Ana içeriğe atla

Ölümü seven şair: Ziya Osman Saba

Vefatının 54. yıldönümünde Ölümü seven şair: Ziya Osman Saba


Cumhuriyet devri şairlerinden olan Ziya Osman, Mart 1910 yılında İstanbul’da doğdu. Mütareke yıllarında girip, hep yatılı okuduğu ve Cahit Sıtkı Tarancı ile dostluğunun başladığı Galatasaray Lisesini (Mekteb-i Sultanî) bitirir (1931). Daha sonra Cumhuriyet gazetesi muhasebe servisinde çalışırken aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi (1936). Emlak ve Eytam Bankalarında çalışırken ikinci eşi Rezan Hanımla tanışıp evlendi (1940).


HAYATI
Bu bankalardan ayrıldıktan sonra Millî Eğitim Basımevi Tashih Bürosu Şefliğine getirildi (1945-1950). Geçirdiği kalp hastalığı üzerine Kadıköy’deki evinde Varlık Yayınevi işleriyle uğraştı. Cahit Sıtkı Tarancı ile sık sık mektuplaşan şair, 29 0cak 1957 günü İstanbul’da evinde öldü. Eyüp Sultan Kabristanına defnedildi.1
31 Ocak 1957’de toprağa gömülüp, şiirlerinde devamlı arzuladığı öbür âleme göç ederken, şairlerden biri, arkasından şu cümleleri yazıyordu:

ÖBÜR ÂLEME GÖÇERKEN
“İlk şiirlerinden son şiirine kadar onda ya çok belli, ya biraz gizli ve derinde hep bu üç tema görülür. (Ahiret, ölüm, Allah) Âhireti, ölümü san’at hayatının, belki de çocukluğunun ilk yıllarından beri bu derece içten benimsemesi, ona ölümü çok önceden sevdirmiş, onda ölüm korkusu diye bir tehlike bırakmamıştı. Ölüme eski soydan tasavvufçuların şevkiyle memnun, hazırlıklı, ümitli gitti.
Son yirmi beş yıllık şiirimizde ölümü, içinde küçüklükten itibaren beslediği için, hiç dehşete düşmeden, irkilmeden tam bir iman ve teslimiyetle, özlercesine beklemiş tek şairimizdi o. Allah’a bu şekilde bağlılığı, onu beyazın hayranı yaptı. Şiirlerinde kir yoktur. Katıksız, arı, duru, dünya kirlerinden uzak, temiz şiirlerdir bunlar; hatıraları, vefası, sevgileri gibi temiz.”

ÖLÜMÜ KARŞILAMASI
Ziya Osman’ın meslektaşı devam ediyor. Onun ölümü nasıl karşıladığını duygulu bir şekilde izah etmeye çabalıyor: “Eski bir evde olmak, orda, Eyüp Sultan’da” diyordu. (hayatla ölümü içice yaşamış, beyaz şiirler şairi) özlediği yerde, özlediği evde göçtü. Kar yağıyordu, temiz, beyaz. Ve serviler, kara nuranîlikleri içinde bir kandil gecesine hazırlanıyorlardı. Hayat beyaz, ümitleri beyaz, imanı beyaz aziz şair için, böyle dinî bir günde, bir kandil gününde öte dünya çiçekleri karların altında anneciğinin yanında gömülmek, ömrü boyu özlediği en İlâhî saadetti her halde. Allah’tan bunu istemişti, istediği oldu.”2

SAN’ATI
Galatasaray Lisesinin gece bölümüne devam ederken ilk sınıflarında annesinin vefatı üzerinde ilk yazısını yazan şair, ikinci yazısını babası ile annesinin kabrini ziyarete gittiğinde yazar.
Henüz 17’sinde iken şiirler yazmaya başlayan şair ilk yazılarını, hissiyâtlarını o günlerde okuduğu romanlara özenerek yazar. Fakat sonunda pişmanlık duyar.
İlk şiiri Servet-i Fünun dergisinde (Ocak-1927) çıkan Saba, bu dergide tanıştığı arkadaşlarıyla Yedi Meşale topluluğunda birleşti. (1928) Meşale dergisi kapanınca bir süre Milliyet Gazetesinin edebiyat sayfasına, İçtihad dergisine yazdı. Yazı ve şiirleri Varlık’ta çıkmaya başlayınca, ilk sayısından (1933) itibaren çoğunlukla Varlık’ta yayımladı.
Yedi Meşaleciler’in şiire en sadık şairi Ziya Osman, temiz, efendi kişiliğini şiirlerine de yansıtmış bir şairdir. İddiasız, duru, içli bir Türkçe ile küçük insanların hayatlarını, dertlerini, ümitlerini ve çocukluk hasreti, hatıralara düşkünlük, ev-aile sevgisi, Allah’a kulluk, kadere teslimiyet, küçük mutluluklarla yetime, ölüm yakınlığı, ahirete hasret”3 gibi konuları işledi. 1940’dan sonra serbest şekillerle de yazdı. Hikâyelerinde genellikle bir hatıra karakteri görülür.
“Haşarı ve kavgacı olmayan buruk bir kötümseme, mutluluk için çırpınan fakat ona ulaşamayan bir eziklik şiirlerindeki genel havayı teşkil eder.”4

