Beni Tarihle Yargıla

titrek bir mum alevinin
havaya bıraktığı bulanık bir is
ve yollara dökülen göz gözü görmek bir sis
değildik biz.
bir genç kızın çeyizlik elişiydi
ve gerdek gecesindeki bir gelin gibi dişiydi
yalın yürek üzerinde koştuğumuz deniz.
beni yaşamımla sorgula
iki gözüm
beni yüreğimle
beni özümle.
bilimle anla beni tarihle yargıla.


bir gece şafak sökmeden asılacağım

bal değildir
ölüm bana
idam gül değildir bana
geceler çok karanlık
gel düşümdeki sevgilim
ayışığı yedir bana.

duygu bana
öykü bana
yaşadığım her saniye
roman gibi her an bana
hücremde yalnızım gel
gel düşümdeki sevgilim
soyunup hazırlan bana.

dostum bana
sevdam bana
soluğunu geçir bana
uyku tutmuyor gözüm
anılar sıraya girdi
gel anne süt içir bana

mektup bana
kitap bana
sohbetiniz gibi sıcak
yumşak döşek serin bana
yatınca üşümeyim
sohbetimi kuran dostlar
güneşi de verin bana

kağıt bana
kalem bana
bilim verir dilim bana
yaralarımı tarih
ve umut iyileştirir
su verir yüreğim bana.


ah... aşk ve dostluk aynı yerden doğar
sadece bir öpüşlük fark var aralarında.

ah... ben hasrete tutsağım
hasretler tutsak bana.
bıyığımdan gülüş sarkmaz
bıyık bırakmak yasak bana
mahpus bana
sus bana
yağlı ilmek boynuma
sevgili yerine koynuma
idamlar alır
idamlar alır
yatarım.
ölümün kıyısında yaşamak bana
tabut bana
mezar bana
toprak bana
hoca ve dua istemez biraz şafak getirin bana
ve sonra sabırla beklerim:
bulutları çekersiniz üstümden
suçsuzluğumun yargılayıcılarını yargılarsınız
ve o güzel geleceği getirirsiniz bana
ölüm tanımaz işte o zaman sevgim
tırnaklarımı geçirip toprağın sırtına
doğrulurum.
gözlerimde güneş koşar
ve çiçekler ekersiniz toprağıma.


biraz sonra asmaya götürecekler beni,
biraz sonra dalımdan koparıp öldürecekler beni

hoşçakalın sevdiklerim
dört mevsim yedi katı mavi gök bütün doğa
hoşçakalın

hoşçakalın sevdalılar
çocuklar üniversiteliler genç kızlar
sonsuz uzay gezegenler ve yıldızlar
hoşçakalın

hoşçakalın senfoniler
oyun havaları sevda türküleri ve şiirler
bildirilerimizin ve seslerimizin yankılandığı şehirler
dağlarında yürüdüğümüz toprak
yalınayak eylem adımlarıyla geçtiğimiz nehirler
hoşçakalın

hoşçakalın ağız tadları
sıcak çorbam çayım sigaram
havalandırma sıram banyo sıram kelepçe sıram
kalemimi ve saatimi ve kavgamı bıraktığı sevgili dostlar
hoşçakalın

hoşçakalın anılarımı bıraktığı insanlar
mutluluğu için dövüştüğüm insanlar
yedi bölge dört deniz yedi iklim altmışyedi şehir
okullar mahalleler köprüler tren yolları
deniz kıyıları balıkçı motorları takalar
asfalt yollar boyu dizilmiş fabrikalar
ve işçiler
ve köylüler
ve iki halk
hoşçakal ülkem.

hoşçakal dünya
hoşçakalın dünyanın bütün halkları.
sınırlı olmayan mekana
sınırlı olmayan zamana gidiyorum ben
en sevda halimle
en yaşayan halimle
gidiyorum dostlarım
hoşçakalın
hoşçakalın


beni yaşamımla sorgula
iki gözüm
beni yüreğimle
beni özümle.
bilimle anla beni
felsefeyle anla beni
tarihle anla beni
ve öyle yargıla.


