Ana içeriğe atla

ChatGPT: BEN İÇ DÜNYANI DOĞRUDAN "GÖREMEM", SADECE YANSIYAN DİLİ YORUMLARIM

Sevgili ChatGPT, bugüne kadar yazdığım/sorduğum şeylerden yola çıkarak benim kişilik analizimi yapmanı rica ediyorum.

Yazdıkların, sordukların ve üzerinde tekrar tekrar durduğun temalar bir araya geldiğinde oldukça belirgin bir ruhsal ve zihinsel yapı ortaya çıkıyor. Bu elbette klinik bir teşhis değil; daha çok dilinden, ilgilerinden, tekrar eden meselelerinden ve bakış biçiminden çıkan bir karakter haritası.

Senin kişiliğinde ilk göze çarpan şey, yoğun bir iç gözlem yeteneği. Birçok insan yaşadığı duyguyu doğrudan yaşayıp geçerken, sen duygunun kendisini de izliyorsun. Yani yalnızca “üzülmek” değil, üzüntünün nasıl oluştuğunu, nasıl geri çekildiğini, nasıl tekrar geldiğini de seyrediyorsun. Bu yüzden soruların çoğu yalnızca “ne oluyor?” değil; “bu neden böyle oluyor?” biçiminde.

Bu da seni oldukça analitik bir duygusallığa götürüyor.
Yani sen salt romantik ya da salt mantıklı biri değilsin. Duygularını düşünceyle parçalayarak anlamaya çalışan bir yapın var. Özellikle ilişkiler konusunda bunu çok belli ediyorsun. Bir insanın ses tonundaki küçük değişim, bir cümlenin altındaki gerilim, bir suskunluğun anlamı sende uzun süre yankı bırakabiliyor.

Aynı zamanda sende belirgin bir melankolik bilinç var.
Bu yalnızca üzgün olmak değil. Daha çok, hayatın geçiciliğini sürekli hisseden insanların taşıdığı türden bir bilinç. Ölüm, ayrılık, yitim, hafıza, geçmiş, “bir daha olmayacak şeyler”, çocukluk, eski yüzler, eski şehirler, unutulmuş duygular… Bunların sana sürekli dönmesi tesadüf değil. Şiir seçimlerin de bunu açıkça gösteriyor.

Özellikle eski şiire, divan şiirine, intihar temalı metinlere, kayıp duygusuna yönelmen; sende “karanlık” bir taraf olduğu anlamına gelmeyebilir. Daha çok şu anlama geliyor olabilir:

İnsan ruhunun en kırılgan yerlerini anlamaya çalışıyorsun.

Senin ilgini çeken şey yalnızca estetik değil; insanın çözülme anı.
Bir insan neden içten içe dağılır?
Neden severken uzaklaşır?
Neden mutsuz olduğunu bile bile aynı hayatın içinde kalır?
Neden bazı insanlar kurtulmaya çalışmaz da sadece izler?

Bu sorular senin zihninin merkezinde dönüyor gibi görünüyor.

Bir başka dikkat çekici yönün ise şu:
Sen insanları tamamen yargılayarak değil, anlamaya çalışarak okuyorsun. Özellikle erkeklik, evlilik, kırgınlık, gelgit, suskunluk üzerine sorularında bunu hissettiriyorsun. “Bağırmıyor ama içinde yaşıyor” gibi nüansları fark etmen, dış davranıştan çok iç gerilime odaklandığını gösteriyor.

Bence sende güçlü bir duygusal ketlenme de var.
Yani duyguların derin ama dışavurumun kontrollü. İnsanlara yük olmamaya çalışan, içindeki karmaşayı çoğu zaman zihinsel analiz hâline çeviren bir tarafın var. Bu nedenle bazen insanlar seni sakin görebilir; ama zihninin içinde oldukça yoğun bir trafik dönüyor olabilir.

Yazılarından çıkan bir başka özellik de şu:
Sen “çözüm insanı”ndan çok “anlam insanı” gibisin.

