Ana içeriğe atla

Şemsi Ahmed Paşa Külliyesi

Şemsi Ahmed Paşa Külliyesi, Üsküdar Meydanı’na birkaç yüz mesafedeki Şemsi Paşa diye anılan semtte bulunur. Üsküdar sahilinden Harem’e yöneldiğinizde hemen karşınıza çıkacaktır. Denize sıfır konumunda olduğu için de vapurla önünden de geçebilirsiniz. Şemsi Ahmed Paşa Külliye’si, Kuşkonmaz Camii olarak da anılır. Hakikaten, deniz kenarında bulunan ve çevresinde bir sürü martı bulunan caminin hiçbir resminde üzerinde kuş gözükmemektedir. Bu konuda internet üzerinden aktarılan bazı hikayeler bulunmaktadır. Fakat bu hikayeleri kitaplarda göremediğim için ben burada yazmak istemiyorum.

Külliye Şemsi Ahmed Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış olup; Hicri 988, Miladi 1580 yılında tamamlanmıştır. Mimar Sinan’ın yaptığı en küçük külliyedir. Cami, medrese, türbe ve hazireden oluşmaktadır.

Yapımı Mimar Sinan’ın son yıllarına denk gelmiştir. 1588 yılında 98 yaşındayken vefat eden Sinan tam 90 yaşında bu eseri yapması akıllara durgunluk verir. Evliya Çelebi Külliye için şu cümleyi sarfetmiştir.

“Sahilde küçük bir camidir ama o kadar şirin bir bina olmuştur ki denizden gören bir kasr-ı müzeyyen zanneder” Kasr-ı Müzeyyen, süslü saray demektir. Evliya Çelebi’nin “süslü saray” diye tabir ettiği külliyenin görüntüleri aşağıdaki videodadır.

Tam adı Şemsi Ahmed Paşa olduğu halde günümüzde Şemsi Paşa olarak tanındığı için yazımda ben de bu  alışkanlığa uyacağım. Şemsi Paşa, Candaroğulları’ndan (İsfendiyar ailesinden), Kastamonu Beyi Kızıl Ahmed Bey’in oğludur. Enderunda yetişmiş, 1554 yılında Anadolu ve sonrasında da Rumeli Beylerbeyliği yapmış, Kanuni Sultan Süleyman’ın son seferi olan Zigatvar seferine vezir olarak katıldığı bilinmektedir.

Aynı zamanda Vikaye adlı bir fıkıh kitabını manzum olarak Türkçeye çevirmiştir. Bu da Şemsi Paşa’nın ilmi ve edebi bilgi seviyesinin ileri bir düzeyde olduğunu gösterir. Tarihçi Peçevi, sahafta Şemsi Paşa’nın bu kitabından görür ve alır. Kitap içinde Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin notlarını görür. Demek ki Şemsi Paşa’nın yaptığı bu çeviriyi Ebussuud Efendi de okumuştur.

Şemsi Paşa örf ve adetlerden anlayan, usul ve adabı bilen bir kişi idi. Aynı zamanda sözleri yerinde ve anlamlı kullanımında da pek maharetlidir. Bir gün Şahkulu adlı İran elçisi Osmanlı Merasim bölüğünün alacalı bulacalı giysilerini görür ve bu kıyafetleri düğüne gelen misafirlerin kıyafetine benzetir. Şems Paşa, İran elçisine Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran’da İran Şahı Şah İsmail’in hanımı Taçlı Hatun’un esir alınıp İstanbul’a getirilmesini kastederek, “Çaldıran’dan gelin getiren bu askerdir” diyerek işin kıyafette değil, kıyafetin içindekinde olduğunu vurgular.

Şemsi Paşa’nın iki kardeşi Musa ve Mustafa Paşalar da kendisi gibi önemli devlet adamlarıydı. Bu üç kardeş soylarının Hz. Muhammed tarafından Seyfullah adı verilen ve hiç savaş kaybetmemiş olan Halid bin Velid’e dayandığını söylerlermiş. Bu bilgiyi doğrulayan tarihçiler gibi kabul etmeyenler de bulunmaktadır.