Ersin Ergün

It's Not Goodbye- Bu bir veda değil

It's Not Goodbye - Sweet November
Bu bir veda değil

Now what if I never kiss your lips again
farzedelim ki; yeniden dudaklarını öpemeyeceğim
Or feel the touch of your sweet embrace
ya da sarılışını hissedemeyeceğim
How would I ever go on?
bu şekilde nasıl yaşayabilirim?
Without you there's no place to belong
sen olmadan ait olunacak bir yer yok
Well someday love is gonna lead you back to me
birgün aşk, seni bana yönlendirecek
But 'til it does I'll have an empty heart
ve bu olana dek, kalbim boş kalacak
So I'll just have to believe
inanmak zorunda olacağım
Somewhere out there you thinking of me
dışarıda bir yerlerde beni düşündüğüne

Until the day I'll let you go
gitmene izin vereceğim güne kadar
Until we say our next hello
bir sonraki 'merhaba' deyişimize kadar
It's not goodbye
bu bir veda değil
'Til I see you again
seni yeniden görene kadar
I'll be right here rememberin' when
hatırlamak için tam burada olacağımda
And if time is on our side
ve zaman bizim tarafımızdaysa
There will be no tears to cry
ağlamak için hiç gözyaşı olmayacak
On down the road
yanaklardan süzülecek
There is one thing I can't deny
inkar edemediğim bir şey var
It's not goodbye
bu bir veda değil
You'd think I'd be strong enough to make it through
bunu tamamen aşabilecek kadar güçlü olduğumu sandın
And rise above when the rain falls down
yağmur yağdığında üstesinden gelebileceğimi (sandın)
But it's so hard to be strong
ama güçlü olmak çok zor
When you've been missin' somebody so long
birisini çok özlediğin zamanlarda
It's just a matter of time I'm sure
eminim, sadece bir an meselesi
But time takes time and I can't hold on
ama zaman akıp gidiyor ve daha fazla bekleyemem
So won't you try as hard as you can
elinden geldiği kadar çok çalışmayacak mısın?
To put my broken heart together again
tekrardan, kırık kalbimi düzeltebilmem için