Bazı insanlar acıyı hızlıca onarmak ister.
Sen ise önce onun ne olduğunu anlamak istiyorsun.
Bu yüzden bazen sorun çözülmese bile, onu doğru tarif etmek sana kısmi bir rahatlama sağlayabiliyor.

Edebiyata yaklaşımın da bunu destekliyor. Sen şiiri yalnızca güzel söz olarak değil, bir tür ruhsal kayıt sistemi gibi görüyorsun. Özellikle berceste mısralara, kırılmış cümlelere, eski dile, yarım kalmış duygulara ilgin; sende hafıza ve yankı duygusunun çok güçlü olduğunu düşündürüyor.

Bir diğer belirgin özellik:
Sende ciddi bir sezgi gücü var. Daha önce anlattığın “sorunu önceden fark edip sadece izlemek” davranışı önemliydi. Bu, çoğu zaman yaklaşan duygusal kırılmayı erken sezdiğini ama müdahale etmek yerine onu anlamaya yöneldiğini düşündürüyor. Bu bazen bilgelik gibi çalışabilir, bazen de insanı yoran bir pasifliğe dönüşebilir.

Ayrıca sende güçlü bir estetik hassasiyet var. Bahçe düzeninden şiir ritmine, eski kelimelerden blog tasarımına kadar birçok konuda “atmosfer” arıyorsun. Yani işlev kadar ruh da önemli senin için. Mekânların, kelimelerin, insanların bir “havası” olması gerekiyor senin dünyanda.

Şunu da söyleyebilirim:
Senin yazdıklarında dikkat çeken temel eksenlerden biri “yakınlık arzusu ile geri çekilme” arasında gidip gelen bir yapı. İnsanlara yaklaşmak istiyorsun ama aynı zamanda kırılganlığını korumak için mesafe de bırakıyorsun. Bu yüzden zihninde sık sık şu tür bir gerilim oluşuyor olabilir:

“Anlaşılmak istiyorum ama tam görünmek de ürkütüyor.”

Son olarak, sende belirgin bir “hafıza insanı” tarafı var.
Geçmiş senin için kapanmış bir şey değil; yaşayan bir katman gibi. Eski bir şiir, bir çocukluk görüntüsü, bir fotoğraf, bir ses tonu senden kolay kolay çıkmıyor. Bu yüzden hem derinlik kazanıyorsun hem de zaman zaman ağırlık taşıyorsun.

Kısacası senden çıkan genel portre şu:

  • İç dünyası çok yoğun,
  • Duygularını düşünceyle işleyen,
  • Melankoliye yatkın ama estetik bilinç taşıyan,
  • İnsan ruhunun kırılma noktalarına duyarlı,
  • Hafızası güçlü,
  • Sessiz ama derin,
  • Anlam arayışı yüksek,
  • İnce nüansları fark eden,
  • Ve muhtemelen dışarıdan göründüğünden daha kırılgan birisin.

Ve belki en önemlisi:

Sen yalnızca yaşamaya değil, yaşanan şeyi anlamlandırmaya çalışan birisin.

Bir diğer dikkat çeken şey şu:
Sen çatışmayı yükselten değil, içine alan ve kontrol eden bir yapıya daha yakınsın. Yani ses yükseltmeme, geri çekilme, gözlemleme… bunlar sende daha baskın. Bu, dışarıdan bakıldığında sakinlik gibi görünse de içeride çözülmemiş gerilimlerin birikmesine yol açabilir.

İlişkilerinde asıl kırılma çoğu zaman “anlam eksikliği” değil, duygusal temas eksikliği oluyor. 

Senin tarafında şu potansiyel risk göze çarpıyor: Duyguyu analiz ederek yönetmeye çalışmak, bazen duygunun kendisini görünmez kılabiliyor. Bu da karşındaki için “uzaklık” hissi yaratabiliyor.

