Ana içeriğe atla

Mor Karbasi


Mor Karbasi'nin müziği, 1492'de İspanya Kraliçesi Isabella'nın Kilise ile el ele yayınladığı, bütün Yahudilerin ülkeyi terk etmesi fermanıyla yollara düşenlerin Karadeniz'den, Yunanistan'dan, Kuzey Afrika'dan sesleri. Yakın zaman önce Equinox Müzik'çe memleketimizle buluşturulan Karbasi'nin ilk albümü Beauty and the Sea, bu yolculuğun ilk işareti. Beauty and the Sea'nin kartonetinin içinde bir hikâye saklı. Yazarı, Mor Karbasi'nin annesi Shoshana Karbasi. Hikâyede kadınlar var. Pencereden bakanlar, yollarda aşkı arayanlar, deniz sularında gelinliğe hazırlananlar, sesleri içlerinde kalmış kadınlar... Her kadının hikâyesinden sonra bir şarkı başlıyor. Kadın seslerinin şarkılara karışmasının utanç sayıldığı büyük büyükanne Karbasi'nin zamanları, torun Karbasi'nin sesiyle dünyaya açılıyor. Karbasi'nin sesi, bir geleneksel Ladino şarkısı Mansevo del dor'daki gibi küçük bir çocuk sesi bazen, bazen müziğini sevgilisiyle yaptığı Roza'daki gibi seksi, Flamenko ateşli... Hüzünlü bir düğün şarkısı Shecharhoret'daki gibi yaşlı bazen, çöllerde gezen... 23 yaşındaki Karbasi, Beauty and the Sea ile The Guardian gazetesi tarafından dünya müziğinin mühim divalarından biri ilan edildi bile. Düğünden cenazeye geleneksel Ladino şarkıları, Hebrew dilinde şarkılar, Galiçya dilinde şarkılar, Sefarad şarkıları ve bass gitardan klasiğe gitar şahikası modern havalar barındıran albümünün üzerine, bir de konserde kendisini izleyip dinleyince, anladıkThe Guardian'ın övgüsünün de sebebini. 

- Albümdeki şarkıları bir hikâyeyle buluşturmak güzel fikirmiş. Kimden çıktı? - Annem ve menajerimden. 'Neden şarkılarla gidecek bir hikâye yazmıyoruz?' dediler ve her şarkının öyküsünü içinde barındıran bir hikâye yazdı annem. Albümün adı Beauty and the Sea de çok güçlü bir ad. Aynı zamanda bu adı da anlatacak bir hikâye olsun istedik. Böyle başladık. Annem çok sanatçı ruhlu bir kadın. Şarkılar söyler, tasarım yapar, çocuk kitapları, romanlar, hikâyeler yazar. Bu albümde pek çok şarkının sözünü de o yazdı. 

- Sevgiliniz, aynı zamanda grubun gitaristi Joe Taylor'la birlikte yaptığınız besteler ve yazdığınız sözler de var albümde. Sevgiliyle müzik yapmak daha iyi şarkılar çıkmasını sağlıyor mudur? - Olabilir. Gerçekten ilham verici. Tanıştığımız zaman nasıl şarkı yazılır onu bile bilmiyordum. Çok etkilenmiştim ve içimde anlatılması gereken bir sürü güçlü duygu, yeni fikirler vardı. O İngiltere'de, ben İsrail'deydim. Kaseti takıp kayıt ediyordum şarkıları. Tanışır tanışmaz başlayan güçlü bir aşk ve müzikle süren bir aşktı. Yeni biriyle tanışıyorsun ve o da müzisyen. "Beauty And The Sea"nin bütün süreci birlikte geçti sonuçta. İkimiz için de çok yaratıcı, çok özel bir dönemdi. 

- Nasıl tanıştınız? - Mısır'da tatilde. Mısır, tatil için gidilebilecek dünyadaki en güzel yerlerden biri. Çöl ve deniz... 

