Ana içeriğe atla

Cam Fanus

Ne gidecek yerim var,
Ne gelecek kimse bana
Tarih, git diyor, sonuma git
Git de bul seni sen yapan kaderi
Bulmak, cama yansıtmakmış gölgeni

Çocukken öğrendiydim, hayat bir yılandır
Şimdi sergiliyorlar bir yılan gibi camekânda beni
Atamdı Gılgameş,
Onun heves diye bıraktığı ölümsüzlüğü ararken
buldum yılanı
Herkesin öyküsüyle buluştuğum andır bu an
Şimdi ne gidecek yerim var
Ne gelecek kimse bana
Oysa herkes burada

Nefesimden kalan buğuyu silerken bulduğum ayna
Bir bilmeceyi soruyor bana
şu görünen sen misin, herkes mi?
Sorgucularımın sorusu mu zordu
Ağlayan kadınlarda sızlayan ölülerin acısı mı?
Adına tarih denen yansıda
Herkesin katil olduğunu bilmektir acı
Sevindim buna sanırsanız yalan
Üzgünüm dersem eksik
Üzgünüm uğultusunu ancak kendinin duyduğu
Metruk bir değirmek olmaktan
Beni ben öğütebilirim ancak ve zaten
Takvime mezrası viran
Bir höyük olarak yazıldım
Ağır ceza saçma bana, ben orda kaldım

Zaman bendine takılmış kuru çöp nedir ki
Suya düşerken herkesin sarıldığı
Kan ırmağında bir karamuk dalı
Oluşundan bugüne gözyaşıyla sulanan
Dağdan kopan çığın kıra kıra savurduğu
Aşındım kayalara çarpa çarpa gövdemi
şimdi bir âsâ kadar yaşlıyım
Sizi duymam imkânsız, siz bugünsünüz
İmkânsız beni duymanız bu farfarada
Hayat denen şu günden artık çok uzaktayım
Neyim ki ben, fanusta bir tarih boğulmakta

Hayat diyorum, sanki bir hayatım olmuş gibi
Çocukluğum alıç dikenlerinin arasında bir yuvada
kalmış
Kimseyle tanışmadım habis akbabadan,
Hayta leylekten başka
Yaban armutlarının tadı kadar buruktu hayat
Geçtiğim yollarda tarihin cesetlerinden çit
yapmışlardı
Tutunacak bir renk aradım çiğnediğim ekinlerde
Bir nefes olsun aldırmadı beni sürükleyen rüzgâr
Rüzgârı çağırın sanık sandalyesine
Yanıbaşımda biri daha olmalı
Suça denk bir sanık daha

Kızıldan ve sarıdan oluşan dünyada
Aklımı yarama sürdüğüm ak sütleğenden bıraktım
Ne vardı onda ki yaradan sızan kan öfkeden
yeşil kabuk bağladı
Derin yeşil bir çıban
Kim öfkesiyle övünebilir çocukluk anılarında
Bir çocuk benden daha bilgedir hayat dersinde
Onun elinde oyunu bırakıp eve gitme gücü var
Kumu mağma yapacak nefesi duruyor ciğerlerinde
Bakmayın ajansların kapınıza bıraktığına
Toprağından koparılmış bir karamuk dalının ukdesi
Başka ne vardır durmadan dalayan içimizde

Oturduğum yerden kalkıp kalktığım yere
oturuyorum
Ertelenmiş hayat budur,
tarih bitmemişse budur yırtılan sayfa
Kapatılsa da, oturur kalkar bir daha, bir daha
O’yum ben, kederi tarihe gömülmüş her şey
Nehre bırakılmış sepette bir bebek de olabilirdim
Yıllar sonra karşınıza çıkan ve size suçunuzu
ağlayan
Ahaliye ibret yazılmış bir yılanın o çocuktan
farkı ne
Zehrimde ölüm denen acıya ilaç gizlidir
Bunları konuşuyorum kendime
Bunları dinliyorum kendimden
Beni bana geri vermiyor ceza
Kendime biçtiğim kefeni dikiyorum
Cesedim akbabaya kalsın
Ölmeliyim ki başlasın leylekten başlayan hayat
şu çocuk alıç dikenlerinden insin artık yeryüzüne
Kopup dağlardan, asılı dalından
İnsan denizine karışsın diye.


Mahmut Temizyürek

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dedim ki, güneşe dönen bir çiçeğim

nedir dostluk? ikinci bir güneş. Adonis Her akşam , aynı yer, aynı saatta, Güneşten eşyama düşen bir çubuk; Yangın varmış gibi , yukarı katta, Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk ! Necip Fazıl Kısakürek umut kesilmiyorsa dostlarım kesip barikatlar kurarak kangrenli gövdemizden şurda güneşe ne kaldı İlhami Çiçek Neresi yurdum? Güneş belki de. O hep duran. Çocukluğumu tanıyan eski dostum kaplumbağa. Bejan Matur Sanma ki derdim güneşten ötürü; Ne çıkar bahar geldiyse? Bademler çiçek açtıysa? Ucunda ölüm yok ya. Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten. Güneşle gelecek ölümden? Orhan Veli Saçı siyah salkıma benzeyip; Sanki taç gibi parlıyor, Güneşin ateşiyle yıkanıp, Doğrulardan geliyor, Yunus Emre Dünün sonsuz gönlünden, Ölen bugün yine yaşar, Doğacak başkası yeniden. Güneş yok olursa eğer, Yunus Emre her akşam tufanında harap oldu güneşim gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm Nurullah Genç Yaşam, belleği icat etmekle gaddarlık etm...

