Ana içeriğe atla

Mor Karbasi


Mor Karbasi'nin müziği, 1492'de İspanya Kraliçesi Isabella'nın Kilise ile el ele yayınladığı, bütün Yahudilerin ülkeyi terk etmesi fermanıyla yollara düşenlerin Karadeniz'den, Yunanistan'dan, Kuzey Afrika'dan sesleri. Yakın zaman önce Equinox Müzik'çe memleketimizle buluşturulan Karbasi'nin ilk albümü Beauty and the Sea, bu yolculuğun ilk işareti. Beauty and the Sea'nin kartonetinin içinde bir hikâye saklı. Yazarı, Mor Karbasi'nin annesi Shoshana Karbasi. Hikâyede kadınlar var. Pencereden bakanlar, yollarda aşkı arayanlar, deniz sularında gelinliğe hazırlananlar, sesleri içlerinde kalmış kadınlar... Her kadının hikâyesinden sonra bir şarkı başlıyor. Kadın seslerinin şarkılara karışmasının utanç sayıldığı büyük büyükanne Karbasi'nin zamanları, torun Karbasi'nin sesiyle dünyaya açılıyor. Karbasi'nin sesi, bir geleneksel Ladino şarkısı Mansevo del dor'daki gibi küçük bir çocuk sesi bazen, bazen müziğini sevgilisiyle yaptığı Roza'daki gibi seksi, Flamenko ateşli... Hüzünlü bir düğün şarkısı Shecharhoret'daki gibi yaşlı bazen, çöllerde gezen... 23 yaşındaki Karbasi, Beauty and the Sea ile The Guardian gazetesi tarafından dünya müziğinin mühim divalarından biri ilan edildi bile. Düğünden cenazeye geleneksel Ladino şarkıları, Hebrew dilinde şarkılar, Galiçya dilinde şarkılar, Sefarad şarkıları ve bass gitardan klasiğe gitar şahikası modern havalar barındıran albümünün üzerine, bir de konserde kendisini izleyip dinleyince, anladıkThe Guardian'ın övgüsünün de sebebini. 

- Albümdeki şarkıları bir hikâyeyle buluşturmak güzel fikirmiş. Kimden çıktı? - Annem ve menajerimden. 'Neden şarkılarla gidecek bir hikâye yazmıyoruz?' dediler ve her şarkının öyküsünü içinde barındıran bir hikâye yazdı annem. Albümün adı Beauty and the Sea de çok güçlü bir ad. Aynı zamanda bu adı da anlatacak bir hikâye olsun istedik. Böyle başladık. Annem çok sanatçı ruhlu bir kadın. Şarkılar söyler, tasarım yapar, çocuk kitapları, romanlar, hikâyeler yazar. Bu albümde pek çok şarkının sözünü de o yazdı. 

- Sevgiliniz, aynı zamanda grubun gitaristi Joe Taylor'la birlikte yaptığınız besteler ve yazdığınız sözler de var albümde. Sevgiliyle müzik yapmak daha iyi şarkılar çıkmasını sağlıyor mudur? - Olabilir. Gerçekten ilham verici. Tanıştığımız zaman nasıl şarkı yazılır onu bile bilmiyordum. Çok etkilenmiştim ve içimde anlatılması gereken bir sürü güçlü duygu, yeni fikirler vardı. O İngiltere'de, ben İsrail'deydim. Kaseti takıp kayıt ediyordum şarkıları. Tanışır tanışmaz başlayan güçlü bir aşk ve müzikle süren bir aşktı. Yeni biriyle tanışıyorsun ve o da müzisyen. "Beauty And The Sea"nin bütün süreci birlikte geçti sonuçta. İkimiz için de çok yaratıcı, çok özel bir dönemdi. 

- Nasıl tanıştınız? - Mısır'da tatilde. Mısır, tatil için gidilebilecek dünyadaki en güzel yerlerden biri. Çöl ve deniz... 

