ELBET BİR GÜN BULUŞACAĞIZ BU BÖYLE YARIM KALMAYACAK...

Her kabir yazısı ayrı bir hikaye. Dünyaya ve dünyada kalanlara iki çift lafı olan birbirine yabancı iki kişinin kabrinin yanyana gelmesi de ayrı bir hikaye:

Boşa geçiyor ömür...!! 
Sığamadık ne hayata 
Ne hayatımızdaki insanların hayatına 
Ya fazla geldik ya eksik kaldık 
Kendimize de yetemedik 
Şu koca dünyaya bile dar geldik... 
Gidenlere rahmet 
Kalanlara selamet olsun...

El Fatiha...Amin... EŞİ VE KIZI
AYŞEiLALDIMARSAK 
CELAL VE SAİMENİN ABLASIYIM 
BENİMLE MÜCADELENİZ OLDU 
AMA KALBİM BU KADAR DAYANDI 
ZİYARETTEN MAKSAT BIR DUADIR 
BU GÜN BANA İSE YARIN SANADIR

***

Bir melek geldi geçti bu dünyadan. Saf, temiz, sevgi dolu, altın kalpli, nur yüzlü bir genç. 16 yıl gelişini bekledik, 16 yıl bile yaşayamadan, hiçbir şeye doyamadan gittin. Biz de doyamadık, ne seni sevmeye ne de senin o güzel sevgine... Kısacık ömründe hayatımıza kattığın tüm güzellikler için teşekkür ederiz meleğimiz. Gidişinle tüm neşemiz ve yaşama sevincimiz bitse de, sensiz hayatımızın bir anlamı kalmasa da, her geçen gün özlemin içimizi daha çok yakıp kavursa da şunu biliyoruz ki; sen bizi cennetin en güzel bahçesinde bekliyorsun ve ELBET BİR GÜN BULUŞACAĞIZ BU BÖYLE YARIM KALMAYACAK...
Seni çok seviyoruz... Ailen

***
Çok kabristan gezdim ama böyle minyatür bir hobi bahçesi gibi dizayn edilmişine ilk defa şahit oldum. Ahşap parmaklıklarla çevrilmiş, iki yanına oturulacak mini banklar yapılmış, bir köşesine rüzgâr gülü konulmuş ve zemin çakıllarla kaplanmış. Merhum Tuncay'ın kabri toprakla tümsek haline getirilmiş, başucunda sadece isminin yazılı olduğu ahşap bir kitabe. Taburenin altına konulmuş bir Yasin kitapçığı. Ziyaretçiye, sizi bu kadar uzun süre misafir eden ev sahibine bir Yasin okumak kalıyor. Rahmet olsun.

Hayat da böyle bir şeydi benim için; hep bir yerlere gidecekmiş gibi duran, yalnız ve bir yere gitmeyen bir çiçek.

“.. bostan dolabının yanındaki, suları bana kahverengi gözüken o küçük ve eskimiş havuzdaki solgun ve kederli nilüferlere bakardım çocukken, babam onların kökleri olmadığını anlatmıştı bana. Neden bu çiçekleri hep bir şeylere benzetmek için kullandıklarını ancak büyüyünce anladım. Yalnızca bu çiçekler, hep bir yerlere gidecekmiş gibi azade ve özgür oluyorlar, ama küçük bir havuzun içinde bir yere gitmeden yaşıyorlardı. Hayat da böyle bir şeydi benim için; hep bir yerlere gidecekmiş gibi duran, yalnız ve bir yere gitmeyen bir çiçek. Bütün bir hayatın özeti buydu. Ben de bir yere bağlanmadım ve bir yere gitmedim; öyle solgun bir nilüfer gibi bir havuzun içinde yalnız başıma durdum, köklerimi salamadım, ne olduğum yere sağlamca yerleştim, ne başka diyarlara kaçabildim, içinde durduğum havuzla birlikte kirlenip eskidim. Bana bakanlar, beni seyredenler, beni sevenler oldu, ama kimse yakasına takmadı beni, kimse odasına koymadı, kimse beni sulayıp büyütmek için uğraşmadı; onlara ihtiyacım olmadığını, havuzda tek başıma yüzebileceğimi düşündüler, ben de yüzdüm, kederi, yalnızlığı, kirlenmeyi öğrendim ve hayata benzedim.

Ne garip, başka bir şey olmak da istemedim, beni beğenmeleri yetti bana…”

Ahmet Altan
Tehlikeli Masallar

EN SON NERDE KARŞILAŞTIK SENİNLE?

Diyelim ki mühürlenmiş bir kapının önünde
Bıçağın ucunda belki, karanfilsiz sabahta
Yüzümüzü boydan boya geçiyorken bir nehir 
Dağlar oynarken yerinden, çırağı paylarken usta

En son nerde karşılaştık seninle? 
Yarım bir şiirde belki, tamamlanmamış acıda 
Yeni kamçı siparişi veriliyorken örneğin 
Yarası kabuk tutmayan atın adına

En son nerde karşılaştık seninle? 
Sevinçli ikindi vakti, karanfilsiz sabahta 
Uçurum imgesinden vazgeçmişti bir şair 
Kendini uçuruma fırlattığı sırada

İpi kopmuş uçurtmanın, lunapark kapatılmış 
Ve ilk çocuk grevi başlamış mıydı acaba? 
Ağzımızın kıyısından kuş sürüsü havalandı Çarmıhına yakışan İsa'dan konuşunca

En son nerde karşılaştık seninle? 
Yeni desenler isterken tül perde cam kenarında 
Beyaz kadın arzularken zenci bir erkek 
Bir köprü tutunurken kendi korkuluğuna

En son nerde karşılaştık seninle?
Kırık aşk öyküsünde, bir kitap kapağında 
Ok terk etmiş yayını, dile düşmüşüz artık 
Sana Leylâ diyorlar, Abdülkadir Budak bana

Abdulkadir Budak 

ADIN

Adını anıyorum yangın çıkıyor
Adını anmadığım zamanlarda üşürüm
Bütün gemilerden kovulan tayfayım ben
Çünkü güllerimi denize düşürürüm

Olmadık zamanlarda geliyor adın
Karıştırıyor beni çocukların arasına
Yeniden işe alınmamı sağlıyor
Ricalarda bulunarak kaptana

Saksılı bir pencereden giriyor
Gece yatısına geliyor adın
Sokuluyor yorganımın altına
Güzel şeyler oluyor anlatsam anlatamam
Diyelim su doluyor çöldeyken matarama

Adın göle inen geyik sürüsü
Saklıyor avcıların tüfeklerini
Bir kitap dolusu şiir oluyor
Çözüyor gecenin dilsizliğini

Adın ipek gömleğimin deseni

Abdülkadir Budak 

Yedi Eyvah

1/

Fayton koştular diyorum atlara
Kırbaçlar yedi fayton, kan ter içinde
Bazen olur böyle şeyler
Yer değişir inanmakla yetinilen değerler
Fayton koştular diyorum atlara
Çocuklar bu işe anlam verdiler

Ey faytonu fayton, atı sadece at bilenler!
Ey faytondan bir at olup inenler!

2/

Tuhaftır, yaprağın yerine geçti rüzgâr
Yaprak yerine geçince öğrendi savrulmayı
Bir ağaçtan bir daldan uzak düşmek nasılmış
Can çekişmek parkta içen sarhoşun ayak altında
Güzün simgesi olmak, yaz logosu olmak varken
Rüzgâr bunu yaprağa dönüşünce öğrendi
Kim ne kadar ders almıştır, bilinmez
Bilinir bir rüzgârın kopararak estiği

Ey rüzgârken yaprak olup düşenler!
Ey yaprakken rüzgârı aşk bilenler!

3/

Usta çıraktan öğrendi dükkan süpürmesini
Azar , küfür ve kulağı çekilmek
Nasıl acı verirmiş, usta bunu öğrendi
Şimdi kuşlar açıyor dükkanını her sabah
Yıldızlar kapatıyor akşam olunca
Roller değişti birden, değişir bazen
Bir çay söylüyor usta bir koşu çırağına

Ey her zaman usta olan çıraklar!
Ey ustalaştıkça çırak kalanlar

4/

Çiçeklerden biriydi, bahçenin yerine geçti
Yakışıklı bahçıvandan tomurcuklar doğurdu
Çit çekti etrafına, çocuklar girmesin diye
"Sevgiliye", "hastaya" diyen koparıp gitmesin
Neymiş efendim, görenin hakkı varmış bahçede
Gül koklamak hakkıymış oradan geçenlerin
"Hayır!" dedi bahçenin yerine geçen çiçek
Bulutlar hakkıdır elbet dağların
Bahçe sahibinden önce bahçıvanın hakkıdır
Emeğin, suyun, toprağın

Ey bahçe kadar geniş çiçekler!
Ey bir çiçek bile açamayan bahçeler!

5/

Anılara dalıp gitmiş ihtiyar
Genç bir kızı belinden o güçlü kollarıyla
Kütür kütür göğsünden, dudaklarından
Alıp beyaz badanalı bir eve girmelerden
Yemek yemelerden, sevişmelerden
Bahsetti sırtını yasladığı duvara
Öksürüklü bir geceye dayandı
Anıları ayakta tutan bastona

Ey gençliğini tam bir ihtiyar
Ey yaşlı zamanını genç gibi yaşayanlar!

6/

Aşk orda yağmur yağarken burada ıslanmaktır
Tanımından hemen sonra şu soruyu sormaktır:
-Gar mı bekler treni, yolcu adayları mı?
Beklesen ne olacak tren bağımlı raylara
Diyor ve öneriyor aşksızın biri
Kamu davası açmayı biten bir aşka

Ey ateşken bir kartopu olanlar!
Kar olduğuna bakmayıp ateşe aşık olanlar!

7/

Dışarıda oturur gibi evde oturanlar vardır
Evi ev yapan diyorum paylaşmalardır
Bir buğday tanesini milyonlarca başağa
Çevirmek olsa gerektir ev yorgun bir yolculuktan
Hemen sonra gemiyi bir limana

Ey evlerini gemi sananlar!
Fırtınalar atlayıp bir limanda batanlar!

Abdülkadir Budak

DÜŞMANIMIN SAYISI ÜÇ

Tabutuma ilk çiviyi kim çakar
Doğrusu bunu merak etmiyorum da
İlk kim merak eder ayakkabı numaramı
Üstelik dünyayı yürümelerden
Kurtulduğum sırada

       Ayakkabı numaram kalacak, biliyorum
       Ayaklarım değil de

İlk kim anar adımı yas günlerinden
Çıktıktan hemen sonra ve de lanetle
Üçten fazla düşmanım olmadı benim
Uğraştım, indiremedim sayıyı bire

       Düştüğüm kalacak, bunu da biliyorum
       Yürüdüklerim değil de


Abdülkadir Budak 

Benim için şiir bir evdir, "Eve gitmek istiyorum"

İmkansızken gülmeyi çok sevdim !

* * *

Ne de olsa, sadece bir başkasının yerlisine aşık oluyorsun - seviyorsun.

* * *

Aşk için buluşmalısın, gerisi için kitaplar var.

* * *

Yaratıcılık, yalnız insanlar tarafından yaratılan yaygın bir nedendir.


* * *

Sevmek - bir insanı Allah'ın istediği ve ana-babasının onun farkına varmadığı şekilde görmektir.

Sevmemek - bir kişiyi ailesinin onu yaptığı gibi görmek.


* * *

Bir insanı seviyorsam, benden daha iyi hissetmesini istiyorum - en azından dikilmiş bir düğme. Dikilen düğmeden tüm ruhuma.

* * *

Benimle yatmadığına ve içmediğine göre benim hakkımda ne bilebilirsin?

* * *

Dünyada ikinci sen yok.

* * *

Bir bakış açısına sahip olmak istemiyorum. Vizyon sahibi olmak istiyorum.

* * *

Dinleyin ve unutmayın: Bir başkasının talihsizliğine gülen herkes aptal veya alçaktır; çoğu zaman - ikisi de... Bir kişinin başı belaya girdiğinde - bu komik değil... Bir kişiye slop döküldüğünde - bu komik değil... Bir kişi takıldığında - bu komik değil... Ne zaman bir kişinin yüzüne vurulur - bu aşağılık. Böyle gülmek günahtır...

