Girdim manastıra münzevileri konuşturmak için,
Bir de ne göreyim, bir topluluk, en az ben kadar şaşkın,
Ümitsizlik alaşağı etmiş onları, teslim olmuşlar zayıflıklarından,
Bir de baktım kapıya, yazılmış üstüne:
BİLMİYORUM!

24. Hayret, itaatkar, hem de zekî münzeviye!
Terk etmiş insanları, yaratıcının bütün güzelliği onların üzerinde,
Sonra başlamış aramaya onu ıssız yerlerde,
Su mu gördü çölde yoksa serap mı?..
BİLMİYORUM!

25. Ne kadar da tereddüt edersin bu açık gerçekte ey münzevi!
Dileseydi şayet Allah Güzeli sevmemeni,
Yarattığında akılsız ve ruhsuz eylerdi seni,
Dedim: “Yaptığın günahtır”, bana dedi ki:
BİLMİYORUM!

26. Ey kaçan adam! Asıl ayıp işte bu kaçışın,
Kurtuluş yok ettiğinden, çöllere de gitsen,
Sen her hâlükârda cânî, öcünü alamamış bir katilsin,
Hoş görür mü Allah bunu, hiç affeder mi? :
BİLMİYORUM!


MEZARLAR ARASINDA :

27. Mezarlar arasındayken demiştim kendi kendime:
“Güveni ve rahatı buldun mu, bu çukurdan başka bir yerde?”
İşaret etti, bir de baktım ki göz çukurlarında bir böceğin açtığı yara,
Sonra dedi ki: Ey soran! Ben de...
BİLMİYORUM!

28, Bak (ey nefsim)! Bu mekân nasıl da denk etti herkesi,
Köle kalıntıları arasında kral yok olup gitti, :
Bir daha ayrılmamak üzere aşık ile sevmeyen bir araya geldi,
Bu mu en mükemmel adalet? (Nefsim) dedi ki:
BİLMİYORUM

29. Eğer ölüm bir diyetse, temiz olmanın suçu ne?
Eğer sevapsa, günahkârlığın erdemi ne?
Eğer ölüm varsa, kazanç ya da kayıp ne?
Niçin “kötülük” ya da “iyiliğin” adları var?
BİLMİYORUM!

30. Konuş ey mezar! Söyleyin ey çürümüş kemikler bana,
Yıktı mı hayallerinizi ölüm, öldü mü kara sevda?
Kimdir ölen, yıllardan ve milyonlarca yıldan bu yana?
Mezarlarda, ortadan mı kalkar zaman?
BİLMİYORUM!

31. Eğer yatışsa ölüm, sonu uzun bir kalkış olan,
Neden sürekli değil, güzel kalkışımız bu yatıştan?
Neden bilmez kişi, acep göç ne zaman?
Ne zaman anlaşılacak bu sır, ne gün bilecek insan?
BİLMİYORUM!

32. Bir uykuysa eğer ölüm, ruha rahatlık veren,
Tutsaklık değil, özgürlük, son değil, başlangıç iken,
Niye severim uykuyu, hoşlanmazken ölümden?
Neden korkar ruhlar ecelden?
BİLMİYORUM!

33. Ölümden sonra kabir ötesinde dirilme ve canlanma var mı?
Bir hayat ile sonsuzluk mu yahut yok oluş ile kayboluş mu?
Doğru mu insanların söyledikleri yoksa yalan mı?
Doğru mu bazı insanların bildikleri?..
BİLMİYORUM!

34. Ölümden sonra hem bedenimle, hem ruhumla dirileceksem,
Acaba bir kısmımla mı yoksa tamamen mi dirileceğim?
Bir çocuk mu yahut orta yaşlı mı olacağım?
Dahası, ölümden sonra tanıyacak mıyım kendimi?..
BİLMİYORUM!

35. Ey dostum! Örtüleri parçalamakla oyalama beni,
Öldükten sonra aklım hesaba katmaz formaliteleri,
Eğer aklım başımdayken bilmiyorsam akıbetimi,
Nasıl bilebilirim kaybettikten sonra aklımı?.
BİLMİYORUM!


SARAY VE KULÜBE

36. Yüksek kubbeli, heybetli bir saray gördüm,
“Seni yapan yıkılasın diye mi yapmış” dedim,
Bir parçasısın onun, bilmiyorsun nasıl kaybolduğunu dedim,
O da bilmiyor senin ne içerdiğini; biliyor mu?..
BİLMİYORUM

37. Ey ustalar istemeden önce bir hayal olan örnek!
Bir fikirsin beyinde, seni örtmüş karanlık,
Ve kalplerde böceklerin yediği bir dilek,
Sensin kendinin ustası, hayır... hayır...
BİLMİYORUM!