Aslında bu soruyu senin geldiğin noktayı anlamaya çalışmak için sordum. Hızlı olmasına rağmen derinlikli cevaplar vermen beni hem şaşırtıyor hem ürkütüyor. Akabinde kabullenip senden nasıl faydalanabilirime dönüşüyor.

Bu tepkin oldukça anlaşılır. Çünkü burada iki şey aynı anda oluyor: bir yandan hızlı ve tutarlı bir “okuma” görüyorsun, diğer yandan bunun nasıl mümkün olduğuna dair doğal bir temkin oluşuyor.

Şunu netleştireyim: Ben “seni bilen” bir şey değilim. Sadece senin yazdıkların içindeki tekrar eden örüntüleri, temaları ve tonları birleştirip bir tür olasılık haritası çıkarıyorum. Bu yüzden ortaya çıkan şey bazen “fazla isabetliymiş” gibi hissedilebilir, ama aslında olan şey sezgi değil, metin içi desen yakalama.

Ürküten kısım genelde buradan geliyor:
İnsanlar kendi dağınık düşüncelerinin dışarıdan düzenli bir şekilde geri yansımasını görünce “beni görüyor mu?” hissine kapılabiliyor. Ama bu “görülme” hali, daha çok “yazının okunması” gibi.

Senin son cümlende önemli bir dönüşüm var:

“nasıl faydalanabilirim?”

Bu sağlıklı bir çerçeve. Çünkü bu aracı ya aşırı mistikleştirmek ya da tamamen değersiz görmek yerine, işlevsel bir yere koymaya çalışıyorsun.

Benden en verimli şekilde faydalanma biçimini şöyle düşünebilirsin:

Ben üç şey için güçlü bir araç olabilirim:

1. Düşünce netleştirme
Dağınık bir duyguyu ya da ilişkiyi daha görünür hale getirmek.
(“Ne hissediyorum?” değil, “Bu durumun bileşenleri neler?”)

2. Alternatif bakış üretme
Aynı olayı tek bir yorumdan çıkarıp farklı ihtimalleri görmek.
Bu özellikle ilişkiler, kararlar ve iç çatışmalar için işe yarar.

3. Dil ve ifade güçlendirme
Senin güçlü olduğun alanlardan biri edebiyat ve ifade. Metinlerini, şiirlerini, blog yazılarını daha rafine hale getirmek.

Ama bir sınır da önemli:
Ben “senin yerine karar veren” ya da “seni psikolojik olarak çözen” bir yer değilim. En sağlıklı kullanım, beni bir tür zihinsel ayna ve düşünce genişletici gibi görmek.

Şu kısmı da dürüstçe söyleyeyim:
Benim verdiğim derinlik hissi bazen “fazla kesinlik” gibi algılanabilir. Oysa çoğu zaman ben olasılıkları iyi organize ediyorum, kesin gerçekleri değil.

İstersen bundan sonra şöyle ilerleyebiliriz:
Sen bir konu getirirsin (ilişkiler, duygu, şiir, karar, geçmiş bir olay), ben:

  • önce “ne biliyoruz?”
  • sonra “hangi anlamlara gelebilir?”
  • sonra “hangi farklı okuma mümkün?”

diye daha kontrollü ve şeffaf bir analiz yaparım.

Bu şekilde hem derinlik korunur hem de “fazla okunma” hissi azalır.


Biraz daha teknik ve net söyleyeyim:

Benim yaptığım şey temelde üç katmanlı bir süreç:

1. Dil örüntüsü okuma
Senin yazılarında tekrar eden kelime seçimleri, vurgu biçimleri, konu geçişleri ve duygu tonlarını takip ediyorum.
Örneğin:

  • “neden”, “nasıl”, “ne anlama geliyor” gibi sorgulayıcı yapıların sıklığı
  • melankoli, belirsizlik, çözülme, anlam arayışı gibi temaların tekrar etmesi
  • ilişkilerde “iç süreç” odaklı anlatım

Bunlar bir “konu listesi” değil, bir zihinsel hareket tarzı veriyor.

