Ana içeriğe atla

Ansızın bir vedalaşma öldürür seni

beklemediğin bir vedalaşma seni öldürür. öldürür seni aşka tuzak yolculuklar.

denizi ancak deniz tanımlar

güneşin ayazında gemi çığlığı
hıçkırığı bol yolculuk sonu

kaptanın anonsu: karmaşa

ah veda, boşluğa yama… yarım bardak kırmızı şarabı unutmuşsun. küllüğü boşaltır, geceden kalan bulaşıkları yıkarsın. telaşla ararsın
anahtarı. fakat akşamdan kalan anılara virgül koyma isteği başlar sende: matematik defterinde unutulan, edebiyat defterine aktarılamayan yaşanmışla yaşanmamışın ince şeyleri. saksıdaki çiçeğin ışık töreni, balkonun gelgitleri düşer kalemine. uzandığın kanepede, tavanın geometrik öğretisi başlar.

kendini yağmurdan önce sınar bulut

çavdar ekmeğini reçele banarsın, boşluktaki açlığın için. gözlerin ilişir kordonu manda derili saate. pencereye tüneyen güvercin kümesi gölgelendirir yüzünü. sabah hüznünü süpürür merdiven boşluğundaki tıkırtılar. acıyı acıyla sarar, bir bilinmezliğe dalar çıkar, dalar çıkar umutla asılırsın telefona.

alo, sevgi kağıttan gemi
gibi sürükleniyor susuzluğa
saçlarımda rüzgar biriktiren
boynumda demirlenen hünerli

de ki: geyik rüyalarına yatalım
uykusuzluğa akalım
saman altından ilerleyen su gibi

gel de üçüncü gölge düşmesin gölgemize

düşlerine bir kova buzlu su boca edilir ve bir bardak çayla soluklanırsın... iki çırpıda anahtara ulaşır, bir çırpıda çıkarsın, hüznünü ele veren sokak aydınlığına. bir türlü kalabalıkta kaybolamaz; yüzünün sırrını dolmuş koltuğuna, pencere camına saklarsın… anıların darmadağın; deli coş bir aşkın sırf ‘mecburiyetten’ bitirilişi, bitirilemeyişi…

aşk: üst üste iki nokta
toprağında devedikeni

ateşin kararlılığı: yangın

akşamın ışığından
sabahın karanlığı daha iyi *

ılık iklimde ikindi vakti: sarmaşığın ağaç gövdesine dolanışı, hasretinden çatlamak üzere olan annenin kaybettiği bebeğini bulması, uzun bir yolculuk sonrası yolcunun bekleyenine kavuşması gibi kucaklaşmalar ancak diriltir seni.

-tülbentle süzülmez mi süt-

incehastalık: sevda

devasa bir boşluktasın
ret ve cesaret: kefaret

içinde patlayan havai fişek
gibi dışa saçılamayan acı

uçurtma ipi gibi uzayıp giden: aşk acısı, ayrılık acısı… bir ucunu diğer ucuna bağlayamama, tespih taneleri gibi dağılma korkusu. hayatın doğrusu mu? saman gibi yığıp yığıp sonra savrulma korkusu… götürür seni eskilere: yakamozların üşüdüğü, denizin geceyi giydiği saatlere sürükler, gelip oturur kaşlarının altına: yenilenip perdelenen… sırtını güverte direklerine verirsin, küpeştelere gözlerini. bir gemi çığlığı bile öldürmeye yeter artık seni.

hevesliyse ay
anahtar deliğinden de bakar

-aşkta bir artı bir etmez iki-

balıklar denizin suskunluğu kadar

klimaların soğuttuğu odalar ustura
karpuz çatlatan pınarlar kurudu
bol bulutlu yaylalar da yok artık

gözyaşlarıyla yağmurlar besleyen
çölden gemiler geçiren ey kalem eri
siren bile öldürür seni ayrılıklarda


yaz uykusundan uyanır gibi bakarsın boşluğa. kaldırımda yatan bir ayyaşın gövdesini es geçer; ezbere bildiğin, dudaklarından hiç düşürmediğin o şiiri bile hatırlayamazsın bu kafayla. buluşmanızı belirlediğiniz sokağa varmadan mola verirsin siyatikli bacakların için. bir poğaça, bir bardak çay katık olur sana. ‘kalbim niye yaralı? oysa her sonun bir başlangıcı, her başlangıcın bir sonu vardır; her sorunun bir yanıtı’ diye mırıldanırsın. düşündükçe başkalaşır, son yazın soluğuyla soluklanıp bir çırpıda kalkıp hayatı kendine verirsin gerçekliğine dönüştürerek, dövüştürerek gelgitlerini.