Cümle kapısı üzerinde şair Ulvi’nin sülüs hatlı kitabesi bulunmaktadır. Kitabe Ebced hesabı ile caminin inşa yılı olan 988 yılını vermektedir.

Şemsi Paşa eyledi bu camii bünyad çün
Umarız kim ola merhumun yeri
Darü’s-selam Ulvi’ya hatif görünce didi kim,
Tarihi Secde-gah olsun Habin’in ümmetine bu makam.

Şemsi Paşa sırasıyla, Kanuni Sultan Süleyman, Sultan II. Selim ve Sultan III. Murad zamanlarında devlet kadrolarında çeşitli görevlerde bulunmuştur. II Selim zamanında da vezir-i azam olmuş ve Sultan’ın muhasipliğini yapmış ve III. Murad döneminde de aynı görevde kalmıştır.

Deniz kenarındaki cami küçük ama oldukça sade ve temiz bir camidir. Tek şerefeli küçük bir minaresi vardır. Mihrabın iki yanında duvara bağlı birer küçük sütun bulunur. Bu sütunlar kendi çevrelerinde döndürebilirsiniz. Bu caminin denge sisteminin uyarıcısıdır. Eğer çevirdiğinizde bu sütun dönmediği takdirde caminin dengesi bozulmuş demektir. Aynı sistem Fatih Camii’nde ve Edirne’deki Selimiye Camii’nde de vardır.

Külliyeye denizden baktığınızda sol tarafta hazire bulunur. Sağa doğru ilerledikçe cami ve caminin önünde Şemsi Paşa’nın türbesi bulunur. En sağ tarafta ise medrese bulunmaktadır. Medrese Külliye içinde “L” konumunda yerleştirilmiş olup “L”nin açık tarafı denize bakmaktadır. Külliyenin iki girişi vardır. Bir tanesi deniz tarafında, diğeri ise Üsküdar iskelesi tarafındadır. Deniz tarafındaki avlu duvarının üzerinde 11 adet pencere vardır ve bu pencereler demir parmaklıkladır. Böylelikle deniz kenarından geçen insanların külliye ile ilişkisi kesilmemiştir. Bir başka bakış açısı ile, külliye duvarlarına pencere açılarak, o dönemlerde külliyede öğrenim gören öğrencilerin ve külliye çalışanlarının denizle olan irtibatları kesilmemiştir.

Caminin kitabesi bulunmamaktadır.

8*8 ölçülerinde kare planlı ve tek kubbeli ufak bir camidir. Minaresi kurşun kaplıdır. Caminin ana yapısı kare olduğu halde duvarların bitiminde kare norm sekizgene dönüp kubbe bu sekizgen yapı üzerine oturulmuştur. Camiye üsten baktığınızda “X”nın oturduğu uçlarda da ufak birer kubbe bulunmaktadır.

İbadet mekanı ile türbe birbirine bakmaktadır. Türbe ile cami birbirine bitişik nizamda yapılmış olup arasındaki açıklık tunç parmaklıkla örülmüştür. Bu uygulamanın bir benzeri ise Beşiktaş’taki Yahya Efendi Tekkesi’dir. Oradaki durum Şemsi Paşa Türbesinden biraz daha enteresandır. Zira, Cami ve türbe aynı çatı altında birleşmiştir. Gezip gördüğüm yerlerden bu duruma verilecek ikinci bir örnek ise Konya’daki Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesidir.

Cami süslemelerinde çini yoktur. Sadece kalemişi bezemeler bulunmaktadır.

Caminin deniz tarafındaki duvarında çerçeve içinde muhafaza edilen “v” şeklindeki kumaşın ise Kabe örtüsü olduğu cami yetkilileri tarafından ifade edilmiştir. Fakat örtüden alınan bu parçanın neden “v” şeklinde alındığı bilinmemektedir.

ŞEMSİ PAŞA TÜRBESİ

Yukarıda ifade edildiği üzere türbe camiye bitişik nizam yapılmış ve arasında sadece tunçtan imal edilmiş parmaklıklar bulunmaktadır. Türbe ölçüler 4*4,5 m. şeklindedir. Türbe’de sadece Şemsi Paşa’nın naşı bulunmaktadır. Türbe kubbe ise değil “Aynalı Tonoz”la örtülüdür. Türbenin giriş kapısı, caminin cümle kapısı ile aynı yöndedir. Türbenin deniz tarafındaki duvarı, avlu duvarının dışına taşmıştır. Türbe de cami gibi küfeki taşından yapılmıştır.

