KİTABE-İ SENG-İ MEZAR

Épitaphe

Mezarlığa uzanan kenar mahalleden, 
Bin bir hayal içinde her geçtiğimde, 
Tahta haçlarla, künyelerini bekleyen 
Çok sayıda taş mezar ilişirdi gözüme.

Uçup gittin yavrucuğum, ve karanlık 
Ördü ağını umudu tükenen ruhuma. 
Ah, adın kalbimden hiç çıkmayacak, 
Bir mezar taşına kazınmışçasına.

1877

François Coppee
Çeviren: Yakup Yaşa 

GÖL VE SÖĞÜT

Le lac et le saule

Yalnızlık şu derin gölün 
En tatlı, en sadık misafiri : 
Ne o güzel söğüdü ne kendisini
Bir an olsun terk etmiyor hüzün.

Karışır hüzünleri birbirine, 
Durgun ya da canlı anlarında, 
Soğuk havalarda, yağmurda, 
Güneşte, rüzgârın pençesinde.

Nerede bir eğlence görseler, 
Birlikte hemen koşar giderler. 
Kuşların keyfi yerinde ağaçta,

Göl sürekli ağaca, rengarenk 
Balıklarıyla; ağaç ise konuk 
Kuşlarıyla hava atıyor ona!

Maurice Rollinat
Çeviren: Yakup Yaşa 

KİTABE-İ SENG-İ MEZAR

L'épitaphe

Bir gün fâni dünyadan göçüp 
Gidersem, tabutumu örtüp 
Şöyle yazın mezar taşıma 
"Burda, bahtsızların piri yatıyor, 
Şu kara yerde ne güzel uyuyor 
Şimdi, oysa ne acılar çekmişti, 
Hayattayken ölmekti tek isteği; 
Gece gündüz daima sürükledi 
Peşinden o gün görmemiş deli, 
Kadersiz yüreğini, kırık kalbini. 
Ne hüzün dolu, ne zor günlerdi, 
O ne kâbustu, o ne beter zulüm. 
Yaşasın Ölüm! Yaşasın Ölüm !"

Maurice Rollinat
Çeviren: Yakup Yaşa 

ŞİİR SANATI

Art poétique

              Charles Morice'e

Musiki, her şeyden önce musiki, 
Bunun için Tekli Mısradan şaşma, 
Daha basit olur, sanki erir havada, 
Bırak ağdalı, alengirli söyleyişi.

Kelimelerini seçerken de yanılgı
Hakkın olsun, müsterih olasın. 
En güzeli dumanlı olandır şarkının, 
Hem Açık seçik hem Kapalı.

Tül ardındaki güzel gözler gibi
Olmalı. Gün işığı titremeli şiirinde,
Güpegündüz ılık sonbahar göklerinde, 
Ak yıldızların büründüğü mavi !

Zira Ayrıntının peşindeyiz hâlâ, 
Sadece ayrıntı, Renge ne gerek! Ah !
Ayrıntı baş göz eder bir tek 
Rüyayı düşle, kavalı boruyla !

O öldüren Nükteyi bırak !
Mavinin gözlerinden yaş getiren 
O berbat Fikir ve pis Gülüşten 
Uzak dur, alayı çürük sarımsak !

Şu Belagatin tutup boynunu kırsan !
Ne iyilik yaparsın, el atmışken, 
Azıcık da şu Kafiyeye dur desen, 
Zapt edilir mi, önünü almazsan ?

Kim icat etmiş şu illet Kafiyeyi !
Hangi sağır velet ya da hangi çılgın 
Zenci sarmış başımıza, eğenin 
Altında gıcırdayan şu kof sahte inciyi?

Her daim biraz daha Musiki ! 
Kanatlanan bir şey olmalı mısran, 
Bir gönülden kalkıp başka göklerin 
Başka sevdaların peşine düşmeli.

Mısran nane ve kekik kokuları 
Saçan sabırsız sabah rüzgârına 
Karışan hoş bir icat ve macera 
Olsun... Gerisi laf kalabalığı.

Paul Verlaine
Çeviren: Yakup Yaşa 

SON UMUT

Bir ağaç var mezarlıkta, 
Uzayıp gider gönlünce, 
Dikilmemiş yasa, kedere, 
Sallanır küçük bir kaya boyunca.

Bu ağaca, hem yaz hem kış 
Gelip konar bir kuş, 
Acıklı şarkısını söyler durur. 
O ağaç ve o kuş ikimiziz:

Sen hatıra, ben ise yokluk, 
Zaman geri gitse de, yazık, 
Yine başımı dizlerine koysam !

Ah, yaşamak mı! Güzelim, ne çare,
Düştü canıma soğuk ölüm...
Söyle bari kalbinde miyim?

