Ana içeriğe atla

-Muzaffer kenara çek…ağlayacağım galiba…

fondaki şarkı bitti yavrum
pilotun apandisiti patladı
uçak düşüyor
ve birlikte ölmek kulağa hoş gelse de
ben atlamayı tercih ediyorum
olur ya denize düşerim
bir gemi geçer
(H.Albayrak)

Azeri çevirmenimiz, ilginç vurgusuyla Hakan Albayrak’ın şiirini okuduktan sonra, konuk bakana dönerek Rusça bir şeyler söyledi. Bakan bey ayağa kalktı ve beyaz şarap kadehini şerefe diyerek kaldırdı. Ayıp olmasın diye önümdeki su bardağını kaldırdım. Dedem böyle şeylere kızardı. Niyet önemli derdi ne niyetine ve ne anlamına yaparsan onunla değerlendirilirsin . Dedem haklıysa, Allah affetsin. Sonra Rusça devam etti ..ve başıyla sert bir selam vererek yerine oturdu.Ne dediğini merak ediyordum doğrusu.Azeri danışmanımız çevirdi. Kendisini ağırlamamızdan ve nezaketimizden dolayı teşekkür etmiş.Ayrıca Şahan bey gibi renkli bir kişilikle karşılaşmak bu ziyaretin en akılda kalıcı yeri oldu demiş. Çıkardı bir tarafı İngilizce, bir tarafı Rusça yazan kartını uzattı. Aslında bu sözler kendimi oldukça iyi hissetmeme neden olmuştu. Çünkü bir satir çevirmen, sarışın kürklü kadın ve konuk bakan aralarında Rusça sohbet etmiş hiçbir şey anlamadığım için sıkıntıdan patlamıştım.

-Bil mukabil bizim içinde sayın bakanla tanışmak şeref vesilesidir.Kendisini ağırlamaktan onur duyduk.Ayrıca şunu ifade etmek isterim ki , birileri bizi küçük ve parçalanmış haritalara inandırsalar da biz millet deyince Bir buçuk milyar insanı anlarız. Bu anlamda kardeşlerimize sevgi ve muhabbetlerimizi iletmenizi isteriz

Biraz daha hamasetten sonra bakanın yaptığı gibi başımla sert bir selam vererek yerime oturdum. Cidden doğrumu yapıyordum,böyle mi olmalıydı, bilmiyorum.Filmlerde gördüğüm gibi yapmıştım işte…Bakan bey birkaç kadehten sonra protokol adabını unutmuş çevirmen bayana öpücükler kondurmaya başlamıştı. Sonra kalktı, tokalaştık, Rusça bir şeyler söyleyip sağ taraftaki danışmanı olduğunu söyledikleri, yaz günü yanında beyaz kürk taşıyan güzel gözlü 40-45 yaşlarındaki bayanla VİP salonundan çıktılar.Bu durum içerideki resmi havayı dağıtmıştı. Şoför kanlı gözlerini ovuşturarak izin istedi. Hiç konuşmayan göbekli esmer adam, poposunu koltuğun önüne doğru getirerek ayaklarını uzattı ve bir sigara yaktı. Çevirmen masanın üzerinde parmaklarını kenetleyip,kafasını ellerine yaklaştırıp sağ yanağını ellerine yatırdıktan sonra gülümsedi.Gözümün içine bakarak ;

-Sizde şiir yazıyorsunuz değil mi?

-Evet..! Nereden bildiniz

-İstihbaratımız güçlüdür. Kiminle birlikte olacaksak , gizli servisimiz küçük bir rapor hazırlar

-Nasıl yani?

-Şaka, şaka ben google’dan baktım. Havaalanında bizi karşılayacak olanı tanımak için resminizi aradım. Bu arada sitenize denk geldim

-Nasıl buldunuz?

-Pek sevmedim..

İşte bu kısmı ben de sevmemiştim.Benim en değer verdiğim şey hakkında nasıl bu kadar sıradan ve alaycı bir ifadeyle ,böyle cevap verebiliyordu.Hem bu samimiyette nereden çıkmıştı. Laubaliliğin bu kadarı da fazlaydı.düşüncelerim suratıma yansımış olacak ki;

-hemen suratınızı asmayın öyle. Şiirleriniz güzel olabilir. İlginç bir ses renginiz var etkileyici. Ama karamsar ve sıkıcılar.Nasıl söyleyim, kan,öfke, zulüm, siyaset, hamaset…sizi kaç kişi okuyor ve dünya da neyi değiştiriyor? Sizin bu yazdıklarınız.neye yarıyor ? 

