09 Mayıs 2014

Bulut Geçti

Sen şimdi kocanın evinde oturursun
Ve saçların artık eskisi gibi değil
Geceleri yemekten sonra
Çorap söküğü dikersin
Belki de ellerin soğan kokar 

Senin kocan bir suratı çirkin adam
Ağzı açık uyur
Ve senin vücudun bozulur çocuk doğurdukça 

Salah Birsel



63 yılda kaç bulut geçti?

Günümüzden tam 63 yıl önce, 28 Şubat 1942 tarihli "İnkılapçı Gençlik" Dergisi'nin birinci sayfasında "Bulut Geçti" adlı bir şiir yayınlanır. Şiir şöyledir:

Sen şimdi kocanın evinde oturursun
Ve saçların artık eskisi gibi değil
Geceleri yemekten sonra
Çorap söküğü dikersin
Belki de ellerin soğan kokar
Senin kocan bir suratı çirkin adam
Ağzı açık uyur
Ve senin vücudun bozulur çocuk doğurdukça

23 yaşındaki şairin adı Salah Birsel'dir. Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat, şiirlerini sayfalarında birlikte yayınladıkları "Garip" adlı kitabı bir yıl önce çıkarmış, tutucu ve bağnaz çevreler bu yeniliğe sindiremeyerek yaylım ateşine tutmuşlardır. Salah Birsel'in şiiri de bu hazımsızlıktan payına düşeni alır ve Ulus Gazetesi'nden Sabahattin Sönmez'in hışmına uğrar: "Haydi, gençlerin yeni sanat anlayışlarına, yeni şiirlerine tahammül edelim, bu sabrı gösterelim, fakat bu zararlı propagandaya göz yummak kabil midir?" Vay efendim, bu genç şair, "milli aile" nin yapısına saldırmakta, evlilik kurumunu küçümsemektedir; bu yıkıcı bir şiirdir!.. Sabahattin Sönmez'in kışkırtmalarına dönemin ünlü edebiyatçıları da katılmaktan geri kalmaz. Buyurun, bunlar da Refik Halit Karay'ın Tan Gazetesi'nde "Çorap Söküğü Diken Zavallı Ev Kadını" başlığıyla yazdıkları: "Bence bu şiir, yalnız evlenmeyi kötülememektedir; genç kızları ere varmaktan, evli olmaktan şiddetle tiksindirdikten başka, onları sadece bir eğlence ve nefis körletme vasıtası olarak tanıdığını da anlatıyor, oynaşlığa, sürtüklüğe heveslendiriyor." Oysa ortada bir tek "zavallı" vardır; o da Salah Birsel'dir!.. Genç şair kendini bir anda kurtlar sofrasında, günümüzün diliyle kurtlar vadisinde bulur! Hakkında dava açılan Birsel, İstanbul 7. Ceza Mahkemesi'nde yargılanır. Bereket versin ki yargıç aklı başında, aydın bir insandır. Yargıç, şiirde söylenenlerin son derece doğal ve en önemlisi gerçeğe uygun bularak, 1942 yılının 17 Nisan günü yapılan duruşmada şairi aklar.

SAVCININ BAŞVURUSU

Her şey biter mi? Olur mu hiç öyle şey; bu ülkede vatan evlatları vardır!?. İstanbul Cumhuriyet savcı yardımcılarından Hilmi Davaslıgil şiirin "aile mevcudiyetini ve aile kurmak esasını sarsacak ve kadınlığın ana olmak hususundaki fikri temayülünü zayıflatacak" nitelikte olduğunu, Salah Birsel'in "açıkça çocuk doğurmamayı telkin ettiği" ve de mahkeme kararının bilirkişiye başvurulmadan alındığını belirterek Yargıtay'a başvurur... Genç şair, Basın Yasası'nın 41. maddesine göre yeniden yargılanır. Bu madde "Bir aydan bir yıla kadar hapis cezası" demektir. Yargıtay bilirkişi raporu olmadığı için kararı bozmuş, yargıç da bu karara uymuştur. Şiirin temiz olup olmadığına karar verecek bilirkişi heyeti üç edebiyatçıdan oluşur; Mithat Cemal Kuntay, Orhan Seyfi Orhon ve Halit Fahri Ozansoy... Kuntay ve Orhon şiirin "ahlak bozucu" olduğunda ağız birliği yaparlar ve de aklarlar: "Dergilerde bundan daha bozguncu şiirler de var!" Yani bu kafaya göre Orhan Veli de, Garip adlı şiir akımına destek veren öteki şairler de yargılanmalı ve hapse atılmalıdır! Salah Birsel'in lehine rapor veren yalnızca Ozansoy olur; bu şaire göre Birsel'in yazdıkları gerçekçilik olarak değerlendirilmelidir ve hiçbir suç unsuru taşımamaktadır. Tüm bunlar olur biterken, olayın başaktörü, hapislerde çürüme tehdidi altında olan Salah Birsel ne demektedir?... Evet, söz savunmanın: "Ben şiiri anlam için yazmam. Zaten bugün şiirde anlamın temeli oluşturmadığı üzerinde bir düşünceye varılmıştır. Ben şiir yazarken, bir güzellik yaratmak isterim. Şiir, sözcüklerle yazıldığı için, kendiliğinden bir anlam çıkar. Şiir sözcüklerin birleşmesinden meydana gelmiş büyük bir sözcükten başka bir şey değildir."

MAHKEME SUÇSUZ BULUR
13 oturumdan sonra mahkeme kararını açıklar: "Şair suçsuzdur!" Sizi bilmem ama ben, başımı kaldırdığımda geçip giden bir bulut görsem, Cumhuriyet tarihimizin en saçma sapan davalarından birinin sanığı olan Salah Birsel'i anımsarım. Yalnızca bulut geçince mi?... Kocasının evinde oturan, saçları eskisi gibi olmayan, çorap söküğü diken, elleri soğan kokan, suratı çirkin bir adam olan kocasının dövdüğü, nüfus planlamasına karşı cephe olarak, vücudu çocuk doğurdukça bozulmuş kadınların dramları, gözyaşları ve çaresizlikleriyle televizyon ekranında karşılaşınca da Salah Birsel gelir aklıma. Böylesi "zavallı" kadınlar öylesine çok ki dramları, hayat öyküleri hafta içi her gün tüm televizyon kanallarını dolduruyor neredeyse!?. Bu hafta, Salah Birsel'in "Bulut Geçti" şiirini yayınlanışının 63. yılında anmış olduk!.. Efendim; "Anmalar genellikle 25, 50 ya da 100 gibi yuvarlak sayılarda mı yapılır" dediniz?.. Yani, 50. yılı olsaydı daha bir anlamlı mı olurdu?.. Bir düşünün oysa; 51'in kabahati ne, 49'un neyi eksik!?..

Sunay Akın

Benzer Yazılar