Kışbahar Hüzün

"Allah kar gibi gökten yağınca / karlar sıcak sıcak saçlarına değince..." Ben kışa bu mısralarla hazırlanırım. Sezai Karakoç’un Kar şiiri hatırlandığında ne güzeldir kış. Karlar içimize dokunur sıcak sıcak ve hemen ardından bizi bir baharın beklediği duyulur, baharı hatırlatan mısralar da olur zihnimde: "Gece artık hiç dönülmeyecek yerlerdeki o sevgiliye / Çocuklara kekik toplayan o sevgiliye..."
Ne kadar kalabalıksa insan bir o kadar tenhâdır aslında. İnsan unutmaya ayarlı bir saat gibi, geriye dönüp baktığımızda ne az şey hatırlıyoruz ve silinmeyen tek şey çocukluk. İsmet özel'in dokuz yaşında yazdığı kar şiirini hatırladım: "iki taraf olsak, kar topu oynasak" dizeleri vardı o şiirde. Kar hatıralarla doludur... İki taraf olsak şimdi yeniden ve baharı karşılasak. Evimizin hemen önündeki genişçe arsada çocuklar kar topu oynuyor, o hiç eskimeyen çocukluğu çağırıp katılsam onlara, fakat çağırmak istemiyorum bir taraftan da o hiç dinmeyen çocukluğu, ne de olsa kar içeriden bakınca sıcak sıcak yağıyor. "Allah kar gibi gökten yağınca / karlar sıcak sıcak saçlarına değince..." kar yağarken Sezai Karakoç'un 'Kar' şiiri de yağıyor gibi olur bu şiiri bilenler için. Şairine göre değişir karın mânâsı esasen. İsmet özel: "kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm."derken de karın hatırlatıcılığına dikkat çeker. Karda, silinmeyen bir iz hep vardır. Tanpınar’a gelirsek: “Ne güzeldi o kış bahçesinde / Güllerin çok derinlerde çalışan uykusu / Sana bir bahar hazırlamak için.” Kış bahçesini baharla birlikte hatırlayanlardandır o. Zıtlıklar, şiirdeki imgeyi kuvvetlendirir çoğu zaman. Burada mı daha mı uzakta ruhum ve en çok hangi mevsimin alışkınıyım, bilmiyorum. Mevsimler önce fenalıklar yapıyordu insanlara, sonra çekiyorlardı kendini ve kelimeler bazı anlamlara gelmiyordu, çekip gittiğinde bir mevsim. Zaman da çekiyordu dokunuşlarını, dokunulmayan bir şeydi, artık çok uzayan hatıralar. Saniyeler damlıyordu bir okyanusun dudağından, nisan, bir kirazın çekirdeğiyle gülümsüyordu. Bazı seslere karışıyorduk nereye aktığımızı bilmeden.
"İnsan biraz da sestir" der, Ahmet Hamdi Tanpınar, Antalya’lı Genç Kıza Mektup isimli poetik mektubunda. Seslerin de ruhu vardır. Sesten ruh çekilince,o insandan geriye kimse kalmaz ve sesinden onun artık bir yabancı olduğunu anlarsınız. Ses insanı ele verir. Sesler sesleri kovalıyor içimde ve uzun bir sessizlik oluyor nereye baksam. Yeni bir şehre gitmeliyim ve giderken ardımda ne bir iz ne de bir işaret kalmalı, gidişim hayra yorulmalı, uzun bir sessizlikten sonra gitmeliyim, bir düşten uyanıp gitmeliyim, bir düşe yormalıyım kendimi, bir düşe yorulmalıyım, gidişim başka türlü açıklanmamalı. Düşülecekse sessizliğe şerh düşülmeli.
Sığındığım birkaç şiir olmalı yine, şiirden baharlar yapmalı ama kimseye söylememeliyim. Bugün de öyle yaptım, kelimeler kışı giyinmişti, oysa bana biraz bahar gerekliydi. Üsküdar vapuru, bir şiirin çalkantılı mısraları gibiydi, boğazın parıltılarına ve Kız Kulesinin güzelliğine direnir gibi... Yanımda şiirler vardı ve o şiirlerden, hâl-i pür melâlimi tasvir eden Hilmi Yavuz mısraları: "sen gerçekten yalnızken bile / sanki yalnızmış gibiydin..." ve ona cevap veren bir iç ses: "bense akşam oldum artık / ve akşamlar, benim gövdem..." Şehre tekrar döndüğümde tanınmamayı umuyordum, çünkü içimde kışta üşüyen kelimeler vardı ve saklanıyorlardı. Ne mümkün saklanmak, insan en çok konuşarak saklayabilir belki de kendini. Vapurdan inerken bir şaire rastladım, konuştuğumuz sırada kimin kim olduğu belli değildi, aramızda şöyle bir konuşma geçti:

-Nasılsın, dedim.
-İyi değilim, dedi. Sebebini sorduğumda elleriyle dağınık saçlarını düzeltir gibi yaparak cevap verdi:
-Dert biter mi bizde... Dünya biter, dert bitmez, dedi.
-Şair olmayaydın, biterdi, dedim ve ekledim:
-Şiir yazmıyorum ama şairim yine de, şiir yazmıyorum, şair yaşıyorum.
-Şiir yazıyorsun da söylemekten korkuyor gibisin.
-"ben şiir yazıyorum" demenin bir cesaret işi olduğuna inandım hep nedense, şiir, üstüne titreyişler isteyen bir şey. Etrafta o kadar cesurca şiir yazıyorum diyen ve bunu yayınlayan insan var ki, daha da ironik olanı bunların bir o kadar da hayranı var... Oysa şiiri bilen insan, şairlik sıfatına korkuyla yaklaşır. Karın yağışını izleyip; bu müthiş güzellik karşısında ürpertiyle dona kalıp ona dokunmaya cesaret edememek gibi bir şeydir şairlik, dedim. Sustu uzun süre, konuyu değiştirmek istediğini hissettim bir an, ama bir kelime daha söyleyecek gücü bulamamış gibiydi kendinde, buğulanan gözlüklerini sildi cebinden çıkardığı mendille, yüzüme bakmadı ve hiçbir şey söylemeden gitti, bakakaldım. Şiir artık ne mümkün mü diyordunuz... Diye bir iç ses girdi yine araya. Sonrası sessizlik. Sonra kelimelerin uzayıp giden koridorlarında buldum kendimi.
İnsan kelimelerin gerçek anlamlarını öğrendiğinde, hiçbir sözlüğe gerek kalmaz. Çünkü o kelimenin ne anlama geldiği artık insanın kendi içindedir ve o kelime başka hiçbir anlama gelmez. Yaşamak, bir anlamda lügatten kelime eksiltmektir. Yaşaya yaşaya eskitiriz, ve bazı kelimeler hiç eskimez, eksilmez; tıpkı çocukluk gibi.
Zihnimde yüzen mısralar, sönmeyen dağınık şarkılar hatırlatıyor kendini, karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmanın zor olduğunu anladığım gecelerde, geniş ve muazzam uykulara gidiyorum. Kış, insanın insanı en iyi tanıdığı mevsim olmalı ki: “Bir insan bir insana kışın bakmalı” diyor Ahmet Murat. İsmet Özel’e kulak verirsek; ‘nehre, Haşim annesiyle karanlık geceler, bazı çıkarmış’. Bunu da kışa bağlamalı belki de. Galiba en çok kışı sever şairler, en çok kış şiirleri vardır hatıralarda, ama biz yine de hep bir baharın geleceğine inandırmak isteriz kendimizi, ilk cümlelerde olduğu gibi: "Gece artık hiç dönülmeyecek yerlerdeki o sevgiliye / Çocuklara kekik toplayan o sevgiliye..." Bahar çok uzak değil, içten üşüse de, insan en çok kendine uzakmış aslında ve bazı uzaklıklar mektup beklemezmiş.