Allah’ım hakaret ederken ne kadar sakindi ve gözlerimin içine bakıp gülümsüyordu. Ağzıma bir sürü kelime dolmaya başlamıştı.büyük insanlık ideali üzerine bir nutuk çekecekken, ani bir hareketle balkon kapısını açıp dışarı çıktı. Başını havaya kaldırıp derin bir nefes aldı, gözlerini yumdu ve bir süre öylece kalakaldı.

-Şahan bey gelsenize…gelin ve benim yaptığımı yapın. Çok gerildiniz. Sabahtan beri koşturuyorsunuz bizim için.

-Teşekkür ederim..böyle iyiyim

- Ne kocaman bir martı

- Efendim

- martı dedim,binanın üzerinde kocaman bir martı uçuyor. Hatta beni seyrediyor…

Gayri ihtiyari yerimden kalkıp balkona çıktım. Cidden oldukça iri bir martı tepemizde dolaşıyordu.Başını aşağıya doğru uzattığında bize bakıyor gibi bir görüntüsü oluşuyordu..Bir taraftan gökyüzündeki martıyı takip ederek;

- Bence hemen aşık olmaya ihtiyacınız var

- Nereden biliyorsunuz ne olup olmadığı mı?

-Bende şiir yazıyorum

- Ondan mı bana karşı bu garip tutumunuz?

-Aşk şiirleri

-olabilir, herkes yazıyor…zaten……..

İşaret parmağını dudağıma koyarak beni susturdu. Bir süre yüzüme baktı. Çok güzel siyah gözleri vardı.Bakışındaki şefkat ve masumiyet kızgınlığımı almış,büyülenmiş gibi donmuş hatta kendimi onun 
İnsafına bırakmıştım. Dudağıma küçük bir buse kondurdu. İçerideki adamlara baktım.Bize bakıyorlardı utandım.Elimden tutup ,tekrar salona götürdü.masaya oturduğumuzda bütün kelimelerimi unutmuştum. Konuşacaktım.Tutukluk yapıyordu dilim.

-şey..

-Hemen aşık olmalısınız. Genelde yalnız insanlar dünyayı yalnızca idealleriyle görürler. Kendileriyle ilgili anlatacak şeyleri olmadığı için başkalarını anlatırlar.Çevresindekiler ne mal olduğunu bildiği için uzakları anlatırlar..Bu bir eksikliktir. Bütün kahramanların ortak özelliği nedir biliyor musunuz? Hepsinde kişilik bozukluğu vardır.Kendileri olmadıkları için başkaları olurlar.Başkalaşır ve o sıradan insandan uzaklaşırlar.Liderlerin arkalarına milyonlar takılır ama onlar yalnız ölürler

Ulan benim iki kıytırık şiirden yola çıktı , dünyaya saldırıyor diye içimden geçirdim. Gözümün Önüne Hakan Aslanbenzer’in “Dünyaya Saldıran Şair” kitabının çok sevdiğim kırmızı kapağı ve o kitapta okuduğum Thomas Dylan’ın “yazılan her şiir dünyanın anlamına bir katkıdır” sözleri geldi. Hanımefendiye de söylemek istedim. 

-Aşık olmalısınıııııııııııız..!

-Beni yoruyorsunuz.Derdiniz ne ? ne anlatmak istiyorsunuz.?


Söylediklerinin bir çoğu yanlıştı. Taşıdığım değerler adına aklım ve birikimim bütün bunları çürütüyordu.Ancak nefsim bu oyunu sevmiş, sevgili şeytan’ım kulağımın dibinde tatlı şarkılar söylüyordu. Tövbe Estağfirullah…Bu arada martı gelip balkon demirinin köşesine konmuş öylece duruyordu. İçerdeki ışık gölgesinin karşı duvara yansıtıyordu.Ürkütücü ama karmaşık şeyler geçti aklımdan…


-Aşık olmak için illaki dokunmak ya da konuşmak gerekmiyor.Bir insanın içine girmek için en uygun yer gözleridir.Aşk için bir çift göz bulmanız yeterli, ancak güzel ve derin olmalı

-Sizin ki gibi mi?