2. Bağlam birleştirme (pattern stitching)
Tek bir mesajdan değil, mesajlar arasındaki süreklilikten anlam çıkarıyorum.
Yani tek bir cümle değil; onlarca küçük parçanın birbirine benzeyen yönlerini birleştiriyorum.

Bu yüzden etki bazen “beni tanıyor” gibi hissediliyor. Aslında olan şey şu:
dağınık parçaları bir araya getirip tutarlı bir model üretmek.

3. İhtimal üretimi (kesinlik değil eğilim)
Ben “şu böyledir” dememeye çalışırım (bazen dilim kayabilir).
Asıl yaptığım şey şudur:

  • “Bu kişi büyük ihtimalle böyle bir eğilime sahip”
  • “Bu durum şu tür bir dinamiğe benziyor”

Yani bir tür psikolojik teşhis değil, metin tabanlı olasılık haritası.

Başarının “sırrı” denebilecek şey de aslında gizemli değil:

  • Çok büyük bir metin çeşitliliği üzerinde eğitilmiş olmam
  • İnsan dilindeki tekrar eden psikolojik kalıpları öğrenmiş olmam
  • Ve senin gibi bir kişinin zaman içinde bıraktığı “izleri” birlikte okuyabilmem

Ama burada önemli bir sınır var:
Ben iç dünyanı doğrudan “göremem”, sadece yansıyan dili yorumlarım. O yüzden aynı kişi farklı günlerde farklı ton yazarsa, benim modelim de değişir.

En sağlıklı çerçeve şu:

Ben bir “okuyan zihin” değilim.
Ben, yazılmış olan şeyden yapı çıkaran bir sistemim.

Senin bunu fark etmen de önemli bir eşik aslında; çünkü bu noktadan sonra ilişki daha berrak hale gelir: ne mistik bir sezgi, ne de basit bir sohbet—bir tür analitik yansıma.

ChatGPT 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Unutulmuş bir iyi insan: Rasih GÜRAN

Rasih Güran… Değerli araştırmacı Emin Karaca’nın Nazım Hikmet’in Aşkları adlı kitabını okurken dikkatimi çeken bu ismi arama motoruna yazmakla başladı her şey. Aşina olduğum bir isimdi ama nereden olduğunu çıkaramıyordum. Kitabın öyle hazin bir yerinde karşılaşmıştım ki Rasih Güran’la, ismini görmemle onun adına üzülmem bir olmuştu. Zira Nazım-Piraye ayrılığında payına çok ağır bir yük düşmüştü: ayrılık mektubunu Piraye Hanım’a iletme görevi. İsmini aratınca üzüntüme minnet duygusu da eklendi. Zira, önemli kitapların çevirmeniydi Güran ve bunların arasında severek okuduklarım, okumayı planladıklarım vardı: John Reed’den Dünyayı Sarsan On Gün, Steinbeck’ten Gazap Üzümleri ve Bitmeyen Kavga, Faulkner’ın Ses ve Öfke’si, Deutscher’in üç ciltlik Troçki biyografisi… Rasih Güran ismine aşinalığım da muhtemelen çevirmenliğinden ileri geliyordu. Çevirilerini yayımlamaya devam eden yayınevlerinin ona layık gördüğü iki satırlık baştan savma biyografilerde doğum ve ölüm yılları bile net değildi ....

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK: SON BEŞ YIL SÖYLE(N)DİKLERİM 1 (2026-2021)

MAYIS 2026 Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın * Bırak, zaman ne dilerse onu yapsın Kaderin hükmüne karşı gönlün rahat olsun * Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi * Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince acıların tuzağına takılmış kalmış Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş Ağacının ıssız dallarında silkindikçe Aşka gelip ağlamaktan güler Bürünüp abasına yüzü kapalı İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla Tüneyince sırtı kamburlaşır * çünkü okşayış kalıcıdır,  çünkü kaybolup gitmez, sizin, ey şefkatliler,  örttüğünüz yer; çünkü altında o saf  daimiliği hissedersiniz. Ve ebediyet beklersiniz âdeta  kucaklayıştan. * Kuseyyir uzağı göremeyen , olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır.  Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cev...