- Annenizin yazdığı hikâyeyi de okuyunca sanki sadece kadınlar için yapılmış bir albüm gibi geliyor Beauty and the Sea insana. - Bütün geleneksel şarkılar kadın bakış açısından geliyor diye belki de. Evde çocuklara bakarken, temizlik yaparken mırıldanılan şarkılar çoğu... Hüzünlü aşklardan, kınkançlıklardan, özlemlerden bahsediyorlar. Ninniler, düğün şarkıları, aşk şarkıları, doğuma ve ölüme yazılmış şarkılarla anlatıyor kadınlar kendilerini. Mutluluklarını, hayallerini, üzüntülerini anlatıyorlar. O dönem kadınların sahnede şarkı söylemesi utanç duyulan, fahişelikle bir tutulan bir şey. Sadece erkekler şarkı söyleyebiliyorlar. Ben biraz da buradan, bu kadınların bakış açısından bakıyorum diye size öyle gelmiş olabilir. Bir de tabii ailemde bana ilham veren çok fazla güçlü kadın var. 

- Mesela anneniz. - Evet ve büyük annem ve onun da annesi. Annemin anlattığına göre onun büyükannesi ayna karşısında kocası öldükten sonra "Neden beni bıraktın" diye ağıtlar yakan, kendi yazdığı şiirleri şarkı yapan bir kadınmış. Ağlamak gibi düşünün bunu. Fas'ta ölülerin arkasından ağıtlar yakılır ve bu da herkesin yapabileceği bir iş değildir. Bunu yapan özel insanlar vardır. İşte annemin büyük annesi onlardan biriymiş. Annem de çok güçlü bir kadın. Sekiz tane çocuk yetiştirmiş. Ama tasa ve dertlerini hep şarkılarla anlatan biri. Benim büyük annem de Fas'ta şarkı söylermiş. O da çok güzel şarkılar söyler. Ve de çok güzel yemekler yapar. Durmaksızın yemek yapar. 

- Siz de öğrendiniz mi o güzel yemeklerden? - Tabii. Ben de yapıyorum ara sıra. Güzel Fas ve İran yemekleri yapar. İran yemekleri babamdan gelme. Babam İranlı. 

- Köklerinize bakınca dünya müziği yapan biri için büyük şans bu topraklar... - Kesinlikle. Grubumuzdaki insanlar da çok çeşitli yerlerden. Uruguay, Şili, İngiltere. Ve bu farklılıklar, bu renk de müziğe yansıyor haliyle. 

- İsrail'den İngiltere'ye gelmeye nasıl karar verdiniz? - Sevgilim İngiltere'de yaşıyordu ve ben de kalbimi takip ettim. Genelde kalbimi dinlerim ve onun yolundan giderim. Londra'da yaşayacağım aklımın ucundan bile geçmezdi yoksa. Gerçi Londra müziğim için iyi bir yer. İnsanlar her türlü müziğe çok açık. 

- Londra öncesi İsrail'de neler yapıyordunuz? - Öğrenciydim. Okul bittikten sonra askere gittim. İsrail'de kadınlara da erkekler gibi mecburi askerlik. 18 yaşımdan 20 yaşıma kadar ordudaydım ama orada da müzik yapıyordum. İnsanları mutlu edecek şarkılar söylüyordum. 

- Ordu ve müzik pek iyi bir ikili değil sanki. Zor olmuyor muydu? - Çok kolay değil. Kendi istediğiniz şarkılar yerine onların istediklerini söylüyorsunuz ama en azından şarkı söylüyorsunuz. Pek çok insan bunun için neler vermez. 

- Ne zaman huzura kavuşur o topraklar sizce? - Olanlar o kadar üzücü ki. Herkes aslında barış istiyor, barış içinde yaşamak istiyor. Hikâyenin iki tarafı var. Oraların huzura kavuşması biraz zor çünkü her şey gelecek nesillere bağlı ve gençleri, özellikle Filistin'de nefretle büyütüyorlar. Nefret bitmedikçe savaş da bitmez. Ben bu durumda sadece müziğimi yapıyorum ve her şeyin herkes için iyi olmasını umut ediyorum.