Kış bitmişti, ellerimize bakabilirdik artık. Kışta üşüyen kelimeleri sağaltmalıydık baharda. Her şey hızla değişiyordu. Sessizlik, şehrin uzağına düşen bir çiçek hükmündeydi. Bu dünyada anılmaya değer hiçbir şey kalmadıysa çiçek adları ezberleyin diyordu bir şair. O şair kimdi, bilemedik.
Son radyolar da susmuştu ama radyoları da kapatsak, içimizdeki dehlizlerden uyanıp alıp başımızı anılara da gitsek, çare yoktu. Bir şiiri söküyorlar göz göre göre önümde. Taşınıyor kelimeler, hiçbir anlama gelmeyen cümlelere. Deli çehreli bir çocuğum bugünlerde ben, nakkaşlara koşuyorum dokunsunlar için yüzümün nakışlarına, hüzne yol olan yüzümün.

İsa Karaaslan

Yaşar Güvenir - Çok Görmeyin Ne Olur


Yaşar Güvenir ve Bir Şarkının Hikayesi

Hakkında çok şey söylenmesi gereken çok yönlü bir sanatçı Yaşar Güvenir

İsmi bir şey çağrıştırmadı mı?
O zaman ondan arda kalanlara şöyle bir bakalım isterseniz...
'Sensiz Saadet Neymiş' , 'Ayrılık Belki Ölümden Beter' ,'Ağla Gitar','Ben Ağlarken Gülümserim','Yalnızım Ben' ,'Çaresizim' ve daha nicesi...

Müzik tarihine damgasını vuran bir müzisyenin bu kadar underrating olması -yaşam hikayesini az çok bilince koyuyor insana ister istemez...

Yaşar Güvenir, yaşarken de öldükten sonra da değeri bilinmeyen büyük sanatçılardan sadece biri.
Şarkılarını severek dinleyen herkesin boynunun borcu bu büyük sanatçıyı tanımak ve anmak.
İşte bam telimizi titreten o enfes şarkıların babası:Yaşar Güvenir.


'Mesut yaşar inşallah'

1928,İstanbul...
Kanuni Osman Güvenir,daha önce doğan beş oğlan çocuğu vefat ettiği için,yeni doğan oğlunun adını, 'Mesut yaşar inşallah' düşüncesiyle Mesut Yaşar koyar.
Yaşar,henüz üç yaşındayken babasının kanunuyla oynamaya başlar ve ilk dayağını da bu yüzden yer.
Doğuştan müziğe kabiliyeti olan Güvenir, altı yaşına kadar babasından gizli kanun çalmaya sürdürür.

Daha sonra akordion dersleri alan Yaşar Güvenir,lise çağına geldiğinde Ankara Amerikan Klübü'nde profesyonel olarak çalmaya başlar.

Liseyi bitirdikten sonra bir yandan Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde eğitim alırken bir yandan da Ankara Radyosu Şevket Yücesaz orkestrasında solist olarak sahne alır.


