Ana içeriğe atla

Mor Karbasi


Mor Karbasi'nin müziği, 1492'de İspanya Kraliçesi Isabella'nın Kilise ile el ele yayınladığı, bütün Yahudilerin ülkeyi terk etmesi fermanıyla yollara düşenlerin Karadeniz'den, Yunanistan'dan, Kuzey Afrika'dan sesleri. Yakın zaman önce Equinox Müzik'çe memleketimizle buluşturulan Karbasi'nin ilk albümü Beauty and the Sea, bu yolculuğun ilk işareti. Beauty and the Sea'nin kartonetinin içinde bir hikâye saklı. Yazarı, Mor Karbasi'nin annesi Shoshana Karbasi. Hikâyede kadınlar var. Pencereden bakanlar, yollarda aşkı arayanlar, deniz sularında gelinliğe hazırlananlar, sesleri içlerinde kalmış kadınlar... Her kadının hikâyesinden sonra bir şarkı başlıyor. Kadın seslerinin şarkılara karışmasının utanç sayıldığı büyük büyükanne Karbasi'nin zamanları, torun Karbasi'nin sesiyle dünyaya açılıyor. Karbasi'nin sesi, bir geleneksel Ladino şarkısı Mansevo del dor'daki gibi küçük bir çocuk sesi bazen, bazen müziğini sevgilisiyle yaptığı Roza'daki gibi seksi, Flamenko ateşli... Hüzünlü bir düğün şarkısı Shecharhoret'daki gibi yaşlı bazen, çöllerde gezen... 23 yaşındaki Karbasi, Beauty and the Sea ile The Guardian gazetesi tarafından dünya müziğinin mühim divalarından biri ilan edildi bile. Düğünden cenazeye geleneksel Ladino şarkıları, Hebrew dilinde şarkılar, Galiçya dilinde şarkılar, Sefarad şarkıları ve bass gitardan klasiğe gitar şahikası modern havalar barındıran albümünün üzerine, bir de konserde kendisini izleyip dinleyince, anladıkThe Guardian'ın övgüsünün de sebebini. 

- Albümdeki şarkıları bir hikâyeyle buluşturmak güzel fikirmiş. Kimden çıktı? - Annem ve menajerimden. 'Neden şarkılarla gidecek bir hikâye yazmıyoruz?' dediler ve her şarkının öyküsünü içinde barındıran bir hikâye yazdı annem. Albümün adı Beauty and the Sea de çok güçlü bir ad. Aynı zamanda bu adı da anlatacak bir hikâye olsun istedik. Böyle başladık. Annem çok sanatçı ruhlu bir kadın. Şarkılar söyler, tasarım yapar, çocuk kitapları, romanlar, hikâyeler yazar. Bu albümde pek çok şarkının sözünü de o yazdı. 

- Sevgiliniz, aynı zamanda grubun gitaristi Joe Taylor'la birlikte yaptığınız besteler ve yazdığınız sözler de var albümde. Sevgiliyle müzik yapmak daha iyi şarkılar çıkmasını sağlıyor mudur? - Olabilir. Gerçekten ilham verici. Tanıştığımız zaman nasıl şarkı yazılır onu bile bilmiyordum. Çok etkilenmiştim ve içimde anlatılması gereken bir sürü güçlü duygu, yeni fikirler vardı. O İngiltere'de, ben İsrail'deydim. Kaseti takıp kayıt ediyordum şarkıları. Tanışır tanışmaz başlayan güçlü bir aşk ve müzikle süren bir aşktı. Yeni biriyle tanışıyorsun ve o da müzisyen. "Beauty And The Sea"nin bütün süreci birlikte geçti sonuçta. İkimiz için de çok yaratıcı, çok özel bir dönemdi. 

- Nasıl tanıştınız? - Mısır'da tatilde. Mısır, tatil için gidilebilecek dünyadaki en güzel yerlerden biri. Çöl ve deniz... 