* * *

İnsanların affetmediği tek şey, sonunda onlarsız idare ettiğinizdir.

* * *

"Dayanmak - aşık olmak." Bu sözü seviyorum, tam tersi.

* * *

Sevdiği şeyler: müzik, doğa, şiir, yalnızlık. Kimsenin sevmediği basit ve boş yerleri sevdim. Fiziği, onun aşk ve nefrete benzer gizemli çekim ve itme yasalarını seviyorum.

* * *

Bir insanı onunla değilken ne kadar iyi görüyorum!

* * *

Erkekler hayvanlar gibi acıya alışık değildir. İncindiklerinde hemen öyle gözleri olur ki, dursalar her şeyi yapabilirsin.

* * *

İster birlikte hayal kurun, ister birlikte uyuyun ama hep yalnız ağlayın.

* * *

Artık bana en yakın sensin, en çok beni incittin.

* * *

Bir şey acıyor: diş değil, kafa değil, mide değil, hayır-hayır-hayır... ama acıyor. Bu ruh.

* * *

Beni sevenlere teşekkür ederim, çünkü bana başkalarını sevme cazibesini verdiler ve beni sevmeyenlere teşekkür ederim, çünkü bana kendimi sevme cazibesini verdiler.

* * *

Uzun, çok uzun bir süre - çocukluğumdan beri, kendimi hatırlayabildiğimden beri - sevilmek istiyorum gibi geldi bana. Şimdi biliyorum ve herkese söylüyorum: Aşka ihtiyacım yok, anlayışa ihtiyacım var. Benim için bu aşktır. Ve aşk dediğin şey (fedakarlık, sadakat, kıskançlık), başkaları için, başkaları için ilgilenin - buna ihtiyacım yok.

* * *

Sevmediğimde, ben değilim ... Çok uzun zamandır - ben değilim ...


* * *

Hiç veda yoktu. Bir kaybolma oldu.


* * *

“Dünyada ne yapıyorum? "Ruhumun sesini dinliyorum."

* * *

Kadınlar aşk hakkında konuşur ve aşıklar hakkında sessizdir, erkekler - tam tersi.

* * *

Tanrı hakkında ne söyleyebiliriz? Hiç bir şey. Tanrı'ya ne söyleyebiliriz? Herşeyi.

* * *

Duygunun deneyime ihtiyacı yoktur, mahkum olduğunu önceden bilir. Duygunun görünenin çeperinde hiçbir ilgisi yoktur, merkezdedir, kendisi merkezdir. Duygunun yollarda arayacak bir şeyi yoktur, neyin geleceğini bilir ve onu kendine geri getirir.

* * *

Artık incinmiyorum,
büyüdüm ve netleştim.

* * *

Bana ihtiyacı olmayan birine ihtiyacım yok.
Verecek hiçbir şeyim olmayan benim için gereksizdir ...

* * *

İnsanlar tek bir şeyi kıskanırlar: yalnızlık. Tek bir şeyi affetmezler: yalnızlık. Tek bir şeyin intikamı: yalnızlık. Buna - buna - yalnız kalmaya cesaret ettiği için.

* * *

Canın acıdığında susmalısın. Aksi takdirde, oradan vuracaklar.

* * *

Bir insanı tüm kendinizle birlikte kaybetmek, onu bir tür yüzüncü kişiyle tutmaktan daha iyidir.

* * *

Tüm yaşam üç döneme ayrılır: aşk beklentisi, aşk eylemi ve aşkın hatırası.

* * *


Çocuğunuza ne kadar çok sarılırsanız, ayakları üzerinde o kadar güçlü durur.

Çocuğunuzu sürekli öpün - ve kalbinde her zaman sevgi olacak.

* * *

Bir insanla şaka yapabilirsin ama onun adıyla şaka yapamazsın.

* * *

Bir insanın beni sevdiğini her öğrendiğimde şaşırıyorum; o beni sevmiyor - şaşırıyorum ama en çok bir insan bana kayıtsız kaldığında şaşırıyorum.

* * *

Sadece kendilerine çok değer verenler başkalarına da çok değer verebilir. Bu doğuştan gelen bir [ölçek] duygusudur.

* * *

Nihai fedakarlık, bunun bir fedakarlık olduğunu gizlemektir.

* * *

Şair - her ne olursa olsun - devlet hakkında şarkı söyleyemez, çünkü o temel bir fenomendir, oysa devlet - herhangi biri - unsurların dizginlenmesidir.

Cinsimizin doğası öyle ki, yanan bir eve, yapım aşamasındaki bir evden daha fazla tepki veriyoruz.

* * *

Sanatın yargılanamayacağını hiç söylemedim, sadece kimsenin onu bir şair gibi yargılayamayacağını söyledim.

* * *

Rusya'da herkes evsiz.

* * *

Uygun koşullar? Sanatçı için değiller. Hayatın kendisi elverişsiz bir durumdur.

* * *

... Kuyruklu yıldızların yolu şairlerin yoludur.

* * *

Ölmekte olan hıçkırıklarımda bile bir şair olarak kalacağım!

* * *

Şiirlerim, değerli şaraplar gibi sırasını alacak.

* * *

Yazılmamış şiirler - yazık değil!

* * *

İhanet zaten aşka işaret eder. Bir arkadaşa ihanet edemezsin.

* * *

Öyleyse aşka aşık ol: Uçuruma düş.

* * *

Şaka yapıyoruz, şaka yapıyoruz ama özlem büyüyor, büyüyor...

* * *

Sessizim, sana bakmıyorum bile ve ilk defa kıskandığımı hissediyorum. Gurur, kırgın gurur, acılık, hayali kayıtsızlık ve en derin öfkenin bir karışımıdır.

* * *

Günden güne ruhunuzu hazır tutuyorsunuz...
Ama sizi şaşırtacaklar...

* * *

Kötü şiirler kızamık gibidir, çocuklukta hastalanmak daha iyidir.

* * *

Aşkta en büyük kederim istediğim kadar verememektir.

* * *

Aşık: Seven, sevginin tezahür ettiği kişi, Sevgi unsurunun teli. Belki bir yatakta, belki de binlerce mil ötede. Aşk bir “bağ” gibi değil, bir element gibidir.

* * *

Beden ruhun oturduğu yerdir. Bu nedenle - ve sadece bu nedenle - onları boşuna atmayın!

* * *

Ve bazen özlem duyuyorum ... Ondan insanlara, kitaplara, hatta içmeye koşuyorum, bu yüzden yeni tanıdıklar yapıyorum. Ancak özlem “bir yer değişikliğinden değişmediğinde” çöptür, çünkü özlemin çevreye değil kendine bağlı olduğu ortaya çıkıyor.

* * *

“Modernite konusunda bilgili olduğumu düşünmüyorum. Modernlik, yalnızca gelecek tarafından kurulan ve yalnızca geçmişte kesin olan bir şeydir.

* * *

Sen benim için sevgilisin. Ama - seninle nefes alacak başka bir şeyim yok

* * *

Tanrım, yargılama, sen yeryüzünde bir kadın değildin!

* * *

Cevapsız bırakılan mektup, el ile karşılaşmamış bir eldir.

* * *

Bütün mesele şu ki, seviyoruz, kalbimiz atıyor - paramparça olsa bile! Her zaman paramparça oldum ve tüm şiirlerim o çok gümüş kalp kırıkları.

* * *

Sevimli! Ya da belki hiçbiriniz bana yeterince bakmadığınız için kendime bu kadar özen gösteriyorum?

* * *

Sevilmeye ihtiyacım var ... Gerekli - ekmek gibi.

* * *

Kırk yedi yaşında, öğrenmeye mahkum olduğum her şeyi yedi yaşından önce öğrendiğimi ve sonraki kırk yıl boyunca farkında olduğumu söyleyeceğim. ...

* * *

Seni sevmekten vazgeçtim mi? Numara. Sen değişmedin ve ben değişmedim. Bir şey değişti: sana acı veren odağım. Sen benim için yok olmadın, ben sende yok oldum. Seninle bir saatim bitti, sonsuzluğum seninle kaldı.

* * *

Bir dağ gibi senden koptum.

* * *

"Ruh kanatlı doğduysa -
Konakları nelerdir - ve kulübeleri nelerdir!"

* * *

Hayatla diyalogda önemli olan onun sorusu değil, bizim cevabımızdır.

* * *

"Sevgili" - tiyatro, "Sevgili" - açıkçası, "Arkadaş" - belli belirsiz. Sevilmeyen ülke!

* * *

Hayatta ve şiirde olduğu gibi, en değerli şey kırılmasıdır.

* * *

Söyle! Seni böyle sevdiğini bilmek istemiyor musun? Sonra onun hakkında şunu söyleyin: “Ona tapıyorum!” "Ama -bazıları- bunun ne anlama geldiğini biliyor.

* * *

Konuşmanın mahareti, yalvarmasını muhataptan gizlemektir. Deha, onu bu saatte Kroisos yapmaktır.

* * *

Kan akrabalığı kaba ve sağlamdır, seçimle akrabalık incedir. İnce olduğu yerde, orada kırılır.

* * *

Seni yakın biri olarak görürsek, bana çok acı çektirdin, ama eğer bir yabancıysan, bana sadece iyilik getirdin. Seni hiç böyle ya da farklı hissetmedim, kendim için herkes için, yani herkese karşı savaştım.

* * *

Ve beğensen de beğenmesen de, seni çoktan oraya götürdüm. Sevdiğim her şeyi düşünmeye vakit bulamadan aldığım yer. içeriyi görüyorum...

* * *

Aşk, her şeyin yandığı ve her şeyin özgür olduğu zamandır.

* * *

“Bana sadece canınla ve canınla gelebilirsin ... her şey boşuna ...”

* * *

Erkeklerin şımartılması gerekir - savaşa gitmek zorunda kalabilirler.

* * *

“Şiir üzerinde çalışmaya gerek yok, şiirin sana (içinizde!) işlemesi gerekiyor.”

* * *

Burada bana ihtiyaç yok, orada imkansızım.

* * *

Çünkü bir başkasını anlamak, en azından bir saatliğine bu öteki olmak demektir.

* * *

Sensiz yapabilirim, ben bir kız ya da kadın değilim, bebeğe ya da erkeğe ihtiyacım yok. Herkessiz yapabilirim, ama belki de ilk defa yapamamak istiyorum.

* * *

Aşk, bunun anlamı... - Benim.

* * *

Şaşırtıcı bir şekilde ruha benzeyen bedenler var.

* * *

Ne istediğimi biliyorsun - her zaman istiyorum. Karartma, aydınlatma, dönüşüm. Bir başkasının ruhunun aşırı pelerini - ve kendisinin. Asla duymayacağınız, söylemeyeceğiniz sözler. Daha önce hiç. Korkunç. MUCİZE.

* * *

Şairlerin ne için olduğunu biliyor musun? En acı şeyleri söylemekten utanmamak için.

* * *

... Ben her zaman öperim - ilki, sadece el sıkışmak kadar basit - daha durdurulamaz. Sadece bekleyemiyorum! Sonra her seferinde: “Peki, seni kim çekti? Suçlu sensin!" Biliyorum kimsenin bundan hoşlanmadığını, hepsinin eğilmeyi, yalvarmayı, şans aramayı, başarmayı, avlanmayı sevdiğini biliyorum... Ve en önemlisi - Diğer öpücüklere dayanamıyorum - ilk. Yani en azından ne istediğimi biliyorum.

* * *

Kendimle gitmek için özel bir yeteneğim var (düşünceler, şiirler, hatta aşk) sadece bunlarla değil.

* * *

"Ol" sevginin tek kelimesidir, insani ve ilahi, gerisi ayrıntıdır.

* * *

Kadın tek tutkudur, çünkü tüm tutkuların kaynağı ve ağzıdır.