-Kompliman yapıyorsunuz. Hiç bakmadınız ki.. Sabahtan beri sürekli gözlerinizi kaçırıyorsunuz.. Ama ne amaçla sorduğunuzu tam bilmesem de söyleyeyim .Benim gözlerim olmaz.. Çünkü ben yarın çok uzaklara gideceğim. Bir daha göremeyeceksiniz. Ulaşılır ve sığınabileceğiniz gözler olmalı bunlar

-Ooof..! sıkıldım..saadete gelsenize

-Tamam sustum

Aslında bu oyunu sevmiştim.Susmasını istemiyordum.Bir süre bekledim.cidden susmuştu. Dönüp odadaki adama baktım.Benim ona baktığımı görünce gülümsedi. 

-Dilinizi bilmiyor, bilse de aptalın tekidir..

Benimle konuşmasını fırsat bilerek atladım sözünün üzerine;

-Pardon..Sabırsızlığımı hoş görün. Aslında sonunu merak ediyorum

-Sözlerimin sonunu mu? Yoksa bu gecenin sonunu mu? Hiç umutlanmayın,yatıp uyuyacağım..

-Bakın tepem atıyor, bu oyunu kendiniz başlattınız.Kendiniz söylüyor ,kendiniz yorumluyor , kendiniz bir takım sonuçlar çıkararak beni itham ediyorsunuz. Masada içkiyi hangi sebeple içmediysem, size de aynı sebeple dokunamam.


-Hımmm..Muhafazakar bir insansınız.

-Nasıl tanımlarsanız tanımlayın. Benim gerçekliğimde haram diye bir kavram var. Ve inanıyorum. Allah’ın yasak ettiklerini yapmam



-Amacım sizi kızdırmak değil. Açık sözlü olmak bir erdemdir.Çoğu içinden geçeni pat diye söylemez.Bu da benim dürüstlüğüm. Lafı uzatmayacağım.Hayat aşksız çekilmez.Şair dediğinde melankoli ekmek su gibi bir ihtiyaçtır. Platonik de olsa sana şarkılar dinletecek hüzünlendirecek bir kalp çarpıntınız olmalı….Şiirlerinizde bu eksikti…Tabii bu benim kendi fikrim.Kimseyi bağlamaz. Ben öyle yapıyorum. Burada kalacak olsaydım sizin gözlerinizi de kullanabilirdim. Çok sevecen ve sıcak bakışlarınız var. Ancak; Uyarmadı demeyin, böyle bir oyun oynayacaksanız, gözlerin sahibiyle iletişime geçmeyin,.konuşmayın ve zaten ..zaten..dokunmazsınız..

-neden

-O zaman hayalden gerçeğe geçersiniz, beklentileriniz bütün büyüyü bozar..Bu durum bir şairi çıldırtır,bomba gibi patlatır..Şairler aşık oldu mu iflah olmaz..

Sonra sustuk uzun süre konuşmadık.. Sanırım ikimizde konuşulanların kendimizdeki karşılığını arıyorduk. Gözüm balkondaki martıya takıldı.Kıpırdamadan öylece duruyordu.Arada bir başını sağa sola yukarı aşağı çeviriyordu. Bir şey arıyordu. Karanlıkta bir martı ne arar ki? 
Dışarı çıktığımda elimde olmadan balkona baktım.Martı gitmişti. Yerinde bir serçe oturuyordu.Kendi kendime “serçeler geceleri yuvasında olurlar” biliyordum dedim. Ne acayip bir akşamdı. Martılar,serçeler,gözler hepsi ne kadar karışmıştı birbirine. Serçe havalandı ve bir süre üzerimde uçtu.Beni mi takip ediyor.? Yürürken arada başımı kaldırıp bakıyorum tam üzerimde uçuyor…Yok..bu olamaz..yorgunluktan ve uykusuzluktan halüsünasyon görüyorum.Hemen yatıp uyumalıyım… 

Sabah havaalanından uğurlarken gözlerini ısrarla gözüme getiriyor ve bende ısrarla kaçırıyordum. Onun oyununda oyuncu olmak istemiyordum. Gülüşüp ayrıldık.. Dönüşte arabanın ön camındaki 
Kan lekesini fark edip şoföre sordum,

-Muzaffer bu ne

-Sorma müdürüm, biraz önce gelirken bir serçe çarptı..