- Annenizin yazdığı hikâyeyi de okuyunca sanki sadece kadınlar için yapılmış bir albüm gibi geliyor Beauty and the Sea insana. - Bütün geleneksel şarkılar kadın bakış açısından geliyor diye belki de. Evde çocuklara bakarken, temizlik yaparken mırıldanılan şarkılar çoğu... Hüzünlü aşklardan, kınkançlıklardan, özlemlerden bahsediyorlar. Ninniler, düğün şarkıları, aşk şarkıları, doğuma ve ölüme yazılmış şarkılarla anlatıyor kadınlar kendilerini. Mutluluklarını, hayallerini, üzüntülerini anlatıyorlar. O dönem kadınların sahnede şarkı söylemesi utanç duyulan, fahişelikle bir tutulan bir şey. Sadece erkekler şarkı söyleyebiliyorlar. Ben biraz da buradan, bu kadınların bakış açısından bakıyorum diye size öyle gelmiş olabilir. Bir de tabii ailemde bana ilham veren çok fazla güçlü kadın var. 

- Mesela anneniz. - Evet ve büyük annem ve onun da annesi. Annemin anlattığına göre onun büyükannesi ayna karşısında kocası öldükten sonra "Neden beni bıraktın" diye ağıtlar yakan, kendi yazdığı şiirleri şarkı yapan bir kadınmış. Ağlamak gibi düşünün bunu. Fas'ta ölülerin arkasından ağıtlar yakılır ve bu da herkesin yapabileceği bir iş değildir. Bunu yapan özel insanlar vardır. İşte annemin büyük annesi onlardan biriymiş. Annem de çok güçlü bir kadın. Sekiz tane çocuk yetiştirmiş. Ama tasa ve dertlerini hep şarkılarla anlatan biri. Benim büyük annem de Fas'ta şarkı söylermiş. O da çok güzel şarkılar söyler. Ve de çok güzel yemekler yapar. Durmaksızın yemek yapar. 

- Siz de öğrendiniz mi o güzel yemeklerden? - Tabii. Ben de yapıyorum ara sıra. Güzel Fas ve İran yemekleri yapar. İran yemekleri babamdan gelme. Babam İranlı. 

- Köklerinize bakınca dünya müziği yapan biri için büyük şans bu topraklar... - Kesinlikle. Grubumuzdaki insanlar da çok çeşitli yerlerden. Uruguay, Şili, İngiltere. Ve bu farklılıklar, bu renk de müziğe yansıyor haliyle. 

- İsrail'den İngiltere'ye gelmeye nasıl karar verdiniz? - Sevgilim İngiltere'de yaşıyordu ve ben de kalbimi takip ettim. Genelde kalbimi dinlerim ve onun yolundan giderim. Londra'da yaşayacağım aklımın ucundan bile geçmezdi yoksa. Gerçi Londra müziğim için iyi bir yer. İnsanlar her türlü müziğe çok açık. 

- Londra öncesi İsrail'de neler yapıyordunuz? - Öğrenciydim. Okul bittikten sonra askere gittim. İsrail'de kadınlara da erkekler gibi mecburi askerlik. 18 yaşımdan 20 yaşıma kadar ordudaydım ama orada da müzik yapıyordum. İnsanları mutlu edecek şarkılar söylüyordum. 

- Ordu ve müzik pek iyi bir ikili değil sanki. Zor olmuyor muydu? - Çok kolay değil. Kendi istediğiniz şarkılar yerine onların istediklerini söylüyorsunuz ama en azından şarkı söylüyorsunuz. Pek çok insan bunun için neler vermez. 

- Ne zaman huzura kavuşur o topraklar sizce? - Olanlar o kadar üzücü ki. Herkes aslında barış istiyor, barış içinde yaşamak istiyor. Hikâyenin iki tarafı var. Oraların huzura kavuşması biraz zor çünkü her şey gelecek nesillere bağlı ve gençleri, özellikle Filistin'de nefretle büyütüyorlar. Nefret bitmedikçe savaş da bitmez. Ben bu durumda sadece müziğimi yapıyorum ve her şeyin herkes için iyi olmasını umut ediyorum.

LADİNO BİR DİL DEĞİL, MİRAS
- Ladino ve Hebrew dilinde şarkılar söylüyorsunuz. Bunları aynı zamanda konuşabiliyor musunuz, yoksa sadece şarkıları mı biliyorsunuz? - İspanyolca ve Hebrew konuşabiliyorum. Ladino çok benzer İspanyolca'ya. Çok eski, Hebrew ile de karışmış bir dil. 

