Ana içeriğe atla

Muallim Nâci'nin Diliyle Hâfız-ı Şirâzi ve Kelim-i Kâşani'nin Darbımesel ve Hikmet İçeren Bazı Beyitlerinin Çevirisi

Âdâbı dîvânelerden öğrenirler.
Âferin sana! Yüz bu kadara daha şâyestesin!
Ağ sudan çıkmayınca balığın kendi hâlinden haberi olmaz.
Âh bu yoldan! Her türlü hatar bundadır!
Ahâlîsi a‘mâlardan ibâret olan şehre hod-nümâlık ümîdiyle ne gidiyorsun?
Ahibbâ burada, a‘dâya ne hâcet!
Âkıl mezbûhun harekâtına itiraz eder mi?
Akıl, nefsin ıslâhından dâimâ âcizdir; nâsıh, dîvâne ile başa çıkamaz.
Aklını başına topla! Nakdini nigehbân aşırmasın!
Alçak, zî-iktidâr olunca, zebûn-küş olur.
Ale’l-ıtlâk fi‘l-i kabîh irtikâbında bulunmamaklığımız muvâfık-ı hikmettir.
Alışıldıktan sonra kafes de yuva olabilir.
Âlimin işi câhile merhamettir, basîrin yüreği a‘mâya acır.
Allah bizi zühd-i riyâkârâneden müstağnî etmiştir.
Allah için söyleyin! Bu oyun kime edilebilir?
Altın gerdanlığı hep eşeklerin boynunda görüyorum!
Âriyet aldığı şeyi ihtiyârıyla terk eden, müsterîh olur.
Artık tembellik elverir, bugünden sonra iş göreceğim.
Artık uykudan baş kaldır; sabah açıldı.
Âşinânın cevri bîgânenin riâyetinden evlâdır.
Ateşe atılacak hırka çok!
Âteşin kızdırdığı demir, kor rengini alır.
Avâmın sözüne ne itibâr!
Ayıbıma göz dikmeyen var ise iğnedir!
Âzâdelik ihsan minnettarlığından ictinâbdır.
Azîzim! İstihsân-ı kabâyıh bürhân-ı cehâlettir.
Azîzim! Pek serkeşâne gidiyorsun, korkarım gidemez olursun!
Babam cenneti iki buğdaya satmış. Ben bir arpaya satmazsam nâ-halef olmuş olurum.
Bahtıma mı güleyim, yârin vefâdarlığına mı? Kendime mi ağlayayım, gönlümün esâretine mi?
Bak, cihanda bir ehl-i dil göremiyorum!
Başımıza ne kadar fitne üşüntü imiş! Meded Allâh!
Başka bir âlem, husûsiyle yeniden âdem icad etmeli!
Beğenmiyorsan hükm-i İlâhîyi değiştir!
Belki hakkında hayırlısı budur.
Ben âkılım diyorum, öyle iş yapar mıyım?
Ben artık bîgânelerden şikâyet etmeyeceğim, zira bana ne etti ise o âşinâ etti!
Ben bu iki eli iki âlemden çekmişimdir.
Ben ki bed-nâm-ı âlemim, niçin salâh fikrinde bulunayım?
Ben ki koparılmış gül bile koklamak fikrinde bulunamam, başkasının saydına göz diker miyim?
Ben o hâtem-i Süleymânîyi hiçe almam, zira bazen dev eline geçiyor!
Ben öyle söz söylemedim, söyledi diyen bühtan etmiş.
Benim gibi bir âdemin kadr-i hizmetini felek böyle bildi?
Bezm-i zevkte nevhageri kim ne yapsın?
Bîçâre biz ki nezdinde toprak kadar kadrimiz yok!
Bir ârif sözü işittiğin vakit “hatâdır!” deme.
Bir gün gelecek ki ismimiz anılmayacak!
Bir kere fâş olan sırrı bir daha saklamak mümkün olmaz.
Bir peygamberin dîninde bunca mezhep bulunmak nedendir? Bu muammâyı yetmiş iki milletten hiç kimse halledememiştir.
Bir sır ki medâr-ı teşekkül-i mahâfil olur, nasıl mektûm kalır?
Bir tâziyâne ile iki saz çalar âdem gördün mü?
Bir yerde ki göz yoktur, güzellikle çirkin müsâvîdir.
Birâder! Kavgaya ne hâcet! Yapmayacağım!
Birkaç câhilin hatırı için hikmeti hükümsüz bırakma!
Biz cihânın ibtidâsından bî-haberiz, bu köhne kitâbın evvel ve âhiri düşmüştür.
Bizi böyle bırakma, ya salıver, ya bağla!
Bizim ekinimizin üzerinden asker geçti.
Bizim kalemimizin de lisânı, beyânı var!
Bizim seninle sözümüz yok, uğurlar olsun!
Bizim zannettiğimiz yanlış imiş!
Boş şişeyi niçin koltuğumda tutup durayım?
Böyle bir günde sultân-ı cihân gulâmımdır.
Böyle bir memlekette oturmak güçtür.
Bu dar yoldan sebük-bâr olarak geçmek evlâdır.
Bu kâr-hânede nice başlar desti toprağı olmuştur!
Bu kulak çok Şâh ü Gedâ hikâyesi dinlemiştir!
Bu riyâkârların memleketinde bir Nigîse bulunamaz ki puthâneye çıkar yolu olmasın.
Bu şehirde bizim gibi olmayan kimdir?
Bu vahşet-hânede bana bir me’men nasib olmadı, her nereye gitsem mum gibi başım hatarda bulunuyor.