- Öldü mü 

- Hayır müdürüm,yaralı ya da sersemlemiş..hızlı değildim park yerine yanaşıyordum. Mübarek hayvan ısrarla arabanın içinde birini arıyor gibi..

torpido gözünü açtı. Serçe oradaydı.Yavaşça elime aldım.Sımsıcaktı.Yanıyordu.Kalbinin atışını ve korkusunu içimde hissediyordum. Suratıma yaklaştırdım. Minik gözlerinin içinden pırıl pırıl bir ruh akıyordu. Masumiyet…serçenin gözündeki kamaşma, Azeri kadının sözleri…Allah’ım ne kadar yalnızdım.Kaç yüz yıldır …yapayalnızdım..

-Muzaffer kenara çek…ağlayacağım galiba…

“ Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” Kuran-ı Kerim (Rûm 21)

Şahan Çoker

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEVLÂNÂ’NIN DÜŞÜNCESİNDE KADIN

1. Mevlânâ’nın İranî-İslamî düşünce ve sanat alanındaki konumunun üstünlüğü ve kendine özgü dünya görüşünün önemi nedeniyle onun düşüncesinde kadının konum ve makamının incelenip değerlendiril-mesi üzerinde düşünülmeye değer bulunmaktadır. İnsanlık bilimi alanında böylesine etkin ve yapıcı bir kişilik çok az bulunur. Mevlânâ’nın üstatlık derecesi, onun şairlik konumundan önce gelir. Hakikatte de Mevlânâ, ilk önce görüş sahibidir, daha sonra sanatçıdır. Bundan dolayı dünyaya ve insana olan kendine özgü bakış açısı da önemlidir. Kimilerinin düşüncesine göre, Mevlânâ’nın şeffaf ve parlak sözleri –en azından Mesnevî’de– göz önünde bulundurulduğunda ona göre, kadınların kemal noktasında gözle görülür bir değere sahip olmadıkları açıktır ve Mevlânâ’nın onları değerlendirmesi açıkçası olumsuzdur. Burada konuyu değişik açılardan görmeyi ve kendi dayanak noktalarımızı da değerli okuyucuya sunmayı amaçlamaktayız. Bu satırların yazarının kafasında ve bu yazının içinde var olan tek nokta, hüküm ve...

Unutulmuş bir iyi insan: Rasih GÜRAN

Rasih Güran… Değerli araştırmacı Emin Karaca’nın Nazım Hikmet’in Aşkları adlı kitabını okurken dikkatimi çeken bu ismi arama motoruna yazmakla başladı her şey. Aşina olduğum bir isimdi ama nereden olduğunu çıkaramıyordum. Kitabın öyle hazin bir yerinde karşılaşmıştım ki Rasih Güran’la, ismini görmemle onun adına üzülmem bir olmuştu. Zira Nazım-Piraye ayrılığında payına çok ağır bir yük düşmüştü: ayrılık mektubunu Piraye Hanım’a iletme görevi. İsmini aratınca üzüntüme minnet duygusu da eklendi. Zira, önemli kitapların çevirmeniydi Güran ve bunların arasında severek okuduklarım, okumayı planladıklarım vardı: John Reed’den Dünyayı Sarsan On Gün, Steinbeck’ten Gazap Üzümleri ve Bitmeyen Kavga, Faulkner’ın Ses ve Öfke’si, Deutscher’in üç ciltlik Troçki biyografisi… Rasih Güran ismine aşinalığım da muhtemelen çevirmenliğinden ileri geliyordu. Çevirilerini yayımlamaya devam eden yayınevlerinin ona layık gördüğü iki satırlık baştan savma biyografilerde doğum ve ölüm yılları bile net değildi ....