LADİNO BİR DİL DEĞİL, MİRAS
- Ladino ve Hebrew dilinde şarkılar söylüyorsunuz. Bunları aynı zamanda konuşabiliyor musunuz, yoksa sadece şarkıları mı biliyorsunuz? - İspanyolca ve Hebrew konuşabiliyorum. Ladino çok benzer İspanyolca'ya. Çok eski, Hebrew ile de karışmış bir dil. 

- Ladino'nun yolculuğunu biraz anlatabilir misiniz? - Ladino 500 yıl önce yaşamış İspanyol Yahudilerinin konuştuğu dil. Bir süre Müslüman rejiminde yaşadılar. O dönemler mutluydular. Müslümanlar onlara karşı çok anlayışlıydı. Yüksek ve önemli görevlerde bulundular hükümette, bilimsel alanlarda. Sultanın bile kişisel doktoru Yahudi'ydi. Daha sonra Katolik rejiminde yaşamaları istendi ve artık rahat değildiler. Ya kaçacaktılar, ya da öldürüleceklerdi ya da Katolik olmayı seçeceklerdi. Çoğu göç etti; Yunanistan, Türkiye, Bulgaristan, Kuzey Afrika... Bu insanlar 15.yy İspanyol diyalektiğiyle konuşmaya devam ettiler küçük gruplar içinde. Saklamaya çalıştılar. Ve bu dil bir süre sonra Türkçe kelimeler, Yunanca kelimeler, İncil'den Hebrew kelimelerle karıştı. Ladino dilden öte bir kültür, bir miras aslında. 

- Bu geleneksel şarkıları bulmak için özel araştırmalar yapıyor musunuz? - Elbette. En büyük kaynağım da Matilda Koen Serrano. İsrail'de çok önemli bir isim. Yaşlı bir araştırmacı. Bütün materyalleri topluyor ve kitap haline getiriyor. Daha yeni Ladino bir sözlük hazırladı. Kitapları ve kendisi çok yardımcı oluyor şarkıların ve hikâyelerinin keşfinde. Bir de eski kayıtları dinliyorum. Zaman zaman bu kayıtları grupla birlikte dinleyip aranje ediyoruz. 

- Örnek aldığınız bir müzisyen var mı, kim gibi olmak ister Karbasi?- Annem gibi olmak isterim ama örnek kimi alırım derseniz, Shloma Bar diyebilirim. O da Fas Yahudilerinden ve çok cesaretli bir müzisyen. İsrail'de yaşıyor ve orada kendi kültürünü kuruyor. İsrail çünkü her kültürü içinde eriten, herkesi kendisine benzetmeye çalışan bir yer. İnsanlar orada köklerinden utanırlar. Shloma Bar'sa kalbini takip eder ve müziğini yapar. 

- Genelde hüzünlü şarkılar var albümde. Düğün şarkıları bile hüzünlü. - Neşeli şarkılar da var aslında. İkisi de var, hayat gibi. Ben, mutlu olanlardansa hüzünlü olanları tercih ederim. Çünkü insan daha çok hüzünlü ve yalnız olduğu zamanlarda üretiyor. Yine de yeni albüm için daha neşeli Ladino parçalar seçtim. Her şarkıyı ayrı bir ruhta yaptım. Dinleyenler 'her birini bir başkası söylüyormuş gibi,' dediler. Planlı bir şey değildi, sadece içimden geldiği gibiydi. İlkbahar'da çıkması planlanıyor ve yine annemin sözlerde ve müzikte katkısı olduğu için "Tha Daughter of Spring/İlkbahar'ın Kızı" diye düşündük şimdilik ama kesin değil. 

- Sizin albümdeki en sevdiğiniz şarkı hangisi? - Sözlerini annemin yazdığı Tony ve bizim de müziklerini yaptığımız Judia. Judia Yahudi demek. Şarkı Yahudi kaderinden bahseden metaforik bir şarkı. 'Nereye gidersin git adın Yahudi olacak,'

ÇOK DİNDAR SAYILMAM 
- Dindar biri misinizdir, dininizin gerektirdiği ritüelleri yapan biri? 
- Çok dindar sayılmam ama ruhani biriyimdir. Ruhuma çok yakın hissediyorum dini. Bunu da müzikle anlatıyorum. İnsanlar artık kelimeleri dinlemiyorlar ama müziği dinliyorlar, dinleyecekler. Ben de umudumu, kalbime, oradan da müziğime koydum. 