Bu yolda acele ile giden düşer!
Bundan sonra tezvîre kulak vereceklerden değilim.
Bunu fermân-rân kader yapıyor, ben ne yapayım?
Bülbül kafeste gülşen şevkiyle öter.
Bütün âlemin nasihati kulağıma rüzgâr gibi geliyor!
Bütün cihan bir nefesi gam ile geçirmeye değmez.
Bütün kulûb-ı münevvere bir tesbîhin dâneleridir, bizim gönlümüzde olan şey birbirimizden mestûr değildir.
Cehl-i mürekkeb bir derecede taammüm etmiştir ki sinekler kendilerini hümâ kıyas ediyorlar.
Cennet Benî Âdemin hakkıdır, gönlünü hoş tut, çünkü pederden mevrûs olan bu bağ evlâda mevkûftur.
Ciddi yolcu inişten, yokuştan sakınmaz.
Çan kervandan dil-gîr olsa da elinden ne gelir?
Çerçöp deryâya vâsıl olsa da yeşeremez.
Çerçöpe bile ateş düşse merhametten yüreğim yanar.
Çirkinin âyîneye mukabil olmaması evlâdır.
Çocuğa göre, elde helva bulunmak hâtem bulunmaktan a‘lâdır.
Çocuk çok yüz bulunca çok yüzsüz olur.
Denî, ekâbire mukârenetle kesb-i şeref edemez; gevher ile ihtilâtından dolayı iplik kıymet-dâr olmaz.
Derdi var, nasıl derman aramasın.
Devlet zahmetsiz ele geçmeli, yoksa mesâiye mukâbil verilecek cennet bir şey değildir!
Din hususunda meşgûl-i cidâl olan milel-i muhtelifenin bu hâlini mazur tut. Onların böyle hayâlât ile uğraşıp durmaları hakikati görmediklerindendir.
Dîvâne ile düşüp kalkan, dîvâne olur.
Dîvâne vîrânesinden arlanmaz.
Duâmın tesiri görülmese beis yok, ona şermsâr-ı icâbet olmamak fazileti kâfîdir.
Dünyâda güzellerden pek çok cefâ gördüğüm cihetle havf-ı cefâ-yı hûrdan dolayı gönlümde cennet arzûsu yoktur.
Dünyanın hâli her zaman bir olmaz, gam yeme!
Edebi olmayan sohbete lâyık değildir.
Efendi çıkacak diye ne vakte kadar oturacaksın?
Efendimiz! Zâlimi himâye etmek lâyık değildir.
Eğer kâtı‘-ı tarîk sen olursan yüz kervan vurulabilir.
Eğer sende aşk yok ise pek iyi, mazursun!
Erbâb-ı âdete pey-rev olan dâll olur; sana yol gösterecek Hızır, bu kervandan geri kalmandır.
Erbâb-ı nazarı böyle mi izzetliyorsun?
Eski dosta bakınız, dostuna ne yaptı!
Etıbbâdan dert saklanmaz.
Etıbbânın ağniyâsına çâre bulunmaz, yoksa her derde derman bulunur.
Etvâr-ı acîbe gençlik zamanının lâzımıdır.
Evet! İttifak ile cihanı zaptetmek mümkündür.
Evimde ne var ki kapısına kilit asayım?
Evvel nasıl idiysek yine öyleyiz, yine de öyle olacağız.
Ey âkıl! Semeresi nedâmet olacak hiçbir işte bulunma!
Ey ârifibillâh! Keyfine bak. Cennet bizim nasîbimizdir, zira en ziyâde ihsâna müstahak olan günahkârlardır.
Ey bintü’l-ineb! Çok güzel gelinsin, fakat bazen sezâvâr-ı tatlîk olursun!
Ey kadeh, gözün aydın; şarap ortaya kondu.
Ey müdmin-i hamr! Bâb-ı rahmet-i Hak’tan me’yûs olma!
Ey padişah! Bir mef‘ûlün men erâd’ın senin devrinde fa‘‘âlü mâ yürîd olmasını revâ görme!
Ey tecrübekâr! Alçaktan sebât umma!
Ey zarar-dîde! Mütebassır ol, ticâret vakti geldi!
Eyvah! Gizli sır âşikâr olacak!
Fânî dünyadan ne ümid ediyorsun?
Feleğin atâyâsı alışverişten başka bir şey değildir, bir lokma ekmek verinceye kadar âdemin dişini alır.
Fesübhânallah! Kim telef ediyor! Kim kazanmış idi!
Garîbin bîçâre gönlü vatandan ayrılmaz.
Gece yatağımda dahi kesb-i kemâlden hâlî kalmam, dîbâdaki sûret bana sükût dersi verir.
Gevheri alan ipliğini geri vermez.
Gölgeden korkacak bir dimâğa mâlik olduğumuz halde, güneşi teshîr etmek sevdâsında bulunuyoruz!
Gönlünü bir de vatan bendiyle bağlama, âsumânın hâricine çıkamamak esareti kâfîdir.
Gönül yalnızlıktan pek muztaribdir. İlâhî! Bir arkadaş!...
Gönül! Gayretin var ise derd-i ihtiyâcdan dolayı tâlib-i mevt olma ki -talebin bu türlüsü- dilencilikten başka bir şey değildir.
Gönül! Hümâ-yı saâdet zîr-i felekte değildir, arzû-mend-i zıll-i hümâ isen hârice çık!