Kaplan’ın dilinden Ziya Osman

“Z. Osman Saba, arkadaşlarının şehadetine göre, hayatında olduğu gibi, eserlerinde de, sesini fazla çıkarmayan, son derece mütevazi bir insan. Hayat ve eserleri ile uçak veya fabrika gürültüsü çıkaran Nazım Hikmet tipinde meydan veya sahne şairinin tam zıddı.
Cahid Sıtkı’da hatta Orhan Veli’de, Ziya Osman Saba’nınkine benzeyen bir kendi kendine yetiş, hayatın mânâsını ve saadeti, yaşanılan hayatın teferruatında arayış ve buluş vardır. Cahit Sıtkı ile Orhan Veli’nin dünyaya bakış tarzları Saba’nın bakışından biraz daha geniş ve derindir. Ziya Osman Saba, belki mizacı dolayısıyla onlardan daha az cesur ve siliktir. Saba’yı en iyi anlayanlardan Behçet Necatigil, onunla Yunus arasında bir yakınlık bulur.
Gerçekten de, kendisini daima ölüm ve Allah karşısında hissettiği için benliğinde gururu ve gösteriyi yenen, tevazuu en yüksek rütbe sayan Saba, küçük insanlarla Yunus arasında bir münasebet bulur. Sakin, içe dönük hayatı benimseyiş bakımından bu doğrudur. Yalnız Yunus içe dönüşünde, mistik felsefenin, Allah’ı kendinde buluşun büyük rolü vardır. Dıştan içe dönen Yunus, kendinde Allah’ı bulduktan sonra, dışa döner, bütün kâinatı ve insanları kucaklar. Ziya Osman da bazı şiirlerinde varlığı ve Allah’ı yüceltir. Fakat o, bir mistik değil, ‘Düşümde’ isimli şiirinde görüldüğü üzere, kendi halinde bir büro adamıdır. Fakat bu büro adamının içinde seven bir ruh vardır. Saba, belki de bu derin ve insanî sevgisi ile Yunus’a yaklaşır. Onda aile ve dost çevresinde bütün insanlık ve kâinata yayılan sevgiye ait bazı örnekleri görmekteyiz.”5

Ölüm konusunda iki şair
“Ziya Osman, arkadaşı Cahit Sıtkı’nın aksine ölümü sevmiş, ölümü arzulamıştır. Cahit ölümden kaçarken, Ziya ölüme koşmuş ve ona kucak açmıştır. Cumhuriyet Devri Türk Şiirinde ölüm üzerinde duranların başında bu iki şair gelir. Cahit Sıtkı’da vahşet, dehşet, ümitsizlik, korku alâmetleri görülürken, Ziya Osman’da emniyet, huzur, saadet, tevekkül emarelerini müşahade ediyoruz.”6

ESERLERİ

Nesir ve manzum eserler veren şairimizin eserlerini umumî olarak ikiye ayırabiliriz.
A. Şiir kitapları
1. Sebil ve Güvercinler (1943)
2. Geçen Zaman (1947)
3. Nefes Almak (1957)
Ayrı ayrı birkaç kez basılmış bu üç kitabındaki bütün şiirleri sonradan Geçen Zaman - Nefes Almak (1974) isimli 129 şiiri tek kitapda toplandı.
B. Hikâye kitapları
1. Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (1952-1962)
2. Değişen İstanbul (1959)
Yukarıda da dediğimiz gibi hikâyeleri birer hatıra vasfı taşımakta olup “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” kitabında dokuz hikâyesi, Değişen İstanbul’da ise altı hikâyesi vardır.
Yukarıdaki iki kitabındaki on beş hikâye, şairin, kendi hayatının ayrıntılarına inmedeki ince dikkatini, anılarına içten bağlılığını gösteren şiirli belgelerdir. 13