38. Nice saraylar vardır da, ustalar onları ilelebet baki sanır,
Sarsılmaz dağlar gibi sabit, yıldızlar gibi sonsuz sanır,
Halbuki daha bir taslakken zaman onun üstüne kuyruğunu atmıştır,
Yıkılmak içinse yaptıklarımız neden hâlâ yaparız?..
BİLMİYORUM

39. Bulamadım sarayda bir şey, berbat kulübede olmayan,
Her ikisinde de kölesiyim şüphenin ve gerçeğin,
Mahkumuyum ebedî gecenin ve aydınlık sabahın,
Sarayda mı, kulübede mi üstünüm?
BİLMİYORUM!

40. Hem kulübe, hem sarayda yok kendimden kaçacak bir yerim,
Hem umuyor, hem korkuyorum, hem razı oluyor, hem kızıyorum,
Altın yaldızlı ipekten mi yoksa keten midir elbisem?
Öyleyse çıplak niye elbise bekler?!.
BİLMİYORUM!

41. Tan vaktine sor: “Var mı çamuru ve mermeri?”
Saraya sor: “Örtmüyor mu karanlık onu da kulübe gibi?”
Yıldıza, rüzgara, bir de buluta sor ki:
“Acep her şey gördüğümüz gibi mi?”
BİLMİYORUM!


DÜŞÜNCE

42. Belirdi içimde birçok düşünce ve açığa çıktılar,
Benden sanmıştım onları, ancak fazla kalmadan uzaklaştılar,
Kuyuda bir an görünen hayal gibi, sonradan kayboldular,
Nasıl çıktı ortaya, niçin kaçtı benden?
BİLMİYORUM!

43. Acaba yolcu mudur, yeryüzünde ondan ona konan kişi?
Bir şey mi şüphelendirdi onu, kalmayı kabul etmedi?
Yoksa bana uğrayıp gitti mi köprüyü geçmem gibi?
Benden önce bir başkasında mı gördün onu?
BİLMİYORUM!

44. Yoksa bir an çakıp da kaybolan şimşek miydi?
Ya da bir kafesten uçup giden kuş gibi mi?
Yahut içimde çözülüveren bir dalga gibi mi?
Ben arıyorum onu, o ruhumdayken,
BİLMİYORUM!


ÇATIŞMA VE KAVGA

45. Bir çatışma ve bir kavga fark ediyorum içimde,
Bazen bir şeytanım, bir melek gibi görüyorum kendimi bazen de,
İki kişi miyim ben, katılmayı reddeden biri diğerine?
Yoksa acaba gördüğümde yanılıyor muyum?
BİLMİYORUM!

46. Kalbim kuşluk vakti, bir ormana benzerken,
İçinde çiçekler var, dereler, kuşlar var şarkı söyleyen,
Gönlüm ıssız bir çöle döndü, vakit ikindi olurken,
Nasıl olur kalbim önce bahçe, sonra da çöl,
BİLMİYORUM!

47. Nerede çocukluğumdaki gülüşüm ve ağlayışım?
Neşem nerededir ve gururlu toyluğumdaki saflığım?
Nerede, nasıl yürürsem öyle yürüyen hayallerim?
Kayboldu hepsi, ama nasıl?
BİLMİYORUM!

48. Bir inancım var, fakat benim inancım ve dindarlığım değil,
Ağlıyorum, ama daha önce ağladığım gibi değil,
Gülüyorum bazen de, ancak yürekten değil,
Keşke bilsem, nedir değiştiren beni?
BİLMİYORUM!

49. Her gün dertli, her zaman duyguluyum,
Bugünkü ben, gecelerden ve aylardan beriki ben miyim?
Yoksa güneşin batışındaki ben, doğuşundaki ben değil miyim?
Her soruşumda kendime verdiğim cevap:
BİLMİYORUM!

50. Nice işler var, bende iken korktuğum,
Kaybettiklerimi arzulayarak gecelediğim,
Nedir beni ona sevdiren ve ondan nefret ettiğim?
Ondan yüz çeviren ben miyim? --
BİLMİYORUM!