- İlk albümünüzle bu kadar övgü alacağınızı tahmin ediyor muydunuz?- Güzel şeyler olacağını umuyordum ama yine de şaşırdım tabii. The Guardian'daki yazı çıktığında örneğin, İsrail'de tatildeydim, ailemin yanında. Menajerim aradı ve "Gazeteye bak" hemen dedi. "Benim bu benim, benden bahsediyorlar" diye çığlıklar attım. En iyi albümlerden biri diye yazmışlardı. Bu da büyük sürpriz oldu. 

- İnsanlar sizin isminizi Mariza ve Yasmin Levy'le birlikte sayıyorlar genelde. Müzikleriniz benziyor mu sizce? - Folk müzikle ilgili bir şey sanırım çünkü folk müzik parçaları pek çok ortak noktaya sahip. Gerçi özellikle benim yazdığım müzik düşünüldüğünde pek bir benzerlik bulamıyorum ben bu isimlerle. Ben Mor Karbasi'yim, ne Mariza, ne de Yasmin Levy.

HİP-HOP'LA ETNİK MÜZİĞİ KARIŞTIRMAM
- Siz de yeni neslin Matilda Koen Serrano'su olabilir misiniz? - Belki ama emin değilim çünkü bu benim ilk albümüm ve bu zamanlarda hissettiğim, peşinden gittiğim bir tutku. Sonuçta müzik bir bütün. Sınıflandırılamaz. 

- Bazı dünya müziği icracıları her türlü müzik türünü karıştırmayı seviyorlar. Hip hop yanına etnik müzik gibi. Siz nasıl bakıyorsunuz bu tür çalışmalara? - O kadar ileri gitmem sanırım. 

- Büyük müzisyenler ve sanatçıların pek çoğu Yahudi. Bunun bir sırrı var mıdır sizce?- En mutlu müzikler bile benim için en üzgün yerlerden çıkar. Diğerlerini bilmiyorum ama kendi tecrübelerime dayanarak konuşursam Yahudi kaderini ve ailemi her yere taşıyan biriyim. Ve bu tarih pek de mutlu bir tarih değil. Pek çok acılar yaşanmış bir tarih. Bana göre kalbinde tüm bunlarla gitmezsen gittiğin yerlere, inandırıcı, güçlü ve samimi olamazsın. Ruha ve kalbe dair olan yaratılar, en güçlü olanlar.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Unutulmuş bir iyi insan: Rasih GÜRAN

Rasih Güran… Değerli araştırmacı Emin Karaca’nın Nazım Hikmet’in Aşkları adlı kitabını okurken dikkatimi çeken bu ismi arama motoruna yazmakla başladı her şey. Aşina olduğum bir isimdi ama nereden olduğunu çıkaramıyordum. Kitabın öyle hazin bir yerinde karşılaşmıştım ki Rasih Güran’la, ismini görmemle onun adına üzülmem bir olmuştu. Zira Nazım-Piraye ayrılığında payına çok ağır bir yük düşmüştü: ayrılık mektubunu Piraye Hanım’a iletme görevi. İsmini aratınca üzüntüme minnet duygusu da eklendi. Zira, önemli kitapların çevirmeniydi Güran ve bunların arasında severek okuduklarım, okumayı planladıklarım vardı: John Reed’den Dünyayı Sarsan On Gün, Steinbeck’ten Gazap Üzümleri ve Bitmeyen Kavga, Faulkner’ın Ses ve Öfke’si, Deutscher’in üç ciltlik Troçki biyografisi… Rasih Güran ismine aşinalığım da muhtemelen çevirmenliğinden ileri geliyordu. Çevirilerini yayımlamaya devam eden yayınevlerinin ona layık gördüğü iki satırlık baştan savma biyografilerde doğum ve ölüm yılları bile net değildi ....

