Ana içeriğe atla

Ölümü seven şair: Ziya Osman Saba

Vefatının 54. yıldönümünde Ölümü seven şair: Ziya Osman Saba


Cumhuriyet devri şairlerinden olan Ziya Osman, Mart 1910 yılında İstanbul’da doğdu. Mütareke yıllarında girip, hep yatılı okuduğu ve Cahit Sıtkı Tarancı ile dostluğunun başladığı Galatasaray Lisesini (Mekteb-i Sultanî) bitirir (1931). Daha sonra Cumhuriyet gazetesi muhasebe servisinde çalışırken aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi (1936). Emlak ve Eytam Bankalarında çalışırken ikinci eşi Rezan Hanımla tanışıp evlendi (1940).


HAYATI
Bu bankalardan ayrıldıktan sonra Millî Eğitim Basımevi Tashih Bürosu Şefliğine getirildi (1945-1950). Geçirdiği kalp hastalığı üzerine Kadıköy’deki evinde Varlık Yayınevi işleriyle uğraştı. Cahit Sıtkı Tarancı ile sık sık mektuplaşan şair, 29 0cak 1957 günü İstanbul’da evinde öldü. Eyüp Sultan Kabristanına defnedildi.1
31 Ocak 1957’de toprağa gömülüp, şiirlerinde devamlı arzuladığı öbür âleme göç ederken, şairlerden biri, arkasından şu cümleleri yazıyordu:

ÖBÜR ÂLEME GÖÇERKEN
“İlk şiirlerinden son şiirine kadar onda ya çok belli, ya biraz gizli ve derinde hep bu üç tema görülür. (Ahiret, ölüm, Allah) Âhireti, ölümü san’at hayatının, belki de çocukluğunun ilk yıllarından beri bu derece içten benimsemesi, ona ölümü çok önceden sevdirmiş, onda ölüm korkusu diye bir tehlike bırakmamıştı. Ölüme eski soydan tasavvufçuların şevkiyle memnun, hazırlıklı, ümitli gitti.
Son yirmi beş yıllık şiirimizde ölümü, içinde küçüklükten itibaren beslediği için, hiç dehşete düşmeden, irkilmeden tam bir iman ve teslimiyetle, özlercesine beklemiş tek şairimizdi o. Allah’a bu şekilde bağlılığı, onu beyazın hayranı yaptı. Şiirlerinde kir yoktur. Katıksız, arı, duru, dünya kirlerinden uzak, temiz şiirlerdir bunlar; hatıraları, vefası, sevgileri gibi temiz.”

ÖLÜMÜ KARŞILAMASI
Ziya Osman’ın meslektaşı devam ediyor. Onun ölümü nasıl karşıladığını duygulu bir şekilde izah etmeye çabalıyor: “Eski bir evde olmak, orda, Eyüp Sultan’da” diyordu. (hayatla ölümü içice yaşamış, beyaz şiirler şairi) özlediği yerde, özlediği evde göçtü. Kar yağıyordu, temiz, beyaz. Ve serviler, kara nuranîlikleri içinde bir kandil gecesine hazırlanıyorlardı. Hayat beyaz, ümitleri beyaz, imanı beyaz aziz şair için, böyle dinî bir günde, bir kandil gününde öte dünya çiçekleri karların altında anneciğinin yanında gömülmek, ömrü boyu özlediği en İlâhî saadetti her halde. Allah’tan bunu istemişti, istediği oldu.”2

SAN’ATI
Galatasaray Lisesinin gece bölümüne devam ederken ilk sınıflarında annesinin vefatı üzerinde ilk yazısını yazan şair, ikinci yazısını babası ile annesinin kabrini ziyarete gittiğinde yazar.
Henüz 17’sinde iken şiirler yazmaya başlayan şair ilk yazılarını, hissiyâtlarını o günlerde okuduğu romanlara özenerek yazar. Fakat sonunda pişmanlık duyar.
İlk şiiri Servet-i Fünun dergisinde (Ocak-1927) çıkan Saba, bu dergide tanıştığı arkadaşlarıyla Yedi Meşale topluluğunda birleşti. (1928) Meşale dergisi kapanınca bir süre Milliyet Gazetesinin edebiyat sayfasına, İçtihad dergisine yazdı. Yazı ve şiirleri Varlık’ta çıkmaya başlayınca, ilk sayısından (1933) itibaren çoğunlukla Varlık’ta yayımladı.
Yedi Meşaleciler’in şiire en sadık şairi Ziya Osman, temiz, efendi kişiliğini şiirlerine de yansıtmış bir şairdir. İddiasız, duru, içli bir Türkçe ile küçük insanların hayatlarını, dertlerini, ümitlerini ve çocukluk hasreti, hatıralara düşkünlük, ev-aile sevgisi, Allah’a kulluk, kadere teslimiyet, küçük mutluluklarla yetime, ölüm yakınlığı, ahirete hasret”3 gibi konuları işledi. 1940’dan sonra serbest şekillerle de yazdı. Hikâyelerinde genellikle bir hatıra karakteri görülür.
“Haşarı ve kavgacı olmayan buruk bir kötümseme, mutluluk için çırpınan fakat ona ulaşamayan bir eziklik şiirlerindeki genel havayı teşkil eder.”4