- Ladino'nun yolculuğunu biraz anlatabilir misiniz? - Ladino 500 yıl önce yaşamış İspanyol Yahudilerinin konuştuğu dil. Bir süre Müslüman rejiminde yaşadılar. O dönemler mutluydular. Müslümanlar onlara karşı çok anlayışlıydı. Yüksek ve önemli görevlerde bulundular hükümette, bilimsel alanlarda. Sultanın bile kişisel doktoru Yahudi'ydi. Daha sonra Katolik rejiminde yaşamaları istendi ve artık rahat değildiler. Ya kaçacaktılar, ya da öldürüleceklerdi ya da Katolik olmayı seçeceklerdi. Çoğu göç etti; Yunanistan, Türkiye, Bulgaristan, Kuzey Afrika... Bu insanlar 15.yy İspanyol diyalektiğiyle konuşmaya devam ettiler küçük gruplar içinde. Saklamaya çalıştılar. Ve bu dil bir süre sonra Türkçe kelimeler, Yunanca kelimeler, İncil'den Hebrew kelimelerle karıştı. Ladino dilden öte bir kültür, bir miras aslında. 

- Bu geleneksel şarkıları bulmak için özel araştırmalar yapıyor musunuz? - Elbette. En büyük kaynağım da Matilda Koen Serrano. İsrail'de çok önemli bir isim. Yaşlı bir araştırmacı. Bütün materyalleri topluyor ve kitap haline getiriyor. Daha yeni Ladino bir sözlük hazırladı. Kitapları ve kendisi çok yardımcı oluyor şarkıların ve hikâyelerinin keşfinde. Bir de eski kayıtları dinliyorum. Zaman zaman bu kayıtları grupla birlikte dinleyip aranje ediyoruz. 

- Örnek aldığınız bir müzisyen var mı, kim gibi olmak ister Karbasi?- Annem gibi olmak isterim ama örnek kimi alırım derseniz, Shloma Bar diyebilirim. O da Fas Yahudilerinden ve çok cesaretli bir müzisyen. İsrail'de yaşıyor ve orada kendi kültürünü kuruyor. İsrail çünkü her kültürü içinde eriten, herkesi kendisine benzetmeye çalışan bir yer. İnsanlar orada köklerinden utanırlar. Shloma Bar'sa kalbini takip eder ve müziğini yapar. 

- Genelde hüzünlü şarkılar var albümde. Düğün şarkıları bile hüzünlü. - Neşeli şarkılar da var aslında. İkisi de var, hayat gibi. Ben, mutlu olanlardansa hüzünlü olanları tercih ederim. Çünkü insan daha çok hüzünlü ve yalnız olduğu zamanlarda üretiyor. Yine de yeni albüm için daha neşeli Ladino parçalar seçtim. Her şarkıyı ayrı bir ruhta yaptım. Dinleyenler 'her birini bir başkası söylüyormuş gibi,' dediler. Planlı bir şey değildi, sadece içimden geldiği gibiydi. İlkbahar'da çıkması planlanıyor ve yine annemin sözlerde ve müzikte katkısı olduğu için "Tha Daughter of Spring/İlkbahar'ın Kızı" diye düşündük şimdilik ama kesin değil. 

- Sizin albümdeki en sevdiğiniz şarkı hangisi? - Sözlerini annemin yazdığı Tony ve bizim de müziklerini yaptığımız Judia. Judia Yahudi demek. Şarkı Yahudi kaderinden bahseden metaforik bir şarkı. 'Nereye gidersin git adın Yahudi olacak,'

ÇOK DİNDAR SAYILMAM 
- Dindar biri misinizdir, dininizin gerektirdiği ritüelleri yapan biri? 
- Çok dindar sayılmam ama ruhani biriyimdir. Ruhuma çok yakın hissediyorum dini. Bunu da müzikle anlatıyorum. İnsanlar artık kelimeleri dinlemiyorlar ama müziği dinliyorlar, dinleyecekler. Ben de umudumu, kalbime, oradan da müziğime koydum. 

- İlk albümünüzle bu kadar övgü alacağınızı tahmin ediyor muydunuz?- Güzel şeyler olacağını umuyordum ama yine de şaşırdım tabii. The Guardian'daki yazı çıktığında örneğin, İsrail'de tatildeydim, ailemin yanında. Menajerim aradı ve "Gazeteye bak" hemen dedi. "Benim bu benim, benden bahsediyorlar" diye çığlıklar attım. En iyi albümlerden biri diye yazmışlardı. Bu da büyük sürpriz oldu. 

- İnsanlar sizin isminizi Mariza ve Yasmin Levy'le birlikte sayıyorlar genelde. Müzikleriniz benziyor mu sizce? - Folk müzikle ilgili bir şey sanırım çünkü folk müzik parçaları pek çok ortak noktaya sahip. Gerçi özellikle benim yazdığım müzik düşünüldüğünde pek bir benzerlik bulamıyorum ben bu isimlerle. Ben Mor Karbasi'yim, ne Mariza, ne de Yasmin Levy.

