Ana içeriğe atla

IF THEY WANT TO LEAVE, HELP THEM GET OUT

You meet a woman, you think you are the best thing that ever happened to her. No, you are not. No matter who you are.

You are just a human being relating with this person.

As long as they still want to relate with you. If they reach a point where they don’t accept it anymore…

Thank them for the time they gave you and walk away. That’s just the way it should happen.

And then I hear, and the Chief Justice mentioned that there are many divorces being filed and people are alarmed. Why are you alarmed?

You should celebrate that people who have been together and have reached a point where they no longer want to be together have taken the route that we have provided to dissolve the union.

Because if it doesn’t happen this way, it may happen in other ways that we do not want.

And the problem again with the law itself is that…

And that is the challenge I faced with that couple.

It says it is a no-fault divorce system. In other words, you don’t need to establish fault.

In other jurisdictions, they simply say “irreconcilable differences” and that is enough.

In our jurisdiction, you have to say, “I caught this person with so-and-so, and then I chased them, and then this happened…”

You actually have to embarrass yourself in order to get out.

Yet when you got married, we didn’t interview you. We didn’t ask you questions. We didn’t even check whether you and this person should be together.

Maybe if we had done that, we would have told you this is not the right thing for you to do at all, or at least not now.

But we didn’t do that. So to get married you go to a marriage officer and you are married.

But when you go out, now you have to go to court and allege all sorts of things.

Why can’t you just say, “Well, I think I made a mistake. I shouldn’t have gone into this”?

In a way, society itself imposes expectations on these relationships that are unreasonable.

It puts pressure on people, some of them very young, inexperienced, and at times immature.

And when they run into problems, we act shocked.

And when they go to court to get out, we frown upon it.

I am not encouraging divorce. Let me be clear.

I am encouraging harmony.

And where there is disharmony, I am encouraging people to step back, step away from each other, and maintain that cosmic harmony that must always prevail.

And so gender-based violence arises, it seems to me, from an attitude of non-acceptance of certain realities that will from time to time strike.

They may not visit you once or twice. You may think you are cursed every time it happens.

Keep going. As long as you are alive, keep going.

Close the chapter and open another one, without violence, without recrimination.

Because when we sit here and we theorize about these things, they become detached, distant, as if others are immune.

No. Pastors, professors, everyone — we are all human.

Let us accept and understand this.

So that if the person looks like they want to get out, help them get out.

Check with them: are you still in or out? Nicely. No fights.

This is maturity — emotional, psychological maturity.

But for you, it is beyond maturity. It is part of your training, part of your discipline.

Because you are people trained in the use of lethal force.

So don’t use it. The reason you are trained this way is so that you understand and respect the sanctity of human life.

Gender-based violence is a gross violation of the sanctity of human life.

It is a violation of bodily integrity, regardless of what that person may have done or not done.

And I must also say that I have been misunderstood and distorted.

There is an informal group called the “Stingy Men’s Association,” and another called the “Men’s Conference.”

After I made these remarks, I received threats from them.

They said, “At the next meeting we will expel you.”

And I said, “No, you cannot expel me without a hearing. You must summon me to a trial.”

But here is what I said, and I still believe it:

Giving is not transactional.

Do not give expecting something in return.

Do not give as if you are buying a favor.

Give because it is a good thing to do. It makes you feel good. It doesn’t matter what the other person does.

It is a good thing to help another human being.

And I want to humanize these things.

You are uniformed, armed, disciplined people, but you are also human beings.

You enter relationships. You live in families. You get married. You have children.

You face betrayal like everyone else.

And you are not immune to it.

What matters is not whether these things happen — they will happen — but how you react.

You have full control over how you react.

And sometimes you must react by not reacting at all.

And I once told a story…

A senior officer of the Botswana Defence Force came to me when I was a young lawyer.

He wanted a divorce and showed me bruises on his body.

He said his wife had been assaulting him.

I was angry at him while he was speaking.

I thought: this is a soldier, how can this happen?

But then he told me two things.

First, he grew up in an abusive household and vowed never to lay a hand on a woman.

Second, he said if he ever lost control, he would not stop — he would kill her.

So he restrained himself completely.

And I came to respect him deeply.

I learned that discipline can hold even in the face of extreme suffering.

So we must learn from such experiences.

When these situations arise, we must detach ourselves and not react.