Türbenin kapısı avlu duvarı yanında kenarda kalmış ufak bir kapısı bulunmaktadır.

Şemsi Paşa tarafından yazılan ve bugün mevcut olamayan türbenin kitabesinde şöyle yazmaktaydı.

Türbesini kenar-ı deryada,
Şemsi anın içün eyledi bünyad
Geçerken bu kenar-ı deryadan
Aşinalar dua ile ede yad
Ya ilahi hakk-ı nur-i Nebi
Nurdan eyle o kulun azad

ŞEMSİ PAŞA MEDRESESİ

On iki adet hücreden oluşan medrese medrese içinde L şeklinde yerleştirilmiştir. Medresenin dershanesi batı tarafında, kubbeli bir yapıdır. Hücreler içinde birer ocak ve iki adet dolap nişi bulunmaktadır. Niş, duvar içinde yapılmış oyuk demektir. Medrese hücrelerinin önünde 19 adet mermer sütunlu revak sistemi bulunmaktadır. Medrese, cami ve türbenin aksine kesme taş ve tuğladan inşa edilmiştir. Her üç sıra tuğla arasına bir sıra kesme taş konmuştur.

Zamanında dershane olarak kullanılan yapı günümüzde kütüphanenin okuma salonudur. Bundan yaklaşık 40 yıl önce ben de bu kütüphanenin masalarında ders çalışmış biri olarak kendimi çok şanslı hissediyorum. O zamanlar külliyenin bütününü gözönüne alırsan bu kadar düzgün ve bakımlı değildi. Son yıllarda yapılan restorasyon çalışmaları ile külliye ve özellikle haziresi bambaşka bir görünüm kazanmıştır.

Medrese 1953 yılından itibaren kütüphane olarak hizmet vermekte ve bünyesinde 26.000 adet kitap bulunmaktadır.

Medresenin kayıtlı tarihine bakıldığında ise savaş yıllarından olsa gerek, çok az sayıda öğrenci kayıtlıdır. 1792 yılında 11 ve 1869 yılında ise sadece 4 öğrenci medreseye kayıtlıydı.

ŞEMSİ PAŞA HAZİRESİ

Hemen yukarıda açıkladığım üzere 15-20 yıl önce oldukça bakımsız olan hazire kaynaklara göre Şemsi Paşa’nın çevresindeki insanlar yatmaktaymış. Temizlenen mezar taşları şimdi her şeyin kontrol altında muhafaza edildiğinin bir göstergesidir.

Külliye 1940 yılında ciddi bir restorasyondan geçmiştir. O zamanın anlayışı ve bilgisi ile aslına oldukça sağdık kalınmıştır.

Yapandan da, yaptırandan da, emeği geçenden de Allah razı olsun.

Sağlık ve esenlikler

Z. T. Aygün

16.Nisan.2014

Kaynak: osmanlicamileri.com



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

Uçarken de ölür mü kuşlar

Elif'e Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana Füruğ Ferruhzad Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? ’Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna’ bir çocuk demiş.” Nilgün Marmara Dünyada ne kadar kuş varsa Bir fazlası senin soluğunda Ülkü Tamer Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım Metin Altıok Dön bana ve dinle, Kuşlar uçuşuyor içimde Erdem Beyazıt İsterim ki; Yanmasın kanadın, gökyüzünde süzülsün ve her kitabın yanında dağılsın  hüznün Elif'çe Durgunsa kahvelerin masalarında hava Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim Gülten Akın Âh beni vursalar bir kuş yerine! Sezai Karakoç Bu çılgın eğlentinin karşıtı bir yürek hangi kuşun sesinde dinlensin?  Nilgün Marmara Bir kıyısız zamana kanat vuruyor,  Üzer...