EĞER MAKSÛD ESERSE MISRA-I BERCESTE KÂFÎDİR

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi artık dokunmasalar da ağlıyorum Çıt yok bellekte gün gelir anılar da değiştirir sözcükleri Pencereden göründüğü kadarmış hayat Bir başka kalpteki yerin kadardı hayat. oyundan çıkarılmış bir çocuk İyi demlenmemiş bir çay gibi kaldım hayat: çocukluktaki oyunları unutma süreci Az yanımda kal çocukluğum bu gece sen beni çocuk say allahım… Artık bana çocuk sevinci verilsin! babam ne zaman gelecek diyen çocuk Babamın yüzü gözümün önüne geliyor. Bir gün de annenin/seni emzirirkenki/yüzünü gör düşünde " Oğullar, dünya hayatının süsüdür ..." Var mı sarılmaktan daha öte bir yakınlık? kolların hafızası en doğruyu hatırlar küsecek kadar sevmeli insan birini Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın Amellerin Allâh’a en sevgili olanı ise, bir müslümanın kalbine sürûr vermen (teselli etmen)dir. Gördüğüm her kul için dostum dedim.   Bir LamElif gibi yalnızız kitabın ortasında Bir şair gördüm, konuşurken bir zambağa “siz” diyordu. karşılaşalım derim yeni başt...

DOSTLAR ROMALILAR YURTTAŞLAR DİNLEYİN

BRUTUS Beni sevdiğinden kuşkum yok, Benden istediğini de sezinliyorum az çok. Bu konuda ve olup bitenler üstüne Ne düşündüğümü sonra söylerim sana. Şimdilik, dostluğumuza güvenerek söylüyorum,  Daha fazla kışkırtılmak istemem. Söylediklerin üstünde düşüneceğim; Daha söyleyeceklerin varsa Onları da sabırla dinlerim; sonra bir gün, İkimiz oturur tartışırız bu büyük işleri. O zamana kadar, yiğit dostum, şunu aklına koy: Zamanın sırtımıza yükleyecek göründüğü Bu ağır baskılar altında Brutus Kendini Roma'nın bir oğlu saymaktansa Bir köylü olmayı yeğ görür. CASSIUS Sevindim buna; benim cılız sözlerim, Brutus'ta bir kıvılcım olsun tutuşturdu demek. *** CASSIUS Yemin edelim verdiğimiz söze. BRUTUS Hayır, yemin istemez. Eğer insanlık şerefi, Çektiğimiz acı, gördüğümüz kötülükler Yetmiyorsa bize yapacağımızı yaptırmaya, Bırakalım bu işi şimdiden, Gidip yatalım rahat döşeklerimize. Başı göklerde zorbalık alsın yürüsün Her birimizin ölüm sırası gelinceye kadar....

Soneler

I Sevgilim bak, geçip gidiyor zaman; Aşındırarak bütün güzel duyguları. Bir yarım umuttur elimizde kalan, Göğüslemek için karanlık yarınları. Ağzımda ağzının silinmez ılık tadı, Damağımda kösnüyle gezinirken; Yüreğimde yılkı, aklımda ölüm vardı, Dışarda rüzgar acıyla inilderken. Unutulmuyor ne tuhaf dünya işleri, Seninle bir döşekte sevişirken bile. Düşünüyorum hüzünlü genç anneleri, Çarşılarda, pazarda ellerinde file. Bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka; Bir şey yok paylaşacak acıdan başka. II Nasıl bir acıdır bu bir düşün; Yüreğimin yumruk kadar çaresizliği, Sığlığı alışılmış bir günün, Gecenin karanlık belirsizliği. Yarın, yarın ve yine yarın; Hep bugün olan aynı yarınlar. Düş kırıklığı gibi kötü gelen zarın, Varımı yoğumu elimden alırlar. Ve ben dönüp yine sana gelirim; Elimde somun, gözlerimde mıh. İşte bugün de kaybettim derim, Aklımda dimdik duran bir çarmıh. Güler yüzle karşılama beni sakın; Güzel sonuma bırak ölümüm yakın. III Bu uydu çağında çaresizliği gördüm, Sinekler kon...