Kaplan’ın dilinden Ziya Osman

“Z. Osman Saba, arkadaşlarının şehadetine göre, hayatında olduğu gibi, eserlerinde de, sesini fazla çıkarmayan, son derece mütevazi bir insan. Hayat ve eserleri ile uçak veya fabrika gürültüsü çıkaran Nazım Hikmet tipinde meydan veya sahne şairinin tam zıddı.
Cahid Sıtkı’da hatta Orhan Veli’de, Ziya Osman Saba’nınkine benzeyen bir kendi kendine yetiş, hayatın mânâsını ve saadeti, yaşanılan hayatın teferruatında arayış ve buluş vardır. Cahit Sıtkı ile Orhan Veli’nin dünyaya bakış tarzları Saba’nın bakışından biraz daha geniş ve derindir. Ziya Osman Saba, belki mizacı dolayısıyla onlardan daha az cesur ve siliktir. Saba’yı en iyi anlayanlardan Behçet Necatigil, onunla Yunus arasında bir yakınlık bulur.
Gerçekten de, kendisini daima ölüm ve Allah karşısında hissettiği için benliğinde gururu ve gösteriyi yenen, tevazuu en yüksek rütbe sayan Saba, küçük insanlarla Yunus arasında bir münasebet bulur. Sakin, içe dönük hayatı benimseyiş bakımından bu doğrudur. Yalnız Yunus içe dönüşünde, mistik felsefenin, Allah’ı kendinde buluşun büyük rolü vardır. Dıştan içe dönen Yunus, kendinde Allah’ı bulduktan sonra, dışa döner, bütün kâinatı ve insanları kucaklar. Ziya Osman da bazı şiirlerinde varlığı ve Allah’ı yüceltir. Fakat o, bir mistik değil, ‘Düşümde’ isimli şiirinde görüldüğü üzere, kendi halinde bir büro adamıdır. Fakat bu büro adamının içinde seven bir ruh vardır. Saba, belki de bu derin ve insanî sevgisi ile Yunus’a yaklaşır. Onda aile ve dost çevresinde bütün insanlık ve kâinata yayılan sevgiye ait bazı örnekleri görmekteyiz.”5

Ölüm konusunda iki şair
“Ziya Osman, arkadaşı Cahit Sıtkı’nın aksine ölümü sevmiş, ölümü arzulamıştır. Cahit ölümden kaçarken, Ziya ölüme koşmuş ve ona kucak açmıştır. Cumhuriyet Devri Türk Şiirinde ölüm üzerinde duranların başında bu iki şair gelir. Cahit Sıtkı’da vahşet, dehşet, ümitsizlik, korku alâmetleri görülürken, Ziya Osman’da emniyet, huzur, saadet, tevekkül emarelerini müşahade ediyoruz.”6

ESERLERİ

Nesir ve manzum eserler veren şairimizin eserlerini umumî olarak ikiye ayırabiliriz.
A. Şiir kitapları
1. Sebil ve Güvercinler (1943)
2. Geçen Zaman (1947)
3. Nefes Almak (1957)
Ayrı ayrı birkaç kez basılmış bu üç kitabındaki bütün şiirleri sonradan Geçen Zaman - Nefes Almak (1974) isimli 129 şiiri tek kitapda toplandı.
B. Hikâye kitapları
1. Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (1952-1962)
2. Değişen İstanbul (1959)
Yukarıda da dediğimiz gibi hikâyeleri birer hatıra vasfı taşımakta olup “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” kitabında dokuz hikâyesi, Değişen İstanbul’da ise altı hikâyesi vardır.
Yukarıdaki iki kitabındaki on beş hikâye, şairin, kendi hayatının ayrıntılarına inmedeki ince dikkatini, anılarına içten bağlılığını gösteren şiirli belgelerdir. 13