- Annenizin yazdığı hikâyeyi de okuyunca sanki sadece kadınlar için yapılmış bir albüm gibi geliyor Beauty and the Sea insana. - Bütün geleneksel şarkılar kadın bakış açısından geliyor diye belki de. Evde çocuklara bakarken, temizlik yaparken mırıldanılan şarkılar çoğu... Hüzünlü aşklardan, kınkançlıklardan, özlemlerden bahsediyorlar. Ninniler, düğün şarkıları, aşk şarkıları, doğuma ve ölüme yazılmış şarkılarla anlatıyor kadınlar kendilerini. Mutluluklarını, hayallerini, üzüntülerini anlatıyorlar. O dönem kadınların sahnede şarkı söylemesi utanç duyulan, fahişelikle bir tutulan bir şey. Sadece erkekler şarkı söyleyebiliyorlar. Ben biraz da buradan, bu kadınların bakış açısından bakıyorum diye size öyle gelmiş olabilir. Bir de tabii ailemde bana ilham veren çok fazla güçlü kadın var. 

- Mesela anneniz. - Evet ve büyük annem ve onun da annesi. Annemin anlattığına göre onun büyükannesi ayna karşısında kocası öldükten sonra "Neden beni bıraktın" diye ağıtlar yakan, kendi yazdığı şiirleri şarkı yapan bir kadınmış. Ağlamak gibi düşünün bunu. Fas'ta ölülerin arkasından ağıtlar yakılır ve bu da herkesin yapabileceği bir iş değildir. Bunu yapan özel insanlar vardır. İşte annemin büyük annesi onlardan biriymiş. Annem de çok güçlü bir kadın. Sekiz tane çocuk yetiştirmiş. Ama tasa ve dertlerini hep şarkılarla anlatan biri. Benim büyük annem de Fas'ta şarkı söylermiş. O da çok güzel şarkılar söyler. Ve de çok güzel yemekler yapar. Durmaksızın yemek yapar. 

- Siz de öğrendiniz mi o güzel yemeklerden? - Tabii. Ben de yapıyorum ara sıra. Güzel Fas ve İran yemekleri yapar. İran yemekleri babamdan gelme. Babam İranlı. 

- Köklerinize bakınca dünya müziği yapan biri için büyük şans bu topraklar... - Kesinlikle. Grubumuzdaki insanlar da çok çeşitli yerlerden. Uruguay, Şili, İngiltere. Ve bu farklılıklar, bu renk de müziğe yansıyor haliyle. 

- İsrail'den İngiltere'ye gelmeye nasıl karar verdiniz? - Sevgilim İngiltere'de yaşıyordu ve ben de kalbimi takip ettim. Genelde kalbimi dinlerim ve onun yolundan giderim. Londra'da yaşayacağım aklımın ucundan bile geçmezdi yoksa. Gerçi Londra müziğim için iyi bir yer. İnsanlar her türlü müziğe çok açık. 

- Londra öncesi İsrail'de neler yapıyordunuz? - Öğrenciydim. Okul bittikten sonra askere gittim. İsrail'de kadınlara da erkekler gibi mecburi askerlik. 18 yaşımdan 20 yaşıma kadar ordudaydım ama orada da müzik yapıyordum. İnsanları mutlu edecek şarkılar söylüyordum. 

- Ordu ve müzik pek iyi bir ikili değil sanki. Zor olmuyor muydu? - Çok kolay değil. Kendi istediğiniz şarkılar yerine onların istediklerini söylüyorsunuz ama en azından şarkı söylüyorsunuz. Pek çok insan bunun için neler vermez. 

- Ne zaman huzura kavuşur o topraklar sizce? - Olanlar o kadar üzücü ki. Herkes aslında barış istiyor, barış içinde yaşamak istiyor. Hikâyenin iki tarafı var. Oraların huzura kavuşması biraz zor çünkü her şey gelecek nesillere bağlı ve gençleri, özellikle Filistin'de nefretle büyütüyorlar. Nefret bitmedikçe savaş da bitmez. Ben bu durumda sadece müziğimi yapıyorum ve her şeyin herkes için iyi olmasını umut ediyorum.

LADİNO BİR DİL DEĞİL, MİRAS
- Ladino ve Hebrew dilinde şarkılar söylüyorsunuz. Bunları aynı zamanda konuşabiliyor musunuz, yoksa sadece şarkıları mı biliyorsunuz? - İspanyolca ve Hebrew konuşabiliyorum. Ladino çok benzer İspanyolca'ya. Çok eski, Hebrew ile de karışmış bir dil. 

