29 Mayıs 2014

Yağmur Iscağı

Ben ne susuyorum, sen ne anlıyorsun…

Bir kılıcın üstünde yazıyordu bütün bunlar
Artık dostlarım bunu bir kenara yazsın, bu uzun soluklu ölümü
Ömrümüz galiba ölülere üzülmekle
İmrenmek arasında geçip gidecek
İnsan tekrara düşen bir canlıdır gerçek
Her ölüm düşülen bir tekrar değilse nedir
Her bungunluğun ardından yağmuru
Her yağmurun ardından güneşi beklememiz.
Bundandır
Sana uzaksa elbet birilerine yakındır
Hangi açıdan bakarsan bak acı değişmez sadece
Bize gelişi böyle bu kaderin
Ölenin önce hep yaşını sorarlar
Hal bu ki yaş ölümün umrunda değildir
Ölüm bazen, geceleyin tüm pencerelerden yükselen bir sessiz harftir
Fısıldanır uykudaki ruhlarına şehrin
Sonra tutmayan aşılar
Ansızın karşımızda beliren bir duvar
Her şey ile hiç bir şey arasında
En sahici olan şey olarak ölüm
Sağ gösterip sağ vurur, hiç aldatmamıştır
Hiç bekletmez, geç kalmaz kavline
Tüm yarım kalan sulardaki aksilik
Ölülerin hafızasındaki yeri bu dünyanın
Yarım kalmış ekmekteki pay nafiledir
Yıldızlara bakamıyorsak o çatılardan
El ele, hep beraber atlamalıdır
Zaten, kimin rezidansı daha büyük ölümden?
Sorulacak bir soru varsa
Kendimizden başlamalıdır
En bilinmezi kendisidir insanın
İstese de atlayamaz, boş bırakamaz
Dünya denen şeyin de özeti
Selahaddin Eyyubi’nin tabutundan sarkan eli
Buradaki rızık buraya kadarmış dendiği vakit
Başlayan asıl filmdir
Adınız bir istatistiğe veri olur
Bir kuşun yükseklik korkusudur ölüm.

Murat Özel

Benzer Yazılar