Son söz
“Ha üç gün önce, ha beş gün sonra.
Geldiğin gibi gidişin.
Nereye gittiyse anan, baban,
Peşinden kardeşin.
Bir Yaprak dökümüdür dört yandan.
Bir dostun, seninle ağlamış gülmüş,
Bir sabah gazeteyi açarsın ki:
Ölmüş!”14
diyerek ölümü işleyen, okullardaki ders kitaplarında
Bir yer düşünüyorum, yemyeşil,
Bilemem neresinde yurdun.
Bir ev günlük güneşlik
Çiçekler içinde memnun”15
mısralarıyla tanıdığımız Ziya Osman Saba’yı vefatının elli dördüncü yıldönümünde şu şiiri ile rahmetle anarız:
Rabbim, nihayet sana itaat edeceğiz.
Artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,
Belki bir sabah vakti, belki gece yarısı,
Artık nefes almayı bırakıp gideceğiz,
Ben, artık korkmuyorum: Her şeyde bir hikmet var.
Gecenin sonu seher, kışın sonunda bahar,
Belki de bir bahçeyi müjdeliyor şu duvar.
Birer ağaç altında sevdiğimiz annemiz,
Gece değmemiş sema, dalga bilmeyen deniz
En güzel bahtiyar, en aydınlık, en temiz.
Ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz.” 16

Hece vezni ve serbest vezinli şiirler yazmıştır

“1940’larda aruz ve hece ölçüleri yıkılarak ölçüsüz ve muvazenesiz bir Türk şiiri vücuda getirilmek isteniyordu. Bu dağdağalı devirde heceyle, tertemiz duygularla şiirler yazan şairlerimiz yok değildi. Bunlardan biri olan Ziya Osman şu şiirinde Allah’a şöyle sesleniyordu:9
İlk defa bakıyorum, Rabbim, her şeye.
Yeryüzünü yeniden görüyor gibiyim.
Bakıyorum renkler var mavi, yeşil, mor
Gökyüzünde bulutlar uçup gidiyor.
Yollarda insanları, kuşu, köpeği,
Öğreniyorum yeni baştan sevmeyi.
Şu âlem, âyân ettiğin bize,
Ağaç, dal, yaprak, meğer her şey mu’cize!
Anlıyorum her işte meramımı,
Sevmeyi, ölmeyi, ömrün devamını.
Anlıyorum, su kuş neden yuva yapıyor?
Anlıyorum, Allah’ım kalbim niçin çarpıyor?”10
İnsan düşünmekle varlığını böylesine idrak etmeli. “Düşünüyorum, o halde varım” ile değil. Cümleyi yahut vecizeyi düzeltmek gerekiyorsa: “İnanıyorum, o halde varım.” demeli.

Ayrıca:

Ölüler! Özlemez olur muyum dünyanızı,
Aranıza karışmış annem var, babam var.”11

Ne kadar istiyorum, akşamlayın, ezanda,
Eski bir evde olmak, orda Eyüpsultan’da;
Bir yanda ölmüşlerim, bir yanda kalanlarım.
Ahiret dolsun içime kumruların “Hu...”sundan
Diyeyim, camiin geçerken avlusundan.
Şu musalla taşında bir namaz yatacağım.
Bir tabutun içinde sır vermeden gidenler,
Orda, beyaz taşlarla yıllardır beni bekler,
Benim de gözlerime yakın olsun toprağım.12 gibi beyit ve mısralarıyla sık sık ahiret hasreti temasını işler şiirlerinde, Ziya Osman Saba.

DİPNOTLAR:

1- Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Behçet Necatigil, sh. 262.
2- Behçet Necatigil, Varlık, sh. 448, Yeni Nesil Gazetesi, 02.02.1981, Mehmet Nuri Yardım, Ölümü Seven Şair.
3- Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Behcet Necatigil, Sh. 262.
4- Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı c. 3, sh. 307.
5- Cumhuriyet Devri Türk Şiiri, Mehmet Kaplan, sh. 405-408.
6- Yeni Nesil Gazetesi, 02.02.1981, Mehmet Nuri Yardım, Ölümü Seven Şair.
7- Edebiyatçılarımız Konuşuyor, Yaşar Nabi Nayır, Sh. 71.
8- Age, sh. 72.
9- Yeni Nesil Gazetesi, 02.02.1981, Mehmet Nuri Yardım, Ölümü Seven Şair.
10- Geçen Zaman, Nefes Almak, Ziya Osman Saba, Varlık Yayınları, sh. 79.
11- Age. Sh. 91.
12- Geçen Zaman, Nefes Almak, Ziya Osman Saba, Varlık Yayınları, sh. 31.
13- Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü, Behcet Necatigil, sh. 93-222.
14- Geçen Zaman, Nefes Almak, Ziya Osman Saba, Varlık Yayınları, sh. 136.
15- Age. sh. 114.
16- Age, sh. 29.