Son söz
“Ha üç gün önce, ha beş gün sonra.
Geldiğin gibi gidişin.
Nereye gittiyse anan, baban,
Peşinden kardeşin.
Bir Yaprak dökümüdür dört yandan.
Bir dostun, seninle ağlamış gülmüş,
Bir sabah gazeteyi açarsın ki:
Ölmüş!”14
diyerek ölümü işleyen, okullardaki ders kitaplarında
Bir yer düşünüyorum, yemyeşil,
Bilemem neresinde yurdun.
Bir ev günlük güneşlik
Çiçekler içinde memnun”15
mısralarıyla tanıdığımız Ziya Osman Saba’yı vefatının elli dördüncü yıldönümünde şu şiiri ile rahmetle anarız:
Rabbim, nihayet sana itaat edeceğiz.
Artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,
Belki bir sabah vakti, belki gece yarısı,
Artık nefes almayı bırakıp gideceğiz,
Ben, artık korkmuyorum: Her şeyde bir hikmet var.
Gecenin sonu seher, kışın sonunda bahar,
Belki de bir bahçeyi müjdeliyor şu duvar.
Birer ağaç altında sevdiğimiz annemiz,
Gece değmemiş sema, dalga bilmeyen deniz
En güzel bahtiyar, en aydınlık, en temiz.
Ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz.” 16

Hece vezni ve serbest vezinli şiirler yazmıştır

“1940’larda aruz ve hece ölçüleri yıkılarak ölçüsüz ve muvazenesiz bir Türk şiiri vücuda getirilmek isteniyordu. Bu dağdağalı devirde heceyle, tertemiz duygularla şiirler yazan şairlerimiz yok değildi. Bunlardan biri olan Ziya Osman şu şiirinde Allah’a şöyle sesleniyordu:9
İlk defa bakıyorum, Rabbim, her şeye.
Yeryüzünü yeniden görüyor gibiyim.
Bakıyorum renkler var mavi, yeşil, mor
Gökyüzünde bulutlar uçup gidiyor.
Yollarda insanları, kuşu, köpeği,
Öğreniyorum yeni baştan sevmeyi.
Şu âlem, âyân ettiğin bize,
Ağaç, dal, yaprak, meğer her şey mu’cize!
Anlıyorum her işte meramımı,
Sevmeyi, ölmeyi, ömrün devamını.
Anlıyorum, su kuş neden yuva yapıyor?
Anlıyorum, Allah’ım kalbim niçin çarpıyor?”10
İnsan düşünmekle varlığını böylesine idrak etmeli. “Düşünüyorum, o halde varım” ile değil. Cümleyi yahut vecizeyi düzeltmek gerekiyorsa: “İnanıyorum, o halde varım.” demeli.

Ayrıca:

Ölüler! Özlemez olur muyum dünyanızı,
Aranıza karışmış annem var, babam var.”11

Ne kadar istiyorum, akşamlayın, ezanda,
Eski bir evde olmak, orda Eyüpsultan’da;
Bir yanda ölmüşlerim, bir yanda kalanlarım.
Ahiret dolsun içime kumruların “Hu...”sundan
Diyeyim, camiin geçerken avlusundan.
Şu musalla taşında bir namaz yatacağım.
Bir tabutun içinde sır vermeden gidenler,
Orda, beyaz taşlarla yıllardır beni bekler,
Benim de gözlerime yakın olsun toprağım.12 gibi beyit ve mısralarıyla sık sık ahiret hasreti temasını işler şiirlerinde, Ziya Osman Saba.

DİPNOTLAR:

1- Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Behçet Necatigil, sh. 262.
2- Behçet Necatigil, Varlık, sh. 448, Yeni Nesil Gazetesi, 02.02.1981, Mehmet Nuri Yardım, Ölümü Seven Şair.
3- Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Behcet Necatigil, Sh. 262.
4- Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı c. 3, sh. 307.
5- Cumhuriyet Devri Türk Şiiri, Mehmet Kaplan, sh. 405-408.
6- Yeni Nesil Gazetesi, 02.02.1981, Mehmet Nuri Yardım, Ölümü Seven Şair.
7- Edebiyatçılarımız Konuşuyor, Yaşar Nabi Nayır, Sh. 71.
8- Age, sh. 72.
9- Yeni Nesil Gazetesi, 02.02.1981, Mehmet Nuri Yardım, Ölümü Seven Şair.
10- Geçen Zaman, Nefes Almak, Ziya Osman Saba, Varlık Yayınları, sh. 79.
11- Age. Sh. 91.
12- Geçen Zaman, Nefes Almak, Ziya Osman Saba, Varlık Yayınları, sh. 31.
13- Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü, Behcet Necatigil, sh. 93-222.
14- Geçen Zaman, Nefes Almak, Ziya Osman Saba, Varlık Yayınları, sh. 136.
15- Age. sh. 114.
16- Age, sh. 29.