* * *

Hiçbir tutku içimde adaleti haykıramaz. Başkasını incitmek için, hayır, bin kez, kendin katlanmak daha iyidir. Ben kazanan değilim. Ben kendim yargılanıyorum, yargım seninkinden daha katı, kendimi sevmiyorum, esirgemiyorum.

* * *

Büyük bir aşkın hayalini kuran genç adam, yavaş yavaş bu fırsatı değerlendirmeyi öğrenir.

* * *

"Bütün kadınlar sislere yol açar."

* * *

"Seni bir çeyrekte içmem gerekirdi, ama beni öksüren damlalar içerim."

* * *

Sevdiklerinize çok güzel vermeyin çünkü veren el ile kabul eden el kaçınılmaz olarak ayrılacaktır.

* * *

Kendinizi yaratmayı yasaklamayın, bazen çarpık çıksa bile, hiç kimse gülünç güdülerinizi tekrarlayamaz!

* * *

Dünyayı icat edene - bu iki elimle tüm dünyayı hemen kucaklayabildiğim için - tüm sevdiklerime kutsuyorum!

* * *

Ruhum başını kaybediyor.

* * *

En sevdiğim iletişim türü uhrevidir: rüya: rüyada görmek. İkincisi yazışmadır. Bir mektup, bir tür uhrevi iletişim gibidir, bir rüyadan daha az kusursuzdur, ancak yasalar aynıdır. Ne biri ne de diğeri emredilmiştir: istediğimiz zaman değil, istediğimiz zaman hayal kurar ve yazarız: bir mektup - yazılacak, bir rüya - görülecektir.

* * *

Ben üzerimdeyken insanlar çan kulesinden bana baktılar. Bu yüzden kimseyi yargılamıyorum.

* * *

İnsan sohbeti, hayattaki en derin ve en ince zevklerden biridir: en iyi şeyi verirsiniz - ruhunuz, karşılığında aynısını alırsınız ve tüm bunlar, sevginin zorluğu ve titizliği olmadan kolaydır.

* * *

Arkanızdan “Aptal!” diye bağırıyorsanız, bu geriye bakmak için bir neden değildir.

* * *

Sözlerimin enginliği, duygularımın enginliğinin sadece zayıf bir gölgesidir.

* * *

Aşk tuhaf bir şeydir: Açlıkla beslenir ve yemekten ölür.

* * *

Bir kadın beceriksizdir: sevmediğinde (kimseyi), sevmediği kişi tarafından sevildiğinde ...

* * *

Bir kadın, eğer erkekse, bir erkeğe lüks olarak ihtiyaç duyar - çok, çok bazen. Kitaplar, ev, çocuklarla ilgilenmek, çocukların neşesi, yalnız yürüyüşler, saatlerce acı, saatlerce keyif - bir erkek ne yapmalı?

Bir erkeğin dışında bir kadının iki denizi vardır: hayat ve kendi ruhu.

* * *

Ruhum korkunç derecede kıskanç: Beni bir güzellik olarak taşımaz.

Benim durumumda görünüş hakkında konuşmak mantıksız: mesele o kadar açık ve o kadar çok ki - onun içinde değil!

- "Görünüşünü nasıl beğendin?" Beğenilmek mi istiyor? Evet, sadece buna hak vermiyorum - böyle bir değerlendirmeye!

Ben benim: ve saçlarım benim ve erkeğimin kare parmaklı eli benim ve çengelli burnum benim. Ve daha doğrusu: ne saç benim, ne el, ne de burun: Ben benim: görünmezim.

* * *

Benim için en sarhoş edici şey, zorluklara bağlılıktır. Her şeyi gölgeliyor.

* * *

İtfaiyeciler! - Kalbim yanıyor!!!

* * *

En basit şeyler için garip kelimeler var! Ama sadeliği düşünene kadar...


* * *

Beni yanına al, en uykulu uykumda, çok hareketsiz yatarım: sadece kalbim (ki çok gürültülüdür!). Dinle, kesinlikle bütün gece seninle uyumak istiyorum - nasıl istersen! -Yoksa beni (seni özlemek, uyumak) ölünceye kadar yakar.

* * *

“Bu Romantizmdir. Aşkla alakası yok. İnsan düşüncesini sevebilir ve tırnaklarının şekline tahammül edemez, dokunuşuna cevap verebilir ve en içteki hislerine cevap vermeyebilir. Bunlar farklı alanlar. Ruh canı sever, dudaklar dudakları sever, karıştırırsan Allah korusun birleştirmeye çalışırsan perişan olursun.”

* * *

Kadın itaatimin ilk eylemiydi. Her zaman itaat etmek istedim, diğeri asla hükmetmek istemedi (az istedi, zayıf istedi), bir başkasının zayıflığı benim gücüme yenik düştü, gücüm yenilmek istediğinde - başka birinin.

* * *

Yolculuğumun sonuna doğru basit bir gerçeği anladım - güçlülere yardım edilmeli, zenginlere para verilmeli.

* * *

Bu hayatta intihar varsa, görüldüğü yerde değildir ve bir tetik çekme değil, on iki yıllık bir ömür sürmüştür.

* * *

Her aşk bir anlaşmadır. Para için cilt. Cilt için cilt. Ruh için cilt. Ne birini, ne diğerini, ne de üçüncüyü aldığınızda, benim gibi aptal bir tüccar bile krediyi kesiyor.

* * *

Yalan. Yalan söylediğimde kendimi değil, beni yalana sokan seni küçümsüyorum.

* * *

Yüksek sesle kahkahalar vahşi acıyı gizlemez.

* * *

Herkese ihtiyacım var, çünkü doyumsuzum. Ancak diğerleri, çoğu zaman aç bile değiller, bu nedenle sürekli yoğun ilgi: Buna ihtiyacım var mı?

* * *

Modanın sonsuz bir geri kalma korkusu vardır, yani kendi koyunu için bir makbuz.

* * *

Sevgilisi odaya girdiği anda Heinrich Heine'i unutmayan bir kadın sadece Heinrich Heine'yi sever.

* * *

Bonaparte'ı yenilgiye uğrattığı gün sevmeye cesaret edebilirdim.

* * *

Kelimelere bürünen korku kavramları, kavramları ortaya çıkaran kelimelerle sevinirler.

* * *

Bir tabut gibi yatağa gidiyorum. Ve her sabah - gerçekten - ölümden bir yükseliş.

* * *

Bir boşluk bile olmayacak, çünkü hayatında hiçbir yer işgal etmiyorum. "Manevi boşluk"a gelince, ruh ne kadar boşsa, o kadar iyi doldurulur. Sadece fiziksel boşluk önemlidir. Bu sandalyenin boşluğu. Hayatında yanımda boş sandalye olmayacak...

* * *

“Seninle uyumak istiyorum - uykuya dal ve uyu. Harika bir halk sözü, ne kadar derin, ne kadar doğru, ne kadar açık, ne kadar doğru söylüyor. Sadece uyu. Ve başka bir şey değil. Hayır, dahası: başınızı sol omzunuza ve elinizi sağınıza gömün - başka bir şey değil. Henüz değil: en derin uykuda bile sen olduğunu bilmek. Ve bir şey daha: kalbinin sesini dinle. Ve onu öp."

* * *

Artık herkes içine tükürülemeyecek bir kuyudur. - Ve nasıl istersen!

* * *

Pencerenin bir yarısı gitti. Ruhun bir yarısı ortaya çıktı. Pencerenin hem o yarısını hem de o yarısını açalım.

* * *

Belli bir çağın insanları var ve insanlarda somutlaşan dönemler var.

* * *

Duygularımın netliği, insanların onları muhakeme zannetmelerine neden oluyor.

* * *

Bir insanın hayatında ne olduğumu asla anlamıyorum. (Açıkçası hiçbir şey. 1932)

* * *

Bize birlikte yaşamamız için bir ömür verildi. Olabildiğince iyi, belki de daha dostane bir şekilde yaşayalım.

Bunu yapmak için senin ve benim güvenime ihtiyacım var. Müttefik olalım. İttifak (her şeye rağmen ve herkes aracılığıyla!) kıskançlığı yok eder.

Bu, aşkta ihtiyaç duyulan insanlığın başlangıcıdır. "Ömür boyu değil." Evet, ama ya yaşam için? (Hayatın kendisi “yaşam için değil” olduğundan - ve Tanrı'ya şükür!)

* * *

Suçu daha fazla olan aşkta haklıdır.

* * *

Bütün sır, bugün yaşananları yüz yıl önceymiş gibi, yüz yıl önce olanları ise bugün olduğu gibi anlatmaktır.

* * *

Namus gereği ne arkadaşı ne de sevgilisi olan kadınlar vardır: arkadaşlar çok çabuk aşık oldular, aşıklar arkadaş oldu.

* * *

"Asla arzuya, her zaman bir hevese boyun eğmem. Güçlü arzularımdan bir şekilde bana hakaret ediyor, bir hevesten - eğlenceli.

Arzuda köleyim, heveste kralım.

* * *

Sen beni hiç sevmedin. Aşk, kendisini oluşturan tüm unsurlara ayrışmışsa, her şey oradadır; şefkat, merak, acıma, keyif vs. bunların hepsini bir araya toplarsan belki aşk ortaya çıkar.

"Ama asla bir araya gelmedi.

* * *

Küçük olaylar yoktur. Küçük insanlar var.

* * *

Bugün bir düşündüm: Gençlik baharsa, olgunluk yazsa, yaşlılık sonbaharsa ve yaşlılık kışsa, o zaman çocukluk nedir? Bir günde ilkbahar, yaz, sonbahar ve kıştır.

* * *

Mutlu bir insan için hayat sevinmeli, onu bu nadir hediyede teşvik etmelidir. Çünkü mutluluk mutluluktan gelir.

* * *

Aşk, yoksulluk ve diş ağrısı dışında her şeyin üstesinden gelir.

* * *

Şair, yontulmamış bir heykel, boyanmamış bir resim görür ve çalınmamış bir müzik duyar.

* * *

Bunun son kez yaşadığımı biliyorum.

* * *

Yoksulların bakımı: eskiyi yeniye, zengini eskiye dönüştürmek.

* * *

Aşk ve annelik neredeyse birbirini dışlar. Gerçek annelik cesurdur.

* * *

Anne babana çok kızma - onların sen olduğunu hatırla ve sen de onlar olacaksın.


* * *

Belki de dünyadaki en iyi şey, tüm dünyanın görülebildiği devasa bir çatıdır.

* * *

Asla komiklikten korkmayın ve aptal bir pozisyonda bir insan görürseniz: 1) Onu içinden çıkarmaya çalışın ama mümkün değilse suya atlar gibi içine atlayın, aptal pozisyon ikiye bölünür: her biri için yarım - veya ince bir son için - görmeyin.

* * *

Tembellik; en büyük boşluk, en yıkıcı haç. Bu yüzden - belki - kırsalı ve mutlu aşkı sevmiyorum.

* * *

Şimdiye kadar kimsenin başaramadığı bir şeyi başardın: beni kendimden (herkes beni yırttı) değil, kendi olandan koparmak.

* * *

Anlatılmayan her şey süreklidir. Yani, örneğin tövbe etmeyen cinayet sürer. Aşk konusunda da öyle.

* * *

Duygularımda, çocuklarda olduğu gibi, derece yoktur.

* * *

İlk aşk bakışı, iki nokta arasındaki en kısa mesafedir, o ilahi düz çizgidir, ikincisi değildir.

* * *

Seni görmek istiyorum - şimdi kolay olacak - yandım ve hastalandım. Bana güvenle gelebilirsin.

Çevremdeki herkesin beni senden daha çok sevdiği düşüncesini kabul etmiyorum. Sen - benim için - her zaman - en sevgilisin.

O kadınların gururu insan gerçeğinin önünde.

* * *

... ve gerçek, düşündüğünüzden daha eksiksizdir: çünkü bir ağaç size ses çıkarır, ancak onu hissederseniz, o şekilde hissedersiniz, ama sadece böyle ses çıkarır. Sadece sana ve başka hiç kimseye ayrıca: hiç kimse. Sen - eğer böyle duyuyorsan (aşk) ya da kimsenin ihtiyacı yoksa - hiç kimse.