Gönül! İşin şimdi yoluna girmezse ne zaman girecek?
Gözünü yumarsan kûşe-i hâne ile sahrâ bir olur.
Gül kokusunu ucuzlat, gülistan uzakta değil.
Gülün yakası yırtıldı, râyihasını nasıl saklayabilir?
Gündüzüm muzlim ise güneşin kusûrundandır.
Güneşin zerre addolunduğu bir yerde kendini büyük görmek muvâfık-ı edeb değildir.
Güneşte kalmayan gölgenin zevkini bilmez.
Güzelce düşün! Dikensiz gül var mıdır?
Güzellik devri çabuk geçer, nasihat dinle!
Hadi oradan! Bu mânâsız vaaz benim zihnime girmiyor.
Halkı sayd etmek için çok dâne lâzımdır, tesbihini sad dâne yapmış ise hak yedindedir.
Halkın dünya için yekdiğerle edegeldikleri münâzaât bî-esastır, mektep çocuklarının birbirleriyle ettikleri kavgalara benzer.
Hâne sâhibi üst başta oturmaktan zevk almaz.
Harâret-i hummâya yelpaze tesir etmez.
Hastasız tabîbe benzer.
Hastayı her gören “karîben şifa bulursunuz” der.
Hayat bir deryâdır, timsahı hâdisâttır. Cisim, sefînedir, memât, sâhile vusûldür.
Hayâtın râhatı ibtidâsıyla intihâsındadır; mahall-i âsâyiş ya vâlide kucağıdır, yahut mezardır.
Hayır işte istihâreye hâcet yoktur.
Hayvan gibi heriflerden ihsan ümidinde bulunmayın!
Her gördüğün âdem şehr-i vücûdunda reistir.
Her kötü, iyilerden müstefîd olamaz; zehir yed-i Îsâ ile verilse de içeni öldürür.
Her neresi çeşme başı ise kervan konağıdır.
Her sözün zamanı, her nüktenin mekânı var.
Her türlü hevese tebeiyyet gençlik zamanına yakışır.
Her yer dârü’l-aşktır, mescidle kilisenin farkı yok!
Her yerde şiirime nâ-be-mahal ta‘rîz vâkı oluyor, bu sineğin öyle konup durması sözümün halâvetindendir.
Herhangi kıble olursa olsun hod-perestlikten hevândır.
Herkes ektiğini biçer.
Herkesin alnı yazısını kalem-i takdîr yazmış ise bir kâtibin yazısında bu kadar tefâvüt nedir?
Herkesin anlayışına göre bir zannı var.
Herkesin fikri himmetine göre olur.
Herkesin itibârı benî-nev‘ine olan nef‘ine göredir; bahçede her ağacın kadri verdiği meyve ile mütenâsib olur.
Hırka gül gibi âlûde-i şarâb! Böyle Müslümanlık mı olur?
Hırsız çaldığını saklamağa çalışır, halbuki birtakım utanmazlar -şâirlerin âsârından- çaldıkları meânîyi bâzâr-ı iştihâra çıkarmak isterler!
Hırsız dâimâ gâfilin arkasına düşer.
Hiçbir ser yoktur ki onda bir sırr-ı İlâhî bulunmasın.
Hümâya söyle: Tûtînin çaylaktan aşağı tutulduğu diyâra sâye-endâz-ı şeref olmasın!
Hünerli şâgirdin, üstâdına nâzı geçer.
Hüsn-i sûrîyi hiçe alma, dünya hasm-ı cân olduğu halde beşûştur.
İlâhî! Kimsenin velînimeti inâyetsiz olmasın!
İnkılâbdan hâlî kalmayan iki yüzlü feleğin, bizim bî-kararlığımızı bir kararda bırakışına taaccüb ederim.
İnsana bu zulmü nerede ederler?
İsmet olmayan hânede hayır olmaz.
İş görmeden niçin ihsan ümidinde bulunuyorsun?
İş müşkildir, aman bir hatâ.
İşim mâh-ı îd gibi gönülden def‘-i gam etmektir. Şehr-i Muharrem gibi halkın derdini tâzelemem.
İşin sonu neye varacağını kimse bilmez.
İşte bu ot bitmedi! Bağın günâhı nedir?
İyâdetten ölen hastaya devâ ne yapsın.
Kadehin üstünü ört, hırka-pûş geldi!
Kafes, mahbus kuşun gözüne karanlık görünür, her tarafı pencere olmuş, ne faydası var?
Kalb-i ârifin muztarib olması şâyân-ı teessüftür.
Kalp akçenin sarfı için gece gündüze tercih olunur.
Kan yutuyor, Şiraz şarabı tahayyül ediyor!
Karanlık oda için bir mum yüz levhadan evlâdır.
Kardeş kardeşe böyle mi muâmele eder?
Kasabın evinde her gün kurban bayramı vardır.
Kavî olduğun zaman zayıf olanların imdâdına yetiş!
Kendi derdini düşün! Âlemin derdiyle uğraşmak ne oluyor?
Kendine müteallık olan gaybı bilmek, gaybı bilmekten evlâdır.
Kesilmiş dal bahâra iltifat etmez.
Keşke gözümüz yüzünü hiç görmeyeydi!
Kısa kesilemez, bu kıssa uzundur.
Kışın kimse yelpaze satmaz.