Mandan Hoca'dan günümüze OF'Lİ HOCA: İronik Şablonun Ötesi

“Oflu Hoca’lar, Kur’an Kursları gibi faaliyetlerle İslam’ı o bölgede canlı tutmuşlardır” Prof. Heath W. Lowry İnsan topluluklarının yaşadığı yeryüzünün her coğrafî karesinde ayrı bir insan ve kültür tipi oluşmasına ve her birinin diğerlerinden farklı yapısına rağmen öne çıkan, ilginç tipoloji oluşturan insan tiplerinden birisi de Of’a mahsustur. Of’un belki de Trabzon kadar eski tarihi; insan yerleşimlerinin ve kültürünün tarihî süreçte zenginleşen muhtevasından izleri günümüze kadar taşımıştır. İnsanın olduğu her yerde onun hayatla olan ilişkisi coğrafya ve diğer unsurlarla olan etkileşimi sonucu kendine özel yerel bir kültürün ortaya çıkmasını sağlamıştır. En mühimi de bu kültürü yansıtan insan tipinin kendine özgü karakteristiğidir. Of’un Trabzon’un genel insan karakteristiğinin bir yönünü yansıtan yüzünün belirgin tiplerinden birisi Oflu Hoca’dır. Yani Of’ta yetişen, Of’un yetiştirdiği ve ülkemizin her ilinde, her ilçesinde, birçok köyünde, hatta yurtdışında bile adı ve muht...

Şiirde Açan Gelincik Çiçekleri

Hayat hikayem mi? Tarlaların kıyısındaki gelincikler. Süreyya Berfe sandınız ki haz içindeydim şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik tasasız yaşayıp gidiyordum; dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların uzun saplı gelinciklerin donattığı yaz ırmağı kıyılarında yalıncak! Ahmet Uysal Bir sap gelincik iki taş arasında Bulmuş da boyunu uzatan hızı, Sallanır durur çiçeğiyle rüzgarda; Bütün gelinciklerden daha kırmızı… Metin Altıok Senin resmini yaparken Parlak kırmızıyla laciverti Birbirine karıştırıyorum. Söyle bana ey gelincik Toprakta ne al, ne lacivert, Ne kırmızı, ne de sarı varken Sen nasıl boyuyorsun böyle Çiçeğinin yapraklarını?.. Nakagawa Kazumasa gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelin...

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

“Yanımda yürüyordun, bir düşünsene yanımdaydın.”

 “Yanımda yürüyordun, bir düşünsene yanımdaydın.” “Dünyanın herhangi bir yerinde benim ihtiyacımı karşılayabilecek kadar çok sabır var mıdır Milena?” “Milena, Milena, Milena bugün başka bir şey yazamıyorum. Ama yazacağım. Bugün Milena, endişe, bitkinlik ve sensizlik var (sonuncusu yarın da olacak).” “Bu mektup alışverişi artık sona ermeli Milena, insanı deliye döndürüyor, birbirimize ne yazdığımızı, ne cevap verdiğimizi bilmiyoruz ve sürekli bir tedirginlik içindeyiz. Seni çok iyi anlıyorum, gülümsemeni de görüyorum, gülümsemen ve kelimelerin arasında mektuplarını didik didik ediyorum ama sonuçta tek bir kelime, benim temel özelliğim olan tek bir kelimeyi duyuyorum: Korku…”  “Bu mektupların önünde sonsuz bir mutlulukla oturabilirim, o mektuplar yanan başım için yağmur taneleri gibidir. Ama ne zaman diğerlerinden daha fazla mutluluk vermesi gereken mektuplar gelse Milena, hani şu ünlemlerle başlayan, bilmediğim korkunç şeylerle biten, o zaman alarm zillerinin tit...

Ayrılık Derdindeyiz Sevgili

Ayrılık derdindeyiz sevgili Bulut değdi gözüme Gölgelendi dünya Bir yağmur damlası aradı gözlerim Bulutun yüreğinde bir yağmur damlası aradım Güneşin sarısını hapsetmiş içine bir yağmur damlası Bir yağmur tanesinde umudum İçine aydınlığı nakşetmiş Bir serin pınar Bir derin huzur Bulutlandı dünyam Kara bir güne açtım gözlerimi Karanlıklar içinde Bir öfke aradım Bir yıldırım Gürültülü Öfkesini sesine katmış bir yıldırım aradım Bir şimşeğin hızını aradım bulutun yüreğinde Karanlığı yırtan bir şimşek aydınlığı Teslimiyet yok ayrılığa Yenilmek yok hasrete Karanlığı yırtacağım Ayrılığı gömeceğim bulutun karanlığına Bir şimşeğin yüreğine akıp Bir yağmur damlasına gireceğim Bulutun gölgesi arkamda Aydınlığa Senin sevdanın aydınlığına koşacağım sevgili Bir yağmur sonrası Gökkuşağı armağanı olacak savaşımın Sen olacaksın gökkuşağının yüreğinde Bulmak için seni sevgili Başkaldıracağım bulutun gölgesine Başkaldıracağım bulutun karanlığına Sana sarılmak için sevgil...