* * *

Kitap, okuyucu tarafından bir sonat olarak icra edilmelidir. Mektuplar notlardır. Farkına varmak ya da çarpıtmak okuyucuya kalmıştır.

* * *

Kitap okuyucu tarafından yazılmalıdır. En iyi okuyucu gözleri kapalı okur.

* * *

Bir anlaşmaya varmak, anlaşmak ve - anlaştıktan sonra - tutmak bizim için önemlidir. Sonuçta, genellikle başarısız olur çünkü ikisi de güvenilmezdir. Kişi güvenilir olduğunda, zaten umut vardır. Ve ikimiz de güveniliriz, sen ve ben.

* * *

Eğlence - basit - Görünüşe göre asla olmayacağım ve genel olarak bu benim mülküm değil.

* * *

İnsanlar senin benim gibiler tarafından bu kadar terkedildikleri zaman - Tanrı'ya tırmanmanın bir anlamı yok - dilenciler gibi. Biz olmadan onlardan çok var!

* * *

Benim için yalnızlık - bazen - diğerini tanımanın tek yolu, doğrudan bir zorunluluktur.

* * *

Benden kaçmıyorlar, kaçıyorlar. Benim peşimden koşmazlar, benim peşimden koşarlar.

* * *

Dikkatle dinleyin: Artık başka ellerim olamaz, YAPAMAZ, SENİN olmadan yapabilirim, yapamam: Senin değil!

* * *

Ve genellikle, bir kişiyle ilk kez, kayıtsız bir konuşmanın ortasında otururken, çılgın bir düşünce: “Ya şimdi onu öpersem?!” Erotik delilik mi? - Değil. Bahisten önceki oyuncu ile aynı olmalıdır - Bahis yapacak mıyım, etmeyecek miyim? Yayınlayacak mıyım, göndermeyecek miyim? - Gerçek oyuncuların bahis yaptığı farkla.

* * *

Kitaplar bana insanlardan daha fazlasını verdi. Bir insanın hafızası her zaman bir kitabın hafızasından önce söner.

* * *

Nezaket - ya da üzülmeme isteksizliği? Sağırlık - ya da kabul etme isteksizliği?

* * *

Ruh, yelkendir. Rüzgar hayattır.

* * *

Kadın erkeğe çocuk vermez, erkek kadına çocuk verir. Bu nedenle, bir kadının çocuğunu (armağanı) elinden almak istediğinde öfkesi ve çocuğa sonsuz, sonsuz minnettarlığı.

* * *

Şairin eseri yalnızca bir dizi hata, birbirinden akan bir dizi vazgeçişten ibarettir. Her satır - bir çığlık olsun! düşüncesi beyninin her yerinde dolaşıyordu.

* * *

Büyülenme: akıl gibi, hediye gibi, güzellik gibi ayrı bir alan - ve birinden, diğerinden veya üçüncüsünden oluşmaz. Kompozit, ayrılmaz, bölünemez oldukları için oluşmazlar.

* * *

Zaman! zamanında değilim.

* * *

Vicdan şu soruyu sormayı öğrenmeli: neden?

* * *

Ben tükenmez bir sapkınlık kaynağıyım. Hiçbirini bilmeden hepsini itiraf ediyorum. yaratıyor olabilirim.

* * *

Aşk bahara eklenmez, bahar aşk için zorlu bir sınav, ona büyük bir rakip.

* * *

Benim neslim benim için diz boyu.

* * *

Benden yoksulluktan şüphelenme: Dostlarım açısından zenginim, ruhlarla güçlü bağlarım var, ama ne yapacaktım ki, ruhun bu saatinde dünyadaki tüm insanlar içinde, sadece sana ihtiyacım vardı?!

* * *

Hayat: Aşığın dans ettiği bıçaklar
.

* * *

Ruhun şiir yazmak için izlenimlere ihtiyacı vardır. Düşünmek için izlenimlere ihtiyacınız yok, hücre hapsinde düşünebilirsiniz ve belki. başka bir yerden daha iyi.

* * *

Sevinçle Tanrı olursun, acı çekerek insan olursun. Bu, tanrıların acı çekmediği ve sevinmediği anlamına gelmez - insanlar.

* * *

Fransız kadınları boyunlarını ve omuzlarını (ve göğüslerini) erkeklerin önünde açmaktan çekinmiyorlar ama bunu güneşin önünde yapmaktan çekiniyorlar.

* * *

Okyanustaki mektubunu okudum, okyanus benimle okudu. Bu okuyucu seni rahatsız etmiyor mu? Çünkü hiçbir insan gözü bana senin tek bir satırını okuyamaz.

* * *

Sadece kadınları (bir kadın) veya sadece erkekleri (bir erkek) sevmek, açıkçası her zamanki tersini hariç tutmak - ne dehşet! Ve sadece kadınlar (erkek) veya sadece erkekler (kadın), açıkçası olağandışı yerli hariç - ne sıkıcı!

* * *

Kendini bil! Biliyordum. Ve bu diğerini tanımamı kolaylaştırmıyor. Tam tersine, bir insanı tek başıma yargılamaya başlar başlamaz, yanlış anlaşılma üstüne yanlış anlaşılmalar ortaya çıkıyor.

* * *

Sevmek ... Dünyaya yaymak - bir kırlangıç!

* * *

Aşık ve Cadı. Biri diğerine değer.

* * *

Yaşlılıkta tek çıkış yolu bir cadıdır. Büyükanne değil, büyükanne.

* * *

Çocuklarım için başka bir ruh değil, başka bir hayat dileyeceğim ve bu mümkün değilse, kendi talihsiz mutluluğum.

* * *

Kar taneleri göksel semenderlerdir.

* * *

Beni nasıl sevmediğini büyüleyici bir şekilde anlatıyor. Ve ben - dikkatle - onaylayarak - dinliyorum.

* * *

Sadece - zafer - tanıdık olmayan iyi bir zafer. Glory: benim hakkımda konuşmak için. İyi şöhret: benim hakkımda kötü şeyler söylemesinler diye. İyi itibar: alçakgönüllülüğümüzden biri - ve tüm dürüstlüğümüz.

* * *

Ruh beş duyudur. Birinin virtüözlüğü bir yetenek, beşinin de virtüözlüğü bir dahidir.

* * *

Tango! - Kaç kaderi bir araya getirdi ve boşandı!

* * *

Gençlikte beden bir kıyafettir, yaşlılıkta ise içinden koptuğun bir tabuttur!

* * *

Şairler kadınların tek gerçek sevgilisidir.

* * *

Toplantılar var, her şey bir anda verildiğinde duygular var ve devam etmeye gerek yok. Devam edin, çünkü bu kontrol etmek içindir.

* * *

Dünyadaki her şey beni kişisel hayatımdan daha fazla etkiliyor.

* * *

Hayat bir tren istasyonudur... Hayat insanın yaşayamayacağı bir yerdir.

* * *

Aşkla ilgili tüm kötü deneyimlerimizi aşkta unuturuz. Çünkü chara deneyimden daha eskidir.

* * *

Etraftaki herkes fısıldadığından beri: elini öp! elini öp! - elini öpmemem gerektiği açık.

* * *

Bazen bir odadaki sessizlik gök gürültüsü gibidir.

* * *

Bir insanın aşk geçmişinde olduğu gibi şimdiki aşkı içinde yaşamayı (bana göre) öğrenmem gerekiyor.

* * *

Trinity: ses, gözler, yürüyüş.

* * *

Casanova hayatını yaşamamız için verildi, bize onu yaşamamız için verildi.

* * *

Gözler ve ses, aynı anda çok fazla. Bu yüzden bir ses duyduğumda gözlerimi indiriyorum.

* * *

Yeminler kanatlıdır.

* * *

İstemediğini yapmanı yasaklıyorum!

* * *

İki şeyi seviyorum: Sen ve Aşk.

* * *

Ben müzik dinlemem, ruhumu dinlerim.

* * *

Kısa çizgi ve italik, basılı tonlamanın yegane aktarıcılarıdır.

* * *

Doğada sevgisiz trajediler vardır: hortum, kasırga, dolu. (Şehre doğada bir aile trajedisi derdim).

- Doğadaki tek aşk trajedisi: bir fırtına.

* * *

Ruh - müziğe - dolaşıyor. Dolaşmak - değişiyor. Bütün hayatım müzik.

* * *

Bir kişinin biyografisinin iki olasılığı: kendisinin gördüğü rüyalara göre ve başkalarının onun hakkında gördüğü rüyalara göre.

* * *

Kesinlikle ruhumu göğsümün ortasında hissediyorum. Yumurta gibi oval ve iç çektiğimde nefes alıyor.

* * *

Gömleğimin içinde, dizlerimin üzerinde defterim yatarken yazdığımda, kaçınılmaz olarak ölüm döşeğindeki Nekrasov gibi hissediyorum.

* * *

Herhangi bir açıklamanın detayı neredeyse her zaman doğruluğu pahasınadır.

* * *

Altıncı hissi arayanlar genellikle kendi beşinin varlığından habersiz olan kişilerdir.

* * *

Sokakta yaşamak ve müzik dinlemek istiyorum.

* * *

Sana bakıyorsam, bu seni gördüğüm anlamına gelmez!

* * *

Kimse benim gibi değil ve ben de hiçkimse, bana şunu veya bunu tavsiye etmek anlamsız.

* * *

Beni değil, dünyamı sev.

* * *

Kağıt üzerinde ölülere verdiğim her şeyi hayatta yaşayanlara verirdim, çirkin olurdum (İtiraz ediyorum!) Ve ben de tımarhaneye kapatılmayı isterdim.

* * *

Kavramları değil, kelimeleri sevdiğime ikna oldum. Bana aynı şeyi başka bir isimle çağır ve o şey aniden parlayacak.

* * *

- “Bekle piç, sen ne zaman kedi olacaksın, ben de hanım olacağım”... (Bir kedinin konuşmasının hayali başlangıcı benim için.)

* * *

Ne koşan kadınlara, ne de kovalanan kadınlara aitim.

- Daha doğrusu birincisine. - Sadece koşum farklı - ayette.

* * *

Hep söylüyorum: aşk, aşk.

Ama - dürüst olmak gerekirse - sadece beğenilmeyi seviyorum. "Ah, biri beni sevmeyeli çok uzun zaman oldu!

* * *

Kendiminkini düşünmeden duramıyorum, bu yüzden hizmet edemem.

* * *

Kalbin çok büyük ve saf sıcaklığından, nefret etmekten başka bir şey yapamayan birini sevdiği için kendini küçük görmemek için alçakgönüllü bir arzudan, bundan - ve bir başkasından - kişi kaçınılmaz olarak kibire, sonra da yalnızlığa gelir.

* * *

Senden ihtiyacım var: özgürlüğüm sana. Benim güvenim. "Ayrıca bununla kafanın karışmadığını bilmek.

* * *

Nerede olduğunu bilmiyordum ama senin olduğun yerdeydim ve nerede olduğunu bilmediğim için nerede olduğumu bilmiyordum - ama seninle olduğumu biliyordum.

* * *

Ruhum başını kaybediyor.

* * *

Bütün insanlar şiirlerime baktı, kimse ruhuma bakmadı.

* * *

Bugünlerde bütün tarlakuşları karga.

* * *

Sıradan insanların dili yemekle sıçmak arasında bir sarkaç gibidir.

* * *

- Aleksey Aleksandrovich! Öpücüğümü harika bir şekilde aldın!

* * *

O işlemeli resmi bu kadar tuhaf, bu kadar yakından sevmem boşuna değildi: genç bir kadın, ayaklarının dibinde iki çocuk, kızlar.

Ve - çocukların üzerinden - uzaklara bakar.

* * *

Bir gün bir araba tarafından ezilmezsem veya bir vapur tarafından batırılmazsam, tüm önseziler yalandır.

* * *

Kimsenin isim gününü hatırlamadığı gerçeğinden aptalca yalnızlık (17 Temmuz - kendimi hatırlayamadım!)