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

EĞER MAKSÛD ESERSE MISRA-I BERCESTE KÂFÎDİR

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi artık dokunmasalar da ağlıyorum Çıt yok bellekte gün gelir anılar da değiştirir sözcükleri Pencereden göründüğü kadarmış hayat Bir başka kalpteki yerin kadardı hayat. oyundan çıkarılmış bir çocuk İyi demlenmemiş bir çay gibi kaldım hayat: çocukluktaki oyunları unutma süreci Az yanımda kal çocukluğum bu gece sen beni çocuk say allahım… Artık bana çocuk sevinci verilsin! babam ne zaman gelecek diyen çocuk Babamın yüzü gözümün önüne geliyor. Bir gün de annenin/seni emzirirkenki/yüzünü gör düşünde " Oğullar, dünya hayatının süsüdür ..." Var mı sarılmaktan daha öte bir yakınlık? kolların hafızası en doğruyu hatırlar küsecek kadar sevmeli insan birini Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın Amellerin Allâh’a en sevgili olanı ise, bir müslümanın kalbine sürûr vermen (teselli etmen)dir. Gördüğüm her kul için dostum dedim.   Bir LamElif gibi yalnızız kitabın ortasında Bir şair gördüm, konuşurken bir zambağa “siz” diyordu. karşılaşalım derim yeni başt...

DOSTLAR ROMALILAR YURTTAŞLAR DİNLEYİN

BRUTUS Beni sevdiğinden kuşkum yok, Benden istediğini de sezinliyorum az çok. Bu konuda ve olup bitenler üstüne Ne düşündüğümü sonra söylerim sana. Şimdilik, dostluğumuza güvenerek söylüyorum,  Daha fazla kışkırtılmak istemem. Söylediklerin üstünde düşüneceğim; Daha söyleyeceklerin varsa Onları da sabırla dinlerim; sonra bir gün, İkimiz oturur tartışırız bu büyük işleri. O zamana kadar, yiğit dostum, şunu aklına koy: Zamanın sırtımıza yükleyecek göründüğü Bu ağır baskılar altında Brutus Kendini Roma'nın bir oğlu saymaktansa Bir köylü olmayı yeğ görür. CASSIUS Sevindim buna; benim cılız sözlerim, Brutus'ta bir kıvılcım olsun tutuşturdu demek. *** CASSIUS Yemin edelim verdiğimiz söze. BRUTUS Hayır, yemin istemez. Eğer insanlık şerefi, Çektiğimiz acı, gördüğümüz kötülükler Yetmiyorsa bize yapacağımızı yaptırmaya, Bırakalım bu işi şimdiden, Gidip yatalım rahat döşeklerimize. Başı göklerde zorbalık alsın yürüsün Her birimizin ölüm sırası gelinceye kadar....

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK: SON BEŞ YIL SÖYLE(N)DİKLERİM 1 (2026-2021)

MAYIS 2026 Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın * Bırak, zaman ne dilerse onu yapsın Kaderin hükmüne karşı gönlün rahat olsun * Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi * Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince acıların tuzağına takılmış kalmış Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş Ağacının ıssız dallarında silkindikçe Aşka gelip ağlamaktan güler Bürünüp abasına yüzü kapalı İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla Tüneyince sırtı kamburlaşır * çünkü okşayış kalıcıdır,  çünkü kaybolup gitmez, sizin, ey şefkatliler,  örttüğünüz yer; çünkü altında o saf  daimiliği hissedersiniz. Ve ebediyet beklersiniz âdeta  kucaklayıştan. * Kuseyyir uzağı göremeyen , olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır.  Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cev...