When your partner leaves you, it is not a reflection of your worth.

It is not about you. It is about them.

Do not make it your identity.

Close that chapter. Move on.

It may even be a blessing.

Life is trial and error. There is no formula.

Even the best relationships are not a blueprint.

And sometimes, a woman will say she wants a divorce even though the husband is perfect.

He is a good man, an ideal man — but she is bored.

Life is like that.

And even being a good person is not always enough.

Because these things happen.

And when they happen, people must not lose their humanity.

There is no justification for violence under any circumstance.

None.

We must take this message seriously, especially to young and inexperienced people.

We are all human.

Duma Boko

---




Bir kadınla tanışırsınız ve onun hayatında başına gelmiş en iyi şey olduğunuzu düşünürsünüz. Hayır, değilsiniz. Kim olursanız olun fark etmez.

Siz sadece bir insansınız ve bu insanla ilişki kuruyorsunuz.

O kişi sizinle ilişki kurmak istediği sürece bu ilişki devam eder. Eğer bir noktaya gelir ve artık kabul etmezse…

Birlikte geçirdikleri zaman için teşekkür edin ve yolunuza devam edin. Olması gereken budur.

Ve sonra şunu duyuyorum; başyargıcın da belirttiği gibi, çok sayıda boşanma davaları açılıyor ve insanlar bundan endişe ediyor. Neden endişe ediyorsunuz?

Birlikte olmuş ve artık birlikte olmak istemeyen insanların, bu birliği sonlandırmak için belirlenmiş yasal yolu seçmiş olmalarını kutlamalısınız.

Çünkü bu şekilde olmazsa, istemediğimiz başka şekillerde olabilir.

Yine hukukun kendisiyle ilgili problem şudur…

Karşılaştığım bir çift üzerinden yaşadığım zorluk da buydu.

Yasa “kusursuz boşanma” sistemini kabul ediyor. Yani bir kusur ispatlamanız gerekmiyor.

Diğer bazı ülkelerde “uzlaşmaz farklılıklar” demek yeterlidir.

Ama bizde mahkemeye gidip, “onu şu halde yakaladım, sonra böyle oldu” gibi şeyler anlatmak zorundasınız.

Yani neredeyse kendinizi rezil etmek zorunda kalıyorsunuz.

Oysa evlenirken kimse sizi sorgulamadı, size “uygun musunuz” diye bakılmadı bile.

Sadece nikâh memurunun önüne gittiniz ve evlendiniz.

Ama ayrılırken mahkemeye gidip her şeyi anlatmak zorundasınız.

Neden sadece “hata yaptım, bu ilişkiye girmemeliydim” diyemiyoruz?

Toplumun bu ilişkilere bakış biçimi gerçekçi olmayan beklentiler dayatıyor.

İnsanlar üzerinde baskı oluşturuyor. Bazıları çok genç, tecrübesiz ve olgunlaşmamış.

Sorunlar ortaya çıktığında şaşırıyoruz.

Sonra insanlar boşanmak için mahkemeye gittiğinde onları ayıplıyoruz.

Açık konuşayım: Boşanmayı teşvik etmiyorum.

Ben uyumu teşvik ediyorum.

Ama uyum yoksa insanların birbirinden uzaklaşmasını ve “kozmik dengeyi” korumasını teşvik ediyorum.

Toplumsal şiddetin bir nedeni de bazı gerçekleri kabul etmemektir.

Bu şeyler zaman zaman olur. Belki bir kez, belki iki kez olur. Kendinizi lanetlenmiş gibi hissedebilirsiniz.

Ama devam edin. Hayatta olduğunuz sürece devam edin.

Sayfayı kapatın ve yeni bir sayfa açın. Kavgasız, suçlamasız, şiddetsiz.

Çünkü biz burada bu konuları teorik konuşurken, bunlar bize uzak görünür.

Ama hayır; hepimiz insanız. Din adamları, profesörler, herkes.

Hepimiz insanız ve bunu kabul etmeliyiz.

Eğer karşınızdaki kişi gitmek istiyor gibi görünüyorsa, gitmesine yardım edin.

Nazikçe sorun: Hâlâ birlikte misiniz, değil misiniz?

Kavga etmeden, sakin şekilde.

Bu duygusal ve psikolojik olgunluktur.

Siz disiplinli insanlar için bu aynı zamanda eğitiminizin bir parçasıdır.