Kıymetten düşmek istemezsen kimseyi kıymetten düşürmeye kalkışma.
Kimden şikâyet edeyim? Gammâzım evdendir!
Kimin yolunda belâ tuzağı yok?
Kimseyi incitme de ne istersen yap! Bizim şerîatımızda bundan başka günah yoktur!
Korkarım, bu nükteyi ber-vech-i tahkîk anlayamazsın!
Kötü musâhibden uzak bulun, uzak!
Kudret olmayınca memât hayâta tercih olunur, maktûü’r-re’s olmak maktûü’l-cenâh olmaktan yüz kat daha hayırlıdır.
Kulak kaşımak için bir parmak kâfîdir.
Lâf ile büyüklerin yerine geçilemez olamaz, büyüklük esbâbını hakkıyla tehyie ettinse o başka!
Lisân-ı sâkitim, ifâde-i hâli akan gözyaşıma bıraktı. Henüz tekellüme başlamayan çocuk gibi, beyânım ağlayışımdan ibârettir.
Ma‘bûdu para olan adamın mushafı sikke yazısıdır.
Mâdemki gül devşirmek istiyorsun, bâğbân ile âşinâlık peydâ etmelisin.
Mâdemki hedef neresi olduğunu bilmiyorsun, niçin ok atıyorsun?
Mâdemki kadehin doludur, hem iç hem içir.
Mahsûlsüzler meşakkatten vârestedirler; rüzgâr mîve-dâr ağacı kırar.
Mahşerde yine bizden ne isteyecekler? Mâ-meleki yağma edilen, hediye götüremez.
Manastırın da, Ka‘be’nin de taşındaki kıvılcım bir türlüdür.
Mâşâallâh ne güzel takvâ seccâdesi! Bir kadeh şarap bile etmiyor!
Matlûbun dumansız mum ise bu evde yoktur.
Mâye-dâr olan, hod-nümâ olmaz; bâğbânın başına gül taktığı görülmemiştir.
Mazmun çalan yârândan başka söz müşterisi göremiyorum!
Medreseden, tekyeden kalbim karardı!
Medresenin, Keşf ve Keşşâf’tan söz etmenin sırası değil!
Menzil-i maksûda doğru -sehven olsun- bir adım atmadım, gûyâ bir rehber, beni âvârelik yoluna sevk eder dururdu.
Merhametsiz bahte bak, bu bâbda ne yaptı!
Mevtten başka kimse beni i‘mâr kaydında değildir.
Meydâna kimse çıkmıyor, atlılara ne oldu?
Mezbûh biziz, halbuki o çarpınıyor, bu işitilmiş şey midir?
Mihr ü vefâ ikliminin âb ü havâsı pek fenâdır, gönül! Bu iklimde bulunduğun müddetçe hasta olman zarûrîdir.
Mihrab ve minberde böyle cilve edip duran vâizler halvete çekilince başka işle meşgul olurlar!
Muhabbet istilâ edince şecâat bir işe yaramaz, sazlığı ateş ihâta edince arslan kaçar.
Muhâl sözüne inanmazsam mazurum.
Muharreme tesâdüf eden nevruz gibi!
Mukabilinde sûret olmadıkça âyîne aksi görünmez.
Musa’yı bırakmış da buzağının arkası sıra gidiyor!
Mushafın mıstarı olmamakla mânâsı muavvec olmaz.
Mustafavî çerağdan Ebû Lehebî kıvılcım ayrılmaz!
Müdârâ etmemekten ne fayda görüyorsun!
Mührün yüzü nâm için dâimâ kara olur.
Nâ-cins ile musâhabet rûha azâb-ı elîmdir.
Nahîf isem de, değil isem de arslana şikâr olurum!
Nâsıh-ı müşfik sana her ne derse kabul et.
Nasıl sabretmeli? Tâkat kalmadı!
Nasihat sana -kabiliyetin var ise- fâide-bahş olur.
Ne güzel merâtib-i rü’yeviyye! Uyanıklıktan bin kat a‘lâ!
Ne iş gördün ki mükâfâten iki âlem istiyorsun?
Ne yapayım? Zamanın oyunu beni iğfâl eyledi!
Nerede belâdan sakınmayacak bir arslan yürekli?
Nükte çok, fakat anlayan nerede?
O âsitânı canı âstîninde olan öpebilir!
O kadar nâz etme! Bu bahçede senin gibi pek çok çiçek açıldı!
Onun müstenid gönlünde benim yerim yok idi, benden ona nasıl toz konduğuna taaccüb ederim.
Ortada mümeyyiz olmayınca imtiyâzın ne faydası olur?
Ön kapısı yok ise kilide de ihtiyâcı yoktur.
Padişaha de ki: Herkesin rızkı maksûmdur.
Pederleriyle iftihâr eden ahmaklardan değiliz.
Pervâne yandı ise çerâğ-ı meclisin günâhı yoktur.
Peşini bırakıp da veresiyeyi ihtiyâr eden ârif değildir.
Saâdet-i ezeliyye kesb ile bulunamaz; karga kemik yemekle hümâ olamaz.
Sabâhımızı gördün, karanlık gecelerimizi sorma!
Sadef, içinde inci bulunmadığı vakit açık bulunur.
Sâkî sarhoş olunca kadeh sür‘atle devredemez.
Sâkînin infiâl-i şedîdine uğrayan mahmûrun hâli ne olur?
Samimi dostlardan ayrılmak müşkildir.