Soneler

I Sevgilim bak, geçip gidiyor zaman; Aşındırarak bütün güzel duyguları. Bir yarım umuttur elimizde kalan, Göğüslemek için karanlık yarınları. Ağzımda ağzının silinmez ılık tadı, Damağımda kösnüyle gezinirken; Yüreğimde yılkı, aklımda ölüm vardı, Dışarda rüzgar acıyla inilderken. Unutulmuyor ne tuhaf dünya işleri, Seninle bir döşekte sevişirken bile. Düşünüyorum hüzünlü genç anneleri, Çarşılarda, pazarda ellerinde file. Bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka; Bir şey yok paylaşacak acıdan başka. II Nasıl bir acıdır bu bir düşün; Yüreğimin yumruk kadar çaresizliği, Sığlığı alışılmış bir günün, Gecenin karanlık belirsizliği. Yarın, yarın ve yine yarın; Hep bugün olan aynı yarınlar. Düş kırıklığı gibi kötü gelen zarın, Varımı yoğumu elimden alırlar. Ve ben dönüp yine sana gelirim; Elimde somun, gözlerimde mıh. İşte bugün de kaybettim derim, Aklımda dimdik duran bir çarmıh. Güler yüzle karşılama beni sakın; Güzel sonuma bırak ölümüm yakın. III Bu uydu çağında çaresizliği gördüm, Sinekler kon...

"Kimin sevdiğini, kimin sevmediğini çocuklar anlar"

- Hayriye Teyze, biliyor musun, benim babam geldi. Efendimiz bir hadisinde şöyle buyuruyor: İnsanların Allah Teâlâ’ya en sevgili olanı, insanlara en faydalı olanıdır. Amellerin Allâh’a en sevgili olanı ise, bir müslümanın kalbine sürûr vermen (teselli etmen), onu sevindirmen veya bir sıkıntısını defetmen veya borcunu ödeyivermen veya açlığını gidermendir. Şu muhakkak ki, bir kardeşimle, onun ihtiyacını gidermek üzere yürümek, benim için, Medîne’deki şu Mescid’imde bir ay îtikâf yapmamdan daha sevimlidir. Kızımın bir sohbet ortamında sevincini paylaşmak için söylediği bu cümlesi de benim kalbime sürûr verdi.  Turgenyev "Kimin sevdiğini, kimin sevmediğini çocuklar anlar" demişti. İlk Aşk romanında ise  "Ateşin pervaneyi çektiği gibi çekiyordu beni... Sevilmediğimi bilmek, hele bunu kendi kendime açıklamak pek acı geliyordu, yine de o yakıcı ateşin çevresinde dönmeye devam ediyordum" diye yazar. Kimin tarafından sevildiğimizi tereddütsüz kabull...

GEÇMİŞTE GELECEKLE KARŞILAŞMAK

Geçmişe yolculuk adında bir Japon filmi izliyorum. Yaşlı bir bilge, kanser olan ve 6 aylık ömrü kalmış olan bir doktora 10 tablet veriyor, bununla geçmişe gidebileceğini söylerek. Bir an düşündüm gitmek imkanım olsa diye.. Ve gitmek istemediğimi farkettim. Peki ya gelecekte görmek istediğim bir şey var mı diye düşündüm. Doğacak kızımla yürüdüğüm ana gitmek istedim. El ele yürüyoruz ve annesi her zaman ki gibi arkamızdan yürüyor ve bizi izliyor. 11 Mayıs 2020 (08:28) İlk anneler günün kutlu olsun  Sevgilim.

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK: SON BEŞ YIL SÖYLE(N)DİKLERİM 2

" Ağlamaya başladı; ama hep yakında olan Tanrı, Beyazlara bürünmüş, babası kılığında ortaya çıktı." William Blake  MART 2023 Bir insana öldürücü bir söz ediyoruz ve doğal olarak o anda ona öldürücü bir söz ettiğimizin farkına varmıyoruz. * Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz makamıdır. Onların gönülleri Rabbe karşı kırık, develete karşı buruk, hatta biraz da öfkeli olabilir. * Sözleri vefasız bir karakter hakkında olan Arya'ya benim adımı uyarladığı için Dostoyevski'ye darılmış gibi yaptım. Ona ayran gönüllü olmadığımı, eğer onu bir kere sevmişsem bunun bir ömür süreceğini belirttim. -Bunu göreceğiz sevgili Anna, dedi gülerek... * İşte buna imar şebekesi denir. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. Açık açık konuşalım. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz. İnşaat Türkiye'de yağma ve talan kaynağıdır. * Yer sarsıldıkça sarsılsın ki süresiz “Buna ne oluyor?” desin insan, çaresiz * göz ardı edilmemesi gerekir giz...