- Ladino'nun yolculuğunu biraz anlatabilir misiniz? - Ladino 500 yıl önce yaşamış İspanyol Yahudilerinin konuştuğu dil. Bir süre Müslüman rejiminde yaşadılar. O dönemler mutluydular. Müslümanlar onlara karşı çok anlayışlıydı. Yüksek ve önemli görevlerde bulundular hükümette, bilimsel alanlarda. Sultanın bile kişisel doktoru Yahudi'ydi. Daha sonra Katolik rejiminde yaşamaları istendi ve artık rahat değildiler. Ya kaçacaktılar, ya da öldürüleceklerdi ya da Katolik olmayı seçeceklerdi. Çoğu göç etti; Yunanistan, Türkiye, Bulgaristan, Kuzey Afrika... Bu insanlar 15.yy İspanyol diyalektiğiyle konuşmaya devam ettiler küçük gruplar içinde. Saklamaya çalıştılar. Ve bu dil bir süre sonra Türkçe kelimeler, Yunanca kelimeler, İncil'den Hebrew kelimelerle karıştı. Ladino dilden öte bir kültür, bir miras aslında. 

- Bu geleneksel şarkıları bulmak için özel araştırmalar yapıyor musunuz? - Elbette. En büyük kaynağım da Matilda Koen Serrano. İsrail'de çok önemli bir isim. Yaşlı bir araştırmacı. Bütün materyalleri topluyor ve kitap haline getiriyor. Daha yeni Ladino bir sözlük hazırladı. Kitapları ve kendisi çok yardımcı oluyor şarkıların ve hikâyelerinin keşfinde. Bir de eski kayıtları dinliyorum. Zaman zaman bu kayıtları grupla birlikte dinleyip aranje ediyoruz. 

- Örnek aldığınız bir müzisyen var mı, kim gibi olmak ister Karbasi?- Annem gibi olmak isterim ama örnek kimi alırım derseniz, Shloma Bar diyebilirim. O da Fas Yahudilerinden ve çok cesaretli bir müzisyen. İsrail'de yaşıyor ve orada kendi kültürünü kuruyor. İsrail çünkü her kültürü içinde eriten, herkesi kendisine benzetmeye çalışan bir yer. İnsanlar orada köklerinden utanırlar. Shloma Bar'sa kalbini takip eder ve müziğini yapar. 

- Genelde hüzünlü şarkılar var albümde. Düğün şarkıları bile hüzünlü. - Neşeli şarkılar da var aslında. İkisi de var, hayat gibi. Ben, mutlu olanlardansa hüzünlü olanları tercih ederim. Çünkü insan daha çok hüzünlü ve yalnız olduğu zamanlarda üretiyor. Yine de yeni albüm için daha neşeli Ladino parçalar seçtim. Her şarkıyı ayrı bir ruhta yaptım. Dinleyenler 'her birini bir başkası söylüyormuş gibi,' dediler. Planlı bir şey değildi, sadece içimden geldiği gibiydi. İlkbahar'da çıkması planlanıyor ve yine annemin sözlerde ve müzikte katkısı olduğu için "Tha Daughter of Spring/İlkbahar'ın Kızı" diye düşündük şimdilik ama kesin değil. 

- Sizin albümdeki en sevdiğiniz şarkı hangisi? - Sözlerini annemin yazdığı Tony ve bizim de müziklerini yaptığımız Judia. Judia Yahudi demek. Şarkı Yahudi kaderinden bahseden metaforik bir şarkı. 'Nereye gidersin git adın Yahudi olacak,'

ÇOK DİNDAR SAYILMAM 
- Dindar biri misinizdir, dininizin gerektirdiği ritüelleri yapan biri? 
- Çok dindar sayılmam ama ruhani biriyimdir. Ruhuma çok yakın hissediyorum dini. Bunu da müzikle anlatıyorum. İnsanlar artık kelimeleri dinlemiyorlar ama müziği dinliyorlar, dinleyecekler. Ben de umudumu, kalbime, oradan da müziğime koydum. 

- İlk albümünüzle bu kadar övgü alacağınızı tahmin ediyor muydunuz?- Güzel şeyler olacağını umuyordum ama yine de şaşırdım tabii. The Guardian'daki yazı çıktığında örneğin, İsrail'de tatildeydim, ailemin yanında. Menajerim aradı ve "Gazeteye bak" hemen dedi. "Benim bu benim, benden bahsediyorlar" diye çığlıklar attım. En iyi albümlerden biri diye yazmışlardı. Bu da büyük sürpriz oldu. 