Paul Verlaine
Çeviren: Yakup Yaşa 

YEMEK ODASI

La salle à manger

Bir dolap, rengi benzi solmuş, 
Büyük halalarımın sesini duymuş, 
Büyük babama kulak kesilmiş, 
Babamın konuşmasını dinlemiş, 
Dolap pek de sadık o anılara; 
Güya hep susuyormuş, kim demiş, 
Ben onunla konuşuyorum ya !

Duvarda bir ahşap saat, guguklu, 
Çoktandır çıkmıyor sesi soluğu; 
Ona soracak değilim ya sebebini, 
Çalışmıyor işte, kırılmış belli ki; 
Eskiden çıkardığı sesi duysanız, 
Ölüler aramıza döndü sanırdınız !

Bir de yiyecek dolabı, epey eski, 
Mum kokuyor, içinde reçel, et ve 
Ekmek, bal armutlardan bir de; 
Evde ne var ne yok, ikram etmeyi 
Seven eli açık bir hizmetçi sanki.

Nice bay bayan geldi evime ve hiçbiri 
Şu küçük canlara inanıp güvenmedi. 
Ve bir misafir içeri girerken beni yalnız 
Sanıp: "Bay Jammes, nasılsınız ?" 
Diye sorunca, bir gülme tutuyor beni.

1898

Francis Jammes
Çeviren: Yakup Yaşa 

ÖYLE GÜZELSİN Kİ!

Que tu es belle !

Ne tatlısın! Eğilip kalkman ne güzel !
Güzel kız, servi boylu sarışın, hadi gel !
Menekşeleri örten şebnem gibi berrak !
Usulca dokunsan tenime, çırıl çıplak
Acı çekiyorum. Öyle hoş öyle tatlısın !
Ah, o bembeyaz, o güzelim kalçaların 
Kimin nasibi? Yazık, düşüp bayılmasın!
Uçurumlarda açan yabani menekşe gibisin
Alev saçan kızıl kan çiçeğisin
Tere kokulu dereler gibi çağlıyorsun
Sana bakmaya cesaret edemiyorum
Ah, seni görünce, inan yolumu değiştiriyorum !

1948

Francis Jammes
Çeviren: Yakup Yaşa 

DOST ORMAN

Le Bois amical

Güzel hayaller kurduk seninle, 
Uzayıp giden yollarda. 
El ele, sessizce... yan yana, 
O gizemli çiçekler içinde;

Baş başa yürüyorduk 
Çayır çimen gecede, nişanlılar gibi, 
Divane dostu Ay'ı, o masallardaki 
Meyveyi aramızda paylaşıyorduk.

Ve sonra, serip altımıza yosunları, 
Öldük bir başımıza, çok uzakta, o mırıltılı 
Dost ormanın serin gölgesinde.

Ve ona nurlu gökte rastladım 
Yeniden sarıldık yaşlı gözlerle, 
Ah sevgili yalnızlık yoldaşım !

Paul Valery
Çeviren: Yakup Yaşa 

GÖZYAŞLARI

Larmes

Bir damla gözyaşı, işte bir tane daha, 
Yaralı yüreğimden birer birer 
Süzülüp geliyorsunuz âdeta 
Tatlı yaşlar, ey gözde açan çiçekler!

Pek de haşinsiniz, pek aceleci, 
Ve geliyor işte ardınızdan 
Bütün anılarım bir sel gibi, 
Gümbür gümbür homurdanan.

Uzaklardan duyuluyor sesleri, 
Anılarım yola düşmüş geliyor, 
Ve itiverince biri diğerini, 
Düşüp damla damla yüreğimi yakıyor.

Siz de akın birikmiş gözyaşlarım, 
Gözlerimi bile kırpmam, korkmayın !
Son acılarım, sahte mutluluklanım, 
Ve ölümler, hadi akın, durmayın!

Şu sevecen hayalperestin 
Sizden gayrı kimi kaldı, 
Şu harap bedeni siz de terk edin, 
Geç kaldınız hüzün çığırtkanları

Ey dar günde yanımda olanlarım, 
Ey biricik coşku ve sevinçlerim, 
Düşmüş ardınıza, ah güzel yaşlarım, 
Akıp geliyor işte, bütün mazim.

Andre Rivoire
Çeviren: Yakup Yaşa 

TANRI'NIN HÜZNÜ

Tristesse de Dieu

Endişe duyunca hayatın buruk mutluluğundan,
Cennet kapısında şaşakalan Âdem ile Hava'yı,
Boynu bükük ve hüzünlü görünce, dergâhından
Kovmadan önce onları, hüzünlendi birazcık Tanrı.

Ve yazıp yüce katından kaderlerine,
Boş bir umut ve o dayanılmaz acıyı,
Onlar için bir de, şu sessiz sedasız gökyüzüne
Çoban Yıldızı'nın o acı tebessümünü çıkardı

Joachim Gasquet
Çeviren: Yakup Yaşa 

Bercestelerim