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Şiir her okumada farklı gösterir kendisini

Şiirin, ağırlıklı olarak elitlerin etkinlik alanında bulunduğu Batı dünyasının aksine hayli uzun dizeleri ezberlemiş okuma yazma bilmeyen İranlılar vardır. İran, şairlerin mezarlarının süslendiği, televizyon kanallarında ezbere okunan şiirlerden başka bir şeyin gösterilmediği bir ülkedir. Büyükannem ne zaman bir şeyden şikâyet etmek istese veya bir şeye beslediği sevgiden bahsetse bunu şiir yoluyla yapardı. İran’ın nispeten sıradan insanları beraberlerinde hayat felsefelerini de taşırlar, bu da şiirdir. İş film yapmaya geldiğinde, teknik noksanlarımızı telafi edecek bir hazinedir bu.  Bir defasında, İran sanatının temelinin şiir olup olmadığını sormuşlardı bana. Ben de bütün sanatların temelinin şiir olduğunu söyledim. Sanat, açığa çıkarmadır, yeni bilgilerin yorumlanmasıdır. Gerçek şiir de benzer şekilde, bizi yüceltir. Her şeyi alaşağı eder ve bizim müzmin, alışılmış ve mekanik rutinlerimizden kaçmamıza yardım eder; bu da keşfe ve ilerlemeye giden ilk adımdır. Aksi durumda, insa...

VAN GOGH'DAN THEO'YA DOSTLUKLA BİTEN MEKTUPLAR

Hayatımızı bir yolculuğa benzetebiliriz; doğduğumuz yerden çok uzaktaki bir sığınağa gideriz. Gençlik yıllarımız bir nehirde yelkenli tekneyle gitmeye benzetilebilir; ama çok geçmeden dalgalar kabarır, rüzgâr sertleşir; neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar kendimizi denizde buluruz - ve yürekten Tanrı'ya seslenen yakarış kopar: Koru beni ey Tanrım, zira teknem çok küçük, Senin denizin ise çok büyük. İ nsan yüreği denize çok benzer; fırtınalar barındırır, dalgalar barındırır ve diplerinde inciler de barındırır. Tanrı'yı ve Tanrı yolunda bir hayatı arayan yürek diğerlerinden daha fırtınalı olur. Zebur'da denizdeki bir fırtınanın nasıl tasvir edildiğini görelim; yazan kişi bu tasviri yapmak için fırtınayı yüreğinde hissetmiş olmalıdır. *** Bugün birlikte olmak istiyoruz. Acaba hangisi daha iyi olur, yeniden görüşmenin sevinci mi, yoksa ayrılmanın üzüntüsü mü? Şimdiye kadar sıkça ayrılmış olsak da bu sefer, her iki tarafta da eskisinden daha fazla hüzün vardı ama aynı zamanda...

HIRAETH: VAR OLMUŞ VE ARTIK OLMAYACAK BİR ŞEYE DUYULAN ÖZLEM

Hiraeth, tek bir kelimeye sığmayan bir özlemdir. Galler dilinden gelir; ama haritası yoktur. Bir yere, bir zamana ya da bir kişiye duyulan sıradan hasret değildir bu. Hiraeth, artık var olmayan—belki de hiç var olmamış—bir eve duyulan iç sızısıdır. İnsan bazen çocukluğuna, bazen yarım kalmış bir ihtimale, bazen de sadece “orada bir yer olmalıydı” duygusuna özlem duyar. İşte o boşluğun adıdır hiraeth. Bu kelime, geri dönmenin imkânsızlığını de içinde taşır. Özlenen şeyin kapısı kilitli değildir; kapının kendisi yoktur. O yüzden hiraeth acıtır ama bağırmaz, sessizce içte kalır. Bir şarkının son notasından sonra havada asılı kalan titreşim gibidir: Ses bitmiştir ama yankı hâlâ kalptedir. Hiraeth, aidiyetin gecikmiş hâlidir. İnsan kendini dünyada biraz misafir hissettiğinde ortaya çıkar. “Ben aslında nereye aittim?” sorusunun cevapsızlığında büyür. Belki bu yüzden en çok şairlerin, göç edenlerin, kayıp yaşayanların ve içi sözcüklere sığmayanların diline yakışır. Kısacası hiraeth, hatırl...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...