* * *

20 yaşında gülmeye ve giyinmeye başladım ve daha önce nadiren gülümsedim.

Erken gençlikte kendimden daha kahraman bir insan tanımıyorum.

* * *

Dürüst bir kadın kadar dürüst bir kadını kimse hor görmez.

* * *

Bir kadının kızı hakkında olduğu gibi ruhum hakkında söyleyebilirim: "Benimle sıkıcı değil." Ayrılığı çok iyi idare edebilirim. Bir kişi yakınlardayken, orada olmadığında onu itaatkar, dikkatle ve coşkuyla emerim - kendim.

* * *

Lirik kadın sırtları var.

* * *

Sadece güvendiğim kişilere karşı ukalayım.

* * *

Kabul etmek üzücü ama biz sadece gözlerinde hala bir şeyler kazanabileceğimiz veya kaybedebileceğimiz kişilerle iyiyiz.

* * *

Erkekler beni yalnız bıraktığında, çok masumum.

* * *

Başka bir dünyaya inanıyor musun? ben evet Ama uğursuz. intikam! Niyetlerin hüküm sürdüğü bir dünyaya. Yargıçların yargılanacağı bir dünyaya. Bu benim aklanma günüm olacak, hayır, yeterli değil: sevinç! Durup sevineceğim. Çünkü orada, buradaki herkesin benimkinden daha iyi olan ve hayatımda benden bu kadar nefret ettikleri elbiseyle değil, burada giyinmeme engel olan özle yargılanacaklar.

* * *

Çağdaş olmak, zamanınızı yansıtmak değil, yaratmaktır.

* * *

İçimizdeki aşk bir hazine gibidir, onun hakkında hiçbir şey bilmiyoruz, her şey davayla ilgili.

* * *

Bir şeyi kabul etmemenin birinci sebebi, ona hazırlıksızlıktır.

* * *

Beni ben olduğum için sevmeni istiyorum. Bu (sevilmenin - ya da sevilmemenin) tek yoludur.

* * *

Aşkta, asıl şeyden mahrum kalırız: bir başkasına ondan nasıl acı çektiğimizi söyleme (gösterme) fırsatı.

* * *

Her ikisinin de iyi olduğu evlilik - yiğit, gönüllü ve karşılıklı eziyet (-okuma).

* * *

Benimle bir şey gibi ilgilendikten sonra, sen kendin benim için bir şey, boş bir yer oldun ve bir süreliğine ben kendim boş bir ev oldum, çünkü ruhumda işgal ettiğin yer küçük değildi.<...>

Olabildiğince iyi yaşa - Bunda da kötüsün - ve hafif elimle, benden daha da kötü görünüyor - Benim gibi senin de sonlara ve başlangıçlara ihtiyacın var ve sen de benim gibi bir insana giriyorsun, hemen onun çekirdeği ve sonra hiçbir yer yok.

Benim için dünyevi aşk bir çıkmaz sokak. Kızağımız bir yere varmadı, her şey hayal olarak kaldı.

* * *

Ben sonsuza kadar senim (çünkü aksi halde kabul edemezsin, zamanla değil, zamanın derinliklerinde) - sonsuzca, bana çok şey verdin: tüm dünyevi hassasiyet, içimdeki tüm hassasiyet olasılığı, sen benim insan yurdum yeryüzünde, göğsünü (sevgilim!) dayandır bana - hayır! - böylece içinde yerim olsun, GENİŞLET - benim iyiliğim için değil: şans için, ama benden sana geçenlerin iyiliği için.

* * *

Bana ihtiyacın olduğunu biliyorum, yoksa benim sana ihtiyacım olmazdı.

* * *

Kadın ve erkek bana eşit derecede yakın değil, eşit derecede yabancı. "Siz kadınlar" da "siz erkekler" diyebilirim. Biz kadınız derken hep biraz abartıyorum, eğleniyorum, oynuyorum.

* * *

Bir kadının dehasının iki kaynağı: 1) Birine olan aşkı (karşılıklı ya da değil, fark etmez). 2) başkasının sevmemesi.

* * *

Beni sevmekten vazgeçmedin (nasıl kesilir). Hayatının her dakikasında beni sevmekten vazgeçtin ve ben de her zamanki gibi aynısını yaptım, sana itaat ettim.

* * *

artık seni sevmiyorum.

Hiçbir şey olmadı, hayat oldu. Seni ne sabah uyanırken ne de gece uyuyakalırken ne sokakta ne de müzikte hiç düşünmüyorum.

* * *

Bütün mesele şu ki, seviyoruz, kalbimiz atıyor - paramparça olsa bile! Her zaman paramparça oldum ve tüm şiirlerim o çok gümüş kalp kırıkları.

* * *

Kendimle gitmek için özel bir yeteneğim var (düşünceler, şiirler, hatta aşk).

* * *

O kadar ciddi, gerçek, harika duygular var ki, utanç veya söylentilerden korkmazlar. Gelecekteki kesinliklerin bir gölgesinden başka bir şey olmadıklarını biliyorlar.

* * *

Bütün bunlar sadece kelimeler olduğu için çok üzgünüm - aşkım - Bunu yapamam, beni yakacakları gerçek bir ateş istiyorum.

* * *

Ben onu seviyorum, çünkü onlar sadece hiç görülmemiş (çoktan gitmişler ya da hala önde olanlar: bizi takip edenler), hiç görülmemiş ya da hiç görülmemiş olanları seviyorlar.

* * *

Her birimiz, ruhumuzun derinliklerinde, bizi çok seven biri için garip bir aşağılama duygusu yaşarız.

(Bir tür “ve sadece bir şey” mi? - yani, beni çok seviyorsan, ben, sen kendin değilsin Tanrı bilir ne!)

* * *

Her türlü saçmalıktan bahsediyorum. Sen gülüyorsun, ben gülüyorum, biz gülüyoruz. Aşk yok: gece bize ait, biz ona değil. Ve mutlu olurken - mutlu olduğum için aşık değilim, çünkü öpmeye gerek yok diyebilirim, sadece bulutsuz şükranla doluyum - seni öpüyorum.

* * *

Bedeni her zaman ruha çevirdim (enkarne oldum!) ve “fiziksel” aşk - onu sevmek için - onu yücelttim, öyle ki aniden ondan geriye hiçbir şey kalmadı. Onun içine daldı, harap oldu. İçine nüfuz ederek, zorla dışarı çıkarıldı.

* * *

itiraf nedir? Kötülüklerin hakkında övün! Kim ecstasy, yani mutluluk olmadan eziyetlerinden bahsedebilir?!

* * *

Seni hayatımda abartmıyorum - kısmi, merhametli, adaletsiz terazilerimde bile hafifsin. Hayatımda mısın onu bile bilmiyorum? Ruhumun enginliğinde - hayır. Ama o yakın ruhta, arada bir şeyde: cennet ve dünya, ruh ve beden, alacakaranlıkta, uyku öncesi, rüya sonrası her şeyde, “Ben ben değilim ve at benim değil” - işte orada Sen sadece sen değil, sadece sen varsın...

* * *

Senin yanında, ben, zavallı, sersemlemiş ve donmuş (büyülenmiş) gibi hissediyorum.

* * *

Önceden, sevdiğim her şeye - ben, şimdi - sen denirdi. Ama hala aynı.

* * *

Arzu derinliği: gecenin derinliklerinde, aşkın derinliklerinde. Aşk: zamanda bir boşluk.

* * *

Ruhların tam tutarlılığı için nefesin tutarlılığına ihtiyaç vardır, çünkü nefes ruhun ritmi değilse nedir?
Dolayısıyla insanların birbirlerini anlamaları için yan yana yürümeleri veya yatmaları gerekir.

* * *

Benimle tanışmadığın için şanslısın. Benden yorulursun ama yine de sevmekten vazgeçmezsin çünkü beni bu yüzden seviyorsun! Penelope'den değil, Carmen'den sonsuz sadakat istiyoruz - sadece sadık Don Juan buna değer! Bu cazibeyi ben de biliyorum. Bu acımasız bir şey: koşmayı sevmek - ve (Koşmaktan!) barış istemek. Ama sizde de bir şey var: yukarıya bakın: yıldızlara: hem terkedilmiş Ariadne'nin hem de terk edilmişin olduğu yere - hangi kahramanlar attı? Yoksa sadece terkedilenler cennete mi gider?

* * *

Hayat tutkulu, hayat seninle olan ilişkimden çıktı: aciliyet. Sana olan aşkım (ve olacak ve olacak) sakin. Endişe senden, acından gelecek - ah, gerçek insanlar arasında o kadar önemli değil: kim acıyor!

* * *

Sonuçta ben ömür boyu değilim. Tek sahip olduğum şey ateş! On ilişkiye (iyi "ilişkiler"!), hepsine aynı anda ve en derinlerden liderlik edebilirim, herkese onun tek kişi olduğuna dair güvence verebilirim. Ve başımın en ufak bir dönüşüne bile dayanamıyorum.

* * *

Neden sana gelmedim? Çünkü seni dünyadaki her şeyden çok seviyorum. Oldukça basit. Ve beni tanımadığın için. Gururdan, şanstan (ya da dilerseniz kaderden) önce titremekten. Ya da belki soğuk bakışlarınızla odanızın eşiğinde karşılaşmak zorunda kalacağınızdan korktuğunuz için.

* * *

Seni kendimle delmek istemiyorum, hiçbir şeyin üstesinden gelmek istemiyorum, hiçbir şey istemiyorum. Bu kaderse, tesadüf değilse, ne senin ne de benim iradem olacak, olmayacak, olmamalı, ne sen ne ben. Aksi takdirde, tüm bunların hiçbir değeri, anlamı yoktur. "Sevimli" erkeklerin sayısı yüzlerce, "güzel" kadınların sayısı binlercedir.

* * *

Aşk dediğin şeye, sana iyi bir ruh hali diyorum. Kendinizi kötü hissediyorsanız (evde anlaşmazlık, iş, ısı) - Artık yokum.

* * *

Henüz hiç kimse güneşi başka bir yerde parlıyor diye yargılamadı...

* * *

Zenginleri seviyorum. Zenginlik bir haledir. Ayrıca, krallardan olduğu gibi onlardan asla iyi bir şey beklemezsiniz, bu yüzden dudaklarındaki basit, makul kelime vahiy, basit insani duygu kahramanlıktır. Zenginlik her şeyi çoğaltır (sıfırın rezonansı!). Bir çanta dolusu para olduğunu düşündüm, hayır - bir erkek. Ek olarak, zenginlik öz farkındalık ve gönül rahatlığı verir (“yaptığım her şey iyidir!”) - bir hediye olarak, bu yüzden zenginlerle aynı seviyedeyim. Diğerleriyle birlikte çok “aşağılanmışım”.

Zenginleri seviyorum. Zenginlerin kibar (çünkü onlara hiçbir maliyeti yoktur) ve güzel (çünkü iyi giyinirler) olduğuna yemin ederim ve onaylarım. Erkek, yakışıklı ya da asil olamıyorsan, zengin olmalısın.

* * *

Bir kadının bir erkeğe karşı ilk zaferi, bir erkeğin bir başkasına olan aşkı hakkındaki hikayesidir. Ve onun son zaferi, bu ötekinin ona olan aşkıyla, ona olan aşkıyla ilgili hikayesidir. Sır belli oldu, senin aşkın benim. Ve bu olmasa da, huzur içinde uyuyamazsınız.


* * *

Aile... Evet, sıkıcı, evet, sıkıcı, evet, kalp atmıyor... Daha iyi olmaz mı: Bir arkadaş, bir sevgili? Ama kardeşimle tartıştıktan sonra hala “Bana yardım etmelisin, çünkü sen benim kardeşimsin ... (oğul, baba...)” deme hakkına sahibim. Ama bunu sevgiline söylemeyeceksin - dilini keseceksin.

* * *

Aşkı tüm vücudun acısıyla tanırım.

* * *

Aşk öldüğünde, yeniden dirilemez. Geriye boşluk, can sıkıntısı ve kayıtsızlık kalıyor. Aşkı öldürmek imkansızdır - kendi kendine ölür, çıplak küller ve tarif edilemez korkunç bir kırgınlık bırakır, içimizde bu aşka neden olana karşı kırgınlık, ancak vermemiş, kurtaramamıştır ...