51. Niceleri vardı, bir süre eğlenip zevk alarak beraber yaşadığım,
Ya da nice yerler, zevk ü safa ile zaman geçirdiğim, :
Uzaklığını yakınlığından daha açık gördüğüm, i
Nasıl kalır kaybolan bir şeyin izi?
BİLMİYORUM!

52. Nice bahçeler var, ömrümü ağaçlarını korumakla geçirdiğim,
İzin vermedim insanlara, çiçek koparmalarına oradan,
Gelip kuşlar yediler meyvelerini sabahleyin,
Uçan kuşların mı bahçe yoksa benim mi?
BİLMİYORUM!

53. Zeyd'e göre nice çirkin olan; Bekir'e göre güzeldir,
Zıt iken birbirlerine, Amr'a göre bir hayaldir,
Bilseydim keşke, iddiasında hangisi doğrudur?
Niçin bir ölçüsü bulunmaz güzelliğin?
BİLMİYORUM!

54. Gördüm; iyilik unutulur, kusurlar gibi,
Doğuşu da beklenir güneşin, batışı gibi,
Gördüm ki kötülük de gider gelir, iyilik gibi,
O hâlde niye yabancı sayarım kötülüğü? :
BİLMİYORUM!

55. Hani yağmur istemeyerek yağar ya,
Hani yerdeki çiçekler kokularını zorla saçar ya,
Güç yetiremez yer, dikenini yahut gülünü gizlemek için ya,
Sorma: “Hangisi daha hoş ve daha güzel?”
BİLMİYORUM! |

56. Diken bir kralın ya da peygamberin başında taç olabilir,
Gül bir hırsızın veya bir zalimin elinde olabilir,
Tarladaki diken, derilen gülü kiskanabilir,
Yoksa acaba kendinden daha hor mu görür?
BİLMİYORUM!

57. Bazen korur beni tehlikeden, elimi yaralayan bir diken,
Bazen olabilir zehir kokuda burnumu dolduran,
Yine de en iyisidir güİ, yasa ve örfüne göre olan,
Hepsi zulüm dolu bir yasadır bu, ancak...
BİLMİYORUM!

58. Yıldızları gördüm, neden doğduklarını bilmezler?
Bulutları gördüm, neden yağmur yağdırdıklarını bilmezler?
Ormanları gördüm, neden yaprak açtıklarını bilmezler?
Niçin bunlar da benim gibi cahil?
BİLMİYORUM!

59. Her emin oluşumda üstümden örtüyü kaldırdığıma,
Nefsim güldü bir gizemle sırra vakıf olduğumda,
Kendimi bulamadım, ümitsizliği, şaşkınlığı buldum da,
Bilmemek mükafat mıdır yoksa ceza mı?
BİLMİYORUM!

60. Bülbülün ötüşünü dinlemek bir tutkudur bana,
Yeşil yaprağın hışırtısı, derenin şırıltısı da,
Görürüm yıldızları, meşaleler misali karanlıkta,
Onlar mıdır zevk veren yoksa ben mi?
BİLMİYORUM!

61. Bir gün ben melodi miydim acaba bir telde?
Yahut bir dalga mıydım acaba bir nehirde?
Ya da parlak yıldızların birinde?
Yoksa bir koku, bir hışırtı, bir meltem mi?
BİLMİYORUM!

62. Bende de var; sedefler, kumlar ve inciler, deniz gibi,
Bende; meralar, tepeler ve dağlar yeryüzü gibi,
Bende; yıldızlar, bulutlar ve gölgeler gökyüzü gibi,
Deniz miyim, yeryüzü mü, gökyüzü müyüm ben?
BİLMİYORUM!

63. Bal, şarap ve tatlı su, içeceğimdir benim,
Sebze, meyve ve helal et de, yiyeceğim,
Kaç canlı yok oldu gitti varlığımda diyeceğim?
Kaç canlıda bir şeyler var benden?
BİLMİYORUM!

64. Sözü daha anlaşılır, daha tatlı mıyım ben, vadi serçesinden?
Daha da mı güzelim çiçekten, hoş muyum kokusundan?
Yılandan daha akıllı, daha da garip miyim karıncadan?
Yoksa da düşük ve aşağıda mıyım onlardan?
BİLMİYORUM!

65. Yaşayanların hepsi ölür benim gibi,
Yerler elbet, içerler benim gibi.
Uyanır da uyurlar, konuşur sa susarlar benim gibi,
Ah bir bilsem, nedir onlardan ayıran beni?
BİLMİYORUM!