- İnsanlar sizin isminizi Mariza ve Yasmin Levy'le birlikte sayıyorlar genelde. Müzikleriniz benziyor mu sizce? - Folk müzikle ilgili bir şey sanırım çünkü folk müzik parçaları pek çok ortak noktaya sahip. Gerçi özellikle benim yazdığım müzik düşünüldüğünde pek bir benzerlik bulamıyorum ben bu isimlerle. Ben Mor Karbasi'yim, ne Mariza, ne de Yasmin Levy.

HİP-HOP'LA ETNİK MÜZİĞİ KARIŞTIRMAM
- Siz de yeni neslin Matilda Koen Serrano'su olabilir misiniz? - Belki ama emin değilim çünkü bu benim ilk albümüm ve bu zamanlarda hissettiğim, peşinden gittiğim bir tutku. Sonuçta müzik bir bütün. Sınıflandırılamaz. 

- Bazı dünya müziği icracıları her türlü müzik türünü karıştırmayı seviyorlar. Hip hop yanına etnik müzik gibi. Siz nasıl bakıyorsunuz bu tür çalışmalara? - O kadar ileri gitmem sanırım. 

- Büyük müzisyenler ve sanatçıların pek çoğu Yahudi. Bunun bir sırrı var mıdır sizce?- En mutlu müzikler bile benim için en üzgün yerlerden çıkar. Diğerlerini bilmiyorum ama kendi tecrübelerime dayanarak konuşursam Yahudi kaderini ve ailemi her yere taşıyan biriyim. Ve bu tarih pek de mutlu bir tarih değil. Pek çok acılar yaşanmış bir tarih. Bana göre kalbinde tüm bunlarla gitmezsen gittiğin yerlere, inandırıcı, güçlü ve samimi olamazsın. Ruha ve kalbe dair olan yaratılar, en güçlü olanlar.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA GEÇEN ŞİİRLER

Bende olan aşk taşta olsa ikiye ayrılırdı. Rüzgarda olsa, esintisi duyulmaz olurdu. Allah’a tevbe edersem seni her andığımda; Yazılmaz bana artık hiçbir günah. Sonra bitecek... O bir saatçik idi ancak, işte bu da tümden gidecek ve zail olacak. *** Arzusunun çokluğundan seven, tadar teselliyi Ben Leyla’dan bunu tatmadım. Onun vuslatından en fazla ulaştığım Şimşeğin çakması gibi gerçekleşmeyen beklentilerdir. *** Onlar için ağlıyorum için için, ne garib, Ve soruyorum her gördüğüme, onlarsa yanıbaşımda Arıyor gözlerim onları oysa gözbebeğimdeler Kalbim onlara iştiyak duyuyor onlarsa göğsümde. *** Ey kalbimde ve ruhumda kaim olan Gözümden ve nazarımdan uzak olan Ruhumu göremezsem bile evet sen osun Ey bana her yakından yakın olan. *** Hayalin gözümde zikrin dilimde Mekanın kalbimde, nereye kayboluyorsun? *** Aşk, yeretti bende, sen değilken benim için Aşktan ne önemli ne de önemsiz Beni küçümsedin Çabaladım ben de nefsimi küçümsemeye Seni hakir gören ikram edilenlerden değildir Düşmanlarım...

Divan Şiirinde Güneş

Kıyâmet günine benzer o meh-rûda mehâbet var Temâşâ-yı cemâline ne tâkât var ne kudret var Taşlıcalı Yahya Ol kâmet üzre ol hurşîd sûret Kıyâmet güni gibi pür-harâret Mesîhî Ol büt-i sîmîni gördüm sînesi billûr imiş Gün gibi başdan ayaga bir musavver nûr imiş Üsküblü İshak Çelebi Subh-dem yaturken ol meh üstüme geldi didi Üstüne gelmiş güneş sen dahı uyanmaz mısın Karamanlı Nizâmî Göz göre sensüz şeb-i târ oldı rûz-ı rûşenüm Kandasın ey âfitâb-ı âlem-ârâ kandasın Hayretî Açılur senden yana her gün gözüm nergisleri Âfitâbum hânenün câmı güne karşu gerek Taşlıcalı Yahya Ârâm idemez dil göricek sâgarı pür-mey Hurşîdi göricek nola raks eylese zerrât Hayâlî Meger bir subh kim ‘âlem gelini Boyar yüz reng ü âl ile elini Bürür gerçi başına al tuvagı Kılur nûrânî anı yüzi agı Arûs-i çarh pîrûze eyleyüp baht Urınur tâc-ı zer pîrûze-gûn taht Şeyhî Zînet itmiş kendüyi ol bî-vefâ dünyâ gibi Âsumânîler geyer mihr-i cihân-ârâ gibi Üsküpl...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