* * *

En iyi sözlerimiz tonlamalardır.

* * *

Her kitap kendi hayatından bir çalmadır. Ne kadar çok okursan, o kadar az bilirsin ve kendi başına yaşamak istersin.

* * *

Kanatlar özgürlüktür, ancak uçuşta açık olduklarında, arkalarında ağırlık olurlar.

***

Sensiz yapabilirim. Ben ne kız ne de kadınım, oyuncaksız ve erkeksiz yaparım. Her şey olmadan yapabilirim. Ama belki de ilk defa yapmamak istiyordum.


Bir çocuk için gelecek yoktur, sadece şimdi vardır (ki onun için her zaman vardır).

Kimse istemiyor - kimse bir şeyi anlayamaz: tamamen yalnız olduğumu. Tüm Moskova biliyor ve arkadaşlar, ama benim için - hayır, bensiz! - ölecek tek bir kişi değil. Kimsenin bana ihtiyacı yok, herkes hoş.

Bir insanı sevdiğinizde, onu hayal etmek için her zaman gitmesini istersiniz.

Halkın sesi Tanrı'nın sesidir!
Gerçek şu ki sağır
Ne birini ne de diğerini duyun
Öfkeyle kükreyene kadar.

Ben bir aşk kahramanı değilim, Boris. Onur adına, ben bir emek kahramanıyım: defter, aile, anne, yaya. Bacaklarım kahraman, ellerim kahraman, kalbim ve kafam.
Rodzevich'ten beri - kimseyi sevmedim. Onu sık sık görüyorum, bana bağlı, Moore'a tapıyor, hiçbir şey hissetmiyorum.
İşte benim deneyimim.

Benim için şiir bir evdir, "Eve gitmek istiyorum" 

"...onunla tanışmak için sık sık ölme arzusu duyarım. Onu çevreleyen ölümcül aura kader, sonunda asla geri dönmeyecek olması, tüm bunlar karşısında eğilmeme, onu ölçüsüz sevmeme neden oluyor, çünkü yaşayan kimseyi sevemiyorum. Evet, hepsi garip.
...
Bütün yaz, geçen bahar, onun hakkında okuyarak, düşüncelerle, hayallerle yaşadım. En sevdiğim kitap olan L'Aiglon adında bir drama var. (...)

Bana "L'Aiglon" dizisini şimdi izleyip sonra ölmeye razı mısın?" deselerdi. - Cevap vermekte tereddüt etmem - "Evet!" -"

***

Moskova, 4 Ocak. 1910

Sevgili Asya,
Beni her zaman her şeyde anlayan Sen, bu hayattan ayrıldığım için beni mahkum etmeyeceksin.
...
Şimdi size yazıyorum ve ölümün bu kadar yakın olduğuna inanmıyorum. Ama korkmuyorum ve üzgün değilim. Sonsuza kadar uyuyamazsın, ölmek daha iyidir.

Sevgili Piç, beni bahar akşamlarında, bulvarda, salonumuzda hatırla, beni daha sık hatırla... Ve unutma, yanında olsam Seni her zaman anlardım.

Şimdi pistte kayıyorsun ve yarın bu saatlerde zaten yabancı, cansız, korkunç bir şey olacağım. Ama yine de, ölüm hayattan daha iyidir.
...
Nereye gömüleceğim? Annemin yanında olmak güzel olurdu, ama imkansız görünüyor?
..
Özellikle babamla bir skandal değil, aynı şekilde, bizi hiç anlamasa da onun için üzülüyorum.

Sonunda hoşçakal, daha doğrusu hoşçakal.

Unutma-ay. Asenka, korkma! Seni sevdim! Kardeşin MC.


Ve 1910 sonbaharında hayatında ani değişiklikler oluyor - "Akşam Albümü" adlı ilk şiir koleksiyonu edebi çevrelerde ün ve tanınma getiriyor. Artık Marina Tsvetaeva genç, kompleksleri olan çekingen bir kız öğrenci değil, Maximilian Voloshin ile eşit düzeyde iletişim kurabilen ve neşeyle Bryusova'ya cesaret edebilen kendine güvenen genç bir şair. 1911'in Koktebel yazı, hayatında bir dönüm noktası olur, yeni bir tanıdık çevresi ve gelecekteki kocasıyla bir toplantı yapar. Dışarıdan bile, Tsvetaeva şu anda dönüştürülür ve pince-nez'deki çirkin bir ördek yavrusundan çekici bir genç kadına dönüşür.

Görünüşe göre intihar düşünceleri, hayatını sonsuza dek terk etti. Kocasının ve kızının 1939'da tutuklanmasından sonra tekrar kanca atıncaya kadar.

***

"Başka bir ihtimal yok. Kadınlar erkekleri değil, Aşkı sever. Bu yüzden asla değişmezler. "İhanet" olarak adlandırılana kadar ihanet yoktur. Adsız varlık yoktur. "Koca" ve "sevgili" saçmalıktır. Gizli bir hayat - ve açık bir hayat. Gizli - daha tatlı ne olabilir?..“

“Bir kadının dehasının iki kaynağı: 1) birine olan aşkı (karşılıklı ya da değil, fark etmez). 2) başkasının sevmemesi.”

“Benimle bir şey gibi ilgilendikten sonra, sen kendin benim için bir şey, boş bir yer oldun ve bir süreliğine ben kendim boş bir ev oldum, çünkü ruhumda işgal ettiğin yer küçük değildi.<…> Yaşa elinden geldiğince - sen de nasıl olduğunu biliyorsun - ve hafif elimle, benden daha da kötü görünüyor - benim gibi senin de sonlara ve başlangıçlara ihtiyacın var ve sen, benim gibi, hemen bir insana giriyorsun çekirdeğine ve sonra hiçbir yer yok. Benim için dünyevi aşk bir çıkmaz sokak. Kızağımız bir yere varmadı, her şey hayal olarak kaldı.”

"Aşk, yoksulluk ve diş ağrısı dışında her şeyin üstesinden gelir."

Ve insanları tanıdıkça ağaçları daha çok seviyorum!


"Aşk öldüğünde, yeniden dirilemez. Geriye boşluk, can sıkıntısı ve kayıtsızlık kalıyor. Aşkı öldürmek imkansızdır - kendi kendine ölür, çıplak küller ve tarif edilemez korkunç bir kırgınlık bırakır, içimizde bu aşka neden olana karşı kırgınlık, ancak vermemiş, kurtaramamıştır ... "

“Sürekli söylüyorum: aşk, aşk. Ama - dürüst olmak gerekirse - sadece beğenilmeyi seviyorum. "Ah, ne zamandır kimse beni sevmiyor!"

İnsanların birbirini anlaması için yan yana yürümeleri ya da yatmaları gerekir..."

“Her kitap kendi hayatından bir hırsızlıktır. Ne kadar çok okursan, o kadar az bilirsin ve kendi başına yaşamak istersin.”

"Erkeklerin şımartılmaya ihtiyacı var - savaşa gitmek zorunda kalabilirler."

"İnsanların affetmediği tek şey, sonunda onlarsız da geçinmenizdir."

"Yüksek sesle kahkahalar vahşi acıyı gizleyemez."

"Bazen bir odadaki sessizlik gök gürültüsü gibidir."

"Bütün yaşam üç döneme ayrılır: aşkın beklentisi, aşkın eylemi ve aşkın hatırası."

“Benimle yatmadıysan ve içmediysen benim hakkımda ne bilebilirsin?!”

“Aşk ve annelik neredeyse birbirini dışlar. Gerçek annelik cesurdur.”

"Kimse dürüst bir kadını dürüst bir kadın kadar hor görmez."

“Arkanızdan “Aptal!” diye bağırırlarsa, bu geriye bakmak için bir sebep değildir.”

Seni beklemekten,
sevmekten, umut etmekten ve inanmaktan vazgeçtiğimde,
pencereleri ve kapıları sıkıca kapatacağım
ve ölmek için uzanacağım ...

Canın acıdığında susmalısın. Aksi takdirde, oradan vuracaklar.

En önemli şey, tüm cevapların uzun zamandır içimizde saklı olmasıdır. Sadece nasıl olduğunu bilmiyoruz, kendimizi dinlemek istemiyoruz veya bundan korkuyoruz. Ve bu hayattaki her şey çok basittir, eğer kendiniz karmaşıklaştırmazsanız.

İster birlikte hayal kurun, ister birlikte uyuyun ama hep yalnız ağlayın.

İstemediğini yapmanı yasaklıyorum!

Benden bıkmaman hoşuma gidiyor

Beni hatırlamana çok sevindim. İnsan sohbeti, hayattaki en derin ve en ince zevklerden biridir, en iyi şeyi verirsiniz - ruhunuz, karşılığında aynısını alırsınız ve tüm bunlar, sevginin zorluğu ve titizliği olmadan kolaydır.
   Uzun, çok uzun bir süre boyunca - çocukluğumdan beri, kendimi hatırlayabildiğimden beri - sevilmek istiyormuşum gibi geldi bana .
   Şimdi biliyorum ve herkese söylüyorum: Aşka ihtiyacım yok, anlayışa ihtiyacım var. Benim için bu aşktır. 

Marina İvanovna Tsvetaeva

Gabuzzi

Can İren için



Öyküme Gabuzzi adını veriyorum
Gabuzzi kimdir ya da nedir
Ben Gabuzzi’ yi tanıdım mı
Şimdi ortaya bir Gabuzzi sorunu çıkıyor
Gabuzzi deyince ben neyi anımsıyorum
Manik depressivler kendilerini değil başkalarını öldürürler
Diyor Süm
Ben kimi öldürdüm beni ya da bir başkasını mı
Bunu bilmiyormuşum gibi yazmak istemiyorum
Hiç kimseyi öldürmedim ben
Rahibe okulunda okumuş olmak gençken ki ben hep gencim
Hiç ölmeyeceğim işte
Ölüme ölmemekle karşı çıkıyorum
Ölmemekte bir çeşit ölüm mü
İçim seviniyor gene bu kaçıncı sevgi sevgi mi
Sevinç mi
Artık sözcüklere inanmıyorum sözcükler yanıltıyor beni
Ağzım kafamdan ırak neye yakın ağzım
Ninni gibi böyle dinle
Herkes uyuyor
Ben de uyuyorum de
Işığı kapa da seni de uyutayım
Kalemi yoksa birine mi verdin çok güzel kalemdi o
Kapuskanın içinden Bunni ‘nin saçı çıktı
Gerede’de karlar altından çiğdemler çıkar Esentepe’de
Gabuzzi huzur evine gitmiyor
Ve Çemberlitaş’ta bir bonmarşe var
Bir odaya iki kişi yatırdıkları için
Ve huzur bulamadığı için
Hadi yavrum yat artık yeter
Yalnız bırakmam sonra sokağa
Kuşlar bile uyuyor bak
Yağmur hışırtısından başka ses yok
Bir de ikimiz konuşuyoruz
Süm bir dilim fazla karpuz yemek için Esentepe’ye
Sırtında büyük bir karpuzla tırmanırdı
O sıralar dul Hacer Hanım da vardı
Senin yüzünden geçen yıl az mı taşındık
Şimdi şehirlerarası taşınma başladı
Gabuzzi’nin resmi duvarda asılı
Gabuzzi ne zaman resim yapardı
Ayakları felçli kadınlar gördüm Roma‘da
Müzelerin içinde resimler yapıyorlar
Gabuzzi‘nin de ayakları felçlimi
Hayır
Gözlükleri var onun
Ve yatarken üzerine gazete örtüyor
Her yıl aynı şeyi yazacağım
Yazacağım ve yayınlayacağım
Okuduğum her şey den aynı şeyi anlıyorum
Navona Meydanı’ndaki cafe Trescalini’yi ansıyorum
Yaşlı gül satıcısını
Ve bana gül alan almanı
Cafe Trescalini’ye gireceğim bir ihtimal bile engel
Olamaz buna
İhtimaller içimde oluyor
Benim küçük bir oğlum var
Diyor
Kırk yaşında
On yıldır burada hapis
Bahçe de lahana ve yeşil salatalar yetiştiriyor
Burası bir huzur evi
Seksen iki yaşındaki nüzüllü kadın on sekiz yaşında
Olduğunu
Söylüyor ve
Bodrum katlarında çocuklar oturuyor anne ve
Babalarıyla
Anne
Baba
Çocuklar top da oynuyorlar
Aralarında dolaşıyorum
Güneşli
Ya da güneşsiz günlerde
Bugün tartıldım
Ara sıra kiliseye gidiyorum
Müzik yok kilisede
Mumlar da yanmıyor
Uyanıklıktan uykuya nasıl geçildiğini duyuyorum
Ve ben
Teleman’nı seviyorum
Dimanche de la vie
-Bilançoyu bir saate kadar teslim edin
-Sen ne diyorsun
Via Corso de Rienze’de oturuyoruz
Kendime bugün bir giysi aldım
Annem
Büyük ve kör ninemin sandıkla
İstanbul’dan Simav’a
Nasıl götürüldüğünü anlatıyor
Annem ve babam Ödemiş’e verildiklerinde
Yeniden sandığa girmek istemediği için
ö
l
m
ü
ş
Küçük ninem hep Gerede’deki
Tahta evimizden görünen mezarlığa bakardı
-Beni buraya gömecekler derdi
Bir öfkeyle Süm’ün sırtına maşayı fırlattı
Oysa
Süm’ün ince bacakları
Çoktan
Esentepe yokuşunu
Tırmanmıştı
Esentepe’de olmak
i
s
t
i
y
o
r
u
m
Via Corso De Rienze’de
Salıncaklı koltuklarda
Profesörün gelmesini bekliyoruz
Oysa profesör bizi görünce sigarasını atarak kaçıyor
Bugün
Yarın
Öbür gün
Filmine gideceğiz
Hiçbir şeyi beklemiyorum
Kendimi
Vatikan’a uzanan
Geniş caddeye
b
ı
r
a
k
ı
y
o
r
u
m