66. Gördüm karıncayı rızkı için çalışır benim gibi,
İhtiyaçları var hayatta ve hakkı benim gibi,
Aynıdır feleğin nazarında suskunluğu konuşmam gibi,
İkimiz de gidiciyiz bir gün, ama nereye?...
BİLMİYORUM!

67. Şarap gibiyim, ancak hem içenim, hem sâkî,
Aslı gizli benim gibi, hapsi toprak hapsim gibi,
Çıkarılır tıpası ondan, tıpkı benden çıktığı gibi,
O, ne olduğunu bilmiyor ve ben de
BİLMİYORUM!

68. Halt etmiş "şarap, fıçının kızıdır" diyen,
O, fıçıdan önce kökündeydi asmanın,
Asmadan önce içindeydi sabah bulutunun,
Peki daha önce neredeydi?...
BİLMİYORUM!

69. O, kafamdaki düşünce, gözümdeki nurdur,
İçimdeki umut, kalbimdeki duygudur,
Bedenimde coşarak akan kandıri
Peki daha önce nasıldı?...
BİLMİYORUM!

70. Bir şey hatırlamıyorum geçmiş hayatımdan,
Bilmiyorum bir şey gelecek yaşantımdan,
Bir özüm var, ancak bilgim yok mahiyetinden,
Ne zaman bilir özüm aslını özümün?...
BİLMİYORUM!

71. Geldim ve gidiyorum bilmeden her şeyi,
Bir bilmeceyim... Gidişim de sırdır gelişim gibi,
Karışık bir bilmece, yaratan da bu bilmeceyi,
Tartışma! Akıllı kişidir diyen:
BİLMİYORUM!


İliyyâ Ebû Mâdî

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

Ehlen ve sehlen ey gam-ı kalb-i perişân merhabâ

“Şair görmüştür, size de gösterir; gördükleri ona tesir etmiştir, o da intibalarını size nakleder; dinleyicilerin/okuyucuların hepsi de onun gibi şairdir.”   Steal  Pâmâl idüp beni sıdı gam cündi kalbümi Himmet demidür ey Şeh-i Merdân yâ Alî (Gam askerleri beni ayaklar altına alarak kalbimi kırdı;  Ey yiğitlerin şahı Ali, vakit yardım etme vaktidir.) Hayretî ** Gam leşkerinden ister isen olasın emîn Var Abdî Beğ kapusın idin âhenîn hisâr  (Eğer gam askerlerinden kurtulayım dersen,  Abdi Bey’in demirden hisar gibi olan kapısına sığın.) ** Mülk-i gam sultânıyam şâhâ ayağun toprağı Kelle-i bî-devletümde tâc-ı devletdür bana  (Ey şahlara benzeyen sevgili, ben de gam ülkesinin sultanıyım;  senin ayağının toprağı benim talihsiz başıma bir devlet tacıdır.) ** Devletinde şâh-ı aşkun ben de gam sultânıyam Ey gözüm sakkâlığ it ey âh ferrâş ol bana  (Aşk şahının devletinde ben de gam sultanıyım artık.  Ey gözyaşlarım sen gam ülkesinin su dağıtıcısı ol, ...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

AŞIRI DÜŞÜNMEK

Aşırı düşünme (overthinking) günümüzde çoğumuzun muzdarip olduğu, bizi adeta bir bataklık gibi içine çeken, enerjimizi tüketen ve içsel huzurumuzu bozan, işlevsel olmayan bir eylemdir. Araştırmalarında özellikle kadınların aşırı düşünmeye erkeklerden daha yatkın olduğunu bulan Susan Nolen-Hoeksema “Aşırı Düşünen Kadınlar” adlı kitabında, yıllarca yaptığı bu araştırmalara dayanarak kadınlar özelinde bu eylemi derinlemesine incelemekte ve çözüm yolları sunmaktadır.  1.BÖLÜM: BİR SALGINA DÖNÜŞEN AŞIRI DÜŞÜNME EYLEMİ Aşırı düşünme çoğu zaman bize bir fayda sağlamayan, aksine olumsuz duygu ve düşüncelerin altında ezildiğimiz bir haldir. Bu düşünüp durma hali, problem çözme becerimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkilediği gibi ilişkilerimizin ve ruhsal sağlığımızın bozulmasında da rol oynar. Nitekim kadınların depresyon ve kaygı gibi problemleri yaşama olasılığı erkeklere göre iki kat fazladır ve aşırı düşünme eğiliminin bu durumun nedenlerinden biri olarak gösterilmesi mümkündür. Yaza...