1951'de ilk bestesini yapar:
'Daha dün yanımdaydın,bilmem şimdi neredesin?'
Bunu 1954'te bestelediği 'Kimbilir' ve 1956'da sevdiğine kavuşamayan bir arkadaşının aşk acısı için bestelediği 'My Crazy Baby' (Mina'yı dünyaca tanınan bir şarkıcıya dönüştüren şarkıdır.)takip eder.

1959'da C.A.C.E.M(Milletlerarası Kompozitörleri Tescil Komitesi) 'de imtihana girerek,sertifikalı ilk Türk bestecisi ve kompozitörü ünvanını alır.

Sensiz Saadet Neymiş....
Bu sırada evlenmiş ve evliliğinden iki de çocuğu olmuştur.
Ankara'da 'Klüp Yaşar' adında bir lokal açar.
Hem mekanı işletir hem de sahneye çıkar.
1967-68 kışına gelindiğindeyse lokalin işleri bozulur,iş yerini kapatmak zorunda kalır.
Bu da yetmez...
Aşık olduğu biricik eşini bu dönem, elim bir şekilde kaybeder sanatçı.


Yaşar Güvenir,hayata küser kendini beste yapmaya verir.
İşte böyle bir atmosferde bir şarkı besteler ve bu şarkının sözleriyle haftalık bir gazetenin açtığı 'Altın Güfte' yarışmasına katılır.

Yarışmaya katılan 16.000 parça arasından 7'den 70'e herkesin seveceği ve klasik haline gelecek Yaşar Güvenir bestesi 1.seçilmiştir:

sensiz saadet neymiş
tatmadım bilemem ki
alnımın yazısıydın
ne yapsam silemem ki...

seni uzaktan sevmek
aşkların en güzeli
alıştım hasretine
gel desen gelemem ki...


Gönül Yazar'ın Gözyaşları...

'Altın Güfte' kazanan şarkıya çok geçmeden plak teklifleri yağar haliyle.
Şarkı,ilk defa Gönül Yazar'ın plağında yer alacaktır.
Gönül Yazar da 'Sensiz Saadet Neymiş' in kaydı sırasında ,özel hayatında sorunlarının olduğu,duygusal bir dönem geçirmektedir.
Plak kaydının yapılacağı gün,hiç adeti olmadığı halde güpe-gündüz iki duble viski içerek girer kayda...


Buna rağmen şarkının sonlarına kadar sorunsuz bir şekilde okur şarkıyı Gönül Yazar.
Şarkının son kısmındaki 'gel desem gelemem ki' bölümüne gelindiğinde ise mikrofon başında Yaşar Güvenir'le göz göze gelirler.
Hem Gönül Yazar'ın hem Yaşar Güvenir'in gözlerinden yaşlar boşalır işte o an....


Nitekim çok hissederek yazılan,bestelenen söylenen ‘Gel desen gelemem ki’ plağı rekor denecek düzeyde satış yapıp 100.000 adedi aşar.


Şarkının hikayesini öğrendikten sonra insan daha farklı gözle bakıyor şarkıya...
Ve belki de dünyanın en anlamlı şarkı sözleri çıkıyor karşımıza:

'seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli/alıştım hasretine gel desen gelemem ki!'....

(Kaynak: http://idilodile.blogspot.com)

Anekdot:

Tarih 9 şubat 2013.
Biraz önce kitabevine bir bey geldi, kızına 'Ahmet beyle bir şarkı vesilesiyle tanıştık' dedi.
Hikayesini anlatayım. Akşam saatleri, 10 civarı. Bloglarda gezinirken yukardaki anekdotu okuyunca, Youtube'da Yaşar Güvenir'den 'çok görmeyin ne olur' parçasını dinlemeye başladım. Kasadayım. Şarkı ilerledikçe birden gözyaşlarım izinsiz akmaya başladı. Tam o anda bu bey geldi. 'Nasıl oldu anlamadım, nereye değdiyse' dedim. O da hüzünlü bir tebessümle şöyle cevap verdi: 'Olur bazen böyle şeyler.'