şehri sarmalamış sise aldırmadan, gömüt görünümlü sokakta yürürsün soruların yanıtsızlığında. zillerin artarak ürküttüğü, yüzü metallere dönük öğrencilere rehber olmak istersin. tiyatrolara, sinemalara, kitapçılara açılan o dar meydanda; kendini şapkasından çıkaranlarla, çıkaramayanlarla kâh kucaklaşır kâh savaşırsın… insana, inceliğe dair imgelerin bazen batıp bazen de çıktığı ortamlarda oturursun: tedirgin, bulanık, bugünsüz… aslında yalnızsındır, yalnızlığında ararsın düşlediklerini. ‘yağmuru çağıran ırmak, bir gün mutlak varacak o menzile’ diye yazarsın. kütüphaneleri mabet kılarsın nadir’e ulaşmak için.

fotoğraf negatifin aslı değil mi

kardeşliği kardeşlik kılan kan-
bağı değil sevginin kendisi

şiir su gibi doludizgin
hem şeffaf hem dolu

oysa sevgili kına dediğin
yosunla kayanın soyluluğu


aşk, zifiri karanlıkta da yol alabilenler için.

hüzün, haz nedir bilirsin. hevesle başlayıp da bir aşkın nasıl yarıda kaldığını, karşılıksız bir aşkın bedeni nasıl eskittiğini bilirsin.

bilmediğin: şiir kitapları neden tozlanır kitapçılarda?

* esin kaynağım özdeyiş: akşamın hayrından sabahın şerri daha iyi.


Mehmet Hameş


Aşk özgürlük ortamıdır ve anlaşılmak için değil yaşanmak içindir… Aşk, iki bilincin tek potada birleşirken tekli özgürlük alanına da saygı duyma çabasıdır. Aşk bir çıkıştır, bir tutumdur ve çıplak olmayı gerektirir. Aşk, zirvedeki güzellik duygusu, yüce ve eşsiz olandır. Aşk, duygu yoğunluğunun, dokunma ve düşünüşle sarmallaştığı ve insanın kendini ele verdiği noktadır… Aşk daha da insan olmak için gereklidir. Her ne kadar aşksız ve şiirsiz bir toplum oluşturma çabaları olsa da, aşkın ve şiirin gücü bu çabaları yenilgiye uğratacaktır. Aşkı şiir, şiiri de yaşam olarak görüyorum.

Mehmet Hameş 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Su

Set çek seline yavaş yavaş ilerle damla damla birik. Ak geç ıslattığın kayalardan: duraksama - uçurur güneş seni. Atla takıldığın çavlanlardan: duraksama - savurur rüzgar seni. Aldırma kumlara, çakıllara: çöker onlar dibe nasılsa - ilerle yavaş yavaş birik damla damla set çek seline. Oruç Aruoba

Şiirdir Baba

Bir şey değişmemiş, sanki daha dün. Dışarda sükûnu yaz akşamının, Bahçemiz sulanmış, ıslak her çiçek. Kapı çalınacak, babam gelecek… Ziya Osman Saba çünkü düşünen çocuktur baba Yasin Erol Yıl göçüp gitti Gizliyorum babamdan Kırlaşmış saçlarımı! Etsujin  Bu dağlar da Babamın gözleri önündeydi                 Kış yalnızlığında Issa insan bir yorgunluktur sevgili babacığım bunu sen söylemedin, kimseler söylemedi Mehmet Aycı  Babam; terleyen alnını sildiğim dua gibi bir adam! Engin Turgut Babalar ıssız ağlar Ansızın devrilen koca çınarlar. Süleyman Çelik buyurun kibar hanımlar beyler… Babanız sizi sevdi de ne oldu? Perihan Mağden Babanız öldüğünde büyüyorsunuz. Artık soru soracağınız, öğreneceğiniz, azarını duyacağınız, Takdirini alacağınız, akşam eve dönerken yolunu gözleyeceğiniz, Korkacağınız bir babanız yoksa büyüyorsunuz. Yarınınızdan sorumlu tuttuğunuz, her istediğinizi almak zorunda olan o kişi yo...

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle Değiştirmeye alıştılar İnsanlar başka insanların hayatını Bir hezaren sandalye midir hayat Dizip kaldırmaya alıştılar İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar Yelin üflediği yaprak mıdır onur Yürek arsız otlar gibi ayak altında Tanımıyor kimde kimseyi Ve kendini tanımak istemiyor İnsan tanımazsa kendini insan Nasıl varolabilir Bu yüzden dünya hey koca dünya Dönüyor bir ölüler ülkesine Susanlar şimdilik Oyunun dışına düşenler Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar Gün kıyamete erdiğinde Gülten Akın

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Veda Şiirleri Bercestem

Uzun yıllardan sonra  Sana bir daha rastlarsam Seni nasıl selamlamalıyım  Susarak mı, ağlayarak mı? Lord Byron “Vedalaşmaların ilmini yaptım ben,” Sürgünlerin uzmanlığını. Bir vapur nasıl kalkar bir limandan. Tren nasıl acı acı öter, öğrendim. Cevat Çapan Büyük istasyonlardaki büyük vedalar için Trenler uzun bekler güzel bir gelenektir Büyük istasyona benziyor artık bu ev Tren bir yolcu daha edinecek demektir Abdülkadir Budak Son Tren sessizce perondan ayrılırken, Baş öne eğilir hafiften, Umuda veda, Köksal Özyürek O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve. Nazım Hikmet Elveda gençlikte geçen günüme Ezirâil el atıyor canıma Yanarım gençlikte, o zamanıma Acı tatlı günler hep hayâl oldu Nerde gençlikteki geçen çağlarım Sustu bülbül gazel döktü bağlarım Her gün hatırlarım her gün ağlarım Veysel ağ...