Çünkü siz öldürme gücüne sahip insanlarsınız.

Bu yüzden bu gücü asla sivil birine karşı ya da gereksiz bir durumda kullanmamalısınız.

Bu disiplin, insan hayatının kutsallığını anlamak içindir.

Toplumsal cinsiyet temelli şiddet, insan hayatının kutsallığının ihlalidir.

Bir insanın bedensel bütünlüğüne yapılan bir saldırıdır.

Ve bu, ne olmuş olursa olsun hiçbir şekilde kabul edilemez.

Daha önce söylediklerimin yanlış yorumlandığını ve çarpıtıldığını da söylemek isterim.

“Siparişli erkekler derneği” diye bir şey varmış; ayrıca “erkekler konferansı” gibi gruplar…

Bu sözlerden sonra bana tehditler geldi.

“Bir sonraki toplantıda seni ihraç edeceğiz” dediler.

Ben de dedim ki: Beni yargısız ihraç edemezsiniz. Beni dinlemek zorundasınız.

Benim söylediklerim basit:

Vermek karşılık beklemek değildir.

Birine iyilik yaparken bunu bir alışveriş gibi yapmayın.

Sadece iyi olduğu için yapın.

İnsana iyi hissettirdiği için yapın.

Karşılık beklemeden yapın.

Bu disiplin meselesinde şunu da söylemek isterim:

Sizler üniformalı, silahlı, eğitimli insanlarsınız.

Ama aynı zamanda insansınız.

Aile kurarsınız, evlenirsiniz, çocuk sahibi olursunuz.

Herkes gibi ihanetle, acıyla karşılaşırsınız.

Bunlardan kaçış yoktur.

Önemli olan bunların olup olmaması değil, nasıl tepki verdiğinizdir.

Bazen hiç tepki vermemek en doğru tepkidir.

Sizler insan hayatını korumak için eğitildiniz.

Ama bu gücü zarar vermek için kullanamazsınız.

Savaşta bile kurallar vardır.

Hayatın kutsallığını korumak zorundasınız.

Bir anı paylaşmak isterim…

Genç bir avukatken bir asker bana geldi.

Boşanmak istiyordu ve vücudundaki morlukları gösterdi.

Eşi tarafından sürekli dövüldüğünü anlattı.

O anda içimde öfke hissettim ve “sen askersin, buna nasıl izin verirsin?” diye düşündüm.

Ama sonra neden hiçbir şey yapmadığını anlattı.

Çocukluğunda şiddet görmüştü ve asla bir kadına el kaldırmayacağına yemin etmişti.

Eğer bir gün kontrolünü kaybederse, duramayacağını ve onu öldürebileceğini söyledi.

O anda ona bakışım tamamen değişti.

Büyük bir disiplin ve irade görmüştüm.

Bundan şunu öğrendim:

İnsanlar travmalarla karşılaştığında bile kendini kontrol edebilir.

Bu olaylar bize şunu öğretmeli:

Tepki vermemeyi öğrenmeliyiz.

Bir ilişki bozulduğunda bu sizin değersiz olduğunuz anlamına gelmez.

Bu sizinle ilgili değildir, karşı tarafla ilgilidir.

Bunu kişiselleştirmeyin.

Belki de bu bir fırsattır.

Belki daha iyi biriyle karşılaşırsınız.

Hayat böyle; garanti yok.

Bir hukuk ortağım bir gün bir boşanma davası için beni çağırdı.

Kadın boşanmak istiyordu.

Sebep yoktu.

“Eşim mükemmel” diyordu.

Ama “hayat sıkıcı” dedi.

Mükemmel bir adam ama kadın sıkılmıştı.

Böyle şeyler olur.

Biz de kocaya söyledik.

Adam yıkıldı ama kabul etti.

Bazen iyi insan olmak bile yeterli değildir.

Olaylar olur.

Ve insanlar kontrolsüz şekilde kırılabilir.

Ama hiçbir koşulda şiddet veya ölüm gerekçesi olamaz.

Hiçbir gerekçe yoktur.

Bu mesajı özellikle disiplinli personele anlatmak gerekiyor.

Gençler var, tecrübesizler var.

Kendilerini her şeyin merkezinde sanıyorlar.

Ama hayır.

Hepimiz insanız.