Mehmet Çetin

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Su

Set çek seline yavaş yavaş ilerle damla damla birik. Ak geç ıslattığın kayalardan: duraksama - uçurur güneş seni. Atla takıldığın çavlanlardan: duraksama - savurur rüzgar seni. Aldırma kumlara, çakıllara: çöker onlar dibe nasılsa - ilerle yavaş yavaş birik damla damla set çek seline. Oruç Aruoba

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle Değiştirmeye alıştılar İnsanlar başka insanların hayatını Bir hezaren sandalye midir hayat Dizip kaldırmaya alıştılar İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar Yelin üflediği yaprak mıdır onur Yürek arsız otlar gibi ayak altında Tanımıyor kimde kimseyi Ve kendini tanımak istemiyor İnsan tanımazsa kendini insan Nasıl varolabilir Bu yüzden dünya hey koca dünya Dönüyor bir ölüler ülkesine Susanlar şimdilik Oyunun dışına düşenler Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar Gün kıyamete erdiğinde Gülten Akın

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Şiirim

Bir veda havasında bu gece gökyüzü yere değecek gibi yıldızlar, kulaktan dolma korkularla deprem bekler gibi ketum kaldırımlar. … Upuzun gecemin sabah içtimasında güneşe tekmili kaytarmışım senden belli namlusu paslı bir uykuda.. Sanki yitirmişim seni sol yanımda sağlam bir sancı. Birkaç kaburgam, seni korumak için feda etmiş kendini. Şiirim.. İncinmişliğim.. Sen düştüğünde aklıma Kepenk kapıyor hüzünler. Pervasız bir çocuk erik çalıyor bahçemden. Cemre düşüyor ayazıma, salkım salkım sözler topluyorum gönül bağımda; tomurcuk gülücükler çiçek açıyor hırkamda. Şiirim.. Eril halim.. Bedeninin kuytularında doğup göğsümü kundaklayan acz yangınım.. Şiirim.. Lal kalbim.. Boşa yanan cümlelerim. 1-3 nöbetlerinde öykündüğüm, huzurlu uykum. En üst rafta kurulmayı bekleyen, çocukluk düşüm.. Sessiz kalma haklarına sığınıyor mevsimler. Oysa hep sulhtan bahsediyor gülüşün. Şiirim.. Esaretim.. Bağımlılık halim. Senden başka herşeyi görme zorundalıklarında, ...

Şiirde Açan Gelincik Çiçekleri

Hayat hikayem mi? Tarlaların kıyısındaki gelincikler. Süreyya Berfe sandınız ki haz içindeydim şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik tasasız yaşayıp gidiyordum; dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların uzun saplı gelinciklerin donattığı yaz ırmağı kıyılarında yalıncak! Ahmet Uysal Bir sap gelincik iki taş arasında Bulmuş da boyunu uzatan hızı, Sallanır durur çiçeğiyle rüzgarda; Bütün gelinciklerden daha kırmızı… Metin Altıok Senin resmini yaparken Parlak kırmızıyla laciverti Birbirine karıştırıyorum. Söyle bana ey gelincik Toprakta ne al, ne lacivert, Ne kırmızı, ne de sarı varken Sen nasıl boyuyorsun böyle Çiçeğinin yapraklarını?.. Nakagawa Kazumasa gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelin...

Bir Göl Nasıl Uyandırılır

bir göl nasıl uyandırılır bilmem neresine dokunulur bir taş atsam korkup sıçrar mı bilmem bir göl nasıl uyandırılır düş mü görür kabus mu acaba saati mi belki derindir uykusu balıkları kırılır bir göl nasıl uyandırılır bilmem beni karşısında görmek istermi rüzgar eğmişse kaşlarını kapısı mı vurulur yorgunsa nasıl kıyılır bir göl nasıl uyandırılır Ali Ural