KAYBOLAN ŞİİR / HAYRETLERİMİZ

İlim diye bağlansa boynun
Secdeye gecikir alnın

Konuşan dilin uzar
Yalan olur gıybet yürür

Elde asa giydi çarık
De hangi günah beldesinde

Alnını yere koydunsa bile
Acep yakın mısın gaflet misin

Say boynunu vuruyorlar
Zebaniler bir takım

Bir zaman böyle geçti
Geldin sona, tıkandı nefes borun

Bu son güneş bu ilk adım
İkisi de malın hangisi kararın

Bil tefekkür koruna düşsen
Ödün kopmaz zalimden, dersin Allah daim

Elin şakaklarında yangın
Öyle fikret çatlasın başın

Doğrul! belin iki kat yüzün solgun
Sarılık değilsin mağlup mu oldun

Toprak yer seni, etini kemiğini
İman ancak, sığmaz ağzına çevirmez dili

Sözde şehvet dilde şehvet
Hani sükut tevazu uzlet

Sen konuş şeytan mütebessim
Nerde korku karar basiret

Her sözün zarara
Emri maruf nehyi münker bir de Allahı anmak müstesna

Her haykıranın takıldın ardına
Eğildin her rüzgarda

İster misin makam rütbe ölümden sonra
Allahı hakim bil diğerlerin mahkumun-aleyh

Gitti haznedar
Hazine kaldı (biz gibin) sarhoşlara

Cahit Zarifoğlu 

BİLİYORUM ÇOK GEÇ OLDU

Ayak bileklerimden bir de tutup sözüm ona
Ellerimle de duyarak basıyorum toprağa
Deli deprenişlerin köpüğüyüm yoksa
Ne hah yerleşip oturdum
Ne bir ayak yeri eşeledim
Ne bir dam aradım başımda

Perişan toztoprak içinde eşyam
Yanlardan
Arkadan otların arasından
Vahşi bir hayvan fırlıyor hatıramın sırtına

Yerim ve yurdum belli değil
Yeni atamdım aşkın tıpanlarına
Neyin memuruyum ben nerdeyim

Artıyor çizgi çizgi
Fahrenayt ellidokuz atmışbir

Eyvah hüzün bu
Eyvah hüzün yine
Çatıda alnımın

Hüznüm ağam oldu eyvah
Bir şey yap silkip at

Çare ne – herneyse
Titrek elime zor
Çalkalanıyorsa bir yerde
Ölüyorsa bir yerde
Bağlantılarım tam otomatik
Arzı mıyım ben
Tırnak arlarına kıymık giren ellerin

Hadi düşün beni
İçim otursun aklım
Durulsun diye

Ankara gölü gören bir dağ
Sisler ve katran
Ruhum
Bir iki yaşımda
Aynı boyda çam ağaçları

İki titrek ışık’ız
Güneş altında iki insan gövdesi
Bir gün yağmurlar
Açlıklar perişan saçlar dudaklar

Daima biraz fazlasıyla önünde
Dalgakıranların

Şunu da yaz bedeli olsun
Sabırla titreyerek öyle yalın
Ve kimsemiz olmadan oturacağız
Kıyısında ayrılığın

Cahit Zarifoğlu

KİMSENİN AKLINA GELMEYEN

nerde
yok mu ölümleriniz 
dininiz mezhebiniz aşkına 
ölememekten döndüm şaşkına 
rabbiniz taptığınız aşkına 
bir yudum ölüm 
bir yudum ölüm veriniz

***

endişeye mahal yok
daşraya hep sıyırtma geçtim
kabrimin birinden ötekinedir sürekli seyahatim
tuttuğum
mürşidlerimin değil
ölümlerimin eliydi

Eyyûb
bir adamın hiç annesinin olmaması demektir

***

çağırma
seni umursamıyorum bundan böyle 
burdan ancak cenazem çıkar 
beni bu hayata alıştırdın artık/

hayatın bu yüzü fahşaya dönük 
hadi gidelim
gene gelmedi.