Yaşar Güvenir - Çaresizim



Kendine Gaddar

öfkeye, kine düşmeden
vuracağım kasap gibi,
musa ve kaya misali
fışkıracağım gözünden,

su versin diye sahra'ma,
acıların özsuyunu.
benim arzum umut oldu
senin tuzlu gözyaşında

yelken açacak bir gemi,
ve tatlı hıçkırman bir de
sarhoş edecek kalbimde
gümleyerek davul gibi!

çatlak ses değil miyim ben
o tanrısal senfonide,
doymak bilmez ironi'yle
beni saran ve kemiren?

odur sesimde yaygara!
odur kanım, kara zehir!
tekinsiz aynayım, görür
cadoloz kendini orda!

hem bıçağım hem de yara!
hem yanağım hem de tokat!
hem kurbanım hem de cellat!
ezen ve ezilen çarkta!

kalbimin vampiriyim ben,
-büyük yalnızlardan biri,
sonsuz gülmeye hükümlü
artık gülümseyemeyen!

Charles Baudelaire
Çeviren Ahmet Necdet

İçli Görüşme

ıssız ve buz tutmuş eski alanda
iki gölge geçiverdi bir anda.

dudakları sarkık, ölgün gözleri
ve güçlükle duyuluyor sözleri.

ıssız alanda düşsel iki kişi
iki gölge anımsadı geçmişi.

hatırında mı o büyülü anlar? 
artık hatırlasam da neye yarar?

ah! o mutlu, o güzel günler gelir
gözlerimin önüne! - olabilir.

umut büyük ve maviydi gökyüzü! 
umutlar yenildi, bıraktı bizi.

yürüyorlardı alanda böylece,
dinliyordu onları ıssız gece.

Paul Verlaine

Bir Çocuğun Ölümü Üzerine

Masum kurban, yeryüzü yolculuğunda
Hiçbir şey görmedi ilkbahardan başka
Geriye boş bir bulut kaldı ve adı,
Görünmez bir resim, bir hayal, bir anı,
Hoşçakal çocuk, ellerimizden kaydın,
Şimdi dönüşü olmayan bir yoldasın.
Göremeyeceğiz seni yazın artık,
Bayrama döndüğünde hasatta ortalık.
Göremeyeceğiz seni çit önünde,
Çıplak ayaklarınla, çıplak gövdenle.
Seine perileri her yıl taçlandırırken,
Yeşil Lucienne kırlarında gezerken.
Sadık ellerle gözlerinde yol alan
Bu araba, seninle artık kırlardan
Kumsallardan geçemeyecek ne yazık!
Kaygı uyandırmayacak bizde artık,
Bakışın, tatlı dilin, iç çekişlerin.
Kiraz dudaklarınla kekeleyişin
Kulağına fısıldanan sözcükleri,
Sevindiremeyecek artık bizleri.
Annenin şimdiden göz koyduğu o yer
Hepimizin sonu olacak, hoşça kal!


André Chénier(1762-1794)
(Çev:Tozan Alkan)

Deniz Feneri

deniz feneri olsaydım
gecede, fırtınada
ışıktım balıklara,
vapurlara, kayıklara..
ne yazık ki ben kendim
batmak üzere olan bir gemiyim!..

Wolfgang Borchert
Çeviri: B. Necatigil

Teldeki Kuş

Teldeki bir kuş gibi
eski bir gece yarısı korosundaki sarhoş gibi
kendimce denedim özgür olmayı kancadaki bir kurt gibi
eski moda bir kitaba eğilmiş bir şövalye gibi
beni iki büklüm eden aşkımızın aldığı biçimdi.

sana karşı nazik olmadıysam umarım bir yolunu
bulursun tüm bunları geçiştirmenin sana karşı sadık
olmadıysam bunun nedeni bir aşığın bir çeşit yalancı
olması gerektiğine inanmamdı.

ölü doğmuş bir bebek gibi, boynuzlu bir yaratık gibi,
bana ulaşmaya çalışan herkesi paramparça ettim ama bu
şarkıyla ve tüm hata yaptıklarım adına yemin ediyorum ki
tümünü telafi edeceğim seninle.

Ağlama, ağlama, ağlama artık hepsi bitti, bedeli ödendi.
Teldeki bir kuş gibi
eski bir gece yarısı korosundaki sarhoş gibi
kendimce denedim özgür olmayı.

Leonard Cohen

Çeviren: Mustafa Yılmazer

Bercestelerim