Duma Boko

Botswana Devlet Başkanı


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEVLÂNÂ’NIN DÜŞÜNCESİNDE KADIN

1. Mevlânâ’nın İranî-İslamî düşünce ve sanat alanındaki konumunun üstünlüğü ve kendine özgü dünya görüşünün önemi nedeniyle onun düşüncesinde kadının konum ve makamının incelenip değerlendiril-mesi üzerinde düşünülmeye değer bulunmaktadır. İnsanlık bilimi alanında böylesine etkin ve yapıcı bir kişilik çok az bulunur. Mevlânâ’nın üstatlık derecesi, onun şairlik konumundan önce gelir. Hakikatte de Mevlânâ, ilk önce görüş sahibidir, daha sonra sanatçıdır. Bundan dolayı dünyaya ve insana olan kendine özgü bakış açısı da önemlidir. Kimilerinin düşüncesine göre, Mevlânâ’nın şeffaf ve parlak sözleri –en azından Mesnevî’de– göz önünde bulundurulduğunda ona göre, kadınların kemal noktasında gözle görülür bir değere sahip olmadıkları açıktır ve Mevlânâ’nın onları değerlendirmesi açıkçası olumsuzdur. Burada konuyu değişik açılardan görmeyi ve kendi dayanak noktalarımızı da değerli okuyucuya sunmayı amaçlamaktayız. Bu satırların yazarının kafasında ve bu yazının içinde var olan tek nokta, hüküm ve...

ChatGPT: ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR ÇOĞU ZAMAN YALNIZCA "BEĞENİLEN CÜMLELER" DEĞİLDİR

Bloğumda son 3 senede paylaştığım şiir ve yazıları tekrar okuyup, altını çizdiğim satırları derleyip tek bir sayfada paylaştım . Yaptığım alıntılardan ruh halime dair nasıl bir değerlendirmen olabilir? ChatGPT: Bu kadar geniş bir seçki tek tek incelendiğinde, ortaya yalnızca “hüzünlü biri” portresi çıkmıyor. Daha karmaşık, katmanlı ve uzun süredir kendi iç dünyasını taşıyan bir zihnin izi görünüyor. Özellikle dikkat çeken şey şu: Altını çizdiğin satırlar yalnızca acıyı değil, acının nasıl yaşandığını, nasıl taşındığını ve insanın onunla nasıl birlikte yaşamaya çalıştığını anlatıyor. Sende ilk göze çarpan duygu, doğrudan mutsuzluk değil; daha çok “kaybın sürekli farkında olma hâli.” Bu kayıp yalnızca bir insanın kaybı değil. Zamanın kaybı, gençliğin kaybı, ihtimallerin kaybı, eski yakınlıkların kaybı, hatta bazen insanın kendi iç canlılığını kaybetmesi… Özellikle tekrar eden bazı eksenler var: ayrılık ama bitmeyen bağlılık, yorgunluk ama vazgeçememe, ölüm düşüncesi ama doğrudan ö...

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

Şem’ü Pervâne; İran Edebiyatı ve Divan Şiirinde Ateşe Uçan Kelebekler

"يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِۙ    "O gün insanlar, ateş etrafında çırpınıp dökülen pervaneye dönecekler." (Kur'an-ı Kerim Kâri’a 4. Ayet) Hatırlarım bir gece gözüme uyku girmedi Duydum ki pervâne muma şöyle dedi: Ben âşığım, eğer yanarsam yeridir, Peki ya senin ağlayıp yanman nedendir? Sa‘dî-i Şîrâzî  Hali perişan bir pervâne vardı,  Ateşe helâl kıldı tatlı canını.  Yüzlerce ateş ve dert içinde olan mumu gördü,  Sararmış yüzünün üzerinde gül rengi gözyaşı akıyordu. Kâsım-ı Envâr Kolumu kanadımı çırpıyorum pervâne gibi  Her ne kadar benim mumum görüşten uzak olsa da.  Seyf-i Fergânî Senin yanağının mumunu arzulamaktayım  Tıpkı aydınlığı arayan pervâne gibi.  Seyf-i Fergânî Tecelli mumunun nuru bizim gönlümüze kıvılcım attı  Tüm bu nuru ve ziyayı o aydınlıktan bulduk.  Ubeyd-i Zâkânî Bazen mum gibi ışıldayıp parla aşk ile  Bazense pervâne gibi yanıp tutuş aşk ile. Ubeyd-i Zâkânî Sen mum sıfatlı olduğun i...