Sâmirî kimdir ki yed-i beyzâya galebe etsin!
Sarhoşluğumdan hiçbir gönül şişesi kırılmadı, ben bu dil-şikenlere neden giriftâr oldum?
Sarhoşluk sarık dağınıklığı ile olmaz.
Sayyâdın elinden dâm gidince dâneyi ne yapsın.
Seni mazur tutarım, çünkü onu görmemişsin.
Senin gibi bir kuşa acınır, kafes esiri bulunuyorsun!
Senin mesrûr olmanı istemeyen gönül mağmûm olsun!
Sermâyesiz adam dükkân endişesinde bulunmaz.
Sevdiğimin murâdı husûle gelsin diye kendi murâdımın terkini ihtiyâr ettim.
Sırrın hârice çıkması münâsib değildir, yoksa mahfil-i urefânın almadığı haber yoktur.
Soluğunu zaptedemeyen, dalgıçlık edemez.
Söz dinler kulak nerede? İbret alır göz hani?
Sözümde hiciv bulunmaması aczimden değildir; âb-ı hayâta zehir karıştırmak elimden gelmiyor.
Sözünü zâyi etme, çünkü ben sarhoşum.
Sudan ayrılan balığın ateşten pervâsı olmaz.
Sûfîler! Beni mazur tutun, mezhebim budur.
Susalım, hasta uykuda.
Susamışın hatırından suyun çıkması muhâldir.
Susuzlukla berâber sudan kat‘-ı nazar etmek nasıl mümkün olur?
Süprüntü, selin önünü alamaz.
Şehrimizin dilencisine bak, reîs-i meclis olmuş!
Şeytan çıkınca melek girer.
Şikâyet için ecnebî nezdine gidersem âdem değilim!
Şimdi seni gördüm, firâkınla neler gördüğümü niçin söyleyeyim?
Şükret! Allah etmesin! Hal bundan daha da beter olabilir.
Tâlib-i mâl-i Kârûn olan müflis gibi!
Tâli-i nâ-müsâid bakalım kısmetimizi daha nerelere atacak!
Tâlii nâzenînlerden istifâdeye müsâid olanın işi yolunda!
Taşı düşünce yüzük kıymetten düşer.
Tok göze göre başak ile harman birdir.
Tövbe etmemizi emredenler acabâ niçin tövbe etmiyorlar!
Türbede yakılan mum kabri tenvîr edemez.
Ümidim eli kısa ise istiğrâba mahal yoktur, çünkü bâtıl dâvâlarda dilim uzun değildir.
Vâız! İşine git! Bu ne bitmez safsatadır!
Vâızın ferdâya ait olan va‘dine itimad mı ederim?
Vâkıan mülk-i adem, mülk-i vücûd gibi dar değildir. Ama orada kim evvel yer kaparsa o daha âsûde olur.
Vaktiyle özünde cevâhir dizili olan ipliği şimdi ne yapayım?
Var ile, yok ile gönlünü incitme; âsûde-hâtır ol. Her kemâlin sonu zevâldir.
Vatanından uzak düşen, perişan olursa baîd değildir.
Vefâ ne yaptı ki hâtırında yer bulamıyor!
Vîrâne kalbi âbâd edecek zaman geldi.
Ya Rab! Şahs-ı denî hiçbir vakitte mu’teber olmasın!
Yağmaya, sonradan yetişenin hissesi az olur.
Yanmayan mumun pervânesi olmaz.
Yâr bizimle bugün dost ise yarın düşmandır.
Yazık! Bunca çanların velvelesinden haberin yok!
Yazık, dâima dânemden av tevahhuş ediyor!
Yelpâzenin elinde rüzgârdan başka bir şey yoktur.
Yerinde bir şey bırakacak surette olma, insan nâmdan başka yâdigâr bırakmamalıdır.
Yol üzerinde bulunmadıkça dilencinin keyfi gelmez.
Yoldaki tozu bastır ki görebilesin!
Yükümüzü cehenneme indirmeyelim? Metâımız yaş odundan ibârettir.
Zâhirlerini saf gördüğüm âdemlerin bâtınları âyînenin arkası gibi idi.
Zahmet çekmeyen râhata eremez.
Zamâne -hayâtımda- karanlık gecemden şem‘i gasb etti de -vefâtımda- getirdi, mezârımın üzerinde yaktı.
Zamânenin makbûlü olmadığımızdan dolayı emniyet içindeyiz; bizi ref‘ etmedi ki yere vurabilsin.
Zamanımızdaki zâhidler hak ve bâtıl mi‘yârıdırlar, bunlar her neyi inkâr ederlerse ben onu ikrâr ederim.
Zamanın evzâını iki defa görmeğe tahammül olunamaz, onun için dünyadan her kim gitmiş ise bir daha yüzünü çevirip bakmamıştır.
Zamanın tahavvülâtından sâye-i cehâlete sığın, maîşet-i câhilden başka bir şey hâli üzere kalmadı.
Zavallı, bu dânenin dâm olduğunu anlayamamış.
Zevk-ı hâzırdan istifâdeye çalış. Bak! Âdem bile -kısmeti kalmayınca- cenneti terk ediverdi!
Zuafâya -mümkün olduğu kadar- kem gözle bakma, ipliğin muâveneti gül demetini perişanlıktan kurtarabilir.
Züğürde acı!