KEDERLİ AŞIK

Sevgilim, sen kaybolduğunda dünyaya ıssızlık çöker Söyle bana ay parçam ne vakit doğacaksın Ruhum yok oldu uğrunda, özleminden Anlat bana can parçam bu hususta ne yapacaksın Gönlümün saadeti, esenlikte ve bollukta kalmandır Dünyadan bunun ile razı olurum ben Sana olan aşkımı misline katlasam beyhude değil Gözyaşlarımı senin için akıtsam ziyan değil Ki senden gayrısı karşıma çıksa dönüp bakmam Bana seslense dahi işitmem Annesinin nehre bıraktığındaki Musa gibiyim sanki Önceden süt anneler ona haram kılınmıştı hani Sanıyorum sevgilim onu tanıdığım gibi değil Aksi halde vuslatımıza engel olan mazeret nedir? Öfkeyle çekip gitti, görmeyeli oldu üç gün İşte bugün de dördüncü gün Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi Bense bu cefa karşısında bir hayli sabırlıyım Sevgilimin bana hoşnutça dönmesini umuyorum Lütfedersen ey habercim ona söyle “Aşığın darlık içinde, seninse affın geniş” diye Yemin ederim ne kavrulan kalbimin ...

HAYDİ GÜL

“Gök bile tasalı” deyip astı suratını Dedim: “Haydi gül, yeter gök için bu kadar somurttuğun Dedi: “Gençlik de geçip gitti.” Dedim: “Haydi gül! Bu hüznün geri getirmez ki akıp giden o yılları Dedi: “O ki aşkımın göğüydü Ama cehennem oldu artık sevdalı ruhuma Kalbimin sahibi kılmışken ben onu, tutmadı ki sözlerini Şimdi nasıl tebessüm edebilirim ben? Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın Dedi: “Korkunç bir savaş anında ticaret, Susuzluktan ölmek üzere olan yolcuya benziyor Ya da kana muhtaç, veremli, zarif bir kadına Her soluk alış verişinde kan kusmakta Dedim: “Haydi gül, sen değilsin ki hastalığının kaynağı, ne de şifası Sen gülersen belki de... Nasıl oluyor da suçlu bir başkası iken? Sen dehşet içerisinde sabahlıyorsun, sanki sensin kabahatli Dedi: “Düşmanlar sardı etrafımı, katlandı nâraları Kuşatmışlarken beni kendi yurdumda, sevineyim ben öyle mi? Dedim: “Haydi gül, düşmanlar seni hor görmeyecekti ki (onlardan) daha saygı...

BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i)

Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cevaplar veren, gülünç görünümlü, saf birisidir. Bir kısım kaynaklar onunla ilgili haberlerinde onu, ahmak, kalın kafalı, kötü huylu biri olarak tanıtmışlardır. el-Câhiz, ünlü eseri el-Beyân ve't-Tebyîn'de ahmaklarla ilgili örnekler verirken, şairin bir gün Abdulazîz b. Mervân'a bir methiye takdim ettiğini, bu methiye karşılığında halifenin ne dileğin varsa iste" demesi üzerine şairin kendisini, halifenin katibi olan İbn Zimâne'nin yerine geçirmesini istediğini, ancak halifenin buna tepki göstererek, onu hiçbir şey vermeden yolladığım anlatmaktadır. Yazar, Kuseyyir'in bu gerçekleşmesi mümkün olmayan isteğini ahmakça bulmuş ve eserinde örnek olarak vermiştir . Katiplikte hiç tecrübesi olmadığı halde kendini İbn Zimâne'nin makamına layık gören şairin şiirlerinden ve bazı rivayetlerden onun kendini beğenmiş bir ruh h...

Şiir/lerde Çocukluğumuz

Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk; Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk… Necip Fazıl Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma, meraklıdır ölülere çocuklar. Nazım Hikmet çünkü Zeynep diye bir kız çocuk “canavarın zamanı yoktur” demişti yıllarca araştırdım bulamadım aslını belki de haklıydı, kimbilir Turgut Uyar Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı Murathan Mungan “Dostça gülümsedi. Bu gülümseme sanki bana değil de çocukluğuma gitmiş gibiydi.” Romain Gary özlüyorum pişirdiği ekmeği kahvesini dokunuşunu çocukluğum büyüyor içimde günden güne. göz kulak oluyorum kendime ölürsem çünkü utanırım annemin gözyaşlarından Mahmut Derviş başını cama dayayan çocuk hoşçakal ben burada kalıyorum güneşin altında anteni çıkar radyonu aç düşlerini unutma Ahmet Güntan kocadım, geri ver çocukluğumu anne eşlik edebileyim diye küçük serçelere …dönüş yolunda senin bekleyiş yuvana. Mahmut Derviş Çocukluklardı bilincimin iskeleti ...

DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT

İKİNCİ AĞIT Her melek korkunçtur. Heyhat, yine de  şarkılarla seslenirim size, ruhun âdeta ölümcül kuşları,  bilerek sizleri. Nerede Toviya'nın günleri,  en nurlulardan birinin, basit bir evin kapısında durduğu o günler, yolculuk için azıcık kılık değiştirmişti de korkunç değildi artık;  (delikanlıydı, merakla bakınan delikanlının yanında).  Şimdi çıksa başmelek, o tehlikeli melek, yıldızların arkasından,  tek bir adım atsa aşağıya, bu tarafa: yerinden sıçrar  çarparak öldürürdü bizi kendi kalbimiz. Kimsiniz siz? Erkenden talihe kavuşanlar, sizler ki kâinatın baştacısınız,  dağ silsileleri, şafak kırmızısı dorukları  tüm yaratılışın, - çiçeklenmiş tanrının polenleri,  uzuvları ışığın, geçitleri, merdivenleri, tahtları,  varlıktan mekânları, hazdan kalkanları, kargaşaları  şahlanmış duyguların ve aniden, birer birer,  aynalar : dışa yansıttığı güzelliği  yine kendi yüzünde toplayan. Oysa bizler, ne zaman hissetsek, buh...

AŞIKLAR KİTABI'NDAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR

Bu kitabın okuyucularından, vatanından uzakta, kitaplarının yokluğu, yorgun hafızası ve gayretli çabasıyla, sahibi hakkında “Muaydi’yi uzaktan uzağa işitmen, görmenden iyidir” sözü söylenebilecek kadar az ilmi sermayesi ile umduğu kadarını yazdığı için, yazarını mazur görmeleri dilenir. *** Bu kitap, her sınıftan insan için uygun bir kitaptır. Din ve dünya için yardımcı, dünyevî ve uhrevî lezzetler için bir basamaktır. Aşkın türleri, hükümleri, ona ilintili şeyler, doğrusu ve yanlışı, afetleri ve felaketleri, sebepleri ve engelleri gibi konular; münasip âyet-i kerîmeler, nebevî hadisler, fıkhî meseleler, selefin sözleri, şiirlerden örnekler ve gerçek hikâyelerle süslenerek, okuyucuyu doyuracak, değerlendireni rahatlatacak bir tarzda kitapta yer almaktadır. *** “Muhabbet”, sevgiliye kavuşma heyecanı esnasında kalbin galeyana gelmesi ve çalkalanmasıdır. Âşığın kalbi, bir anlamda sevgilisini gereksinmekte, ona bağlanmakta ve ayrılamamaktadır. Muhabbet kelimesinin, “yerinde duramayıp harek...

Abdurrahman ed-Dahil'e Gazeli

Acıdan sızlanan bülbüle kim bulur çare, Gece karanlığında başına gelen hasretine Dağ ve bayırla dertleşip giryan olur hep o: Endülüs’le bir olur mu Şark diyarı ... Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince acıların tuzağına takılmış kalmış Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş Ağacının ıssız dallarında silkindikçe Aşka gelip ağlamaktan güler Bürünüp abasına yüzü kapalı İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla Tüneyince sırtı kamburlaşır Dikilince de göğsü kamburlaşır ... Boğazının üzerinde kırmızı gagasındaki dili Bir temrenin ucundaki kan izi gibi Şakıdıkça sonuna kadar açılır Akikten bir makasmış gibi Ayrılık haline ağlayıp sızlanır İnce bir tülün ardında evladına ağlayan anne gibi Ağzını açıp savurdukça çatallı dilini Tutmadan kendini döker içini Onun dili ud telidir; lakin çalmadan öter gece vakti yahut da o kor kıvılcımıdır ... Sükûnet halindeydi; hasreti coştu birden Dertlerin çilegâhı değil miydi gece Biri tükenmiş biri yorgun iki kanatla Uçmay...