ÖLDÜRMEYECEKSİN

yaralanabilirliğimle karşındayım yasımın kederiyle korkuyorum İbrahim gibi şiir mırıldanıyorum dua niyetine kabul olur mu bilmeden bir tüy gibi yükselmek isterken o zaman su yutsun beni mesafe kalmasın gölgemle aramızda rüzgâr ağaçsız bıraksın iyi bir anı aramaktan vazgeçsin hafızam yatışmayacak içim nasılsa kırılırsam şiddetine yutulursam bakışın yaralı benlik; yaralanabilirlik yüzü hatırlamak yetmez bana karşılaşma gerek yüzünle başlayıp okumaya yüzünde anlam biriktirmek var bu içinde senin zulmedensin kahharsın uçurum korkulu patikasın askıya alınanım ben hayatla aranızda kızkardeş Antigone düşünde konuştu: varlık, evinde uykuya çekilmeli çürümeye bırakılan yalnız bir ceset değil o bunu bildi, böyle direndi ara bölgede, askıda incinebilirliğimiz yüz hep hatırlatır öldürmeyeceksin! yüzün hatıra sandığımdır. Asuman Susam

Sadece güllerle söyleşiyorum derdimi

Güvercin Gerdanlığı Twitter Arşivi Ocak/Nisan - 2012 Ocak 2012 Geçmişte saplanmış yaşamayı, sürekli intihar etmeye benzetiyorum. Yeni ama sadece bir günlük bir hayata uyanma arzusuna... (Markar Esayan) 'Bulunursa, oğlumun kemiklerinden bir tanesini koynumda taşıyacağım; onun kokusunu o kadar özledim ki!' (Bir Kürt anası) 29 Ocak 2012 Güçlü imgelerin de travmalar gibi hafızamızda, kalplerimizde derin yarıklar açtığını biraz şaşırarak hatırladım. (A. Esra Yalazan) Uludere'de tek ayağında ayakkabısı tek bacağı kömür olmuş çocuk resmini görünceye kadar ağlamadığım için de kendimden tiksiniyorum. Ş.Yaşar Televizyonlarda bize parmak sallayan generallerin sadece bunun için bile yargılanması gerektiğini düşünüyoruz. (Şükran Yaşar) Ayrılmanın da bir adabı var. Serdar Kaya "'Hayata dönüş operasyonu' aklıma geldikçe; içimden devleti temsilen birini ısırmak geliyor." "sen burada olmadığında burası çok yalnız/ şarkı söylemeyen bir kuş gibi "...

6666. Paylaşım

Derin Kesik 1. Sitem de cana böyle mi batarmış Giyindim oturdum sesini çın çın. 2. Yazmasaydım Borçlu ölürdüm aşka. 3. Öyle çok güldünüz ki Geceyi bozdunuz. Sizin hüznünüzü de Korumak bana düştü. 4. Gözlerine tek nokta siyah düşmesin diye Işıttım geceyi sabaha dek gövdemle. 5. Bir tek ben bilirim değerini Ağzından ağzıma akan sözlerin. Kim neyi susarsa canımda gölleniyor. Bu aşkı ben senden sonra da söylerim. 6. O kadar doğru konuşuyordu ki Hülyası kalmadı hiçbir şeyin Kalktım yapacak bir yanlış aradım. 7. Hepsinin de gözü dışarda Bu kadar özenme evlere Yoksa neden bunca pencere... 8. Yaşlı adam, yaşlı çocuk, yaşlı kız Savaşın sağladığı eşitlik! 9. Sorularının yanıtını bilseydim Şiir yazmazdım. Git sende herkes kadar Payını al güneşten. 10. Bir halkın vicdanıyım ben Koroya karşı en güzel şarkı. 11. Bir sarkaçsın, dedi Yapıp yıkan Yapıp yıkan. Beni anladı ve gitti. 12. Yakın olan her şeyi sıkıcı yapan Ey uzak zamanlar Her yerd...

Kocaman Bolu

Kuşlarda ses yellerde ses, dağda ses, Bir türküdür aramızda akan şey. Toprakların birliğini demez mi Ayvaların sarılığı kardeşim? Burda duyduğum duyduğum Nane kokusu kokusu. Hadi beni sevmediniz Getirdiğim maviliği alsanız ellerimden. Fazıl Hüsnü Dağlarca