Sâib-i Tebrîzî’nin Bazı Darbımeselleri ve Onlarla İlgili Örnek Beyitleri, haz. Mehmet Atalay – Orhan Başaran, Erzurum 1998.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA GEÇEN ŞİİRLER

Bende olan aşk taşta olsa ikiye ayrılırdı. Rüzgarda olsa, esintisi duyulmaz olurdu. Allah’a tevbe edersem seni her andığımda; Yazılmaz bana artık hiçbir günah. Sonra bitecek... O bir saatçik idi ancak, işte bu da tümden gidecek ve zail olacak. *** Arzusunun çokluğundan seven, tadar teselliyi Ben Leyla’dan bunu tatmadım. Onun vuslatından en fazla ulaştığım Şimşeğin çakması gibi gerçekleşmeyen beklentilerdir. *** Onlar için ağlıyorum için için, ne garib, Ve soruyorum her gördüğüme, onlarsa yanıbaşımda Arıyor gözlerim onları oysa gözbebeğimdeler Kalbim onlara iştiyak duyuyor onlarsa göğsümde. *** Ey kalbimde ve ruhumda kaim olan Gözümden ve nazarımdan uzak olan Ruhumu göremezsem bile evet sen osun Ey bana her yakından yakın olan. *** Hayalin gözümde zikrin dilimde Mekanın kalbimde, nereye kayboluyorsun? *** Aşk, yeretti bende, sen değilken benim için Aşktan ne önemli ne de önemsiz Beni küçümsedin Çabaladım ben de nefsimi küçümsemeye Seni hakir gören ikram edilenlerden değildir Düşmanlarım...