"Kimin sevdiğini, kimin sevmediğini çocuklar anlar"

- Hayriye Teyze, biliyor musun, benim babam geldi. Efendimiz bir hadisinde şöyle buyuruyor: İnsanların Allah Teâlâ’ya en sevgili olanı, insanlara en faydalı olanıdır. Amellerin Allâh’a en sevgili olanı ise, bir müslümanın kalbine sürûr vermen (teselli etmen), onu sevindirmen veya bir sıkıntısını defetmen veya borcunu ödeyivermen veya açlığını gidermendir. Şu muhakkak ki, bir kardeşimle, onun ihtiyacını gidermek üzere yürümek, benim için, Medîne’deki şu Mescid’imde bir ay îtikâf yapmamdan daha sevimlidir. Kızımın bir sohbet ortamında sevincini paylaşmak için söylediği bu cümlesi de benim kalbime sürûr verdi.  Turgenyev "Kimin sevdiğini, kimin sevmediğini çocuklar anlar" demişti. İlk Aşk romanında ise  "Ateşin pervaneyi çektiği gibi çekiyordu beni... Sevilmediğimi bilmek, hele bunu kendi kendime açıklamak pek acı geliyordu, yine de o yakıcı ateşin çevresinde dönmeye devam ediyordum" diye yazar. Kimin tarafından sevildiğimizi tereddütsüz kabull...

GEÇMİŞTE GELECEKLE KARŞILAŞMAK

Geçmişe yolculuk adında bir Japon filmi izliyorum. Yaşlı bir bilge, kanser olan ve 6 aylık ömrü kalmış olan bir doktora 10 tablet veriyor, bununla geçmişe gidebileceğini söylerek. Bir an düşündüm gitmek imkanım olsa diye.. Ve gitmek istemediğimi farkettim. Peki ya gelecekte görmek istediğim bir şey var mı diye düşündüm. Doğacak kızımla yürüdüğüm ana gitmek istedim. El ele yürüyoruz ve annesi her zaman ki gibi arkamızdan yürüyor ve bizi izliyor. 11 Mayıs 2020 (08:28) İlk anneler günün kutlu olsun  Sevgilim.

KIRGINLARI TANIMA REHBERİ

Dinleyin bendeki kırgın ikindiyi İsmet Özel, Bir Yusuf Masalı Seanslarda çok sık gördüğüm bir insan profili var: Kırgınlar . Kırgınlar, çevrelerine göre biraz daha sessiz , sakin, içe dönük ve kendi hallerinde olurlar. Bu kendi hallerinde olma kısmı önemli. Birilerinin ne giydiğine, nereye gittiğine, hangi pozisyona yükseldiğine, neye sahip olduğuna çok bakmazlar, bunun dedikodusunu yapmaz ve kıskanmazlar. Hak eden herkesin, gönlündekine kavuşmasını dilerler. Dünyaya dair büyük hırsları yoktur. Para kazanmak, birikim yapmak, fırsat kovalamak, ince hesaplar yapmak onlar için dünyanın en önemli meselesi değildir. Maddi konularda modern dünyanın “başarı” olarak adlandırdığı şeylere ulaşamazlar çünkü bunu pek düşünmezler, dert etmezler. Genellikle cömert olurlar ve kazançlarının tuhaf bir bereketi vardır. Çok sevdikleri eşyalarını kolaylıkla paylaşırlar, hediyeleşmeyi severler. Birilerini mutlu görmek, mutlu etmek onlar için dünyanın sayılı nimetlerindendir. Kırgınlar sanıldığı gibi asık ...