Tezer Özlü
Eski Bahçe Eski Sevgi

ile

''ne kadar sürebilir bu?'' diye sordun, ilişkimizle ilgili; ben de, ''niceliği önemli değil, niteliği önemli'' dedim -

sonra, ''hep böyle olabilecek miyiz - her şey öylesine değişiyor ki...'' dedin. ben de ''biz kendimiz - özgürce - değiştirebilirsek, olabilir'' dedim.

ince bir dengeydi bu - saçma, belki, ama şöyle bir sonuca vardım, sonunda: -

ilişki için belirleyici olan, senin ile benim, zamansal olarak, n e k a d a r birarada bulunduğumuz değil, yaşamsal olarak, n e k a d a r şeyi birlikte geçirdiğimizdir - bunun da 'nicelik'le hiçbir ilgisi yoktur.

en uç durumu düşün: sen ile ben, hiç 'birarada' olmadan da 'birlikte' olabiliriz (biraz önce bunun üzerinde durdum:) - ben, tek başıma birşey yaparken seni düşünerek yapıyorsam, yaptığımı; sen de, tek başına birşey yaparken beni düşünerek yapıyorsan, yaptığını, birlikteyizdir.

bu bir avuntu mu?

**

Seni bırakmaya hazırlamaya çalışıyordum kendimi.. 

**

sonra, "benim özgürlüğümü kısıtlama-" dedin.
- bu çok temel (benim için en temel) belirlemeydi: ilişki, ilişkideki kişilerden birinin -hele, ikisinin birden- özgürlüğüne kısıtlıyorsa, hiçbir değeri yok demektir- hatta, tam bir değersizliğe düşmüş, demek…
ilişki, iki kişinin, birbirlerinin özgürlüklerini korudukları bir çerçeve olmak- ilişkinin ‘dışı’na karşı, tabi, ama, belki bundan da önemlisi, içi’ne karşı, yani kişilerin birbirilerine karşı…
ama, nasıl?…

**

Bitirmek istemiyorum; ama, belki, sürdürdüğüm, bitmiş birşeydir" diye düşünmüştüm.

**

En değerli hayalimdin sen, [--] : kendini yıktın!..
Elden çıkarmak istemediğin gerçekler vardı, herhalde: bir yarım yamalak felsefecinin hayali olmak ise, istemedin. Oysa, onun, yaşamında bir kez olsun gerçekleştirdiği, gerçek hale getirebildiği tek hayali olabilirdin- hatta, sanıyorum, bunu istiyordun da...
Hayalden gerçekliğe giden yoldaki adımı atmadın - "Kaçtım" dedin..İşte, kaçtığın kendindi - belki de, benim gerçekleşen hayalim
olabilseydin, kendi en yoğun gerçekliğin de olabilirdin...
Kim bilir, artık - geçti..

**

Yepyeni bir başlangıçtı senin ile birlikte yaşamak istediğim, yaşamaya giriştiğim, yepyeni ve en baştan.Şimdi bu hayalin ne denli olanaksız olduğunu kavrıyorum, kişi geçirdiği koskocaman yaşamın yükünü omuzundan atıp nasıl yepyeni en baştan başlasın ki yaşama, sanki yeniden doğarak, bunu istedim ben olacağı yoktu -zaten (nitekim) olmadı da..

**

Uçurumun karşılıklı iki yakasından aynı anda atlamak, dibi boylarken de ortada bir kısa an, el ele tutuşmak.. Kimbilir belki de her ilişi, zaten böyledir.

**

Fısıldayacağız birbirimize
Olduklarımızı, oldurduklarımızı
Sınayacağız birbirimizde
Olamadıklarımızı, olduramadıklarımızı

*

Bir şeyin 'flu' olması için, bir başka şeyin 'net' olası gerekir--- tek başına bir şey ne 'flu' ne de 'net'tir.

*

Haydi gel de sarılışıp---burunlarımızı çekerek---- yatalım senin ile dedim: ikimiz de hastaydık:-

*

İstediğin kadar tutul ve tutun bana dedim sana----
Tutacağız birbirimizi----
Tutunacağız birbirimize----
Tutkuluyuz birbirimize-----

*

Gittikçe daha çok giriyorsun içime--- Heryerimi öylesine doldurdun ki..

*

Beklediğini bilecektim.
Bilerek bekleyecektin.

*

Gelmeyeceğini bilerek beklediğin
gelebileceğini kurduğun zaman bile
bir kuruntu olduğunu bildiğindir
bile bile, kurduğun..

*

Sevgi----sevme bir karardır----bir kararlılıktır.

*

Bir yere gitmem gerekiyordu; sen aradın, ''Gitme'' dedin---- ben de gitmedim.

*

İlişki için süreklilik gerekli dedin---- acaba öyle mi?
Nedir 'süreklilik' : hiç bitmememek mi?---- Öyle bir şey yok: herşey, bir gün, biter----

*

Senin dünyana hiç ulaşamayacaktım: senin dünyanı oluşturan bakış,benim bakışım hiç olmamıştı hiç, senin yaşadıklarını ben hiç yaşamamıştım---seyirciydim yalnızca senin dünyan karşısından. Bu acı verdi bana.
Senin acılarınla acılanmamış; senin sevinçlerinle sevinmemiştim, ya--- nasıl bilebilirdim ki senin hangi acında sevinç var; hangi sevincinde de hangi acı---- Nasıl anlayabileydim ki!...

*

''Sana doğru çalışıyorum-----ne olursa olsun geleceğim'' Kararlıydım-----

*

İlişkide en önemli çıkmaz, iki kişinin birlikte yaşadıkları aynı ve tek durumla, bir olala ilgili, farklı anılara sahip olmalarıdır: zaman geçtikçe aslında yaşandığında aynı olan o durum ya da olay, iki kişi için apayrı anlamlar kazanır----sanki, çehre değiştirir, başkalaşır, öyle ki o iki kişi oturup o geçmiş durum ya da olay üzerine konuşssalar, en somut ayrıntı üzerinde bile anlaşmazlığa düşebilirler. İşte ilişki kişilerindir ama anısı kişiye, her bir tek kişiye kalır: Tek tek, ayrı ayrı...

*

İlişki için belirleyici ola senin ile benim zamansal olarak ne kadar bir arada bulunduğumuz değil, yaşamsal olarak ne kadar şeyi birlikte geçirdiğimizdir.

*

Sevgi her ortaya çıkışında belirgin bir biçimde çıkar ortaya, hiç bir sevdiğini de bir başkasıyla aynı biçimde sevemezsin, her bir sevdiğin bir ve biriciktir---- hiç bir başka kimse ile karıştıramayacağın kadar tek ve benzersiz..

*

Olanaksızlıktan yola çıkan ilişki,ne çok gerçeklik katetse de, yeniden olanaksızlığa varır, sonunda; son olanaksızlığı da, ulaştığı en son gerçekliğidir.

*

Ayrılmalıyız dedin, ben de Ayrılma tek kişilik bir edimdir, ayrılmak isteyen ayrılır dedim. Bırakmaktır asıl tek kişilik edim olan ,ayrılmak ise herhalde her iki kişide de temelleri, nedenleri, yönelimi olması gereken bir şey..

*

İlişkimiz oradaydı, vardı ama biz birarada değildik, sen benim yanımda değildin, ben de senin yanında--- ilişkimiz oradaydı; bizse orada değildik..

*

Biz artık ayrı olabiliyor idiysek sen ile ben arasındaki şu ile artık yok demekti---

*

Ben'in seslendiği sen'in kim olduğunu yalnızca ben ile sen bileceğiz..

*

Sen acaba benden alabileceklerinin hepsini alıp, artık alabileceğin bir şey kalmadığında mı gtimiştin??

*

Sen çınlattığın yaşam dolu kahkahalarından sonra da uzayıp giden ölümcül suskunluklarınla, bana hep bir şey haykırıyordun, susmanla bağırıyordun, sessizliğinle feryat ediyordun...

*

Seni bırakmaya hazırlamaya çalışıyordum kendimi..

*
Senin yoketme tutkuna saldırmıştım---- onu yok etmek için işte!!...

Bu son olaylar bütün gücümü aldı götürdü. Boş bir pil gibiyim! Gelecek olaylar da son derece güçlü olmamı gerektirecek.

**

“seni seviyorum” sözünü — o çok önemli sözü— çok sık kullanıyordun : bu beni rahatsız ediyordu ; sanki fazla sık söylenirse , sıradanlaşacak , içi boşalacak , anlamı yitecekmiş gibi geliyordu bana — bir yalana dönüşecekmiş gibi…

bu duygumu anlattım sana ; sen de, “peki söylemeyelim — başka birşey söyleyelim ki öteki anlasın”, dedin.

ben, “şimdi bir martı uçtu” dedim — biliyorsun; daha önce de , “bırak güvercini uçsun” demiştim.

anladın.

anlıyordun.

**

Beni alıp huzuru bilen güneşin en güzel batışını seyretmeye götür buralardan..Beni alıp güneşe götür ki son bir kez daha yanayım..Ama sadece beni götür, diye eklemiştin.

**

İki kişiden birinin bulunduğu yerde bir ‘ağırlık’ oluşunca; dolayısıyla da, öteki kişinin ‘ kefe’si ‘hafif’leşince, ilişki ‘kaykık’laşır: onu ‘ düzeltmek’ için bir şeyler yapmaları gerekir kişilerin —en azından birinin; en iyisi, ikisinin birden, birlikte...

**

Şimdi yapmamız gereken, yalnızca ikimize özgü, bir yeni dil geliştirmek, kurmak, yaratmak—öylesine ki, bir üçüncü kişi, bizim birbirimize söylediklerimizi işitecek olsa, bunlardan hiçbir şey anlamasın.

**

Belki temel hata, sevgiyi bir 'duygu' işi olarak görmekte. Duygu yanı yok değil; ama bu, bilinçle dengelenmezse, yalnızca duygusal kalırsa, kişinin özgürlüğü pahasına yürüyor. Bu oluşumun en temel göstergesi, kıskançlık: Sevginin tek yanlı yozlaşması... Akıl dışı hale gelmesi, bilgiyi çeler hale gelmesi... Sevginin iki kişinin ilişkisi olmaktan çıkıp, bir kişinin ötekine yönelik bir tutumu haline gelmesi...