***

siz gidin diyorum
Anne'm gelmeden burayı terkedemem

(bütün şeamet anne'lerin birer et mamülü olduğunu kabulde gösteremediğim bir basit seyyaliyet meselesiyle başlamıştı oysa)

yine de
sağolsun dostlar 
tekfin ve teçhizimi tamamladılar
şimdi gerçekten gömülebilirim

siz gidin

***

/Anne
nerdesin
gelmez misin
gelemez misin
diyeceğim çok amma
pek kalaba yerdesin

Anne
yok musun
yoksa gene mi yoksun/

***

anne 
ben artık iyiyim 
hem kendime iyi bakıyorum

***

müptezel figanlarla yalvardım
fazla kullanılmış
topuklarımdan kuleler sıraladım
kollarım ırmak
gül dedim
bülbül dedim gece gündüz
yalanlarla övdüm seni
inadına yanlış inadına uzak
sana niçin yandım
ne sana
ne şiirime söyledi
bıçağın açmadığı ağzım
ne sandılar bilmem ki ne sandın

***

her gün bir tabut 
çıkıyor kapımdan 
her gün bir ölü 
seni bildim bileli

***

Sana şiirle gelmiş
bağışla
bilmemiş
gözyaşıyla
hiç gülmemiş
Sana gülle gelmişim

***

toprağın zehrini arıtarak nasıl gelişirse zakkum
öyle gelir kokusu anneleri
anne kokusu
/birdenbire gelir/
Eyyub mahvının mes'ud mealidir
Anne'm şahitli
bir sabah namazı vakti gibidir
/Anne
suçüstü hazırlıyorlar bana
işte gene/
mürşid
kendisine sürekli ihanet edilen adam demektir

***

Şiir iyi
acı ve üzerime göreydi 
ben hep göz ucuyla bakıyor 
ve hep sıyırtma geçiyordum 
bu arada ekranda biriler
birdenbire yaşlanıyordu

***

lütfen biraz açılın başımdan 
fenalaşabilirim 
son defa söylüyorum bakın 
hatırlamıyorum öncesini bu oyunun 
senaryoyu önceden göstermediler 
ne olacağını bilmiyorum sonunun

***

geri durun şöyle 
alışmadığınız şeyler bunlar 
ne ilk öldürülüşüm bu 
ne ilk yıkılışı evimin 
cesetleri yanyana koyun 
büyüğümü küçüğümün yanına 
ayrılmasınlar

***

- kabahat kendisinindi 
hep yüksekten uçuyor 
uçmuyor
düşmemeye çabalıyordu 
hiç süzülmedi meselâ 
bir çırpıntılar bütünüydü 
kabahat kendisinindi 
bana sorarsanız 
uçmasını bilmiyordu

***

kalbimdeki burgaç kitabesi 
bileklerimdeki şiiri 
yine ben 
yalnız ben sökebilirim

***

dağlar
denizler
ağaçlar
gül ölüyordu yaprağında
açıklıyorlardı
/bütün yaşamlar zaten şiirdi/
en münasebetsiz
en vakitsiz ölüyordum
kâfır oluyorlardı

***

senden gayri nem
kimim kimsem mi var

yeni/yeniden keşfediyorum perdelerini
seni en iyi ben icra ederdim
ey ölüm
bir ömür seni
yalnız seni sevdim
şimdi hicazkâr ölüyor
en neva ölüyorum

***

Yenildim

***

söylemedi deme
gidiyorum
geldiğim yere
'zemheriden ötesi var'
kimseden ayrılmış
kimseye kavuşmuş
kimseye dönmüş olmayacağım
söylemedi deme
gidiyorum
geldiğim yere

***

aklım uçmuş
sensizliğimden anlıyorum
iki ayeti bir araya getiremiyorum 
her mecnun bir gönül doğurmuş
akıl verip gönül almış
işte ben
ne aklım ne gönlüm kalmış
bekliyorum bu kabristanda
yalnızca bekliyorum

***

yarın senden beni soracaklar
önce mektuplarımı göster
beni ele veren gözlerim
ve sesimi
sonra konu eder
'aslında orda herşey var' dersin
...
/bu esnada
o denize düşmüştü
bizi onaylayıp
hoşça el mi sallıyor
boğulup çırpınıyor muydu
bunu hiçbir zaman anlayamadık/
sonra üstünde ateş yaktık
göğün mavileri
gecenin burçları
kız saçları
delikanlı parmakları
yedi iklim dört yönden
kördüğüm toplardı
de

***

işte bahar 
kalktı yerden 
kırk yıllık kar 
kar kalkıp 
ağınca kalbime buhar 
var oldu hüznün 
esti
bu rüzgâr bu rüzgâr

***

/neden ivedi okuyor
hele segâh
henüz ikindi olmalı
bu hangi ezan
kim bu müezzin/
içinde sen
bir tren ayrılıyor istasyonumdan Zîn

***

gitsem kusurlu
kalsam hasar görüyorum
benim sevgili
benim ilaç
benim anlamlı yenilgilerim

***

herkesin aklından geçen
bazan benim de aklımdan geçer
aklımdan çıkmayan
kimsenin aklına gelmiyor

/hayır hayır
yanlış anlaşıldı
onlar Tanrı'yı değil
sadece aşkı inkar ediyor/

***

onlara hiç
ama hiç bir zaman inanmadım 
gül budur dediklerinde 
yalnızca iç geçirdiğimi hatırlıyorum