HİP-HOP'LA ETNİK MÜZİĞİ KARIŞTIRMAM
- Siz de yeni neslin Matilda Koen Serrano'su olabilir misiniz? - Belki ama emin değilim çünkü bu benim ilk albümüm ve bu zamanlarda hissettiğim, peşinden gittiğim bir tutku. Sonuçta müzik bir bütün. Sınıflandırılamaz. 

- Bazı dünya müziği icracıları her türlü müzik türünü karıştırmayı seviyorlar. Hip hop yanına etnik müzik gibi. Siz nasıl bakıyorsunuz bu tür çalışmalara? - O kadar ileri gitmem sanırım. 

- Büyük müzisyenler ve sanatçıların pek çoğu Yahudi. Bunun bir sırrı var mıdır sizce?- En mutlu müzikler bile benim için en üzgün yerlerden çıkar. Diğerlerini bilmiyorum ama kendi tecrübelerime dayanarak konuşursam Yahudi kaderini ve ailemi her yere taşıyan biriyim. Ve bu tarih pek de mutlu bir tarih değil. Pek çok acılar yaşanmış bir tarih. Bana göre kalbinde tüm bunlarla gitmezsen gittiğin yerlere, inandırıcı, güçlü ve samimi olamazsın. Ruha ve kalbe dair olan yaratılar, en güçlü olanlar.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

Ehlen ve sehlen ey gam-ı kalb-i perişân merhabâ

“Şair görmüştür, size de gösterir; gördükleri ona tesir etmiştir, o da intibalarını size nakleder; dinleyicilerin/okuyucuların hepsi de onun gibi şairdir.”   Steal  Pâmâl idüp beni sıdı gam cündi kalbümi Himmet demidür ey Şeh-i Merdân yâ Alî (Gam askerleri beni ayaklar altına alarak kalbimi kırdı;  Ey yiğitlerin şahı Ali, vakit yardım etme vaktidir.) Hayretî ** Gam leşkerinden ister isen olasın emîn Var Abdî Beğ kapusın idin âhenîn hisâr  (Eğer gam askerlerinden kurtulayım dersen,  Abdi Bey’in demirden hisar gibi olan kapısına sığın.) ** Mülk-i gam sultânıyam şâhâ ayağun toprağı Kelle-i bî-devletümde tâc-ı devletdür bana  (Ey şahlara benzeyen sevgili, ben de gam ülkesinin sultanıyım;  senin ayağının toprağı benim talihsiz başıma bir devlet tacıdır.) ** Devletinde şâh-ı aşkun ben de gam sultânıyam Ey gözüm sakkâlığ it ey âh ferrâş ol bana  (Aşk şahının devletinde ben de gam sultanıyım artık.  Ey gözyaşlarım sen gam ülkesinin su dağıtıcısı ol, ...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

AŞIRI DÜŞÜNMEK

Aşırı düşünme (overthinking) günümüzde çoğumuzun muzdarip olduğu, bizi adeta bir bataklık gibi içine çeken, enerjimizi tüketen ve içsel huzurumuzu bozan, işlevsel olmayan bir eylemdir. Araştırmalarında özellikle kadınların aşırı düşünmeye erkeklerden daha yatkın olduğunu bulan Susan Nolen-Hoeksema “Aşırı Düşünen Kadınlar” adlı kitabında, yıllarca yaptığı bu araştırmalara dayanarak kadınlar özelinde bu eylemi derinlemesine incelemekte ve çözüm yolları sunmaktadır.  1.BÖLÜM: BİR SALGINA DÖNÜŞEN AŞIRI DÜŞÜNME EYLEMİ Aşırı düşünme çoğu zaman bize bir fayda sağlamayan, aksine olumsuz duygu ve düşüncelerin altında ezildiğimiz bir haldir. Bu düşünüp durma hali, problem çözme becerimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkilediği gibi ilişkilerimizin ve ruhsal sağlığımızın bozulmasında da rol oynar. Nitekim kadınların depresyon ve kaygı gibi problemleri yaşama olasılığı erkeklere göre iki kat fazladır ve aşırı düşünme eğiliminin bu durumun nedenlerinden biri olarak gösterilmesi mümkündür. Yaza...