**

Tabiî (gene) hırlaştık.
'Küfür' lerden 'lanet'lere kadar vardı iş.
Bir ara 'barışır' gibi olduk; ama söylenmiş onca söz, aramıza duvarlar örmüştü artık.

-uzun zaman ne sen beni ne de ben seni aradık.

**

Güzeldi ve değerliydi yaşadıklarımız; kendilerine layık birer yer bulacak ikimizin de yaşamlarında: Hüzünleri eksik olmayacak - ama olsun: olacaklar ya!..

**

Güvenim yitikti - bir daha geri de gelmez güven; bir
kez yitince, sonsuza dek yitiktir.
O zaman şu kararı verdim:
"Onun sözlerine inanacağım".

**

Bir tür ‘hesap’ çıkarmağa çalışacağım. Ama bir ‘bilanço’ olmayacak bu; sonuna ‘çizgi’ çekemeyeceğim, biliyorum. Bu ‘hesap’ sonucu bir ‘fatura’ çıkarmağa da niyetim yok -aslında, istesem bütün ‘maliyet’i kendi ‘hane’me yazabilirdim (kendimi suçlu bulmak, benim için olağan bir tutum -suçlamak kadar, en azından); ama, zaten ‘bedel’i ödediğime -ve ödeyeceğime- göre, buna da gerek yok.

**

Dünyanın en zor işini yapıyoruz. Şu boktan yeryüzündeki bütün düzenlemelerin engellemeğe çalıştığı, yasakladığı, cezalandıracağı bir ilişkiyi kurmak ve sürdürmek ..

**

"hani, çok önceleri, "sadakat nedir?" diye sormuştun bana; ben de şöyle birşey söylemiştim;
'sadakat', kişinin kendinde bir kişiye bir yer ayırması, ve o yeri hep onun için korumasıdır;
'sadakatsizlik' de, kişinin o yerin korunmasını savsaklamasıdır;
'ihanet' ise, kişinin, o yerine, başka bir kişiyi sokması-"

**

"herşeye rağmen, çok güzeldi!..." diye yazmışsın, birlikte geçirdiğimiz günlerle ilgili olarak—

daha önce de, hiç beklemediğim anlarda, durumlarda, konumlarda, bana "ne güzelsin!..." demiştin — beni her seferinde şaşkınlığa düşüren bir sözdü bu : sen, bana, 'güzel', diyordun... — ne diyeyim ki!...

- evet, güzel sevgilim : yalnızca onların anıları işte, beni hâlâ ayakta (?) tutan...

başka ne kalıyor ki elimizde, zaten?...

hep unutamadığımız anılar oluyoruz işte...

unutmamağa çalıştığımız...

ama...

ama --

**

seni hep yaraladım.

— o en başta farkına vardığım 'yaralılığın' da, birşeyler 'öğrenme'me yaramadı, işte...

şimdi sayamayacağım kadar çok durumda sana söylediklerim, yaptıklarım (bazısını burada, bu kitap içinde dile getirmeğe çalıştım — biliyorsun onları), derinden acı verdi sana, biliyorum—

(hani, bir akşam vardı, sen, inleye inleye, bitap düşüp — )

-bunları affettirmem —senden özür dilemem— de, artık, anlamlı değil.

bunların ne kadarı benim 'özel'-'öznel'- budalalığımdan kaynaklanıyor, ne kadarı da ilişki denen şu garip şeyin kendi 'genel' —'nesnel'— niteliklerinden çıkıyor, bilmiyorum.

tek bildiğim, başarısız olduğum—

(—zaten, ustam da, en başta alıntıladığım 'itiraf'ında, aynı şeyi söylemiyor muydu?!...)

kuramadım onu, gereğince; sana da, yeterince, ulaşamadım -- bu 'beceriksizlik" yalnızca benden mi kaynaklanıyordu; onu da, bilemiyorum.

muhtemelen, öyledir.

ne sen, ne de ilişkinin kendisi—

yalnızca ben sorumluyum, bu başarısızlıktan...

**

İlişki iki kişiyi gerektiriyor ama o iki kişi hiçbir zaman tam o kişiler olarak gelemiyorlar, giremiyorlar ilişkiye. Her birinin bir sürü yükü var taşıması gereken; bir sürü yüzü var takınması gereken. Kendi dışındakiler, bir de sahtelikler geliyor, giriyor ilişkiye.

**

ilişkimizin kurulmağa ilk başladığı günlerden birinde,şöyle yazmışım:-
-"kafamı toplamalıyım --'gene'!!gene hızla yeni bir belirlenmemişliğe dalıyorum--dalmak istiyorum;daldım bile--
ama,bunun ucunda ne var--'sonuçları'na boşversem bile,bilmiyorum.."
sen,sonradan,defterimi okumuşsun ki,--benim sana verdiğim kaleminle,'silme' ve 'tutma' işaretleri ile bir bağlama işareti kullanarak ,bu metni 'redakte'etmişsin..bende, bunu farkedince,"redaksiyon'una uyuyorum diyerek, metni, senin biçimlendirdiğin haliyle, yeniden yazmışım:-
"hızla / dalıyorum--/dalmak istiyorum,/daldım /bile;/ama, dalmak istiyorum ------"
senin ile ilişkimiz konusunda bir 'karar' almam, senin alınmana yolaçmış olmalı ki,"ben sevilmek için kararlara kalmadım" diye yazmışsın, sonraki defterlerden birine --- öfken, hafiften belli oluyordu, benim sana söylediğimle ilgili olarak.
'karar'--evet, biliyorsun, temel bir yer tanıdım ona--ama şunu bilmiyorsun; seninle ilgili aldığım ilk kararda (hatırlarsın; yazmıştım bunu, farklı bir biçimde) " bundan böyle o'nun içinde olmadığı birşey yazmayacağım" demiştim.(sen o ilk biçimi öğrenince -- okuyunca -- "bende hep buldum kendimi senin yazdıklarında" demiştin.)
--işte : sevgi--sevme--bir karardır--bir kararlılıktır--

sevgi nasıl birşey, değilde, nasıl olması gereken birşey, diye düşünüyordum; daha önce de yazmıştım bir-iki şey, bu konuda: 'aşk ve sevgi'-- elimizde olmadan 'içine düştüğümüz' birşey (ingilizce deyimi düşün : to fall ın love;'ilk görüşte aşk'--love at first sight...)olması çok önemli yanlar taşıyor; ama, birde, bilinçli, durup düşünüp,"ben onu seveceğim"diye bir kararın verilme durumuna bakalım('akıl birlikteliği' gibi bir budalalığı kastedmediğimi biliyorsun):-

ancak bu karar verilmişse, verilebiliyorsa; ve, karşılıklı verilince, kişiler--sen ile ben--kendilerini tam olarak 'verebilir'ler ( bak türkçe, gene, ne yapıyor: 'kendini vermeye karar vermek'...)öbürüne -- bu 'verme'lerin karşılıklılığı yoluyla da, biz olabilirler...
ilişki, biz dir.
"ben senin içindeyim-- sende benim içimde misin?" diye sordum;sende duraksamadan "evet" dedin.
--hani, kavga edip, ayrılıp, sonra barışıp, yeniden buluştuğumuzda, sen de,"sen'i bir daha görmemeye niyetliydim; ama, bir baktım--"her tarafımı doldurmuşsun" demiştin ya: işte, öyle içiçeydik, artık...
 
'mantık' ve 'uzam' açısından çelişik birşey bu; ama, ilişki 'mantığı' ve 'uzamı' açısından, geçerli...

ilişkideki (türkçe,'ilişki içinde bulunmak' deyimini de kurar)iki kişi--sen ile ben--birbir(ler)inin 'içinde'dir(ler) :hem ayrı ayrı, hem karşılıklı--ben, senin; sen benim...
ve ikimiz de, birlikte, onun içinde--sen ile ben : biz...
__sen, çınlattığın yaşam dolu kahkahalarından sonra da uzayıp giden ölümcül suskunluklarınla, bana, hep, birşey haykırıyordun -susmanla bağırıyordun- sessizliğinle feryat ediyordun, birşeyi bana; ama ben anlayamıyordum bunu -hala da, doğru dürüst anladığımı söyleyemiyorum
-zaten söylenecek birşey
de kalmadı
artık:
bağışla
beni-


__seni hep yaraladım.
o en başta farkına vardığım yaralılığın da, birşeyler öğrenmeme yaramadı, işte...
şimdi sayamayacağım kadar çok durumda sana söylediklerim, yaptıklarım (bazısını burada, bu kitap içinde dile getirmeye çalıştım -biliyorsun onları) derinden acı verdi sana, biliyorum -
(hani bir akşam vardı, sen inleye inleye, bitap düşüp-)
bunları affettirmem -senden özür dilemem- de, artık, anlamlı değil.
bunların ne kadarı benim özel -öznel- budalalığımdan kaynaklanıyor, ne kadarı da ilişki denen şu garip şeyin kendi genel -nesnel- niteliklerinden çıkıyor, bilmiyorum.
tek bildiğim başarısız olduğum-
(-zaten ustam da en başta alıntıladığım itirafında aynı şeyi söylemiyor muydu?!...-)
kuramadım onu, gereğince; sana da, yeterince ulaşamadım -bu beceriksizlik yalnızca benden mi kaynaklanıyordu onu da bilemiyorum.
muhtemelen, öyledir.
ne sen, ne de ilişkinin kendisi -
yalnızca ben sorumluyum bu başarısızlıktan..

__"en değerli hayalimdin sen,: kendini yıktın!...
elden çıkarmak istemediğin gerçekler vardı, herhalde: bir yarım-yamalak felsefecinin hayali olmak ise, istemedin. oysa, onun, yaşamında bir kez olsun gerçekleştirdiği, gerçek hale getirebildiği tek hayali olabilirdin - hatta sanıyorum , bunu istiyordun da... hayalden gerçekliğe giden yoldaki adımı atmadın - "kaçtım" dedin...
işte: kaçtığın kendindi - belki de, benim gerçekleşen hayalim olabilseydin, kendi en yoğun gerçekliğin de olabilirdin...
kim bilir, artık - geçti..."

__o uzun ayrılıştan önceki son buluşmamızda, bana, şöyle bir şey dedin:-
"senin ile hiç ilişkimiz olmadı ki..."
"senin ile ilişkimiz hiç olmadı ki..."
"senin ile ilişkimiz olmadı ki hiç..."
"hiç ilişkimiz olmadı ki senin ile.."
tam nasıl söylemiştin, anımsayamıyordum -belki, yıllar içinde, kafamda o kadar evirip çevirmiştim ki bu tümceyi, tam biçimini artık yeniden kuramıyordum (yıllar sonra, o gün bu tümceyi üzerine not ettiğim sigara paketini buldum: şöyleydi:
"bizim senin ile hiç ilişkimiz olmadı ki...")
önce hiçbir şey anlamadım; hep de düşünüp durdum; ancak da yıllar sonra, anladım:-
haklıydın
haklısın

__kararsız mısın;
korkuyor musun;
istemiyor musun?
,
diye sordum; sen de, hepsine birden, evet, dedin.
bunlar çok farklı şeyler oysa ki: -
'kararsızlık' kişinin ötekine yönelik;
'korkmak' kendine yönelik;
'isteksizlik' de ilişkiye yönelik;
yetersiz kalmasıdır.


__olanaksızlıktan yola çıkan ilişki, ne çok gerçeklik katetse de, yeniden olanaksızlığa varır, sonunda; son olanaksızlığı da, belki, ulaştığı en son gerçekliktir.
ilişki ancak yaşamakla varolur; ama, yaşandıkça da, tükenir.
b i z, artık, ayrı olabiliyor idiysek, sen ile ben arasındaki şu 'i l e', artık, yok, demekti.

Oruç Aruoba
ile

Bercestelerim