***

ezelden beri sana geliyor
sonsuza kadar senden gidiyorum

kenetlenmek diye bir hurafeye takmışım kafamı
oysa en fazla sıyırtma geçiliyor
habire hasar görüyor
habire ufalanıyorum
sen miydin sıyırıp geçen
ben mi
bildiğim bir şey var
sermayem
kârım
kazancım
nâmurad ölmekmiş muradım

***

/sen pınardın Gürün'de
karpuz çatlatan
girecektim içine
anadan üryan
kuzey rüzgârıydın
oldum bittim
bağrıma esecektin
buz torbası
alnıma koyacaklardı

***

yoksul lügatım
doğrudur
fukara
harfler kendi imalâtım
becerdiğim bu
ifadem bu kadar

***

"Şiir Yusufun kanlı gömleği.

Şiir, şairi kana bulamalı. Şiir, şairi derin kuyulara atmalı, bir çocuk kadar masum ve suçsuz ve ne olup bittiğine akıl erdiremiyorken. Şiir, şairi pazara çıkarmalı; ucuza kapattırmalı. Şiir, şairi töhmet altına sokmalı, iftira ettirip ırzı-namusuyla oynatmalı. Şiir, şaire zindanları reva görmeli.

Bütün bu acıları yaşamış veya yaşatmış gömlek, artık görmeyen gözleri, basiretleri açabilir.

Şairin, kana bulanan, arkadan yırtılan gömleği, onun kirli çamaşırı basiretler açar. Korkunç bedeller ödenmiştir çünkü.

Şiir basiretler açmıyorsa, o şiirin şairinin gömleği kana bulanımamış, arkadan yırtılmamış, kuyular, zindanlar dolaşmamış demektir."

Murat Kapkıner
Kimsenin Aklına Gelmeyen 

ÖLÜM SUSTUĞUDUR BİR SEVDİĞİN

Ölüm, sustuğudur bir sevdiğin,
    Biraz uzun...
Sararması bir güzel yüzün,
     Biraz katı...
Günlerin azaltması sevilenleri,
      Biraz hiç yok...
Ölümümüzle kavuşma ümidi,
       Biraz uzak...
Gözlerse billurları düşünülerin,
O çocukluktan kalma türkülerin
Eskidiği gözlerinde, derinde,
Ölüm billurlaşır ölülerin.

Hüsrev Hatemi

AYNALAR VE ZAMAN

erguvanlar geçip gittiler bahçelerden
geriye sadece erguvanlar kaldı

şair! bahçelere özenecek ne vardı?
işte tenhâ her yanımız, hep tenhâ
ne aradık sözcüklerin kuytularında
ne bulduk soldukça çoğalan dilimizde?
Zaman'ın sırı hâlâ duruyor olmalı ki üzerimizde
biz bakınca görünen aynalardı

nasıl var olduysanız öyle kayboldulardı
bir yazın tiniyle bir güzün bedeni
hem birleşti hem de ayrıldı sizde
şair! gördünüz kimbilir kaç aşkın battığını
o derin sulara kapılmış şiirlerinizde...
nedeni, ne kayalar ne fırtınalardı:

kuytulardı, geçip gittiler sözlerimizden
geriye sadece kuytular kaldı

Hilmi Yavuz

ŞİMDİ NEDENSE

şimdi nedense her şeyde
ansızın dağılan kelebek tadı

biliyorsun en bakımlı bahçe
sessizliktir
gülüşler oraya sürgün edildi
acıların kardeş olduğunu
kimse anlayamadı

sevdalarda olsun, ilkyaz ölümlerinde olsun
geçit vermeyen akarsu olmaz
gülün kendini işlemek için
çırağı ya da ustası yoktur

çocuklar! bağışlayın beni
sözlerimi boz üveyiklerin
hırçın tuzuna batırıp bakın
hüzünden daha kötü bir yolaçıcı olabilir mi?