Mehmet Çetin

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

Francesco Petrarca AŞK HÜKMEDİYOR BURADA

124 Amor, Fortuna, et la mia mente, schiva Aşk, Talih ve zihnim, uzak duran gördüğü şeyden ve geçmişe dönen, öyle üzüyorlar ki beni, bazen kıskanıyorum öteki kıyıdakileri. Aşk parçalar yüreğimi, Talih yoksun bırakır her avuntudan, bu yüzden budala zihnim dertlenip ağlar; ve böyle sayısız dertle yaşamam gerek mücadele ederek. Umudum yok tatlı günlerin geri geleceğinden, beklediğim, kötüden betere gitmesi kalan ömrün, ve çoktan yarısını geçmişim gittiğim yolun. Ah, görüyorum kayıp düştüğünü elimden elmastan değil, camdan her umudun ve bütün düşüncelerimin kırıldığını orta yerinden. 125 Se 'I pensier che mi strugge Bu düşünce, bana elem veren, keskin ve yoğun olduğunca bürünseydi uygun bir renge,       belki de beni yakıp kaçan payını alırdı sıcaktan ve uyanırdı Aşk şimdi uyuduğu yerde;      daha az yalnız olurdu izleri bitkin ayaklarımın kırlar ve tepeler boyunca, daha az yaş olurdu gözlerimde, ...

Çalab'ım bir şâr yaratmış iki cihan ârasınde

Çalab'ım bir şâr yaratmış iki cihan ârasınde; Bakıcak di'dar görünür, o şâr'ın kenâresinde. Nâgihan ol şâr'a vardım, anı ben yapılur gördüm; Ben dahi bile yapıldım, taş u toprak âresinde. Şâkirdleri taş yonarlar yonup üstada sunarlar; Allah'ın adın anarlar, ol taşın her pâresinde. Şehirden oklar atılır, gelir canlara batılır; Ârifler cânı satılır, o şâr'ın bâzâresinde. Şâr dediğikleri gönüldür, ne alşidir ne cahildir; Âşıklar cânı sebildir, ol şârın kanâresinde. Bu sözü Ârifl'er anlar, câhiller bilmeyip tanlar; Hacı Bayram kendi banlar, ol şâr'ın menâresinde. Hacı Bayram-ı Veli

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

Edalı Zihin

             “Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir”                Bir haydar vardır heveste döner döner söylenir Zihin kekre meyvedir kurtlar da yer onu insanlar da kuyumcular nakış işler bakmazlar kimin bileğine dar gelir kimin kalbi dar gelir ona Antikadır zihin kimi zaman açık artırmalara çıkar düşer kimi zaman ihtiyar-kadınlar bileğinden bit pazarlarına Zihin gönülsüzdür otuz dört yıl odun hamalı eğri arar doğru arar söze bulaşır on yıl dağda gezer geyikler ile sonra geyikleri köye taşır şehre taşır Uzaklaştırır zihin mesafeyi sever ölçüler alır denge bulur ağırlık hesap eder urganda derisini yüzer içlenmelerin köpürdüğünü söyler insanın bir damla kanda Zihin konuşmak ister inci takar boynuna ayağına halhal dolaşır çarşı pazar ev içlerinde perde bilmek ister deva nedir eski derde yeni derde Şaşıdır zihin iki testisi vardır hep su isteyene soru sorar cevabı saklar Tatlısından mı vereyim ekşisinden mi? “B...

Eğreltiotu

Hoşça kal, dedi, eğreltiotu, hoşça kal! İlhan Berk

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Gidiyorum. Beni Affetme

Biliyorum sen kalbime düşen en güzel ateşsin.. Ben senin kalbinde aşka düştüm.. Günahını sevabını kabul ettim, sevdim.. Seni üzmeyi göze alamam. Sensiz ben iyi olmayacağımı bilirim. Ama zaten ben çok az zamanlar iyi olurum. Sensiz biraz daha az olacak..o kadar.. Ama seni değişemem. Seni, iyiliğime değişmem.. ve sen benimle iyi değilsin Bensiz sen de belki iyi olmayacaksın ama bu az sürecek. Sende güzel kalmak istiyorum. Seni tüketmek değil. Beni güzel hatırla dedim, sende tükettiklerimle değil.. Şimdi burda ayrılıyor ya yollarımız. Senden sonsuz kere özür dilerim. Bundan sonra tutamayacağım ellerinden özür diliyorum. Göğsümde uyutamayacağım başından özür diliyorum. Her telini aşk'la öpemeyeceğim saçlarının her bir telinden özür diliyorum. Seni Seviyorum.. Gidiyorum.. Beni affetme.. Günyeli