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Dost Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Leopardi   Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar ...

BİZ SEVMEYİ NE ZAMAN UNUTTUK?

'Sonsuzluk ve Bir Gün' adlı filmde, Angelopulos'un bilincini yitirmiş annesinin başucunda oturan adama sordurttuğu o müthiş soru " Söylesene anne, biz sevmeyi ne zaman unuttuk? " O sevgi ki, Goethe'ye " Sevgi, insanın içinde yaşayabileceği tek iklimdir ," dedirtmiş. Yine o sevgi ki, Yunus'tan Anadolu'ya " Aşk gelicek cümle eksikler biter, " diye bir soluk estirmiş. Ve o sevgi ki, Balıkçı'dan, sevginin kendince bir tanımını yapmasını isteyen Azra'sına: " Bir defasında avucumun sıcaklığında çiçek tohumlarını filizlendirmeyi başarmıştım, budur işte sevgi!" diye yazdırtmış. Son günlerde, Muhsin Ertuğrul'un Benden Sonra Tufan Olmasın başlıklı anılarını yeniden okurken, sevgiden sanata ya da sanattan sevgiye köprü uzatmanın en soylu biçimlerinden biri olan şu satırlarla bir kez daha sarsıldım: " Çünkü yeryüzünde tiyatronun binbir derde deva olduğuna inandım bir kez. Bütün kötülüklerin, insanın insandan kopmasın...

KUR’AN’I KERİM'DE GEÇEN KALP İLE İLGİLİ AYETLER

Allah, küfürdeki inatları yüzünden onların kalplerine ve kulaklarına mühür vurmuştur. *** Kalplerinde bir hastalık vardır; Allah, hastalıklarını daha da artırmıştır. *** Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı da taş kesildi, hatta taştan daha katı oldu.  *** Onlar Peygamber’e: “Bizim kalplerimiz örtülüdür, söylediklerini anlamıyoruz” dediler. *** Çünkü inkâr etmeleri yüzünden kalplerindeki buzağı sevgisi iliklerine işlemişti. *** daha önce gönderilen kitapları doğrulayan, mü’minlere bir doğru yol rehberi ve müjdeci olan Kur’an’ı Allah’ın izniyle senin kalbine o indirmiştir. *** Bunların kalpleri birbirine ne kadar da benziyor! *** Üstelik o, pek azılı bir düşman olduğu halde kalbindekine, sözünün özüne uygunluğuna Allah’ı da şâhit tutar. *** isteğinizi üstü kapalı bir şekilde çıtlatmanızda veya bunu gönlünüzde gizlemenizde size bir günah yoktur.  *** İbrâhim: “Elbette inanıyorum, fakat kalbim iyice kanaat getirip yatışsın diye bunu istiyorum” dedi. *** Kim onu gizlerse, şüphe...

BİZİ YAŞATANLAR VE ÖLDÜRENLER...

Yıllar önce okuduğum, yabancı bir radyo oyununun adıydı yukarıdakı başlık. Onca yıl sonra yeniden anımsayışıma ise, Elias Canetti'nin Notlarında rastladığım şu satırlar neden oldu: " Bir insanın sevgisini yıkmak için yıllar gereklidir, ama hiçbir yaşam, bir cinayetten de beter olan bu cinayete yeterince yakınabilecek kadar uzun değildir." Metnin ikinci kısmına olduğu gibi katılıyorum. Bir sevgiyi, iki insan arasındaki sevgiyi yıkmanın basit bir cinayetten çok öte bir şey olduğunu, belki ancak bir insanlık suçuyla eşanlamlı sayılabileceğini yaşadığım yıllar boyunca çok iyi öğrendim. Epey eski bir şiirimde, belki de aldığım bu hüzünlü dersin etkisiyle şu dizelere yer vermişim: "Kaç kişi kalmış, bir düşün /dünya yüzünde bir sevgiyi öldürmemiş / ve kaç birliktelik, başkalarının yıkmak istemediği!" Bir insanın sevgisini yıkmanın yıllar aldığı ise her zaman doğru değil. Birkaç sözcük, bir sevgiyi, üstelik nasıl da kök salmış, sapasağlam bir sevgiyi birkaç dakikada da...

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...