şimdiye kadar olmadı

ama şimdi, nedense, her şeyde
ansızın dağılan kelebek tadı

Hilmi Yavuz

SENİ SELAMLIYORUM

seni selamlıyorum ve yanında oturuyorum
senin ıssızlığında benim kocaman kentim yükselir.

kuş çığlığıysam ya da ot gölgesi şayet
senin ıssızlığında bulmuşum bu gerçeği

yorgun argın, ikircikliğin kör patikalarından geliyorum
doluyum seninle bir ayna gibi
hiçbir şey yatıştıramaz beni
ne kollarının dalı ne teninin ırmakları.

sensiz sönüğüm, gecede bir kentim
sen ışıyorsun
sıcaklığını uzaktan tadıyorum ve kentim uyanıyor
gürültülerle, ikirciklerle, çabalarla ve çabalarının ikircikli gürültüsüyle.

hiçbir şey artık yatıştırmak istemez beni
senden uzak gecede bir kentim ey güneş
ve batımın yakar beni

ben avare bir sabah peşinde dolaşmaktayım.

sen konuşuyorsun ben duymuyorum
sen susuyorsun ben haykırıyorum
benimlesin kendimsizim
ve sensiz kendimi bulamıyorum

hiçbir şey yatıştırmak istemez beni, yatıştıramaz.

kuş çığlığıysam ya da ot gölgesi şayet
senin halvetinde bulmuşum bu gerçeği

gerçek büyüktür bense küçük, sana yabancıyım.

kuşun haykırışını duy
otun gölgesini birleştir gölgenle
beni kendinle tanıştır yabancım benim
beni kendinle birlik et

Ahmed Şamlu

KENDİNİ ÖLDÜREN ADAMIN ŞARKISI

Kendini Öldüren Adamın Şarkısı

Yalnız kalınca beni çarmıha germekti niyeti 
Fakat ben fırsat vermedim 
Dayadım hançeri boğazına.
...
Ne su verdim, 
Ne bir dua okudum, 
Dayadım boğazına hançeri 
Ve uzun bir kısaltmada 
Öldürdüm onu. 

Ona dedim: 
"-Düşmanın ağzıyla konuşursun ha!" 
Ve onu öldürdüm!

Benim adımı taşıyordu 
Ve hiç kimse bana onun kadar yakın değildi, 
Ve beni yabancılaştırdı
Size.

(Kat'-nâme, s. 58)
Ahmed Şamlu

Ol vasf senün külbe-i ahzânun içündür

Âh eylediğüm serv-i hırâmânun içündür
Kan ağladığum gonce-i handânun içündür

Ser-geşteliğüm kâkül-i müşgînün ucundan
Âşüfteliğüm zülf-i perişânun içündür

Bîmâr tenüm nergis-i mestün eleminden
Hûnin ciğerüm lâ’l-i dür-efşânun içündür

Yakdum tenümi vasl güni şem’ tek ammâ
Bil kim bu tedârük şeb-i hicrânun içündür

Kurtarmağa yağma-yi gamundan dil ü cânı
Sa’yim nazar-i nergis-i fettânun içündür

Can ver gönül ol gamzeye kim bunca zamandur
Cân içre seni sakladığum anun içündür

Vâ’iz bize dün dûzahı vasfetdi Fuzûlî
Ol vasf senün külbe-i ahzânun içündür

Fuzûlî

SONRALARI

bir gün benim de ölümüm gelir çatar
ışıklarında bir bahar gününün
tozlu dumanlı bir kışın ya da
haykırışsız şevksiz bir güzün

bir gün benim de ölümüm gelir çatar
birinde bu acı ya da tatlı günlerin
başka günler gibi boş bir günde
gölgesinde bugünün, ayrı günlerin

yanaklarım soğuk mermer
gözlerim karanlık dalanlara dönecek
ben boşalacağım acıdan haykırıştan
ansızın bir uyku beni çalacak

şiirin büyüsünden habersiz ellerim
defterim üzerine usulca süzülür
anımsarım ellerimde benim
bir zamanlar yalazlanırdı şiir

toprak her an beni kendine çağırır
gömsünler beni diye yoldan gelirler
mezarıma bir dal çiçek bırakırlar
ah belki yarı gece o sevgililer

benim hayatımın karanlık perdeleri
benden sonra her biri bir yöne çekilir
benim kağıtlarım ve defterlerim üstünde
tanımadık gözler süzülür

küçük odama adım atar
benden sonra anılarımdan habersiz biri
bağrımda ayna durur
bir tarak bir tel saç bir elin izi

kendimden ürkerim kalırım,
benden arda kalan her şey dağılır
ruhum bir kayığın yelkeni gibi
ufuklarda uzaklaşır, saklanır

günler, haftalar, aylar
birbiri ardınca hızla geçer
dalıp durur yollara senin
gözlerin mektubu bekler

benim soğuk vücudumu ancak
bağrına basmıştır toprak
benim kalbim çürür orada, sensiz
senin kalbinin çarpmasından uzak

sonraları ben adımı yağmur ve rüzgâr
usulca taşın yüzünden yıkayacak
mezarım adsız kalacak yol kenarında
arın, ayıbın söylencesinden uzak.

Furuğ Ferruhzad
-Yaralarım Aşktandır-

Çeviri: Haşim Hüsrevşahi

Bercestelerim