Divan Şiirinde Güneş

Kıyâmet günine benzer o meh-rûda mehâbet var Temâşâ-yı cemâline ne tâkât var ne kudret var Taşlıcalı Yahya Ol kâmet üzre ol hurşîd sûret Kıyâmet güni gibi pür-harâret Mesîhî Ol büt-i sîmîni gördüm sînesi billûr imiş Gün gibi başdan ayaga bir musavver nûr imiş Üsküblü İshak Çelebi Subh-dem yaturken ol meh üstüme geldi didi Üstüne gelmiş güneş sen dahı uyanmaz mısın Karamanlı Nizâmî Göz göre sensüz şeb-i târ oldı rûz-ı rûşenüm Kandasın ey âfitâb-ı âlem-ârâ kandasın Hayretî Açılur senden yana her gün gözüm nergisleri Âfitâbum hânenün câmı güne karşu gerek Taşlıcalı Yahya Ârâm idemez dil göricek sâgarı pür-mey Hurşîdi göricek nola raks eylese zerrât Hayâlî Meger bir subh kim ‘âlem gelini Boyar yüz reng ü âl ile elini Bürür gerçi başına al tuvagı Kılur nûrânî anı yüzi agı Arûs-i çarh pîrûze eyleyüp baht Urınur tâc-ı zer pîrûze-gûn taht Şeyhî Zînet itmiş kendüyi ol bî-vefâ dünyâ gibi Âsumânîler geyer mihr-i cihân-ârâ gibi Üsküpl...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i)

Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cevaplar veren, gülünç görünümlü, saf birisidir. Bir kısım kaynaklar onunla ilgili haberlerinde onu, ahmak, kalın kafalı, kötü huylu biri olarak tanıtmışlardır. el-Câhiz, ünlü eseri el-Beyân ve't-Tebyîn'de ahmaklarla ilgili örnekler verirken, şairin bir gün Abdulazîz b. Mervân'a bir methiye takdim ettiğini, bu methiye karşılığında halifenin ne dileğin varsa iste" demesi üzerine şairin kendisini, halifenin katibi olan İbn Zimâne'nin yerine geçirmesini istediğini, ancak halifenin buna tepki göstererek, onu hiçbir şey vermeden yolladığım anlatmaktadır. Yazar, Kuseyyir'in bu gerçekleşmesi mümkün olmayan isteğini ahmakça bulmuş ve eserinde örnek olarak vermiştir . Katiplikte hiç tecrübesi olmadığı halde kendini İbn Zimâne'nin makamına layık gören şairin şiirlerinden ve bazı rivayetlerden onun kendini beğenmiş bir ruh h...

KEDERLİ AŞIK

Sevgilim, sen kaybolduğunda dünyaya ıssızlık çöker Söyle bana ay parçam ne vakit doğacaksın Ruhum yok oldu uğrunda, özleminden Anlat bana can parçam bu hususta ne yapacaksın Gönlümün saadeti, esenlikte ve bollukta kalmandır Dünyadan bunun ile razı olurum ben Sana olan aşkımı misline katlasam beyhude değil Gözyaşlarımı senin için akıtsam ziyan değil Ki senden gayrısı karşıma çıksa dönüp bakmam Bana seslense dahi işitmem Annesinin nehre bıraktığındaki Musa gibiyim sanki Önceden süt anneler ona haram kılınmıştı hani Sanıyorum sevgilim onu tanıdığım gibi değil Aksi halde vuslatımıza engel olan mazeret nedir? Öfkeyle çekip gitti, görmeyeli oldu üç gün İşte bugün de dördüncü gün Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi Bense bu cefa karşısında bir hayli sabırlıyım Sevgilimin bana hoşnutça dönmesini umuyorum Lütfedersen ey habercim ona söyle “Aşığın darlık içinde, seninse affın geniş” diye Yemin ederim ne kavrulan kalbimin ...

HAYDİ GÜL

“Gök bile tasalı” deyip astı suratını Dedim: “Haydi gül, yeter gök için bu kadar somurttuğun Dedi: “Gençlik de geçip gitti.” Dedim: “Haydi gül! Bu hüznün geri getirmez ki akıp giden o yılları Dedi: “O ki aşkımın göğüydü Ama cehennem oldu artık sevdalı ruhuma Kalbimin sahibi kılmışken ben onu, tutmadı ki sözlerini Şimdi nasıl tebessüm edebilirim ben? Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın Dedi: “Korkunç bir savaş anında ticaret, Susuzluktan ölmek üzere olan yolcuya benziyor Ya da kana muhtaç, veremli, zarif bir kadına Her soluk alış verişinde kan kusmakta Dedim: “Haydi gül, sen değilsin ki hastalığının kaynağı, ne de şifası Sen gülersen belki de... Nasıl oluyor da suçlu bir başkası iken? Sen dehşet içerisinde sabahlıyorsun, sanki sensin kabahatli Dedi: “Düşmanlar sardı etrafımı, katlandı nâraları Kuşatmışlarken beni kendi yurdumda, sevineyim ben öyle mi? Dedim: “Haydi gül, düşmanlar seni hor görmeyecekti ki (onlardan) daha saygı...

DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT

İKİNCİ AĞIT Her melek korkunçtur. Heyhat, yine de  şarkılarla seslenirim size, ruhun âdeta ölümcül kuşları,  bilerek sizleri. Nerede Toviya'nın günleri,  en nurlulardan birinin, basit bir evin kapısında durduğu o günler, yolculuk için azıcık kılık değiştirmişti de korkunç değildi artık;  (delikanlıydı, merakla bakınan delikanlının yanında).  Şimdi çıksa başmelek, o tehlikeli melek, yıldızların arkasından,  tek bir adım atsa aşağıya, bu tarafa: yerinden sıçrar  çarparak öldürürdü bizi kendi kalbimiz. Kimsiniz siz? Erkenden talihe kavuşanlar, sizler ki kâinatın baştacısınız,  dağ silsileleri, şafak kırmızısı dorukları  tüm yaratılışın, - çiçeklenmiş tanrının polenleri,  uzuvları ışığın, geçitleri, merdivenleri, tahtları,  varlıktan mekânları, hazdan kalkanları, kargaşaları  şahlanmış duyguların ve aniden, birer birer,  aynalar : dışa yansıttığı güzelliği  yine kendi yüzünde toplayan. Oysa bizler, ne zaman hissetsek, buh...

Şiir/lerde Çocukluğumuz

Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk; Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk… Necip Fazıl Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma, meraklıdır ölülere çocuklar. Nazım Hikmet çünkü Zeynep diye bir kız çocuk “canavarın zamanı yoktur” demişti yıllarca araştırdım bulamadım aslını belki de haklıydı, kimbilir Turgut Uyar Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı Murathan Mungan “Dostça gülümsedi. Bu gülümseme sanki bana değil de çocukluğuma gitmiş gibiydi.” Romain Gary özlüyorum pişirdiği ekmeği kahvesini dokunuşunu çocukluğum büyüyor içimde günden güne. göz kulak oluyorum kendime ölürsem çünkü utanırım annemin gözyaşlarından Mahmut Derviş başını cama dayayan çocuk hoşçakal ben burada kalıyorum güneşin altında anteni çıkar radyonu aç düşlerini unutma Ahmet Güntan kocadım, geri ver çocukluğumu anne eşlik edebileyim diye küçük serçelere …dönüş yolunda senin bekleyiş yuvana. Mahmut Derviş Çocukluklardı bilincimin iskeleti ...

AŞIKLAR KİTABI'NDAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR

Bu kitabın okuyucularından, vatanından uzakta, kitaplarının yokluğu, yorgun hafızası ve gayretli çabasıyla, sahibi hakkında “Muaydi’yi uzaktan uzağa işitmen, görmenden iyidir” sözü söylenebilecek kadar az ilmi sermayesi ile umduğu kadarını yazdığı için, yazarını mazur görmeleri dilenir. *** Bu kitap, her sınıftan insan için uygun bir kitaptır. Din ve dünya için yardımcı, dünyevî ve uhrevî lezzetler için bir basamaktır. Aşkın türleri, hükümleri, ona ilintili şeyler, doğrusu ve yanlışı, afetleri ve felaketleri, sebepleri ve engelleri gibi konular; münasip âyet-i kerîmeler, nebevî hadisler, fıkhî meseleler, selefin sözleri, şiirlerden örnekler ve gerçek hikâyelerle süslenerek, okuyucuyu doyuracak, değerlendireni rahatlatacak bir tarzda kitapta yer almaktadır. *** “Muhabbet”, sevgiliye kavuşma heyecanı esnasında kalbin galeyana gelmesi ve çalkalanmasıdır. Âşığın kalbi, bir anlamda sevgilisini gereksinmekte, ona bağlanmakta ve ayrılamamaktadır. Muhabbet kelimesinin, “yerinde duramayıp harek...

şair, dünya sana küsmüş diyorlar

Şair, dünya sana küsmüş diyorlar Sen barışamazken kendinle bile Her varlık beyninin bir uzantısı olsa neye yarar Çığrından çıkmış bu evrende? Doğanın bir anlık dalgınlığından doğdun Suyun ve toprağın yalnızlığından Hep kendi içinde yürür durursun Tanrılarının gücenik kalması bundan Kumdan kaleler yapıp bozmakta üstüne yoktur Beş duyunu yüzle çarptığın görülmüştür Şimdilik yirmi dört bilinmeyenli bir denklem yaşamın Bir gün elbet aylara, günlere de bölünür Şair, dünya sana küsmüş diyorlar Enlemleri, boy lamları birbirine karıştırdığın için Bizimle uzlaşmadı, diye bağırıyor dinibütün olanlar Sonun kötüye varacak, bildiririm... 1982 Ahmet Erhan