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

DOSTLAR ROMALILAR YURTTAŞLAR DİNLEYİN

BRUTUS Beni sevdiğinden kuşkum yok, Benden istediğini de sezinliyorum az çok. Bu konuda ve olup bitenler üstüne Ne düşündüğümü sonra söylerim sana. Şimdilik, dostluğumuza güvenerek söylüyorum,  Daha fazla kışkırtılmak istemem. Söylediklerin üstünde düşüneceğim; Daha söyleyeceklerin varsa Onları da sabırla dinlerim; sonra bir gün, İkimiz oturur tartışırız bu büyük işleri. O zamana kadar, yiğit dostum, şunu aklına koy: Zamanın sırtımıza yükleyecek göründüğü Bu ağır baskılar altında Brutus Kendini Roma'nın bir oğlu saymaktansa Bir köylü olmayı yeğ görür. CASSIUS Sevindim buna; benim cılız sözlerim, Brutus'ta bir kıvılcım olsun tutuşturdu demek. *** CASSIUS Yemin edelim verdiğimiz söze. BRUTUS Hayır, yemin istemez. Eğer insanlık şerefi, Çektiğimiz acı, gördüğümüz kötülükler Yetmiyorsa bize yapacağımızı yaptırmaya, Bırakalım bu işi şimdiden, Gidip yatalım rahat döşeklerimize. Başı göklerde zorbalık alsın yürüsün Her birimizin ölüm sırası gelinceye kadar....

ChatGPT: BEN İÇ DÜNYANI DOĞRUDAN "GÖREMEM", SADECE YANSIYAN DİLİ YORUMLARIM

Sevgili ChatGPT, bugüne kadar yazdığım/sorduğum şeylerden yola çıkarak benim kişilik analizimi yapmanı rica ediyorum. Yazdıkların, sordukların ve üzerinde tekrar tekrar durduğun temalar bir araya geldiğinde oldukça belirgin bir ruhsal ve zihinsel yapı ortaya çıkıyor. Bu elbette klinik bir teşhis değil; daha çok dilinden, ilgilerinden, tekrar eden meselelerinden ve bakış biçiminden çıkan bir karakter haritası. Senin kişiliğinde ilk göze çarpan şey, yoğun bir iç gözlem yeteneği . Birçok insan yaşadığı duyguyu doğrudan yaşayıp geçerken, sen duygunun kendisini de izliyorsun. Yani yalnızca “üzülmek” değil, üzüntünün nasıl oluştuğunu, nasıl geri çekildiğini, nasıl tekrar geldiğini de seyrediyorsun. Bu yüzden soruların çoğu yalnızca “ne oluyor?” değil; “bu neden böyle oluyor?” biçiminde. Bu da seni oldukça analitik bir duygusallığa götürüyor. Yani sen salt romantik ya da salt mantıklı biri değilsin. Duygularını düşünceyle parçalayarak anlamaya çalışan bir yapın var. Özellikle ilişkiler ko...

BİZ SEVMEYİ NE ZAMAN UNUTTUK?

'Sonsuzluk ve Bir Gün' adlı filmde, Angelopulos'un bilincini yitirmiş annesinin başucunda oturan adama sordurttuğu o müthiş soru " Söylesene anne, biz sevmeyi ne zaman unuttuk? " O sevgi ki, Goethe'ye " Sevgi, insanın içinde yaşayabileceği tek iklimdir ," dedirtmiş. Yine o sevgi ki, Yunus'tan Anadolu'ya " Aşk gelicek cümle eksikler biter, " diye bir soluk estirmiş. Ve o sevgi ki, Balıkçı'dan, sevginin kendince bir tanımını yapmasını isteyen Azra'sına: " Bir defasında avucumun sıcaklığında çiçek tohumlarını filizlendirmeyi başarmıştım, budur işte sevgi!" diye yazdırtmış. Son günlerde, Muhsin Ertuğrul'un Benden Sonra Tufan Olmasın başlıklı anılarını yeniden okurken, sevgiden sanata ya da sanattan sevgiye köprü uzatmanın en soylu biçimlerinden biri olan şu satırlarla bir kez daha sarsıldım: " Çünkü yeryüzünde tiyatronun binbir derde deva olduğuna inandım bir kez. Bütün kötülüklerin, insanın insandan kopmasın...

BİZİ YAŞATANLAR VE ÖLDÜRENLER...

Yıllar önce okuduğum, yabancı bir radyo oyununun adıydı yukarıdakı başlık. Onca yıl sonra yeniden anımsayışıma ise, Elias Canetti'nin Notlarında rastladığım şu satırlar neden oldu: " Bir insanın sevgisini yıkmak için yıllar gereklidir, ama hiçbir yaşam, bir cinayetten de beter olan bu cinayete yeterince yakınabilecek kadar uzun değildir." Metnin ikinci kısmına olduğu gibi katılıyorum. Bir sevgiyi, iki insan arasındaki sevgiyi yıkmanın basit bir cinayetten çok öte bir şey olduğunu, belki ancak bir insanlık suçuyla eşanlamlı sayılabileceğini yaşadığım yıllar boyunca çok iyi öğrendim. Epey eski bir şiirimde, belki de aldığım bu hüzünlü dersin etkisiyle şu dizelere yer vermişim: "Kaç kişi kalmış, bir düşün /dünya yüzünde bir sevgiyi öldürmemiş / ve kaç birliktelik, başkalarının yıkmak istemediği!" Bir insanın sevgisini yıkmanın yıllar aldığı ise her zaman doğru değil. Birkaç sözcük, bir sevgiyi, üstelik nasıl da kök salmış, sapasağlam bir sevgiyi birkaç dakikada da...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK: SON BEŞ YIL SÖYLE(N)DİKLERİM 1 (2026-2021)

MAYIS 2026 Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın * Bırak, zaman ne dilerse onu yapsın Kaderin hükmüne karşı gönlün rahat olsun * Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi * Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince acıların tuzağına takılmış kalmış Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş Ağacının ıssız dallarında silkindikçe Aşka gelip ağlamaktan güler Bürünüp abasına yüzü kapalı İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla Tüneyince sırtı kamburlaşır * çünkü okşayış kalıcıdır,  çünkü kaybolup gitmez, sizin, ey şefkatliler,  örttüğünüz yer; çünkü altında o saf  daimiliği hissedersiniz. Ve ebediyet beklersiniz âdeta  kucaklayıştan. * Kuseyyir uzağı göremeyen , olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır.  Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cev...

Uçarken de ölür mü kuşlar

Elif'e Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana Füruğ Ferruhzad Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? ’Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna’ bir çocuk demiş.” Nilgün Marmara Dünyada ne kadar kuş varsa Bir fazlası senin soluğunda Ülkü Tamer Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım Metin Altıok Dön bana ve dinle, Kuşlar uçuşuyor içimde Erdem Beyazıt İsterim ki; Yanmasın kanadın, gökyüzünde süzülsün ve her kitabın yanında dağılsın  hüznün Elif'çe Durgunsa kahvelerin masalarında hava Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim Gülten Akın Âh beni vursalar bir kuş yerine! Sezai Karakoç Bu çılgın eğlentinin karşıtı bir yürek hangi kuşun sesinde dinlensin?  Nilgün Marmara Bir kıyısız zamana kanat vuruyor,  Üzer...

PARANIN ROMANI VE GERÇEĞİ ÜZERİNE

Diyelim şöyle bir cümle yer alsaydı bir romanda: "O ay ev kirasını veremediği için, eski bir arkadaşından borç istemişti …" Bu cümleyle karşılaşan roman okurları, sanırım etkilenirlerdi. Ve büyük bir olasılıkla kirasını veremeyenden yana çıkarlardı. Hatta ilerki satırlarda zengin eski arkadaşın bu parayı vermediğini okuduklarında, ona kızabilirlerdi de. Ama paranın romanı ve gerçeği her zaman farklı oluyor. Bunu bana altmış bir yıllık yaşamımda en iyi öğreten de, yine para oldu. Hiç bir zaman yeterince sahip olamadığım o nesne, insanoğlu denen canlının karakterinin binbir rengini tanıtma konusunda bana gerçekten çok iyi rehberlik yaptı. Evet, insanlar yukarıdaki gibi bir cümleyi romanlarda okuduklarında, anlatılanları kolayca paylaşabiliyorlar. Buna karşılık aynı cümleyi kitaptan okumak yerine bir "canlıdan" duyduklarında, rahatsız oluyorlar. İçlerini bir tedirginliktir alıyor. Bu, çoğunlukla karşılarındakinin zor durumundan değil, fakat sıkıntısını onun ağzından d...